Yaklaşık 4 yıldır EBSO Başkanlığına adaylığınız biliniyor. Bu geçen sürede, özellikle de son günlerde sanayicilerle daha fazla bir araya geliyorsunuz. Saha ziyaretlerinizde sanayicilerin çözülmesini istedikleri en büyük sıkıntılar nedir?

Tabii, uzun bir süredir EBSO için ön hazırlık sürecim var. Ben şu şekilde nitelendiriyorum; "EBSO akademisinden mezun oldum, diplomamı aldım ve göreve hazırım" demiştim. Akademiden mezun oldum derken, bu sadece teorik, tecrübe edinme, izleme ya da görüş beyan etme değil, aynı zamanda sahada neler olup bittiğini, sanayicilerimizin neler talep ettiğini de irdelediğim bir dönemdi. Son dönemde de daha yoğun bir şekilde bu süreci yaşıyoruz.

Sanayicilerimizin ortak sorunlarına baktığımız zaman, en önemlisi doğru finansmana, maliyetine katlanılabilir, uzun vadeli, sürdürülebilir bir anlayış taşıyan finansmana ulaşmak. Çünkü bu olmadan yatırım yapmak mümkün değil. Sanayicimizin bir başka ortak derdi de rekabet gücünün kaybolması ya da rekabete hazırlıksız yakalanmak. Özellikle kurların çok artmaması, enflasyonla paralel yürümemesinin getirdiği yükü kendi sırtlarında telafi etmeye çalışıyorlar. Bunu bir miktar verimlilik artışları, maliyet faktörlerinden kısarak, genel giderlerden tasarruflarla halletmeye çalışıyorlar. Fakat marka değeri oluşturma, teknoloji ve otomasyon sistemlerine adaptasyon konusunda bu kadar kısa sürede hazırlanma imkanı maalesef bulunamadı. O yüzden sanayicimiz geride kaldı.

Uluslararası rekabette sanayicinin yaşadığı en önemli sıkıntı nedir?

Mesela Almanya veya İspanya'daki ortalama işçilik ücretleri hala Türkiye'nin 2,3,4 katı. Böyle bir ortamda neden rekabet edemiyoruz? Bu sorunun yanıtı aslında az önce aktardığım dönüşüm sürecine hızlı adapte olamamakla ilgili. Yılların birikimiyle bir iş yapma anlayışımız, belirli metotlarla üretim teknolojilerimiz var. Marka değeri çok olmayan, fason üretim yapan işletmelerle geldiğimiz bir dönem var. Bunu iki üç senede marka değeri yüksek, teknolojiyi içerisine katmış, pazarlama ağını kurmuş bir seviyeye getirmek mümkün değil. Bu hızlı ilerleyin bir süreçti ve sanayicimiz buna hazır değildi. Tabii ki tamamen teslim olunmuş değil, ama bu en büyük zorluklardan bir tanesi. Çünkü markalaşmak yıllar ister. Öyle bir veya iki senede markalaşamıyorsunuz ya da üretim altyapınızın dönüşümü, teknolojiyle uyumlu hale getirilebilmesi, dijitalleşme dediğimiz gerçekler, verilerin dijital ekranlarda dört dörtlük kontrol edilebildiği, analizlerin yapılabildiği, raporların alınabildiği bir yapıya dönüşebilmek gerçekten ciddi bir altyapı ve zaman ister. Bu mücadele bırakılmış değil.Tabii ki arada yol kazaları oluyor, zorlanan bazı sanayicilerimizin konkordato gibi çareler bulmaya çalıştıklarını da görüyoruz.

Mustafa Bey, maddi zorluklardan bahsettiniz ancak bir diğer sorun da enerji temininde sıkıntı yaşanıyor. Diğer yandan dünyada da otomasyon ve yapay zeka hızlı bir şekilde gelişiyor. Bu kadar sıkıntının içinde sanayici bu gelişmelere ayak uydurabilecek ekonomik gücü bulabiliyor mu? Yoksa dünyadaki sanayiciler ve Türk sanayicisi arasındaki uçurum açılacak mı?

