ABD, uzun süredir hedef tahtasına oturttuğu Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun eşi Cilia Flores ile beraber “yakalandığını” duyurdu.

Venezuela'nın başkenti Caracas'ın farklı bölgelerine yerel saat itibari ile 02:00'de (TSİ 10:00) saldıran ABD, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores'in esir alındığını ve ülke dışına çıkarıldıklarını açıkladı.

Bu gelişme, 2013’ten bu yana süren Maduro iktidarının fiilen sona erdiği anlamına geliyor.

Nicolas Maduro2

Otobüs şoförlüğünden iktidarın merkezine
23 Kasım 1962’de, sendikacı bir babanın oğlu olarak işçi sınıfı bir ailede dünyaya gelen Maduro’nun siyasete girişi, Venezuela solunun simge ismi Hugo Chávez’le kesişti. 1992’de Chávez’in öncülük ettiği başarısız darbe girişimi sırasında otobüs şoförlüğü yapan Maduro, darbe sonrası hapsedilen Chávez’in serbest bırakılması için yürütülen kampanyalarda aktif rol aldı.

Chávez’in 1998’de devlet başkanı seçilmesinin ardından milletvekili olan Maduro, Ulusal Meclis başkanlığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üstlendi. Petrol gelirleriyle finanse edilen yardım programları aracılığıyla Latin Amerika, Afrika ve Asya’da diplomatik temaslar kurarak Chávez yönetiminin uluslararası yüzlerinden biri haline geldi.

Birinci dönem: Dar zafer, güç mücadelesi
5 Mart 2013’te Hugo Chávez’in kanser komplikasyonları nedeniyle hayatını kaybetmesinin ardından, anayasa gereği başkan yardımcısı olan Maduro geçici olarak devlet başkanlığı görevini devraldı. 14 Nisan 2013’te yapılan erken seçimleri yüzde 50,6 oyla kazanan Maduro, çok küçük bir farkla Venezuela’nın yeni devlet başkanı oldu.

Tahtalı Barajı'nda 1 günlük yağışın etkisi!
Tahtalı Barajı'nda 1 günlük yağışın etkisi!
İçeriği Görüntüle

Ancak Maduro’nun ilk dönemi, siyasi denge açısından kritik bir kırılmaya sahne oldu. 6 Aralık 2015’te yapılan parlamento seçimlerinde muhalefet, Ulusal Meclis’te büyük çoğunluğu elde etti. Demokratik Hareket öncülüğündeki merkez ve sağ partilerden oluşan Demokratik Birlik Masası (MUD), yüzde 56,2 oyla 112 sandalye kazanırken, iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi yüzde 40,9 oyla 55 sandalyede kaldı.

Bu sonuç, Maduro yönetimi için ciddi bir siyasi meydan okuma anlamına geliyordu. Ancak Venezuela Anayasa Mahkemesi’nin, seçilen üç milletvekilinin üyeliğini düşürmesiyle muhalefetin üçte iki “süper çoğunluk” elde etmesi engellendi. Bu karar, yasama ile yürütme arasındaki gerilimi kalıcı bir krize dönüştürdü.

Nicolas Maduro33

İkinci dönem: Tartışmalı seçim, uluslararası ayrışma
20 Mayıs 2018’de yapılan başkanlık seçimlerinde Maduro, yüzde 67,8 oyla ilk turda yeniden seçildi. Ancak seçime katılım oranı yüzde 46 ile Venezuela tarihinin en düşük seviyelerinden biri olarak kayda geçti.

Foro Penal Venezuela, Súmate, Voto Joven ve Venezuela Seçim Gözlemevi gibi birçok sivil toplum kuruluşu, muhalefetin seçim sürecine katılımının engellendiğini ve temel seçim standartlarının ihlal edildiğini savundu. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Amerikan Devletleri Örgütü, Lima Grubu, Avustralya ve ABD seçim sonuçlarını tanımadıklarını açıkladı. Buna karşılık Rusya, Çin, Türkiye, Küba, İran, Kuzey Kore ve Suriye gibi ülkeler Maduro’nun zaferini meşru kabul etti.

Ekonomik çöküş ve toplumsal bedel
Maduro’nun iktidarı, Venezuela tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden biriyle özdeşleşti. Hiperenflasyon, temel gıda ve ilaç kıtlığı, çöken kamu hizmetleri ve işsizlik, milyonlarca Venezuelalının ülkeyi terk etmesine yol açtı. 2014 ve 2017’deki kitlesel protestolar sert güvenlik müdahaleleriyle bastırıldı; bu süreçte yaşanan hak ihlalleri uluslararası raporlara konu oldu.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Gerçekleri Araştırma Misyonu, Venezuela Ulusal Bolivarcı Muhafızları’nın (GNB) on yılı aşkın süre boyunca siyasi muhaliflere yönelik ciddi insan hakları ihlalleri ve insanlığa karşı suçlar işlediğini tespit etti; raporlarda cezasızlık vurgusu öne çıktı.

ABD suçlamaları ve artan baskı
Maduro yönetimi, ABD başta olmak üzere birçok ülkenin kapsamlı yaptırımlarına maruz kaldı. 2020 yılında ABD Adalet Bakanlığı, Maduro hakkında “narko-terörizm”, kokain ithalatına suç ortaklığı, makineli tüfek ve yıkıcı cihaz bulundurma suçlamalarıyla dava açtı. Aynı yıl New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi tarafından Maduro’nun yakalanmasına yardımcı olacak bilgilere 15 milyon dolar ödül konuldu; bu miktar kısa süre içinde 25 milyon dolara çıkarıldı.

7 Ağustos 2025’te ABD Hazine Bakanlığı, Maduro’nun “Güneş Karteli’nin lideri olduğu” iddiasıyla ödülü 50 milyon dolara yükseltti. Maduro ise tüm suçlamaları reddederek bunları siyasi saiklerle yürütülen bir kampanya olarak nitelendirdi.

Üçüncü dönem ve süren belirsizlik
2024’te yapılan ve muhalefet ile uluslararası gözlemciler tarafından hileli olduğu savunulan seçimlerin ardından Maduro, Ocak 2025’te üçüncü kez devlet başkanlığı görevine başladı. Seçim sonuçlarına karşı düzenlenen protestolar sonrasında binlerce kişi tutuklandı.

2025 Nobel Barış Ödülü’nün muhalefet lideri Maria Corina Machado’ya verilmesiyle uluslararası alanda sembolik bir karşılık buldu.

Bugün Nicolas Maduro, bir yanda Chávez’in Bolivarcı mirasının devamcısı olarak savunulurken, diğer yanda Venezuela’yı derin bir ekonomik, siyasi ve insani krize sürüklemekle suçlanan bir lider olarak küresel tartışmaların merkezinde yer alıyor. Onun hikâyesi, aynı zamanda Venezuela’nın son on yılının çalkantılı özeti niteliğinde.