Erol YARAŞ
Köşe Yazarı
Erol YARAŞ
 

İmamoğlu: Cumhurbaşkanlığı için güçlü adayım

CHP İstanbul'da yaşananlarla başlamak istiyorum. Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Karadeniz gezisini ve İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'na verilen cezayı nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP İstanbul'da farklı sorunlar var. Türkiye'nin gündemini oluşturması çok doğal. Canan Kaftancıoğlu, çok başarılı bir il başkanı olarak görülüyor. Belediye başkanlığı seçimlerinde çok başarılı bir sandık kurulu oluşturdu. Siyasetteki sözüyle 'Sandığa sahip çıktı' ve bir takım haksızlıkların yapılmasını engelledi. İkinci seçimde de başarılı çalışma yaptı ve başarılı bir sonuç aldı. Kaftancıoğlu'nun bu çalışmaları sonucunda AK Parti İstanbul'da ummadığı bir sonuç aldı ve bunu hiçbir zaman unutmadı. Çünkü İstanbul Türk siyaseti için çok önemli bir yerdir. Şu bilinen bir gerçektir ki, İstanbul'u yöneten kadrolar, belli bir süre sonra Türkiye'nin etkin yerlerine gelmişlerdir. Adaletin verdiği karar doğru ya da yanlış sonuçta, ortada verilen bir karar var. Önümüzdeki günlerde, gelecekte hukukçular ve tarihçiler, bu kararların ne kadar doğru olup olmadığını tartışacaklar.  Türkiye şunu biliyor ki muhalefette üç cumhurbaşkanı adayının ismi geçiyor. Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Mansur Yavaş. İleride Meral Akşener 'Ben de adayım' diyebilir. Ama şu anda Akşener, 'Başbakanlığa talibim' diyor. Rahmetli Süleyman Demirel'in 'Siyasette 24 saat çok uzundur' diye söylediği bir söz vardı. O nedenle Meral Akşener'in de fikirleri değişebilir. Türkiye'nin farklı bir konjonktüre gittiğini görebilir, diyebilir ki “o gün öyle söylemek zorundaydım. Ama bugünkü şartlar değişti ben de adayım.” OLAYLI KARADENİZ GEZİSİ Ekrem İmamoğlu'nun Karadeniz gezisine farklı açıdan bakıyorum. İmamoğlu, Karadeniz'de başarılı bir gezi yaptı. Bu başarılı geziye, muhalefetten ya da kendisine yakın diyebileceğimiz gazetecileri de götürme gereği hissetti. Kabul edelim ya da etmeyelim Türkiye, karpuz gibi ikiye bölündü, siyah ve beyaz olarak. Burada şöyle bir durum var. Ekrem İmamoğlu'nun karşısında olan grupta yaşananlar kendi içerisinde observe ediliyor ve toplumla paylaşılmamaya çalışılıyor. Örnek olarak en son Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri'ne her türlü sözü söyledi, sonra da diplomatik ilişki kurdu. Ancak iktidara yakın medya ve basın grubu hiçbir zaman cumhurbaşkanının yaptıklarını eleştirmedi. 'O güne göre öyleydi, bugüne göre böyle' şeklinde savunma yapıldı. Muhalefet kanadına geldiğimiz zaman İmamoğlu'na yakın olan birçok isim, önce yerden yere vurmaya başladı. Mesela 'Nagehan Alçı'yı niye aldın?' gibi eleştiler yapıldı. Eğer bir insanın hedefinde başka amaçlar varsa, bana göre doğru yapıyor. Muhalefetten de yazarları alarak farklı bir tabloyu onlara da göstermeye çalışıyor. Bu doğal ve normaldir. İmamoğlu'nun buradaki yanlışı 'Vız gelir tırıs gider' sözleriydi. Özrünü diledi ancak İmamoğlu'na yakışmayan bir cümleydi. Belli mevkilere aday olmuş insanların, artık bu cümleleri kullanmaması gerekiyor. Çünkü yıllardır Türkiye'de bu şekilde bir siyaset zaten var. İMAMOĞLU'NA FAZLA YÜKLENİLDİ İmamoğlu, açıkça bir mesaj vererek, Türkiye'ye de şunu gösteriyor; “Ben Cumhurbaşkanlığına adaylığım için altyapımı hazırlıyorum. Her gittiğim yerde kabul gören bir insanım” diyor. Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na da, “Ey genel başkan sen Rize'ye Trabzon'a, Anadolu'ya gittiğin zaman bu kalabalıkları toplayamıyorsun, ama ben topluyorum' diyor. Bunun yorumu budur. Kendine partisine de 'Gelecek seçimlerde en güçlü adaylardan biriyim. İster kabul edin, ister etmeyin' mesajı veriyor. Burada benim dikkat çekmek istediğim konu, İmamoğlu'nun bütün gezisi ona destek verenler tarafından yerden yere vuruldu. Ekrem İmamoğlu'na fazla yüklenildiği görüşündeyim. Buradaki yanlış şu ki; Bir bütün olmaları gerekirken, tam tersi kendi içlerinde çatırdamaya başlıyorlar. Onun için buradaki bütünlüğün kaybolmasının en büyük artısı AK Parti'ye yazıyor. Çünkü bilinen bir gerçek var ki, AK Parti'nin demiyorum ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yüzde 30 kemik oyu var. Bunu artık herkes kabul etsin. Bu yüzde 70'i oluşturan grup bütünleşemediği sürece bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak Tayyip bey devam eder. O nedenle burada yapılan hesaplamalar, eleştiriler çok düşünülerek ve tartılarak yapılmalıdır.  