Ben bu uçurumun çok açılacağını düşünmüyorum. Çünkü "Ne kadar çok kovalarsan o kadar çok yakalarsın". Sanayicimiz de elinden geldiğince bunun peşinden koşuyor, yakalamaya çalışıyor. Tabii ki bu sancılı bir süreç... Enerji temininden bahsettiniz evet pahalı bir hale geliyor. Özellikle ithalata dayalı olan enerjimiz, petrol ürünleri... Maalesef jeopolitik riskler, dünya konjonktüründeki savaş hali maliyetleri anlamsız bir şekilde yukarıya taşıyor. Elektrik enerjisi tarafında işler biraz daha dengeli gidiyor. Barajların dolu olması avantaj getirdi. Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın kapasitesi bir hayli arttı.

Otomasyona gelince arada bir makas var. Bu boşluk hala durmaya devam ediyor. Biz birşeyler yapıyoruz ama tabii ki dünya da ilerliyor, aradaki farkı kapatmaya çalışıyoruz. Sanayicinin zorlandığı en önemli meselelerden biri de bu zaten. Tabii bu ülke ekonomisiyle de alakalı. Çünkü otomasyon yatırımları beraberinde önemli ölçek ekonomisini de zorunlu hale getiriyor. Siz bir üründen bin tane ya da 2 bin tane yaparsanız başka, 1 milyon üretecekseniz bambaşka bir şey hayal etmeniz lazım. Sanayicimizin sıkıştığı noktalardan bir tanesi de bu. Yaptığı yatırım kamusal destek ve teşviklerle desteklenmeli ki yükünü bir miktar hafifletebilsin. Yoksa bunları bir çırpıda yapmak kolay değil, çünkü böyle bir kar ve finansman yok.

Organize Sanayi Bölgeleri'nde sanayicilerin en büyük sıkıntısının altyapıda sanayinin büyüme hızına yetişememesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu sorunlara karşı çözümleriniz neler?

OSB'ler iki gruba ayrılıyor. Biri, kendi genel kurullarıyla yönetilenler, diğeri de EBSO'nun ya da şehrin diğer odalarından gelen temsilcilerin oluşturduğu müteşebbis heyet üzerinden yönetilenler. Biz ikincisinde etkiliyiz, projelere ve yönetimlere daha fazla katkı veriyoruz. Mevcut sanayi bölgelerinde bu tip altyapı sorunlarımız çok fazla yok. Çünkü organize sanayi bölgelerimiz genel anlamda artık ciddi yatırımları yaptılar, altyapıları gelişti. Özellikle yeni kurulan OSB'ler dışında hepsi doğru altyapıya sahipler. Örneğin Aliağa, Torbalı, Menemen ve Tire gibi organize sanayi bölgelerimizin artık altyapı sorunlarının büyük çoğunluğu aşıldı.

Su konusunda dönemsel ve mevsimsel birtakım sıkıntılar yaşanıyor, yağışların ardından tekrar düzeliyor ancak kalıcı çözümlere ihtiyaç var.

“BELEDİYEDEN TONU 150 TL ALDIĞIMIZ SU, ARITMAYLA 30 TL”

Deniz suyu arıtması gibi çözümler düşünüyor musunuz?

Suyun tonuna baktığınızda belediyenin satış fiyatı 150 TL civarında, biz deniz suyunu arıtıp kullanmak istediğimizde karşımıza 30 TL gibi bir maliyet çıkıyor. Demek ki deniz suyu arıtma ve atık su geri kazanım gibi yöntemlerin anlamlı olduğu ortaya çıkıyor. Hatta bunun son örneği de İASOB'de atık suyun arıtılarak fabrikalara verilmeye başlaması olacak. Bu yatırımların arttırılması lazım ama burada yine kamusal destek ve teşviklerin en azından motive edici, yönlendirici tarzda olması lazım. Çünkü OSB'lerimizin hepsinde öyle çok paralar yok. O nedenle bunların uzun vadeli kredilerle desteklenip, bu yatırımları yaptıktan sonra da buradan elde ettiği tasarrufla bunları ödeyip, hayata geçiriyor olmaları lazım.

