ÇİĞDEM ÖZEN / BEN HABER - Türkiye siyaset arenasında her gün yeni bir gelişme kamuoyuna yansırken, seçim sathı yaklaştıkça gerilimin daha da artıp tırmanacağı öngörülüyor. Tüm bu sıcak gelişmelerin ışığında yaşanan olaylar karşısında seçmen ne düşünüyor, seçmen hangi perspektiften bakıyor? Tüm bu soruların yanıtlarını Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez Ben Haber'e değerlendirdi.
Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, siyasette yaşanan operasyonlar, soruşturmalar ve adli süreçlerle birlikte Türkiye’de son yıllarda siyasal mücadelenin yalnızca seçim sandığında değil, yargı, medya ve kamuoyu alanında da yürütüldüğünün altını çizdi. Bu durumun sadece siyaset değil siyaset bilimi açısından da değerlendirmesi gereken bir konu olduğunu belirten Sönmez, açıklamasını şöyle sürdürdü; "Yargının siyasallaşması ve otoriterleşmesi, devlet kurumlarının iktidar lehine oluşum sağlaması kurumların sorun yaşamasına neden olmaktadır. Tıpkı Daron Acemoğlu’nun kurumsal iktisat yaklaşımında olduğu gibi, bir devletin sürdürülebilir kalkınmasının temel şartı, kapsayıcı ve öngörülebilir kurumların varlığıdır. Yargının siyasallaşması ise bu kurumsal yapının aşınmasının en kritik göstergelerinden biridir. Çünkü hukukun bağımsızlığını kaybettiği bir düzende, mahkemeler adalet dağıtan yapılar olmaktan çıkarak siyasal iktidarın güç üretim araçlarına dönüşebilir. Bu durum yalnızca muhalefet üzerinde baskı yaratmaz aynı zamanda yatırımcı güvenini zedeler, bürokraside liyakati aşındırır ve toplumda “kuralların değil ilişkilerin belirleyici olduğu” algısını güçlendirir. Acemoğlu’nun sıkça vurguladığı gibi, kurumların zayıfladığı toplumlarda kısa vadede iktidar konsolidasyonu sağlanabilir ancak uzun vadede ekonomik kırılganlık, demokratik gerileme ve toplumsal kutuplaşma derinleşir." şeklinde ifade etti.

CHP SEÇMENİNDE KARŞLIĞI; SİYASİ
Operasyon ve soruşturmaları seçmen nezdinde değerlendiren Dr. Sönmez, "CHP seçmeninde muhalefetin baskı altında tutulma girişimi olarak algılanıyor. Bu da aslında seçim öncesi psikolojik üstünlük kurma çabası ve yargının bağımsızlığının zedelendiği algısına yol açıyor. Bu nedenle CHP tabanında operasyonların önemli bir bölümü “hukuki değil siyasi” olarak görülüyor. Buradan hareketle Antonio Gramsci’nin “hegemonya” kavramından biraz söz etmek gerekir. Gramsci’ye göre iktidarlar yalnızca zor kullanarak değil, meşruiyet üretimiyle de yönetir. Türkiye’de iktidar ile muhalefet arasındaki mücadele büyük ölçüde “meşruiyet savaşı” haline gelmiştir diye düşünüyorum. CHP seçmeni operasyonları, iktidarın hegemonik alanını koruma refleksi olarak okuyabiliyor." dedi.
İKTİDAR SEÇMENİNDE KARŞILIĞI; GÜVENLİK VE İSTİKRAR
Dr. Sönmez, yaşanan süreçlerin AK Parti seçmeninde nasıl bir bakış açısı yarattığını şöyle değerlendirdi; İktidar seçmeninde ise tablo farklı işliyor. AK Parti tabanı için bu süreçler çoğu zaman, Devletin kendisini koruma refleksi olarak algılanmakta. Yolsuzlukla mücadele gibi bir durum ve pek tabii AK Parti nezdinde oluşturulan güvenlik politikalarının bir sonucu olarak “güvenlik ve istikrarın korunması” söylemleri ile kendi seçmenleri konsolide edilmekte. Weber’in anlatısında olduğu gibi devlet, meşru şiddet tekeline sahip yapıdır. Burda da yani Türkiye’de muhafazakar seçmenin ne yazık ki önemli bir kısmı, halen daha devletin müdahalelerini düzeni koruma pratiği olarak görmeye devam ediyor." şeklinde belirtti.
