Son günlerde İzmir’de iki kurum tartışmaların odağında; Başkanlar Kurulu ve EGEV.
Siz her iki kurumun da kuruluşunda önemli rol üstlendiniz.
E.Y: Başkanlar Kurulu fikri kimden çıktı ve nasıl organize edildi?
U.Y: Selçuk Yaşar’dan çıktı. İZTO Başkanı Ekrem Demirtaş ve EBSO Başkanı Atıl Akkan televizyon kanallarında, bunlardan bir tanesi de o yıllarda senin yönettiğin EGE TV’de çıkıp, tartışıyorlar. Ben de EGEV Başkanıyım. Selçuk ağabey beni aradı, “Uğurcum, İzmir buna ne kadar tahammül edecek? Sen buna müdahale et” dedi.
Ben de Selçuk Yaşar’a beni dinlemeyeceklerini, Ekrem Demirtaş’ın zaten bağımsız senatör gibi hareket ettiğini, özellikle rahmetli Atıl Akkan’a söz geçirmenin de mümkün olmadığını söyledim. Bunun üzerine Selçuk Yaşar’ın organize ettiği ve bütün başkanların katılım sağladığı bir yemekte hepimiz bir araya geldik. O toplantı sırasında Selçuk ağabey “Bu böyle olmaz, basına yansıyan kavgalara son verelim” dedi. Ben de “Başkanlar Kurulu kuralım, ayda bir kere toplansın, kim ne diyecekse orada birbirlerine söylesinler, basına kapalı olsun, herkes eteğindeki taşı döksün, hatta isterseniz racon da kesin, şu haklı bu haksız bunu da yapabilirsiniz” dedim.
Ben de o dönem EGEV Başkanı olduğum için Başkanlar Kurulu’nun sekretaryası EGEV oldu ama bu kurulun EGEV ile hiçbir alakası yoktu. Başkanlar Kurulu böylelikle her ay toplandı, kurumlar sırasıyla toplantıya hem ev sahipliği hem başkanlık yaptı. Ben, yıllarca o toplantılarda masanın en ucunda oturdum, not aldım. Ama ben, ne zaman Yılmaz Temizocak’a devrettim, ilk toplantıda Temizocak, yönetim masasının en başına oturmuş, bu oturma düzeninin değişmesiyle birlikte Başkanlar Kurulu EGEV’in Başkanlar Kurulu olarak algılanmaya başladı. Bir kişi de çıkıp, “Bu EGEV toplantısıysa, Manisalılar, Aydınlılar, Denizliler nerede?” diye sormamış. Ondan sonra EGEV bu işin kurucusu gibi yönetilmiş. Birkaç kere beni çağırdılar, her seferinde bunun yanlış olduğunu, “EGEV başkanlar kurulu değil İzmir Başkanlar Kurulu” dedim, anlatamadım. Şimdi anladığım kadarıyla tekrardan aslına kavuşturacaklar.

E.Y: Aziz Kocaoğlu ile Ekrem Demirtaş da bir dönem Başkanlar Kurulu’nda kapışmıştı, Demirtaş, kurulu boykot etmişti.
U.Y: Çok çeşitli zamanlarda hazımsız insanlar, oradaki belirli bir takım tartışmalarda haksız bulundukları için boykot ettiler gelmediler, meclis başkanlarını yolladılar. Halbuki netice itibariyle orası demokratik bir ortam.
E.Y: Başkanlar Kurulu kaç yılında kuruldu?
U.Y: Tam hatırlamıyorum ama 1995’in başları diyebiliriz.
E.Y: Başkanlar Kurulu gibi bir örnek Türkiye’de var mı?
U.Y: Bunun başka bir örneği yok. Gaziantep bunu yapmak istedi bir buçuk sene yürüttüler, dağıldılar. İstanbul bunu yapmak istedi, sanayi odasından geldiler, kurdular bir sene devam etti, ondan sonra dağıldı. Türkiye’de hiçbir kimse bunu bu kadar sürdüremedi. İzmir’in bence müthiş bir başarısıdır ve devam etmelidir.
E.Y: Peki, başarılı olarak nitelediğiniz Başkanlar Kurulu’nda hizipleşmeler başladı. Nokta koymanın zamanı gelmedi mi?
U.Y: Tam tersi, mutlaka devam etmelidir. Hizipleşenler de, “bu kişiler sabote ediyor” diye teşhir edilmelidir. Bu hayırlı ve doğru bir iştir.
E.Y: Peki, Bir İzmirli ve gazeteci olarak merak ediyorum, Başkanlar Kurulu’nun bir araya gelip de ürettiği, koordine edip de birbirlerini destekledikleri ne gibi projeler gerçekleşti?
U.Y: Hem de birçok proje var. Bunları söyleyemem çünkü Başkanlar Kurulu’nda konuşulan Başkanlar Kurulu’nda kalır. Kural bu... Ben, kuralı koyanlardan biriyim, onun için kuralı ihlal edemem. Çok fazla şey orada oluştu, konuşuldu, tartışıldı ve çözüldü. Birçok kez Ankara’ya konular, ortak intikal etti, ama neler olduğunu söyleyemem.
Şöyle yaşanmış bir örnek vereyim; Başkanlar Kurulu’na katılan bir temsilci, oradaki konuşmaları başkanı olduğu kurumda anlattı, orada durmadı bir de basına aktardı kıyamet koptu. Ondan sonra başkanlar, uzun bir süre toplantılara katılmadılar.
E.Y: Ciddi projeler ve İzmir’in önemli sorunları Başkanlar Kurulu’nda konuşulduktan sonra Ankara’da da çözüm için ekipler gitti, siyasilerle birlikte çözümlere yardımcı oldular öyle mi?