"KOSBİ’DE İŞLER KARIŞIK!"

Yakından bildiğim için söylüyorum, Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi'nin en büyük sıkıntısı yeterli sayıya ulaşmalarına rağmen bir türlü özerklik verilmiyor. KOSBİ'nin yaklaşık 550 sanayicisi de artık kendi kendilerini yönetmek istiyorlar. Müteşebbis heyetiyle yönetilmek istemiyorlar. Kemalpaşa'nın bu sıkıntısı size geldi mi, burada bir çözümünüz var mı?

KOSBİ'deki sanayicilerden biri de benim. Aslında ortada bir vücut var, o vücuda dikilmiş gömlek gibi Kemalpaşa'da bir organize sanayi yapısı oluşturuldu. Önceden OSB olmayıp, sanayi bölgesi olan, fakat sonradan gömlek giydirilerek, OSB yapılmaya çalışılan bölge. Buradaki arsalar ve araziler bile daha vatandaşa ait. Bir kişinin arsası bugün OSB'de arsa oldu. Ama bu arsayı tahsisle veremiyorsunuz. Niye veremiyorsunuz, çünkü burası vatandaşın tapulu tarlası. Tüm bölge OSB ilan edilip, kamulaştırma sonrasında OSB'ye tapuların devrolduğu, daha sonra tahsisle arsaların belirlendiği bir yerden bahsetmiyoruz. Böyle olunca OSB altyapı bedellerini karşılaşmakta zorlanıyor. Çünkü OSB arsalarının tahsis fiyatları belirlenirken, bir maliyet hesabı yapılıyor. Arsa kaça alındı, hangi altyapı hizmetleri götürülecek, bunların maliyetleri nelerdir, bunların metrekareye bölünmüş halinin yapılan hesabıyla ortaya çıkan değer üzerinden arsa tahsisi yapılıyor. Ama şimdi gelin görün ki Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi olmasına rağmen arsalar OSB'lerin değil, vatandaşın üzerinde. Vatandaş satıyor, vatandaş sattığı için buraya altyapı bedelini yansıtabilmek mümkün değil. Çünkü vatandaş satıyor ve alıyor parasını. Ben mesela arsa aldım, parasını vatandaşa ödedim, OSB buradan altyapı bedel parası alamadı ama ben öte yandan fabrikama su, elektrik, kanalizasyon gelsin diye de talepte bulunuyorum. Çelişki burada başlıyor. Burada OSB'nin bazı arsaların ötesinde kalıyor. Yüzde 30-40 kamulaştırma paylarıyla falan vs. burada bir dengeyle yürütülmeye çalışılıyor.

Sanayicinin esas istediği, "Biz kendi göbeğimizi kendimiz keselim" diyorlar. Artık "Biz gerekli ruhsat sayısına ulaştık, bize özerklik verin" diyorlar. Sizin bu konudaki bakış açınızı merak ediyorum.

OSB iştirakçisi ve katılımcısı olan arkadaşlarımızın söz hakkı, sanayi odası üzerinden var. Sanayicilerimiz meclis üyeliğinde, komitelerde yer alıyorlar, tamamen kopuk bir yapı yok. Ama şu bir gerçek, rasyonel bir ortalamaya, dengeli bir yapılanmaya hiç taşınamamış olabilir. Bunlar incelenir, buna göre yeniden ele alınır. Ancak KOSBİ'nin diğer sanayi bölgelerinden ayrışan bambaşka sorunları olduğu için, burada kamusal katılımların çok ciddi önemi var. Müteşebbis heyetler oluşturulduğunda sadece EBSO'nun üyeleri yok. Orada belediyeden temsilci var. Valimiz de müteşebbis heyet başkanı, neden çünkü henüz yapılanmasını tamamlayamamış, altyapısını kuramamış, derme çatma yapılanmayla toparlanmaya çalışan bir yapının kamusal destekler, irade ve kamunun direkt katkı koymadığı bir yapıyla çözüme kavuşturulması çok zor, bir bürokrasiyle karşılaşmaya sebep olur. Buna dikkat etmek lazım. Özellikle genel kurula geçelim dedikten sonra kamunun direkt içinde olmadığı, yöneticilerinin destek olmadığı, işlerin hızlı bir şekilde çözümlenemediği, bürokrasiyle boğuşulduğu bir dünyada başka sıkıntılar da gündeme gelebilir. Bunlara dikkat edip hassasiyetle yaklaşmak gerekiyor.