CHP KENDİ AYAKLARINI ÇEKEN BİR PARTİ CHP içlerindeki çatlak seslerin olmasını 'Bizde demoratik bir anlayış var' savunmasını yapıyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz? Yıllardır hep İzmirliler için anlatılan bir fıkra vardır. O fıkrayı buraya uygulayarak tekrar edeyim. Siyasi birisi vefat etmiş ve sen çok günah işledin seni cehenneme koyacağız demişler. Zebellah başlamış cehennemi gezdirmeye. Önce Ankara, sonra İstanbul kazanına gelmişler. Zebellah kazandan kafasını çıkarana vurup, tekrar içeri sokuyormuş. Diğer kazana gelmişler orada hiç zebellah falan yok. Vefat eden kişi, 'Niye bu kazanın başında kimse yok' diye sormuş. Zebellah da 'Bu kazan İzmirli kazanıdır, burada herkes kendi ayağından çektiği için buraya zebellah koymadık' demiş.  İşte Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir parti. CHP zaten birbirlerinin ayaklarını çekiyor. Bunu seçimlere giderken daha çok göreceğiz. Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu'nun, Kılıçdaroğlu ile Mansur Yavaş'ın parti içi çekişmeleri, hesaplaşmaları, partiye gönül vermiş kesimleri çok rahatsız edecek olayları, maalesef önümüzdeki günlerde yaşayacağız.  'EKMEK 6-7 TL OLABİLİR' Tarım konusundaki hassasiyetinizi, yıllardır yapılan hataları söylediğinizi biliyoruz. Türkiye'nin Buğday ihracatında yaşadığı sıkıntılar hakkında ve bakanlığın 'Kendi buğdayımızı kendimiz karşılıyoruz' açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Öyle bir palavraya kimse inanmaz, onu bir kenara bırakalım. Bir gerçek var ki şu anda dünyada tahıl fiyatları yüzde 40-50 seviyelerinde yükseldi. Tohum yasası çıktığı zaman, en az 10-12 yıldır,  'Bir gün gelir paranız da olsa alamazsınız' cümlesini söylemişimdir. Geldiğimiz durum onu gösteriyor. Ukrayna-Rusya savaşından dolayı Ukrayna'da doğru düzgün tarım yapılamadı. Rusya zaten belli bir karışıklığın içinde, Çin kendini koruyacak tedbirleri almaya başladı. Görünen o ki, dünya kendi üretimini artık başka ülkelerle paylaşmak istemiyor. Önce kendi vatandaşını düşünüyor. Türkiye sonbaharda çok acı bedeller ödeyebilir. Sonbahardan kışa geçerken daha da ağır bedeller ödeyebilir. Çünkü bu sene Türk çiftçisi ekmedi, ekenler de gübre atmadı. Gübre atmayanlar da zaten verim alamayacak konumda. Bunun sonucunda Türkiye'nin beklediği rekolteyi yakalaması mümkün değil. Türkiye dışarıdan ne parasına bulursa bulsun tahıl ithal etmek zorunda kalacak. 2-3 ay önce 'Ekmek 4-5 TL olursa kimse şaşırmasın' demiştik, şimdi tekrar söylüyorum, 'Ekmek sonbaharda 6-7 TL'ye gelirse kimse şaşırmasın.' İnsanımız birçok şeyden fedakarlık yaparak karnını doyuruyordu. Ancak bu ekonomik koşullarda, alınan maaşlarla, asgari ücretle ekmekte de tasarruf etme yoluna gidecekler. İnsanlar karınlarını nasıl doyuracak bilemiyorum. Allah yardımcıları olsun. İZMİR KAYBETTİ İzmir takımlarından Göztepe, Altay, Menemen küme düştü. Altınordu kendini kurtardı. Ne söylemek istersiniz? Yıllar sonra İzmir ilk defa Süper Lig'de iki takımla birlikte temsil edildi. Maalesef bu da bir sene sürdü. Süper Lig'de olan Göztepe ve Altay küme düşerek İzmir takımımız kalmadı. Menemenspor 1.Lig'den 2.Lig'e düşerek İzmir orada da bir hüsran yaşadı. İzmir'in üzerinde futbol anlamında ciddi kara bulutlar esti.  Bunun neticesinde Göztepe satılığa çıktı, Altay'da hala başkan adayı belli değil. Mustafa Denizli'nin başkanlık koltuğuna oturacağı söyleniyor. Şu bir gerçek ki Süper Lig'de takımımızın olması sadece futbol zevki değil, ekonomi açısından da şehre gereklidir. Çünkü rakip takımları şehire geldiği zaman kalacağı otel, esnafın ve restoranların iş yapması demektir. İzmir maalesef bunu kaybetti.
Ekleme Tarihi: 23 Mayıs 2022 - Pazartesi
Erol YARAŞ