SİYASET; "BİZ" VE "ONLAR" EKSENİNE EVRİLDİ
"Kritik mesele şu ki" sözleriyle önemli bir konuya dikkat çeken Dr. Zekiye Seda Sönmez, Türkiye’de artık seçmen davranışının sadece “olay” üzerinden değil, kimlikler üzerinden şekillendiğini ifade etti. Sönmez, "Siyaset, toplumsal taleplerin “biz” ve “onlar” ekseninde yeniden kurulmasına neden oldu. Türkiye’de CHP seçmeni için “hukuksuzluğa direnen halk”, AK Parti seçmeni için “devlete karşı elit yapıların tasfiyesi” şeklinde iki ayrı siyasal anlatı oluşmuş vaziyette. Bu yüzden aynı operasyon, iki farklı seçmen grubunda tamamen zıt duygusal ve siyasal sonuçlar doğuruyor. Türkiye’de kutuplaşmanın derinliği tam da burada ortaya çıkıyor." dedi.

ÖZEL'İN ADIMI; TEMAS SİYASETİNE DÖNÜŞ
Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, Özgür Özel’in “sokağa iniyoruz”, esnaf merkezli siyaset anlayışının siyaset bilimi açısından nasıl okunması gerektiğini değerlendirdi. Sönmez, "Özgür Özel’in özellikle esnaf, pazar, kahvehane ve sokak temasını öne çıkarması, klasik merkez siyaset yerine “temas siyaseti”ne dönüşü ifade ediyor. Bu yaklaşım aslında birkaç açıdan çok mühim. Bir anlamda CHP’nin elit parti algısını kırma çabası burada kendini yoğun bir şekilde gösteriyor. CHP’nin uzun yıllar boyunca üzerindeki yaftalama şuydu, "CHP kentli, seküler, bürokratik, üst sınıf partisi" olarak algılandı. Özgür Özel’in sokak siyaseti ise, bu algıyı kırmayı hedefliyor." şeklinde belirtti.
"SİYASET SADECE SÖYLEM DEĞİL, GÖRÜNÜR OLMAKTIR"
Siyasetin yalnızca söylem değil, sosyal alanlarda görünür olmak anlamında geldiğini de belirten Dr. Sönmez, "Esnafla temas kurmak, CHP’nin yeni bir toplumsal taban üretme çabasıdır. Bu strateji aynı zamanda “halkla doğrudan temas” kuran bir popülist siyaset biçimidir de diyebiliriz aslında. Ancak sağ popülizmden farklı olarak, burada milliyetçilikten çok ekonomik sıkıntılar, güvenlikten çok hayat pahalılığı, kültürel kutuplaşmadan çok gündelik yaşam öne çıkarılıyor. “Sokak” vurgusu önemli tabii. Türkiye’de uzun süredir siyaset büyük ölçüde televizyon, sosyal medya, lider merkezli mitingler üzerinden yürüyordu. Özgür Özel’in stratejisi ise seçmeni yeniden fiziksel kamusal alanda mobilize etmeye çalışıyor. Bu, Jürgen Habermas’ın “kamusal alan” teorisi açısından değerlendirilebilir. Habermas’a göre demokrasi yalnızca seçim değil, yurttaşın kamusal alanda görünürlüğüdür. Esnaf ziyaretleri bu yüzden yalnızca ekonomik değil, sembolik bir siyasal iletişim yöntemi haline geliyor." sözleriyle vurguladı.
"SEÇMEN ÇÖZÜM İSTİYOR"
Öte yandan CHP açısından bir risk de olduğunu ifade eden Dr. Sönmez, değerlendirmesini şöyle sonlandırdı; "Eğer sokak siyaseti yalnızca görüntü üretimine dönüşür ve somut ekonomik programla desteklenmezse seçmende “iletişim siyaseti” algısı oluşabilir. Türkiye seçmeni artık yalnızca empati değil, çözüm kapasitesi de görmek istiyor."