U.Y: Kesinlikle
E.Y: Peki, bu kadar güzel bir oluşum yapılmış, bunu nasıl bir ekonomik güce kavuşturmamışlar?
U.Y: Benim 8 sene başkanlık yaptığım zaman zarfında bir gün bile, tek kuruş paraya ihtiyacımız olmadı. Yılmaz Temizocak’a vakfı devrettiğimde 170 bin dolar, 300 bin TL nakit olarak kasamızda vardı. 8 senede 2 iktisat kongresi, Dünya Türk iş adamları kurultayı düzenledik. Dünya Türk iş adamları kurultayına katılmak için her bir iş adamı bin mark para ödedi.
E.Y: O zaman son dönemlerdeki başkanlık yapanlar yanlış seçim miydi?
U.Y: Benden sonra “paramız yok paramız yok” demeye başladılar ve hala aynı muhabbet devam ediyor. Şu anki başkan Hasan Küçükkurt, bana ‘Abi paramız yok” diyor. Tüzüğe göre, İzmir Valisi mütevelli heyet başkanıdır. Dolayısıyla benim dönemimde kendim ön plana çıkmıyordum, İzmir valisini ön plana çıkartıyorduk. Daveti İzmir Valisi kimse o yapıyordu ve bütün iller dahil herkes katılıyordu. Burada 6 ya da 7 valiyle birlikte toplantılar yapıyorduk.
E.Y: Başkanlar Kurulu ve EGEV’in kuruluşunda yoğun emeği olan kişisiniz. Bir anlamda kurucu başkan olarak, ne yapılması lazım ki bu kurumlar sağlam, egosuz ve hakikaten kuruluş amaçlarına yönelik güzel çalışmalar yapabilsin.
U.Y: Başkanlar Kurulu ile ilgili bana son bir buçuk ay içinde birkaç kere sordular. Ben bütün söylenmesi ve yapılması icap eden şeyleri söyledim, şu anda da yapıyorlar. Başkanlar Kurulu nisan ayından itibaren, kendi ilk kuruluş amaçlarına uygun bir yapıya kavuşacak. EGEV Başkanlar Kurulu değil, İzmir Başkanlar Kurulu olarak devam edecek. Bunun çalışmasını yapıyorlar. EGEV ile ilgili de ısrarla dedim ki, önce İzmir Valisi Süleyman Elban’a gidin, “Siz bu vakfın heyet başkanısınız dolayısıyla bu vakfa sahip çıkın” demeliler.
İzmir Valisi sahip çıkarsa ve o rica ederse Manisa, Aydın, Denizli, Çanakkale, Kütahya, Afyonkarahisar Valisi de gelir. Valiler bir araya geldiği zaman kendi aralarında konuşurlar, valiler kendi illerindeki kurumlara “niye aidatlarınızı ödemiyorsunuz” diye sorarlarsa, öderler.
E.Y: EGEV’in tüzüğünde bir gelir kalemleri var, bu işletilse EGEV maddi sıkıntıyı atlatır mı?
U.Y: Tabii ki mümkün, benim zamanımda tıkır tıkır çalışıyordu. Biz o paraları nereden bulduk? Çünkü valiler rica ediyordu. Yani dolayısıyla vali rica ettiği zaman, diğer kurumlar da tıkır tıkır ödüyordu. Aidatını ödediği taktirde, ekstra faaliyetlerden gelir sağlarsa, zaten parayı nereye koyacağını bilemez.

E.Y: O zaman demek ki Uğur ağabey, seni ve Mehmet Ali Susam’ı ayrı tutarsak, yukarıda senin döneminde EGEV’in düzenlediği çok önemli kongre ve kurultayları söyledin. Ben de bir araştırma yaptım. Susam döneminde NTV televizyonunun naklen yayınladığı Millet Meclisi Başkanı, birçok bakan ve Türkiye’nin dört bir yanından katılımcı olarak gelen iş insanlarının katıldığı, çok önemli 3 önemli forum düzenlemiş. EGEV’de yaşananlar bana bir atasözünü hatırlattı. “At sahibine göre koşar’’. Sizden sonraki başkanlık yapanlar ve Susam’dan sonraki mevcut başkan, tam olarak EGEV’in ne olduğunu tam olarak kavrayamamışlar mı?
U.Y: Maalesef... Hasan Küçükkurt, koskoca EGEV'in Mehmet Ali Susam'ın döneminde düzenlediği ekonomik forumu götürdü, “Balıkesir'de yapalım” dedi. Böyle bir dar düşünce olabilir mi?
E.Y: Belki yukarıdaki soruma benzer olacak ama EGEV, sizin ve Mehmet Ali Susam’ın başkanlık yaptığı dönemlerde başarılı işlere imzalar atmış. Yılmaz Temizocak ve Geza Dologh dönemleri için aynı cümleleri kuramam. Bugünlerde EGEV kavgaların ortasında, işlevini yitirmiş bir konumda görülüyor. O koltuk, bir kavga koltuğu haline getirildi. Peki, EGEV devam etmeli mi, yoksa EGEV’in kapısına kilit mi vurulmalı?
U.Y: Şimdi ben sana bir soru sorayım, sen ona göre cevap ver. Sence bir daha Türkiye’de 10 tane vilayetin 10 valisi, 21 belediye başkanı, ilçeler dâhil, 11 tane rektörü, bütün ticaret ve sanayi odaları bir araya getirilip, yüz küsur kurumun kurduğu bir vakıf bir daha kurulabilir mi?
E.Y: Mümkün değil.
U.Y: O zaman sen cevabı verdin.
E.Y: Uğur Ağabey sana görüşlerini çok net ve açık anlattığın için teşekkür ediyorum.