Trafikte öfke, iş yerinde gerginlik, evde bitmeyen tartışmalar… Peki tahammülümüz neden giderek azalıyor? Bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizma, beynimizle sürekli iletişim halinde. Beslenme, stres, uyku ve yaşam tarzı bu hassas dengeyi etkileyebiliyor. Üstelik bu ilişkinin ruh halimizden sosyal ilişkilerimize kadar uzanabileceğine dair giderek artan bilimsel veriler var. Peki mutsuzluk bağırsakları mı bozuyor, yoksa bozulan bağırsaklar mı bizi daha tahammülsüz hale getiriyor?

Gaz, şişkinlik, kabızlık, ishal ve karın ağrısı artık milyonlarca insanın günlük hayatında yaşadığı bir sorun. 33 ülkeden 73 binden fazla yetişkinin katıldığı büyük bir araştırmada, kullanılan araştırma yöntemine göre insanların yaklaşık yüzde 21 ila 40’ı en az bir bağırsak-beyin bozukluğu yaşıyor. Üstelik birçok insan kabız olduğunun bile farkında değil. Her gün tuvalete çıktığı için bağırsaklarının normal çalıştığını düşünüyor. Oysa sert dışkı, ıkınma ve tam boşalamama hissi de kabızlık belirtisi olabilir. Yaşanan bu durumların ardından vücutta gelişen bağırsaklardaki faydalı ve zararlı mikroorganizmalar arasındaki doğal dengenin bozulması anlamına gelen 'Disbiyoz' hem bağırsakları hem de beyni etkiliyor.

DÜNYADAKİ ÖFKENİN SEBEBİ DİSBİYOZ MU?

Açıklamalarına insanlığın sabrının tükenmesinin sebeplerinden birinin disbiyoz olup olmadığının altını çizerek başlayan Bilim İnsanı Ali Rıza Akın, "Bilim bugün 'Dünyadaki öfkenin nedeni disbiyozdur' diyemez. Fakat ultra işlenmiş beslenme, lif eksikliği, uykusuzluk, hareketsizlik, sürekli stres ve gereksiz antibiyotik kullanımı mikrobiyal dengeyi bozabilir; kötü uykuya, yorgunluğa, inflamasyona ve düşük stres toleransına katkıda bulunabilir. İnsan kendini iyi hissetmediğinde sabrı azalır, normal bir sözü saldırı gibi algılayabilir ve küçücük bir olay kavgaya dönüşebilir" dedi. Günlük hayatta yaşanılan öfke hissinin yalnızca bir karakter meselesi olarak görülmemesi gerektiğini ileten Akın, "Davranışlarımızla içimizde yaşayan trilyonlarca mikroorganizma arasında düşündüğümüzden çok daha derin bir bağ olabilir" dedİ.

Bağırsağın yalnızca yediklerimizi sindiren bir organ olmadığını beyinle sürekli konuştuğunun altını çizen Akın, bu iletişimin Vagus siniri, bağışıklık sistemi ve bağırsak bakterilerinin ürettiği maddeler üzerinden gerçekleştiğinden bahsetti. Bir kişinin mikrobiyota dengesinin bozulmasıyla bakterilerin ürettiği yararlı maddelerin azalabildiğini, bağırsak duvarının zayıflayabildiğini ve bakterilere ait bazı parçaların kana geçebildiğini iletti. Vücudun bunu tehlike olarak algıladığını ve inflamasyonu artırabileceğini ileten uzman isim bu durumun stres sistemini, uyku kalitesini, enerjiyi ve ruh halini etkileyebileceğini hatırlattı.

"Sürekli gazı, şişkinliği, kabızlığı veya karın ağrısı olan bir insan zaten rahat değildir. İyi uyuyamaz, yorgun uyanır ve gün boyunca daha gergin olur. Beyin sürekli alarmdayken eşinin normal bir sorusunu eleştiri, küçük bir bakışını tehdit gibi algılayabilir. Sonra ne olur? Normalde önemsenmeyecek bir söz büyür, küçük bir anlaşmazlık büyük bir kavgaya dönüşür. Yani disbiyoz sevgiyi ortadan kaldırmaz veya tek başına kötü bir evlilik yaratmaz. Fakat insanın duygusal dayanıklılığını ve tahammülünü azaltarak ilişkide zaten var olan sorunların büyümesine katkıda bulunabilir.

