İzmir’e dair yapacağınız her şeyin başı ekonomi, bu açıdan şunu sormak istiyorum. Belediyenin ne kadar bir geliri var?
Aydan aya değişiyor ama 3,5 ila 4 Milyar TL bir geliri var.
Aziz Kocaoğlu döneminde, yıllık bütçedeki tüm işçi ve memurların oranı yüzde 32. Sizin döneminizde bu rakam yüzde kaç tutuyor?
Dinamik, değişken bir süreç ama yüzde 40’a yakın.
Yatırıma ne kadar bütçe ayırıyorsunuz?
Yıllık bütçenin bu sene yüzde 35’ini ayırdık.
Aziz Kocaoğlu döneminde bu rakam yüzde 45. Yaptığım araştırmalarda Aziz Kocaoğlu döneminden Tunç Soyer’e belediye geçerken kadro sayısı 26 bin. Siz aldığınızda bu rakam kaçtı? Bir işçinin belediyeye maliyeti ne kadar?
37 bin 700’de devraldım. Bir işçinin maliyeti en düşük 150 Bin TL ile 210 Bin TL arasında.
O dönemde yaklaşık 12 bin kişi kadrolaşmış. 12 bin ile 150 bin çarptığınız zaman 1 Milyar 800 Bin TL maaş ödüyorsunuz. Yıllık 21 Milyar gibi bir rakam yapıyor.
Başladığımızdan beri 3 bin 700 kişi azalttık, şu anda kadromuz 34 bin kişi. 2 yılda personeli 3 bin 700 azalttık, daha da azaltacağız. İşten çıkarma değil, emekli olanların yerine zorunlu olmadıkça personel almıyoruz. Otobüs şoförü emekli olduğu zaman ya da sahada yol işlerinde çalışan arkadaşlarımız benim için çok önemliler, o birimlere personel alıyoruz, almak zorundayız. Büro personeli ya da odacı falan almıyoruz. Bizim yapacağımız şey, adım adım daha da iyileşmek ve iyileştikçe de elimizde olan kaynağı doğru işlerde kullanmak.
O zaman Tunç Soyer döneminde siyaseten alınmış personele ödene maaşı 18 Milyar olarak kabul etsek, bu bütçeyle neler yapabilirdiniz?
Karşıyaka Stadı, belediye binası, opera binası, Onat Tüneli yapılırdı. Bunların hepsi programda ancak maliyetlerini rahat bir şekilde karşılayacak rakam.
İzmirli açıkçası bir dönemin siyasi kadrolaşmanın bedelini ödüyor. Ben bir İzmirli olarak böyle bakıyorum. Siz belediyeyi 26 binde devralsaydınız, şu anda personele ihtiyacınız olur muydu?
Personel sayısı kadar, ihtiyaç doğrultusunda doğru istihdam edilmesi de önemli. Bir taraftan fazla personeliniz olup da diğer tarafta ihtiyaç olan yerlerde eksikleriniz olabiliyor. Zaten bizim gördüğümüz son aylarda saha personeli yoğun bir şekilde bürolara geçmiş. Temizlik, park bahçe, yol yapım ekibi yeterli sayıda yoktu. İzbeton’da mesela sendikal sözleşmeden dolayı emekli olanların çocuklarını almışlar. Ama emekli olan yol işçisi, asfalt, taş parke yapım ustasının yerine genç kızını sahada çalıştıramayacakları için de büroya almışlar. Böyle 200 kişi var. İzbeton’da böyle bir şeye ihtiyaç yok.

“EMEKLİ OLUNAN PERSONELİN YERİNE, ÇOCUĞU ALINACAK”
Sendika sözleşmesinde böyle bir madde mi vardı?
Evet, vardı biz kaldırdık. Geçen dönem yapılan sözleşmeye ‘Emekli olan personelin yerine çocuğu alınacak’ diye madde koymuşlar.