İnşallah göreve geldiğimiz zaman ilk 100 gün içinde sanayinin röntgenini çekeceğiz. Talepler ne, yapılabilecek optimum çözüm neyse tabii ki biz onun tarafındayız, sanayicimizin yanındayız. Ben de orada katılımcıyım, fabrikam var. Ben de bazı durumlardan mağdursam mağdurum ya da bazı fırsatlardan faydalanabiliyorsam faydalanıyorum. Tüm sanayicilerimiz için optimum, en doğru çözümü bulabilmemiz lazım. Yoksa tabii ki her sanayi bölgesi kendi genel kuruluna geçsin, kendi kararlarını kendi versin, vallahi çok daha doğru olur. Ama kamusal destek, kamunun gücü ve koyacağı katkılar, kamunun yönlendireceği rehberlik vazifesini de gözardı etmemek lazım. O da önemli bir bileşen.

“TOBB’DA İZMİR GÜÇLÜ, ANCAK ŞEHRE ETKİSİNİ TAKDİRİNİZE BIRAKIYORUM”

Geçmiş dönemlerde TOBB'da İzmir çok farklı temsil edilirdi. 'TOBB'da başkan değiştiren İzmir'den, iki dudağı arasına bakan İzmir'e geldik' diye yazı da yazmıştım. Rahmetli Atıl Akkan, Fuat Miras'ı istifaya zorlayıp şu anki başkan Rifat Hisarcıklıoğlu'nu göreve getiren güce sahip bir İzmirliydi. Şimdi Rifat Hisarcıklıoğlu kendine göre İzmir'de düzenleme yapıyor. Sizin TOBB'a bakış açınız, duruşunuz nasıl olacak?

TOBB tüm Türkiye'deki odaların ortak paydada buluştuğu müstesna bir kurum ve Türkiye'nin en güçlü yarı sivil toplum kuruluşu diyebilirim. Çok ciddi bir sermayeyi temsil ediyor, ciddi çalışan kitlesini barındıran bir grup, neredeyse çalışan Türkiye eşittir TOBB demek. İzmir de burada önemli bir paydaya sahip. Aslında şu anda da İzmir'in temsiliyeti güçlü. Ender Yorgancılar TOBB'da Başkan Vekili, İTB Başkanı Işınsu Kestelli yönetim kurulu üyesi, baktığımızda TOBB'da temsiliyetimiz İzmir olarak hep var, bunda eksilme yaşanmadı. Ancak bunun İzmir'e yansımaları hangi boyutta oldu, hangi ölçekte oldu, ne kadar etki edip etmediğini kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Şu anda benim ölçeklendirmeye tabi tutmam çok doğru olmaz. Ama tabii ki seçildiğimiz zaman TOBB'da delege olacağız. Dolayısıyla başka sorumluluklar bize düşerse, şehrimizin sorunlarını daha üst makamlara taşıyıp oralardan çözüm bulmamız gereken unsurları yüksek sesle dile getireceğiz, yüksek sesle projelerimizi kamuoyuyla paylaşacağız. Dolayısıyla biz çözüm peşindeyiz. Şehrimizin neye ihtiyacı varsa, sanayicimiz ne istiyorsa biz onu en üst perdede dile getiriyor olacağız.