İmamoğlu: Cumhurbaşkanlığı için güçlü adayım

CHP İstanbul'da yaşananlarla başlamak istiyorum. Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Karadeniz gezisini ve İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'na verilen cezayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP İstanbul'da farklı sorunlar var. Türkiye'nin gündemini oluşturması çok doğal. Canan Kaftancıoğlu, çok başarılı bir il başkanı olarak görülüyor. Belediye başkanlığı seçimlerinde çok başarılı bir sandık kurulu oluşturdu. Siyasetteki sözüyle 'Sandığa sahip çıktı' ve bir takım haksızlıkların yapılmasını engelledi. İkinci seçimde de başarılı çalışma yaptı ve başarılı bir sonuç aldı. Kaftancıoğlu'nun bu çalışmaları sonucunda AK Parti İstanbul'da ummadığı bir sonuç aldı ve bunu hiçbir zaman unutmadı. Çünkü İstanbul Türk siyaseti için çok önemli bir yerdir. Şu bilinen bir gerçektir ki, İstanbul'u yöneten kadrolar, belli bir süre sonra Türkiye'nin etkin yerlerine gelmişlerdir. Adaletin verdiği karar doğru ya da yanlış sonuçta, ortada verilen bir karar var. Önümüzdeki günlerde, gelecekte hukukçular ve tarihçiler, bu kararların ne kadar doğru olup olmadığını tartışacaklar. 

Türkiye şunu biliyor ki muhalefette üç cumhurbaşkanı adayının ismi geçiyor. Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Mansur Yavaş. İleride Meral Akşener 'Ben de adayım' diyebilir. Ama şu anda Akşener, 'Başbakanlığa talibim' diyor. Rahmetli Süleyman Demirel'in 'Siyasette 24 saat çok uzundur' diye söylediği bir söz vardı. O nedenle Meral Akşener'in de fikirleri değişebilir. Türkiye'nin farklı bir konjonktüre gittiğini görebilir, diyebilir ki “o gün öyle söylemek zorundaydım. Ama bugünkü şartlar değişti ben de adayım.”