Babadan oğula, kıza geçen gibi bir süreç yaşanmış…
Sendikalarla yaşadığımız sorunların temelinde aslında böyle birkaç tane konu var. Bunlardan bir tanesi de buydu. Diğeri de rapor almama, işe devam primi diye bir prim uydurmuşlar. Yani işe devam zaten zorunlu, bunun primi olur mu, olmuş işte. Bütün yanlış bulduğumuz durumları söyledik, tabii sendikalar ‘kazanılmış haklarımız’ deyip direttiler. Biz de epey mücadele ettik.
Sizde rapor alma alışkanlığı olan işçi olduğu konusunda duyumlar var. Eğer bu doğruysa diğer çalışanlara haksızlık, kötü örnek olmuyor mu? Bu kişilere yönelik herhangi bir işleminiz olmayacak mı?
Alınan raporları 4-5 aydır takip ediyoruz. Her ay bana sonuç raporu geliyor. Hangi personel ne kadar rapor aldı, onları görüyoruz. İnsan kaynakları, sağlık işleri daire başkanlığı bunları değerlendiriyor. Orada da şuna bakıyoruz; çalışanlar gerçekten hasta olduğu için mi rapor alıyor yoksa bir suistimal mi söz konusu. Suistimal olduğunu gördüğümüz kişiler ne yazık ki var. Birkaç yüz kişi var. Bu kişiler uyarıldı ancak aynı şeyi birkaç kez yapmaya devam edenler var. Disipline sevkedildiler, işlem yapılacak. Çünkü bu kabul edilemez bir durum. Hasta olmadığı halde rapor alan, kendi iş arkadaşlarına, çalıştığı kuruma, sorumlu olduğu şehre karşı bu haksızlığı kabul edilemez.
Sendikanın bu konuda tavrı nasıl oluyor? Bu kişilerin işten çıkarılmasına karşı mı geliyorlar?
Sendika her zaman muhafazakar yaklaşıyor. Tam net karşıyız demiyorlar ama süreci de kolaylaştırıyorlar diyemem. Disiplin kurulunda onlarında temsilcileri var. Her seferinde böyle işi uzatan, zorluk çıkaran bir yol izliyoruz. Ama bu bir süre sonra dengesini bulacaktır, bunların önü kesilecektir. Büro personeli de var, saha da çalışan da var. Bu kişilerin kendilerinden kaynaklı, yaptıkları görevden kaynaklı bir sorun değil.
Sendikadan söz açılmışken başkanım, hemen hemen bütün büyükşehirler son seçimlerde CHP’ye geçti. Ama İzmir’de yaşanan sendika odaklı sıkıntılar kadar diğer şehirlerden haberler duymuyoruz. Nedense İzmir’de her ay bir belediyede ya da büyükşehirde eylem görüyoruz. Bunlar neden İzmir’de yaşanıyor?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu buradaydı, diğer illerden bahsetti. Parti adına sendikalarla ilgili süreçleri yürütüyor kendisi, akşam sohbet ettik. Bir ilimizde yakın zamanda toplu sözleşmede ilk 6 ay için yüzde 3, diğer 6 ay için yüzde 6 artış verildiğini, gelinen rakamlarla İzmir’in 3’te 2’sine ulaşmadığını ve hiç kimsenin tepki göstermediğini söyledi. İzmir’de sendikalarla ilişkilerin belediye tarafından, onların kontrolsüz taleplerine geçmiş dönemde gösterilen hoşgörünün sonucu bu, iş o noktaya gelmiş. Özellikle geçen dönemde bunu kendim de gördüm, yaşadım, ancak belediye başkanı olduktan sonra daha da iyi anladım. Herhangi bir konuda talep ortaya konduktan sonra, gidip 2-3 gün Egemenlik Evi’nin önünde bağırıp, çağırıp kabul ettiriyorlarmış. Orada belediyenin ileride düşeceği durum hesaplanmamış. En çok bizi rahatsız eden, seçime 5 gün kala hiç zorunlu olmadığı halde 5-6 bin çalışanı olan şirketin, sendika şubesine yüzde 67 zam verdiler. O günlerde verilmesi gereken artış normalde yüzde 20’ydi. O artış belediyenin dengesini o kadar bozdu ki, daha sonraki toplu iş sözleşmelerinde diğer sendikalar da aynı artışı talep ettiler. Ancak o karşılanabilecek bir rakam değildi. Yaşadığımız grevler bundan kaynaklı. Sorun sadece personelin fazla alınması değil, onlara belediyenin kaldıramayacağı kadar ücret ve haklar verilmesi, bu işin böyle birikmesine neden oldu. Biz şimdi bu durumu normal hale getirmeye çalışıyoruz. O aşamada anlaşmazlıklar oldu, bundan dolayı olaylar yaşandı.
