Araştırmacılar, uyku sırasında düşük seviyelerde dahi olsa ışığa maruz kalmanın kalbin yapısı ve çalışma biçimiyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu. Bulgular, özellikle gece boyunca tamamen karanlık olmayan odalarda uyuyan kişilerin kalp-damar sağlığı açısından dikkatli olması gerektiğini düşündürüyor.
Bu durum, tıp literatüründe sol ventrikül hipertrofisi olarak adlandırılıyor. Kalbin uzun süreli baskı veya strese verdiği bir yanıt olarak ortaya çıkabilen bu değişiklik, kalbin kanı doldurma ve pompalama kapasitesini olumsuz etkileyebiliyor. İleri aşamalarda kalp yetmezliği, ritim bozuklukları ve diğer kardiyovasküler sorunlarla ilişkilendirilebiliyor.

Araştırmacılar ayrıca, daha fazla gece ışığına maruz kalan kişilerde kalbin kasılma ve pompalama fonksiyonunun daha az etkili olduğuna dair bulgular elde etti. Ancak uzmanlar, çalışmanın gece ışığının doğrudan kalp hastalığına neden olduğunu kanıtlamadığının altını çiziyor. Bulgular, ışığa maruz kalma ile kalpteki yapısal ve işlevsel değişiklikler arasında bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.
3 LÜKS NE KADAR IŞIK DEMEK?
Araştırmada dikkat çeken noktalardan biri, söz konusu ışık seviyesinin sanıldığından oldukça düşük olması. 3 lüks, yaklaşık olarak ay ışığı düzeyine veya kapalı bir yatak odasının kapısının altından içeri sızabilecek ışığa denk geliyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, bir sokak lambası yaklaşık 15 lüks seviyesinde ışık sağlayabilirken, bir ofis ortamı yaklaşık 500 lüks olabilir. Bulutlu bir gündüz ortamında ise ışık seviyesi 1000 ila 5000 lükse kadar çıkabiliyor.
Dolayısıyla araştırmanın işaret ettiği risk yalnızca yatak odasında güçlü bir lamba açık bırakılmasıyla sınırlı değil. Pencereden içeri giren sokak lambası ışığı, elektronik cihazların küçük LED göstergeleri veya uyku sırasında açık kalan ekranlar da gece boyunca maruz kalınan toplam ışığı artırabiliyor.

Tulane Üniversitesi'nden araştırmanın yazarlarından Lu Qi, kalpte gözlemlenen değişikliklerin genellikle kronik stres veya kalpte meydana gelen hasara karşı gelişen bir uyum mekanizmasıyla görüldüğünü belirtti. Ancak bu uyumun uzun vadede kalbi zayıflatabileceğine ve kalp yetmezliği riskine katkıda bulunabileceğine dikkat çekti.
Almanya'daki Mainz Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Thomas Münzel ise özellikle kalp yetmezliği veya atriyal fibrilasyon gibi rahatsızlıkları bulunan hastaların uyku ortamlarının da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Münzel'e göre doktorların hastalarına yatak odalarının ne kadar karanlık olduğunu, gece vardiyasında çalışıp çalışmadıklarını ve akşam saatlerinden sonra ne kadar ekran kullandıklarını sorması önem taşıyor.
GECE IŞIĞINDAN KORUNMAK MÜMKÜN
Uzmanlara göre gece ışığının olası etkilerinden korunmak için büyük ve pahalı değişikliklere gerek yok. Yatak odasında karartma perdeleri kullanmak, elektronik cihazların üzerindeki küçük LED ışıklarını kapatmak veya ışığı engelleyen küçük çıkartmalar kullanmak alınabilecek basit önlemler arasında yer alıyor.

Başucu lambası kullanılması gerekiyorsa daha sıcak renkli ve düşük yoğunluklu ışıkların tercih edilmesi de öneriliyor. Odayı tamamen karanlık hale getirmek mümkün değilse uyku maskesi alternatif bir çözüm olabilir. Araştırmacılar, gece ışığının kalp üzerinde hangi mekanizma üzerinden etkili olduğunu kesin olarak ortaya koymuş değil. Olası açıklamalardan biri, ışığın vücudun doğal sirkadiyen ritmini, yani uyku ve uyanıklık döngüsünü bozması.
İnsan vücudu, gün ışığı ve karanlık arasındaki doğal döngüye göre çalışıyor. Gece saatlerinde ışığa maruz kalmak bu biyolojik ritmin şaşmasına neden olabilir. Göz kapakları ışığın tamamını engellemese de, gece boyunca düşük seviyedeki ışığın vücut üzerinde biyolojik etkiler oluşturabileceği düşünülüyor. Uzmanlar, bu nedenle sağlıklı bir uyku rutininin yalnızca kaç saat uyunduğuyla değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uyunan ortamın ne kadar karanlık olduğu da uyku ve genel sağlık açısından önem taşıyabilir.

Münzel, konunun yalnızca bireysel uyku alışkanlıklarıyla sınırlı olmadığını, şehirlerdeki ışık kirliliğinin de halk sağlığı açısından ele alınması gerektiğini belirtiyor. Korumalı aydınlatma sistemleri, daha sıcak renkli ampuller ve gerektiğinde kısılan ya da hareket sensörüyle çalışan sokak lambaları, şehirlerde gece ışığını azaltmak için kullanılabilecek yöntemler arasında gösteriliyor.
Araştırmanın sonuçları, gece karanlığının yalnızca daha iyi uyumak için değil, kalp sağlığını korumak açısından da dikkate alınması gereken bir çevresel faktör olabileceğini ortaya koyuyor. Yatak odasında küçük bir ışık kaynağını kapatmak ise uygulanabilecek en basit önlemlerden biri olarak öne çıkıyor.