Öte yandan mutsuz bir evliliğin de bağırsakları etkileyebildiğinin altını çizen Akın, sürekli kavga, öfke ve kırgınlığın vücudu devamlı stres altında tutacağına; Bu stresin ise bağırsak duvarını zayıflatabileceğine, inflamasyonu artırabileceğine ve mikrobiyal dengeyi bozabileceğine değindi. Yani ilişki bağırsakları, bağırsaklar da ilişki içindeki davranışlarımızı etkileyebilir.

"Birlikte yaşayan çiftler yalnızca aynı evi paylaşmıyor; aynı sofrayı, stresi, uykuyu, havayı ve mikroorganizmaları da paylaşıyor. Araştırmalar, eşlerin bağırsak mikrobiyotalarının zamanla birbirine benzeyebildiğini gösteriyor. Bu benzerlik özellikle birbirine yakın hisseden çiftlerde daha belirgin. Aslında romantik ilişki aynı zamanda mikrobiyal bir ortaklık! Ama benzer mikrobiyota mutlaka sağlıklı mikrobiyota demek değildir. Çiftler sağlıklı alışkanlıkları paylaşabilecekleri gibi kötü beslenmeyi, uykusuzluğu ve fazla alkolü de paylaşabilir.

Bağırsak3

KABIZ OLMASANIZ BİLE KABIZ OLABİLİRSİNİZ

Açıklamalarına bağırsaklarda yaşanan bir aksaklığın hangi belirtilerle gün yüzün çıktığına değinen Akın, "Sürekli şişkinlik, aşırı gaz, karın ağrısı, ishal veya dışkılama düzenindeki değişiklikler bağırsakların verdiği en önemli sinyallerdendir. Ama özellikle kabızlık çok yanlış anlaşılıyor. Birçok insan kabız olduğunun farkında bile değil. Çünkü kabızlık yalnızca günlerce tuvalete çıkamamak değildir. Her gün tuvalete çıkmanız, kabız olmadığınız anlamına gelmez.

Dışkı sert, kuru veya küçük parçalar halindeyse; tuvalette uzun süre oturuyor ve çok ıkınıyorsanız; çıktıktan sonra hâlâ tam boşalamamış gibi hissediyorsanız ya da yeniden gitme ihtiyacı duyuyorsanız kabızlık belirtileri yaşıyor olabilirsiniz" açıklamasında bulundu. Genel olarak haftada beşten az tuvalete çıkmanın kabızlığın işaretlerinden bir tanesi olduğunu ancak sayının tek başına yeterli olmadığını iletti. Bağırsakta uzun süre kalan dışkının suyunun giderek daha fazla emildiğini ve böylece dışkının sertleştiğini, çıkarmanın zorlaştığını ve gaz, şişkinlik ve karın ağrısının da artabileceğini söyledi. Tüm bunların beraberinde ise insanın kendisini ağır, huzursuz ve yorgun hissedebileceğini gün boyunca daha gergin ve tahammülsüz olabileceğini ekledi.

Stresli ve tartışmalı günlerde kabızlık, ishal, gaz veya karın ağrısının artması halinde bağırsak ve beyin hattının yaşananlara tepki veriyor olabileceğini fakat bu belirtilerin tek başına disbiyoz olduğu anlamına gelmediğine değinen Akın, "Dışkıda kan, siyah dışkı, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli karın ağrısı, kusma, ateş veya gaz çıkaramama varsa, meseleyi yalnızca strese ya da kabızlığa bağlamadan doktora başvurmak gerekir" dedi.

DOĞA YÜRÜYÜŞLERİ BAĞIRSAĞI, BAĞIRSAK DA İLİŞKİYİ GÜÇLENDİRİR

Günlük hayatında ilişkileri yolunda gitmeyen birinin bağırsaklarında neleri değiştirmesine de ayrıca değinen Akın, yalnızca rastgele probiyotik kullanmak yerine bakterilerin yaşadığı ortamı da değiştirmenin önemine vurgu yaptı. Sebze, baklagil, tam tahıl, kuruyemiş ve tohum çeşitliliğinin artırılmasının, ultra işlenmiş yiyecekleri ve abur cubur yemeğinin de azaltılmasının önemini hatırlattı. Daha iyi uyumalı ve daha fazla hareket etmeli diyen Akın, "Bir de eskilerin çok güzel bir sözü var, 'Tebdil-i mekânda ferahlık vardır' Sürekli aynı evin içinde, aynı duvarların arasında ve aynı sorunların çevresinde dönmek stresi büyütebilir. Birlikte dışarı çıkmak, park bile olsa farklı bir yere gitmek, ağaçların altında dolaşmak ve doğanın içinde yürümek hem bedene hem zihne iyi gelebilir" dedi.