Bu süre gelen grevler onların tortuları mı?
Diğer belediyelerde farklı nedenler olabilir ancak bizdeki sorun, geçen dönemin toplu sözleşmeleri, verilen yüksek ücretler, fazla personel sayısı, verilen ama gerçekten çok tuhaf olan haklar gibi durumlar.
Başkanım, biraz önceki söylemenizden yola çıkarak, Türkiye’de bu kadar yüksek maaş alan kaç tane belediye vardır. Pahalılık anlamında İstanbul çok daha ileride, maaşlar böyle midir, daha düşük müdür?
Bizden daha yüksek olduğunu düşünmüyorum.
İzmir, Türkiye’de en yüksek işçi maaşı veren belediye diyebilir miyiz?
En yükseklerden biri diyebiliriz. Duyduğum, bana bugüne kadar söylenen rakamların hiçbirisi bizimkinden yüksek değil.
O zaman maaşlar konusunda İzmir, Türkiye şampiyonu diyebilir miyiz?
Evet, maalesef…
KAVŞAK YAPMAYA BİLE İZİN VERMİYORLAR, BELEDİYENİN YETKİSİ YOK
Sizin körfez, çevre yolu, çöp tesisi üzerinden söylemlerinizi paylaştığımız bir habere gelen yorumda şöyle yazmışlar; “Her şeyi devletten mi beklemeli, neden kendisi yapmıyor” yorum bu… Elinizdekilerin ne olduğunu ve nelere sahip olduğunuzu toplumla paylaşmazsanız, İzmirli tüm projelerin belediye tarafından yapılması gerektiğini bekliyor ve öyle düşünüyor?
Ben şunu anlatmak istiyorum. İkinci çevre yolunu bakanlık yapsın diyorum çünkü yetki onlarda. Büyükşehir Belediyesi’nin böyle bir yetkisi yok. Daha basit bir örnekle anlatayım. Zafer Payzın Kavşağı’nı genişletme çalışması yapacağız. Projemiz hazır, bu yaz okullar tatil olduktan sonra 3 şeride çıkarmak istiyoruz. Fakat yetki, Karayolları Genel Müdürlüğü’nde, biz Karayollarına yazdık ancak bize yetki vermedi. Onay vermediler. Şehrin içerisindeki bir kavşakta bile yetki almanız gerekiyor. Ben bunu anlatınca insanlar şaşırıyor, anlamakta zorluk çekiyorlar. Karayollarından izin almadan peyzaj, budama bile yapamıyorsunuz. Burada belediyenin yetkiyle ilgili bir sorunu var. Ancak Körfez’i niye temizlemiyorsunuz diyorlar, şu anda temizliyoruz. Dip tarama gemileri çalışıyor, 1 milyon 300 ton çamur çıkarıldı, daha da devam edecek. Bu da İzmir tarihinde yapılmış en büyük dip temizliğidir, daha önce bu kadar temizlenmedi. Biz zaten izin verilen kadar yapıyoruz. Bayraklı tarafından denizin sığlaştığı liman tarafında da yapmak istiyorum ancak izin vermiyorlar.
İzmirli bu konuda gerçekleri tam bilmediği için “Cemil Tugay yapamıyor” diyor. Fakat siz de hükümete bağlı kurumlardan izin vermediğini söylüyorsunuz. Burada farklı alternatif iletişim yollarıyla toplumu bilinçlendirmeyi düşünmüyor musunuz?
