İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesiyle Tunç Soyer, cezaevinden bazı açıklamalarda bulunarak, yeniden gündeme geldi. Kamuoyunda ve TV programlarında da Soyer’in tutuklu olmasının nedeni ve ‘ihbarcı olarak tanımlanan Cemil Tugay’ ifadeleri yeniden konuşulmaya başlandı. Bu tartışmalara sizin bakış açınız nasıl?
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesinin tartışmaları devam edecek ve İzmirli’nin ilk seçimlerde tavrının nasıl olacağını göreceğiz. Son yaşanan bu olayda, benim farklı bir konu dikkatimi çekti. Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinin ardından sanki sihirli bir el değdi ve adeta Tunç Soyer’i aklama kampanyası başladı. Bunu en başta açık ve net olarak söyleyeyim, şu anda tutuklu olmasına neden olan konu yargıdadır, kararı da yargı verecektir. Ayrıca altını daha da kalın çizgilerle çekerek belirtmek isterim, kimsenin tutuklu olarak yargılanmasını da istemem, sevinenlerden de nefret ederim. SUÇLULUĞU KANITLANMADAN KİMSENİN DE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KISITLANMASINI İSTEMEM.
Ben, burada İzmir’de Tunç Soyer’in 5 yıllık belediye başkanlığını eleştirmek ve nasıl bir Soyer belediyeciliği yaşadık, onu hatırlatmak için söyleşiyi yapıyoruz.
Ulusal ve yerel medyada birkaç akşamdır dikkat ediyorum, Tunç Soyer’i Cemil Tugay’ın ihbar ettiği söyleniyor. “Cemil Tugay’ın yerine Tunç Soyer bir dönem daha devam etmeliydi, Soyer’in hakkı yendi, çok iyi bir belediye başkanıydı, şu anda hapiste ve ihbarcısı da Cemil Tugay” şeklinde söylemlerde bulunuyorlar. Şimdi bunu da bir kenara koyuyorum. Cemil Tugay bu konuya ‘Ben ihbarcı değilim’ diyerek birçok defa belgelerle cevap verdi.
“TUGAY ÜZERİNDEN HİÇ KİMSE SOYER’İ AKLAMASIN”
Esas benim dikkatimi çeken, muhalif kanallardan bir tanesinde şöyle bir cümle sarfedildi; “Ben Tunç Soyer’i ve ailesini çok yakından tanırım. Beraber yemek yemişliğimiz var” Tunç Soyer’in çok iyi bir belediye başkanı olduğunu, hakkının yendiğini, İzmir’de bir dönem daha devam etseydi çok farklı olacağını anlattı. Zaten, ‘Ben oturdum, yemek yedim” dediği zaman onun nasıl bir gazeteci olduğunu anladım. İzmir’e gelip de yemek yiyerek, bu şehri anlamak ve yazmak olmaz. İzmir’in Tunç Soyer dönemini anlatacaksan, önce İzmir’de yaşaman lazım ya da bu şehirde yaşayanlarla Soyer’in nasıl bir 5 yıl başkanlık yaptığını konuşacaksın. Kimse Tunç Soyer’i Cemil Tugay üzerinden aklamasın. Tunç Soyer bir melek olmadığı gibi, bulunmaz hint kumaşı da değildi.

SOYER’İN KÖTÜ BELEDİYECİLİĞİ ARŞİVLERDE MEVCUT
Soyer döneminin bütün rakamları, verilen sözleri ve nelerin gerçekleştiği arşivlerde mevcuttur. Arşivleri kimse yok edemez, kimse de gizleyemez. Gerçekleri görmek istiyorsak hafızalarımızı tazelerken, arşivlere de bakmak zorundayız.
-Aziz Kocaoğlu, neredeyse borçsuz bir belediye bırakırken, Soyer inanılmaz borçlu bir belediye devretti. Büyükşehir’in binden fazla gayrimenkulünü sattı. Kocaoğlu bu konulara dayanamayıp bir açıklamasında, “Ben metre metre topladım, ama şimdi hepsi toptan satılıyor” diyerek o günlerde sitem etmişti.
-Öte yandan kendisiyle ortak hareket eden bir milletvekilini, CHP Parti Meclisi’ne girmesi için Türkiye çapındaki delegelerden destek alsın diye, belediyeye yaklaşık 10 binden fazla işçi aldı. Aziz Kocaoğlu, belediyeyi 26 bin çalışanla Soyer’e teslim ederken Soyer, Cemil Tugay’a 37 bin 700 çalışanla bıraktı. Bu kadar fazla işçi alımından sonra hatırlarsanız maddi sıkıntılardan dolayı büyük olaylar yaşandı, İzmirlileri canından bezdiren grevler başladı. Soyer döneminde sendikaya verilen sözler ve yapılan anlaşmalar ortaya çıktı. Bunlar başta yüksek maaşlar olmak üzere, İzmirliler ‘ne oluyoruz’ diye isyan etti. Sendikaya verilen ‘işe devam primi, rapor almama primi, babası annesi belediyeden ayrılanın, ailesinden birine yerini bırakması” gibi saçma sapan maddelere imza atan Tunç Soyer’di.