“MAHMUT BAŞKAN’A YAPILAN 'AK PARTİLİ' PROPAGANDASI BANA UYGULANIYOR”

8 yıl önce yaşadığımız bir olayın kopyasının şu anda sizin üzerinizde uygulanmaya çalıştığını görüyorum. Mahmut Özgener de aday çıktığı zaman bu şehrin siyasi bakış açısından faydalanmak isteyenler 'İzmir'e bir AK Partili'yi mi başkan seçeceksiniz' deyip bunu propaganda aracı olarak kullanmaya çalıştılar. Şimdi aynı oyunu sizin üzerinizde görüyorum. Bu hassasiyet üzerinden yapılmaya çalışılan propagandaya birşey söyleyecek misiniz?

Bir kere şunu net olarak söylemem lazım. Tabii ki herkesin kendi siyasi görüşü, perdenin arkasında bir kanaati vardır. Gider oyunu kullanır ve vicdanı ne diyorsa, adaya, yönetime, duruma ve geleceğe bakar kararını verir. Bu işin ayrı bir durumu... Ancak biz oda olarak siyasetin dışında bir kurumuz. Siz de çok güzel söylediniz Mahmut Başkan'a da elbise dikilmeye çalışıldı vaktiyle, ama o elbisenin o vücuda oturmadığını zaten gördük. Elimizde somut bir örnek var.

Şimdi dolayısıyla şu anda bana giydirilmeye, dikilmeye çalışılan gömlek ne olursa olsun benim vücuduma da oturmayacaktır, ya düğmesi kapanmaz ya kolu kısa kalır. O yüzden siyaset dışı bir kurumuz ve siyaset dışı iş yapıyoruz. Tabii ki siyasetçilerle temasımız, ilişkilerimiz olacaktır. Yani selam vermeden, kimseyle konuşmadan, el sıkışılmadan, kol kola yürümeden bu şehrin sorunlarını masaya yatırıp, nasıl çözüm geliştireceğiz? Burada hangi siyaset kanadı olduğunun da önemi yok. Biz çözüm merkezi olan herkesle masada konuşuruz, herkesin aklına, desteğine ihtiyacımız var. Yeter ki sanayicimiz ve İzmir için fayda, çözüm getirsin. Biz bunun peşindeyiz. Sanayicinin yani, işin, aşın siyaseti olmaz. Beni destekliyordur, seviyordur, doğru aday diye beni tavsiye ediyordur, hepsine teşekkür ediyorum.

Burada siyasi parti ayrımı yok. Bu şehirde mecliste temsil edilen tüm siyasi partilerin hemen hemen tüm milletvekilleri bu yönde kanaat beyan ediyorlar. Dolayısıyla beni hangi tarafa koyacaklar bilemiyorum. AK Parti iktidarda olduğu için daha fazla anons ediyor olabilirler. Benim siyasete ihtiyacım yok, siyasetin destek olmasına ihtiyacım yok. Kamuoyunda sanayicilerimizden teveccüh görüyorum. Çünkü sahada geziyorum, toplantılar yapıyorum. O toplantılarda eminim her siyasi görüşten kişi vardır. Biz herkesi kucaklamak, herkesle beraber olmak için geliyoruz. Biz birlikte üretelim, birlikte yönetelim diyoruz.

“ENDER BAŞKAN ‘TARAFSIZ KALACAĞIM’ DEDİ”

EBSO Başkanı Ender Yorgancılar'ın tarafsız kaldığını düşünüyor musunuz?

Sayın Yorgancılar'ın, kamuoyuna birkaç kere 'tarafsız kalacağım' açıklaması var. Ben buna inanmak durumundayım.

Yorgancılar'ın Hakan Ürün'ün tecrübesinin daha fazla olduğuna dair açıklaması mevcut...

Bu konuda yorumda bulunamam. Gözlem ve tespitlerim bu yönde değil, ama söylediğim gibi kendisinin açıklaması net bir şekilde tarafsız kalacağını açıklamasıdır. Dolayısıyla biz Ender Başkanımıza inanıyoruz, söylemi de bu yönde. Somut olaylar çok fazla yok.