Tatlı krizine insülin dostu çözüm!
Tatlı krizine insülin dostu çözüm!
İçeriği Görüntüle

"Yeni araştırmalar, yeşil alanlarda zaman geçirmenin bağırsak mikrobiyotasının çeşitliliğine de katkıda bulunabileceğini düşündürüyor. Ancak bu alandaki insan çalışmaları henüz daha çok yeni. Bunları çift olarak yapmak daha da anlamlı olabilir. Birlikte sağlıklı yemek hazırlamak, yürüyüş yapmak ve uyku düzenini değiştirmek hem bağırsaklara hem ilişkiye yardımcı olabilir. Evlilikte ciddi sorunlar varsa bağırsak sağlığının yanında iletişimi de iyileştirmek gerekir. Sağlıklı bir ilişkinin yolu hem birbirimizi hem de içimizdeki mikrobiyal dünyayı daha iyi anlamaktan geçebilir.

Sağlıklı bir mikrobiyota; daha iyi uyumanın, daha dengeli düşünmenin ve stres karşısında daha sakin kalmanın biyolojik temelini destekleyebilir. Kendini fiziksel olarak daha iyi hisseden, enerjisi yüksek ve kaygısı daha düşük olan bir insanın sağlıklı iletişim kurması da kolaylaşabilir. Dolayısıyla sağlıklı bağırsaklar, daha huzurlu ve mutlu ilişkilerin kurulmasına yardımcı olabilir. "Yalnızca romantik ilişkiler için değil, yalnızlık, dışlanma, arkadaşsızlık ve aile içindeki sorunlar da vücut için gerçek birer strestir. Beyin 'Bu evlilik stresi mi, arkadaşlık stresi mi?' diye sormaz. Vücut her ikisine de cevap verir. Bu noktada bilimsel olarak tasarlanmış probiyotiklerin ve Akkermansia gibi yeni nesil probiyotiklerin yararlı olabileceğini unutmamak gerekir" diyen Akın, "Ancak bilimsel tasarım, kutunun üzerine yalnızca bir bakteri adı yazmak değildir. Doğru suşun, doğru dozun, formüldeki diğer maddelerin ve raf ömrü boyunca canlılığın birlikte değerlendirilmesi gerekir" açıklamasında bulundu.

Çiğnenebilir Akkermansia gibi bilimsel olarak tasarlanmış yeni nesil formüllerin bağırsak bariyerini ve mikrobiyal dengeyi destekleme potansiyelleri nedeniyle gelecekte önemli bir yere sahip olabileceğini hatırlatan Bilim insanı Ali Rıza Akın, ancak Akkermansia’nın insanlarda evlilik mutluluğunu veya ilişkileri doğrudan iyileştirdiğini gösteren bir çalışmanın henüz olmadığının bilgisini verdi. Ruh hali, kaygı ve stres üzerindeki umut verici sonuçların önemli bir bölümünün şimdilik preklinik çalışmalardan geldiğini ekledi.

"Bağırsak bakterileri çeşitlilik ister. Her gün aynı üç yiyeceği yemek yerine farklı bitkisel besinler tüketmeliyiz. Lifi bir anda değil, yavaş yavaş artırmalıyız. Yeterli su içmeli, düzenli yürümeli ve kaliteli uyumalıyız. Gece boyunca sürekli bir şeyler atıştırmamak ve öğün saatlerini mümkün olduğunca düzenlemek de önemlidir. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmalıyız. Antibiyotik gerektiğinde hayat kurtarır; gereksiz kullanıldığında ise içimizdeki bakteri düzenini ciddi biçimde sarsabilir. Bağırsak kader değildir. Bugün yaptığınız değişikliklere bakterileriniz birkaç gün içinde bile cevap vermeye başlayabilir.