ÇİĞDEM ÖZEN / BEN HABER - Tokat’ta meydana gelen motosiklet kazasında Hatice Yalman, tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirirken, dini nikahlı eşi de tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yapılan incelemede Yalman’ın vücudunda darp izleri tespit edildi. Olay yerine 400 metre mesafedeki Hazine Deresi kenarında bulunan kan izleri ve kanlı taşlar bulunması cinayete kurban gittiğini ortaya çıkardı.
Dava sürecinin ardından açıklama yapan Yalman ailesinin avukatı Selinay Arslan, Hatice Yalman’ın öldürülmeden yaklaşık iki saat önce uluslararası literatürde “yardım çağrısı” olarak bilinen el işaretini yaptığını söyledi. Arslan, Yalman’ın bu işareti Tokat merkezde bir markette kasiyere gösterdiğini belirterek, “Bu işaret Hatice Yalman’ın yaşadığı paniğin ve korkunun açık bir göstergesidir. Ne yazık ki kasiyer bu işaretin anlamını bilmiyor ya da fark edemiyor. Yardım çağrısı karşılık bulmayınca Hatice Yalman hayattan koparılıyor” dedi.
Yaşanan olaya ilişkin değerlendirmede bulunan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları ise olayın, kadınları korumaya yönelik yardım ve destek mekanizmalarının toplumda ne kadar az bilindiğini acı bir şekilde ortaya koyduğunu ifade etti.

“ÇOK ACI BİR TABLOYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Yaşanan son olayın kadınları korumaya yönelik yardım ve destek mekanizmalarının toplumda yeterince bilinmediğini belirten Osmanoğulları, “Bu ülkede kadınları korumaya yönelik yardım ve destek mekanizmalarının ne kadar az bilindiğini ve ne kadar yetersiz kullanıldığını gösteren çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu noktada biz kadın örgütleri olarak da öz eleştiri vermek zorundayız. Evet, yıllardır kanunlar çerçevesinde mücadele ediyor, 6284 sayılı Kanun’u her fırsatta gündeme getiriyoruz. Ancak bugün, esas olarak konuşmamız gereken başka bir eksiklik daha olduğunu görüyoruz” dedi.
“BU KONUDA GERÇEKTEN ÇOK EKSİĞİZ”
Evrensel yardım işaretlerinin toplum tarafından bilinmesinin hayati sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Osmanoğulları, “Dünyada yaygın olarak bilinen ve kullanılan evrensel yardım işaretleri var. Tesadüfen izlediğim bir videoda, bir çocuğun bir adam tarafından kaçırılmak istendiğini görüyoruz. O ülkenin toplumunda bilinen bir işaret sayesinde bir vatandaş durumu fark ediyor ve müdahale ediyor. Çünkü orada bu işaret “Ben kaçırılıyorum” anlamına geliyor. Ne yazık ki biz de son yaşanan vahim olayda, bunun ne kadar hayati olduğunu acı bir şekilde deneyimledik. Eğer o kasiyer bu işaretin ne anlama geldiğini bilseydi, bugün o kadın arkadaşımız aramızda olabilirdi. Bu yaşananlar bize şunu gösterdi: Gerçekten çok eksiğiz” diye konuştu.

“BU İŞARETLERİN GÜNDEM EDİLDİĞİ DİZİ VE SPOTLARA İHTİYACIMIZ VAR”
Bu alandaki asıl sorumluluğun kadınları korumakla yükümlü olan bakanlıklar ve siyasi iradede olduğunu ifade eden Osmanoğulları, “Kadın örgütleri olarak eksik kaldığımız yerler var; ancak asıl sorumluluk, kadınları korumakla yükümlü olan bakanlıklara ve siyasi iradeye aittir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın son yıllarda 6284’e ilişkin kamu spotlarını görüyoruz. Uygulamada ciddi sorunlar olsa da en azından bir görünürlük sağlanıyor. Ancak uluslararası yardım işaretleri konusunda benzer bir kamu spotunun olmaması büyük bir eksikliktir. Daha önce bazı dizilerde bu işaretlerin kullanıldığını ve toplumda dikkat çektiğini gördük. Bugün kadınların aşağılandığı, şiddetin normalleştirildiği, erkeğin kutsandığı yapımlar yerine; hayat kurtarabilecek bu işaretlerin gündem edildiği içeriklere ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.
“KADIN BAŞKANLARIN OLDUĞU BELEDİYELERDE SORUMLULUK DAHA BÜYÜK”
Uluslararası yardım işaretlerinin yaygınlaştırılmasının hayati önem taşıdığını belirten Osmanoğulları, “Bu noktada basına da önemli bir rol düşüyor. Ülke gündemi ne kadar yoğun olursa olsun, basının bu meseleyi daha fazla haberleştirmesi, tartışmaya açması gerekiyor. Uluslararası yardım işaretleri; okullarda panolarda yer almalı, ders içeriklerine Milli Eğitim Bakanlığı tarafından dahil edilmeli, billboardlarda, toplu taşıma araçlarında afiş ve videolarla anlatılmalıdır. Yerel yönetimler kadınlara yönelik kurslar açıyor; bu alanlarda seminerler, söyleşiler düzenlenebilir. Bu konu tek bir kuruma havale edilmeden, kolektif bir yaklaşımla tüm alanlar kullanılarak ele alınmalıdır. Özellikle kadın belediye başkanlarının olduğu yerel yönetimlerde bu sorumluluğun daha da büyük olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir hayat, bazen yalnızca bir işareti bilmekle kurtulabilir” dedi.