Bunları mümkün olduğunca tartışma konusu haline getirmek istemiyorum çünkü o zaman konu büyüyor. Daha da çözümsüzleşiyor, ben tartışma konusu haline getirdiğim zamanı çok iyi seçiyorum. Mesela Meslek Fabrikası konusunda olduğu gibi… Çünkü biz Meslek Fabrikası’nı 4-5 ay hukuki ya da idari yollar konuşarak, iletişim kurarak çözmeye çalıştık. Ama sabahın 5’inde orayı 600-700 polisle işgal ettikten sonra anladık ki, bu yolla çözülmüyor ondan sonra ses yükselttik. Körfez konusu da 2 yıldır konuşuluyor. Bakanla da görüştük, hükümetin siyasetçileri bürokratlarıyla da görüştük, bilimsel kurullar kurup valiliğin toplantılarına katıldım. Her yerde bu olayın nasıl çözüleceğine dair gördüğümüz durumu anlatmaya çalıştık. Dip temizliğe ihtiyaç olduğunu, dip temizlik yapılmadıkça yeni kirlenme olmasa dahi problemlerin devam edeceğini anlatmaya çalıştık. Yine çözüm peşinde koştuk ama bakanlıktan maalesef hiçbir olumlu karşılık alamadık. Parmaklarının ucunu bir gram kıpırdatmıyorlar ve niyetleri de yok. Ben bu nedenle eleştiriyorum. Körfezi temizlemeye katkı vermeniz, yapmayacaksınız bize yetki vermeniz lazım diyorum.
ANTALYA VE MERSİN’E İZİN VERMİŞLER, İZMİR’E İZİN VERMİYORLAR
Körfeze gelen yük gemilerinin birçoğu körfezi kesin kirletiyor. Bunlarla ilgili bir takip sistemi kurulması lazım ve bu sistem Antalya ve Mersin’de limana kurulmuş. Limana yaklaşan gemiler belli kilometre uzaklıktan izlenebiliyor. Bu izleme yetkisi de büyükşehir belediyelerine verilmiş. Büyükşehir belediyeleri kendileri yapmışlar ve yetkileri de almışlar. Şu anda takip ediyorlar, en ufak bir atık olduğu zaman 24 saat izlenen sistemleri var, hemen ceza kesiyorlar. Bu nedenle de kirletemiyorlar. Aynı sistemi biz kuralım, yetki verin dedik, bakanlık yetki vermedi. Bu sizin işiniz değil gibi cevap verdi. Buna rağmen en geç ekim ayına kadar kıyı boyunca gözlem kameraları yerleştirip, o sistemi kuracağız. Bu sistemin de 230 milyon liralık bir bedeli var. Biz o sistemi kurup tekrar yetki isteyeceğiz. Eğer yine yetki vermezlerse, o sistem çalışacak, gözleyeceğiz, kirleten gemiyi ifşa edeceğiz. Yetki bize verilmese de İzmir adına, İzmir halkı adına bunu yapacağız. Bunun gibi birçok konuda İzmir’e özel kötü bir tavırları var. İzmir halkı bunu fark etsin istiyoruz, zaten biraz biliyorlar ama tahmin ettiklerinden çok daha fazlası var.
Okulların kapanmasına az kaldı, Zafer Payzın kavşağını da yapmaya yetkiniz yok, ne yapacaksınız?
Öncelikle bizim yetkimizin olduğu kavşaklarda genişletme çalışması yapacağız. Sonra bunun aynısını Zafer Payzın’a da yapmak istiyoruz ama bize yetki verilmedi diyeceğiz. Ancak bunu söylemeden önce tekrar Karayollarından yetki isteyeceğim.
Bir İzmirli olarak en büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi, araç kullanan biri olduğum için de rögar kapaklarına düşmekten şikayetçiyim… Rögar kapağını yapmak bile bu kadar zor mu?
Yolun ortasında olan, mazgal olmayan kapakların hiçbirisi büyükşehir belediyesine ait değil, büyük çoğunluğu Telekom’a ait. Orayla ilgili bir düzeltme yapılacağı zaman da Telekom buna izin vermiyor. Yol yenileme çalışması yaptığımız zaman kapak seviyesini tutturmaya çalışıyoruz ama çoğu yerde hala kapaklar çukurda, yükseltilmeleri gerekiyor. Arkadaşlarımız yol yenilerken bunu söylüyorlar, siz de kapağı yükseltin düzgün olsun diye Telekom’a söylüyorlar. Ama kesin olan bir şey var ki, biz onlara dokunamıyoruz ve bunu vatandaşlar bilmiyor.