-Öte yandan ‘Yüzülebilir Körfez’ dedi, bırakın yüzmeyi körfezi daha da kötü durumda bıraktı. İzmir’de doğru düzgün alt ve üst geçit yapmadığı gibi, herhangi bir yolu da İzmirlilere kazandırdığı söylenemez.
-Berbat ettiği projelerden bir tanesi de Aziz Kocaoğlu’nun hayata geçirdiği ‘Süt Kuzusu’dur. Çocuklara 5 yaşına kadar, evlerine süt dağıtılıyordu. Soyer, bu projeyi eşinin kooperatifçilik ünvanıyla birlikte yapmaya çalıştılar, onu bile yapamadılar, ellerine yüzlerine bulaştırdılar.
-Onun yanı sıra Bayındır’da “Süt İşleme Fabrikası yaptım” dedi. Bir bakıldı, ortada ne doğru düzgün ne tesis var, ne de çalışan bant bile olmadığı ortaya çıktı.
-Narlıdere Metrosu’nu bitirdiği söyleniyor, ancak bu hatla ilgili Tunç Soyer’in kurdele kesmekten başka burada bir başarısı yoktur. Narlıdere Metrosu’nu başlatan, projesini, parasını da bulan, planlayan Aziz Kocaoğlu’ydu. Sonra kendisi geldi, helvayı bitirip tepside sundu.
-Buca metrosu da aynı şekilde Kocaoğlu döneminde hazırlandı, Soyer’e başlatmak düştü. Bu da kendinden önce belediye başkanı olan Kocaoğlu’nun hazırladığı rafta duran projeydi.
-Milyarlarca borca batırdığı büyükşehir belediyesinden önce, Seferihisar’da 10 yıllık bir başkanlık dönemi var ki!... Zaten oradaki referansı kendisinin büyükşehir belediye başkanlığı değil, hiçbir ilçe belediye başkanlığı yapmaması gerektiğinin referansıydı.
-Yine hafızaları bir canlandırayım; izah edilemeyecek sayıda yurtdışı seyahatleri yaptı. Yaklaşık 30-40 milyon borçla aldığı belediyeyi, 10 senelik başkanlığı sonunda 150 milyon borçla bıraktı. Seferihisar Belediyesi’nin bütün malını mülkünü neredeyse sattı. Ondan sonra gelen belediye başkanı, 3 ay işçi maaşları ödeyememiş bir belediyeyi devraldı, kasada para olmadığı için de 4’üncü ay o da maaşları ödeyememişti.
-Özetle, Seferihisar karnesi ‘berbattı’ kelimesi az kalır, çok çok berbattı. Fakat bu karneye, bu referanslara rağmen, Kemal Kılıçdaroğlu İzmirlilerin tüm itirazlarına kulaklarını tıkadı, Tunç Soyer’i Büyükşehir Belediye Başkan adayı gösterdi.
“İZMİR İÇİN BULUNMAZ HİNT KUMAŞI DEĞİLDİ”
Şimdi bütün bu eksiler dururken, İzmir’in nasıl bir 5 yıl belediyecilik hizmetlerinden mahrum kaldığı ortadayken, şehre verilen zararlar hala hafızalardayken, Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesi üzerinden Tunç Soyer’i melek gibi göstermenin bir anlamı yok. Herkes haddini, hududunu bilmek zorunda! Anlaşılacağı gibi Tunç Soyer, İzmir için bulunmaz bir hint kumaşı değildi.
Televizyonlarda, sosyal medyada görüyorum ki, Soyer’i göklere çıkarmaya çalışan medya mensupları var. Kesinlikle böyle bir şey yoktur. Her nedense aniden Soyer kalemşorları çoğaldı, ama hiç kimse yeniden umut olacak bir ‘Soyer’ yaratmaya kalkmasın.
Mağduriyetten kimse bir kahraman çıkarmasın, çünkü arşivler ortadadır ve her an açılır.
Son olarak, başta söylediğim cümleyi tekrar söyleyerek söyleşiyi bitirelim. Tunç Soyer’in en kısa sürede beraat etmesini, haksızlık varsa ortadan kaldırılmasını, özgürlüğüne, ailesine ve İzmirliler’e kavuşmasını temenni ederim.