OLAYLI KARADENİZ GEZİSİ

Ekrem İmamoğlu'nun Karadeniz gezisine farklı açıdan bakıyorum. İmamoğlu, Karadeniz'de başarılı bir gezi yaptı. Bu başarılı geziye, muhalefetten ya da kendisine yakın diyebileceğimiz gazetecileri de götürme gereği hissetti. Kabul edelim ya da etmeyelim Türkiye, karpuz gibi ikiye bölündü, siyah ve beyaz olarak. Burada şöyle bir durum var. Ekrem İmamoğlu'nun karşısında olan grupta yaşananlar kendi içerisinde observe ediliyor ve toplumla paylaşılmamaya çalışılıyor. Örnek olarak en son Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri'ne her türlü sözü söyledi, sonra da diplomatik ilişki kurdu. Ancak iktidara yakın medya ve basın grubu hiçbir zaman cumhurbaşkanının yaptıklarını eleştirmedi. 'O güne göre öyleydi, bugüne göre böyle' şeklinde savunma yapıldı.

Muhalefet kanadına geldiğimiz zaman İmamoğlu'na yakın olan birçok isim, önce yerden yere vurmaya başladı. Mesela 'Nagehan Alçı'yı niye aldın?' gibi eleştiler yapıldı. Eğer bir insanın hedefinde başka amaçlar varsa, bana göre doğru yapıyor. Muhalefetten de yazarları alarak farklı bir tabloyu onlara da göstermeye çalışıyor. Bu doğal ve normaldir. İmamoğlu'nun buradaki yanlışı 'Vız gelir tırıs gider' sözleriydi. Özrünü diledi ancak İmamoğlu'na yakışmayan bir cümleydi. Belli mevkilere aday olmuş insanların, artık bu cümleleri kullanmaması gerekiyor. Çünkü yıllardır Türkiye'de bu şekilde bir siyaset zaten var.

İMAMOĞLU'NA FAZLA YÜKLENİLDİ

İmamoğlu, açıkça bir mesaj vererek, Türkiye'ye de şunu gösteriyor; “Ben Cumhurbaşkanlığına adaylığım için altyapımı hazırlıyorum. Her gittiğim yerde kabul gören bir insanım” diyor. Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na da, “Ey genel başkan sen Rize'ye Trabzon'a, Anadolu'ya gittiğin zaman bu kalabalıkları toplayamıyorsun, ama ben topluyorum' diyor. Bunun yorumu budur. Kendine partisine de 'Gelecek seçimlerde en güçlü adaylardan biriyim. İster kabul edin, ister etmeyin' mesajı veriyor.

Burada benim dikkat çekmek istediğim konu, İmamoğlu'nun bütün gezisi ona destek verenler tarafından yerden yere vuruldu. Ekrem İmamoğlu'na fazla yüklenildiği görüşündeyim. Buradaki yanlış şu ki; Bir bütün olmaları gerekirken, tam tersi kendi içlerinde çatırdamaya başlıyorlar. Onun için buradaki bütünlüğün kaybolmasının en büyük artısı AK Parti'ye yazıyor. Çünkü bilinen bir gerçek var ki, AK Parti'nin demiyorum ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yüzde 30 kemik oyu var. Bunu artık herkes kabul etsin. Bu yüzde 70'i oluşturan grup bütünleşemediği sürece bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak Tayyip bey devam eder. O nedenle burada yapılan hesaplamalar, eleştiriler çok düşünülerek ve tartılarak yapılmalıdır. 

CHP KENDİ AYAKLARINI ÇEKEN BİR PARTİ

CHP içlerindeki çatlak seslerin olmasını 'Bizde demoratik bir anlayış var' savunmasını yapıyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Yıllardır hep İzmirliler için anlatılan bir fıkra vardır. O fıkrayı buraya uygulayarak tekrar edeyim. Siyasi birisi vefat etmiş ve sen çok günah işledin seni cehenneme koyacağız demişler. Zebellah başlamış cehennemi gezdirmeye. Önce Ankara, sonra İstanbul kazanına gelmişler. Zebellah kazandan kafasını çıkarana vurup, tekrar içeri sokuyormuş. Diğer kazana gelmişler orada hiç zebellah falan yok. Vefat eden kişi, 'Niye bu kazanın başında kimse yok' diye sormuş. Zebellah da 'Bu kazan İzmirli kazanıdır, burada herkes kendi ayağından çektiği için buraya zebellah koymadık' demiş. 