Başkanım, dokunamadığınız, genişletemediğiniz, temizleyemediğiniz İzmir’in sorunlarıyla ilgili her türlü fatura size çıkıyor, kalan sürede yukarıda belirttiğiniz engellemelere karşı nasıl bir strateji geliştirmeyi düşünüyorsunuz?
Biz yoğun bir şekilde zaten iş yapıyoruz.
Peki, başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Tabii, bu şartlar içerisinde çok iyi işler yapıyoruz.
İzmirliyi kamuoyu olarak arkanıza aldığınızı düşünüyor musunuz?
Bunlar izin verilmediği için yapılamayan işler. Kalan kısa bir süre var, bir de önümüzde genel seçim var. Dolayısıyla genel seçimin sonucu bir anda her şeyi değiştirebilir, olumlu yönde yansıyacak ve bütün sorunları çözebilecek hale getirir ya da tersi de olabilir, bilemiyorum. Bu kısa sürede yapabildiğinizin en iyisini yapmanız lazım. Ben o yüzden dokunabildiğimiz, düzeltebildiğimiz her yere müdahale etmeye çalışıyorum. Bu dönem yapmayalım dediğimiz iş hiç yok, insanlar tarafından da görülüyor. Bir yıl sonra İzmir’de şu dönem yaşanan sorun bir miktar daha düzelmiş, iyi hale gelmiş olacak. Her geçen yıl daha çalışan bir sistem, daha fazla kaynak, sahada olmaya devam edecek.

AK PARTİ’NİN İZMİR’E BİR GRAM KATKISI YOK
Siz İzmir’de iktidarsınız, AK Parti muhalefet konumunda. Ancak AK Parti tarafından size yöneltilen devamlı bir eleştiri var, bu konuya nasıl açıklık getirmek istersiniz?
Türkiye açısından da, parti açısından da İzmir açısından da gerçekten olağanüstü bir dönem yaşıyoruz. Her birisinin farklı boyutu var. Türkiye’nin boyutu demokrasi, hukuk ve ekonomik alanda olağanüstü durumlar yaşıyor olması. İzmir’in durumu ise; herhangi bir şehrin maruz kaldığı baskıdan daha fazla baskıya maruz kalıyor. Ekonomik anlamda, siyasi anlamda söylüyorum. Herkesin tedirgin olduğu bir hal var. İzmir gerçekten genel başkanın tabiriyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin amiral gemisi. İzmir’i özel yapan şeylerden birisi bu… İzmir’de CHP’nin başarısızlığı bütün Türkiye’ye olumsuz gösterebilecekleri örnek olur. O yüzden İzmir’de işler iyi gitmesin, kötü gitsin istiyorlar. Bunun için de özel çalışıyorlar. Gerçekten sorunlar arttığı ya da çözülmediği için değil, o algının sağlanması AK Parti siyasi ekibinin görevi, zaten başka ne yapacak? İzmir’e hizmet getirme anlamında hiçbir şey yapmıyorlar. Yapacakları şey sürekli algıda kötüye götürecek söylemler içerisinde bulunmak, bunun için çabalıyorlar. İzmir’e bir gramlık katkıları yok, en ufacık bir hizmet getirdikleri yok, dünya kadar vergi topluyorlar ancak bir kuruşluk yatırım gelmiyor. Bunun farkında oldukları için siyaset olarak yaptıkları bize hücum etmek. Onun da sebebi, İzmir’in Cumhuriyet Halk Partisi’ni üst üste seçmiş olan amiral gemisi konumunda bir şehir olması. İzmir’de CHP’li belediyeler başarısız olursa, onlar için anlatabilecekleri çok güzel bir hikaye olur. İzmir’in olağandışı olan durumu bu…
AK Parti’nin belediye meclisindeki tavırlarıyla ilgili ne söyleyeceksiniz?
İzmir’de yıpratılması gereken Cumhuriyet Halk Partili Cemil Tugay, işin özü bu… O’nu da yapabildikleri tek yer meclis. Meclis’te o yüzden çıkarabildikleri kadar sorun çıkarmak, problem yaratmak, beni yıpratacaklarını düşündükleri için amaçlarının özeti bu. Geçen dönem Tunç Soyer’e de bunu çok yaptılar. Ancak ben geçen dönemden tecrübeli olduğum için sonucun nereye gittiğini bildiğim için, bunların taktikleriyle rahat başa çıkıyorum. AK Partililerin Mecliste olma görevleri birincisi meclisi çalıştırmamak, ikincisi mümkün olduğu kadar başkanı yıpratmak. Orada bir sorun falan çözmüyorlar, son zamanlarda o kadar olayın şirazesini kaçırdılar ki, imar komisyonu toplantısında trafo yerlerine dahi hayır oyu verdiler. Bu adamların iş yapmak gibi, meclisin işini kolaylaştırmak gibi bir düşüncesi yok. Son zamanlar şunu da yapıyorlar, meclise girmiyorlar, eğer CHP’li meclis üyeleri yeterli çoğunluğa ulaşamamışsa girmiyorlar ki, toplantı gerçekleşmesin diye, bir de bunu geliştirdiler. Arkadaşlarımızı uyarıyoruz, yeterli çoğunluk sağlansın diye ama biz çoğunluğu sağlayana kadar içeri girmiyorlar. Meclis toplanmasa, iş yapılmasa, ne kadar problem çıkarırlarsa alkışlayıp, memnun olacaklar. Meclis’te Cemil Tugay’a, belediye başkanına ne kadar zarar verebilirlerse kendilerine kar sayıyorlar.

İZMİR VEKİLLERİ YOK GİBİLER…
Peki, bu anlattığınız çerçevede kendi partinizden destek gördüğünüzü düşünüyor musunuz? Yoksa, yalnız kaldığınızı mı hissediyorsunuz?
Parti olarak da değişim kurultayından beri küskün bir grup var. Bu küskün grubunun içerisinde önemli sayıdaki kişi de İzmir Milletvekillerinin bilinen bir bölümü. Şu anda yok gibiler, ne sesleri çıkıyor, ne parmaklarını kıpırdatıyor, partiye de İzmir’e de belediyeye de sahip çıkmıyorlar. Diğer taraftan Ekrem İmamoğlu ve belediye başkanlarımız hapiste, genel başkanı, Veli Ağbaba gibi partinin önemli isimlerini suçlayan haberler çıkarılıyor. Parti evrilip çevrilip silkeleniyor.
Kurultayla ilgili davada sizin de isminiz var. Mahkemeden mutlak butlan kararı çıkarsa, CHP kendisine yeni bir yol haritası hazırladı mı?
Bana açıklanmış bir yol haritası yok. Mutlak butlan kararının beklenmediğini söylediler.
Özgür Özel de bahsetti, kapatmayla ilgili de bir karar çıkabilir mi?
Bunu beklemem, açıkçası ağır bir karar olur. Türkiye adına sarsıcı olur. Mutlak butlan kararı dedikleri şu anki yönetimi görevden uzaklaştırıp çağrı heyeti atama kararını verebilirler. Böyle bir olasılığın temmuz ayından sonra yapılabileceği konuşuluyor. Bizim görevimiz Türkiye’nin sorunlarını çözmek için yüzünü halka dönmüş, düzgün siyaset yapan insanlar olmak. Bunu her ne şekilde olursa olsun yapacağız, mücadeleyi bırakmayız.
HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE GETİRİLEN YÖNETİMLE ÇALIŞAMAM
Eğer yönetim değişir, çağrı heyeti gelirse, erken seçim olursa nasıl bir yol izleyeceksiniz?
Ben hukuksuz bir şekilde partinin başına getirilmiş yönetimlerle uyumlu çalışamam. Ne yapacağımı o günkü şartlar altında söyleyebilirim. Başka parti kurulma ihtimalinden söz ettiler, resmi ağızdan duymadım. Gerekirse düşünülebilir, ancak henüz bunu konuşmak doğru değil.