İşte Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir parti. CHP zaten birbirlerinin ayaklarını çekiyor. Bunu seçimlere giderken daha çok göreceğiz. Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu'nun, Kılıçdaroğlu ile Mansur Yavaş'ın parti içi çekişmeleri, hesaplaşmaları, partiye gönül vermiş kesimleri çok rahatsız edecek olayları, maalesef önümüzdeki günlerde yaşayacağız. 

'EKMEK 6-7 TL OLABİLİR'

Tarım konusundaki hassasiyetinizi, yıllardır yapılan hataları söylediğinizi biliyoruz. Türkiye'nin Buğday ihracatında yaşadığı sıkıntılar hakkında ve bakanlığın 'Kendi buğdayımızı kendimiz karşılıyoruz' açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öyle bir palavraya kimse inanmaz, onu bir kenara bırakalım. Bir gerçek var ki şu anda dünyada tahıl fiyatları yüzde 40-50 seviyelerinde yükseldi. Tohum yasası çıktığı zaman, en az 10-12 yıldır,  'Bir gün gelir paranız da olsa alamazsınız' cümlesini söylemişimdir. Geldiğimiz durum onu gösteriyor. Ukrayna-Rusya savaşından dolayı Ukrayna'da doğru düzgün tarım yapılamadı. Rusya zaten belli bir karışıklığın içinde, Çin kendini koruyacak tedbirleri almaya başladı. Görünen o ki, dünya kendi üretimini artık başka ülkelerle paylaşmak istemiyor. Önce kendi vatandaşını düşünüyor. Türkiye sonbaharda çok acı bedeller ödeyebilir. Sonbahardan kışa geçerken daha da ağır bedeller ödeyebilir. Çünkü bu sene Türk çiftçisi ekmedi, ekenler de gübre atmadı. Gübre atmayanlar da zaten verim alamayacak konumda. Bunun sonucunda Türkiye'nin beklediği rekolteyi yakalaması mümkün değil. Türkiye dışarıdan ne parasına bulursa bulsun tahıl ithal etmek zorunda kalacak. 2-3 ay önce 'Ekmek 4-5 TL olursa kimse şaşırmasın' demiştik, şimdi tekrar söylüyorum, 'Ekmek sonbaharda 6-7 TL'ye gelirse kimse şaşırmasın.' İnsanımız birçok şeyden fedakarlık yaparak karnını doyuruyordu. Ancak bu ekonomik koşullarda, alınan maaşlarla, asgari ücretle ekmekte de tasarruf etme yoluna gidecekler. İnsanlar karınlarını nasıl doyuracak bilemiyorum. Allah yardımcıları olsun.

İZMİR KAYBETTİ

İzmir takımlarından Göztepe, Altay, Menemen küme düştü. Altınordu kendini kurtardı. Ne söylemek istersiniz?
Yıllar sonra İzmir ilk defa Süper Lig'de iki takımla birlikte temsil edildi. Maalesef bu da bir sene sürdü. Süper Lig'de olan Göztepe ve Altay küme düşerek İzmir takımımız kalmadı. Menemenspor 1.Lig'den 2.Lig'e düşerek İzmir orada da bir hüsran yaşadı. İzmir'in üzerinde futbol anlamında ciddi kara bulutlar esti. 

Bunun neticesinde Göztepe satılığa çıktı, Altay'da hala başkan adayı belli değil. Mustafa Denizli'nin başkanlık koltuğuna oturacağı söyleniyor. Şu bir gerçek ki Süper Lig'de takımımızın olması sadece futbol zevki değil, ekonomi açısından da şehre gereklidir. Çünkü rakip takımları şehire geldiği zaman kalacağı otel, esnafın ve restoranların iş yapması demektir. İzmir maalesef bunu kaybetti.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.