"Yunanistan'a boykot uygulayın"

"ŞİKAYETLER SUYA YAZILAN YAZILAR GİBİ"

Yasaklar bitti ve herkes soluğu tatilde aldı. Özellikle Bodrum ve Çeşme’deki restoran hesapları isyan ettiriyor. Siz bu ‘değişik’ fiyat politikasına ne diyorsunuz?

Ben bunu sadece restoranlarla sınırlamak istemiyorum. Buna marketleri, manavı ve kasabı da dahil etmek istiyorum. Gözlemlediğim kadarıyla, İzmir’de 6-7 lira olan domates orada 10 lira 12 lira. Burada 10 lira olan bamya, orada 30-35 lira. Yalnız restoranlarda fahiş fiyat yok, bu beldelerin her yerinde böyle bir fahiş fiyat politikası var. Hamdi Türkmen Ben Haber’de yazmıştı tamam da, yalnız belli bir kesimin harcamışının ötesinde boyuta gelmiş durumda. Yani buna çıkıp birilerinin bunları denetlemesi ve dur demesi gerekmekte. Sonunda bu tatil beldelerinde yalnız bu çok süper zengin parası olan, her gün gazetelerde boy boy fotoğraflarını gördüğümüz, denize sevgilisiyle şurada girdi, yatıyla bilmem nereye yanaştı insanlar yaşamıyor. Burada mütevazi öyle böyle kıyıdan köşeden arttırmış, bir kooperatife girmiş yazlık almış insanlarda buralarda yaşıyorlar. Bu duruma bu gözle bakmak lazım. Geçmişte bir belediye başkanı şöyle bir cümle kullanmıştı, o’na o zamanda karşı çıkmıştım. “Çeşme’ye zenginler gelsin” diyordu. Yok öyle bir şey. Ne demek sen insanları zengin fakir diye ayırıyor musun? Yani orta halli insan bana gelmesin, zengin insan bana gelsin. Benim esnafımda o’nu kazıklasın burada. Şu anda Çeşme’nin nüfusu, yerleşik nüfusu 40-45 binlere geldi. Çeşme’de memurda yaşıyor, emeklide yaşıyor, ondan sonra işçide yaşıyor. Demek ki bu beldeler sayfiye yeri olmaktan çıkmış durumda. Onun için bu denetimsizlik ortadan kalkmak zorunda. Ama bu nasıl kalkacak, bu şikayetler devamlı yapılıyor, bu şikayetleri kâle alan var mı? Esas tartışılması gereken o. Çünkü sonunda rakamlar belli, fiyatlar belli bunu uygulayanlar belli, insanları kazıklayanlar belli. Ama ne yazık ki bunların hiçbiri yaptırım görmüyor, herhangi bir cezayla karşılaşmıyor. Hamdi Türkmen çok güzel yazılar yazdı ve okunmada rekorlar kırdı. Ama şu beni üzüyor, suya yazılan yazılarmış gibi oluyor bunlar. Üzüntü esas burada. İnsanlar sıkıntılarını ortaya koyuyorlar ama sıkıntılarına çözüm bekledikleri yerlerden herhangi bir ses çıkmıyor. Üzücü olan bu zaten.

Tüm Türkiye’de ve İzmir’de görülen vaka düşüklüğü ve aşılamanın artması sevindirirken, bir yandan da 4. Pik endişesi yaşıyoruz. Siz 1 Temmuz normalleşme sürecini nasıl değerlendirirsiniz? Bir rehavet oldu mu?

İzmir’de rehavetin ötesinde seziyorum. Çünkü hem İzmir’de hem de Çeşme’de neredeyse maske kullanan göremez hale geldim. Bu çok endişe verici ve düşünülmesi gereken bir konu. Bir bedel ödeyeceğiz. Şimdi bakın, daha önce bu konuyu gazetemizde yazmıştık. Delta varyantlı binlerce insan Türkiye’ye geliyor. Şimdi baktığımız zaman anlamak mümkün değil, Türkiye’nin batı kesimleri müthiş bir şekilde aşılanıyor ama doğu kesim aşıya ilgi göstermiyor. Bu dengesizliğin ortadan kaldırılması lazım. Zorla insanlar kollarından tutulup aşı yapılacak diye bir şey söylemiyorum. Ama bir takım yaptırımların olması lazım. Artık dünya bunu tartışıyor. Diyorlar ki, işyerlerinde de başladı bu. Aşı yaptırmayan bu binaya giremeyecek. Haklı, çünkü bilim diyor ki bu işin ilaçları halen bulunamadı, aşı olmadığı sürece bu illetten bu dünyanın kurtulması çok zor. Biz şimdi burada aşılanıyoruz ama başka kişiler aşılanmıyor ve mikrop taşıyor. Bunun çözümünün bulunması lazım. Yani derhal hükümet bugünlerde hem de, bu kâbusu yaşamak istemiyorsak diyecek ki, “muhtarlıklarda işi olan, devlet dairesinde işi olan, şehirlerarası otobüse binecek olan, çay bahçesine gidecek olan, nereye gidecek olan varsa “aşısız kimse buraya giremeyecek” diyecek. Bu kadar basit. Yani çay bahçesi mi? Kapısında HES Kodu sorgulaması yapılacak. Başka türlü kurtulamayız. Ha aşısı yok mu? Sen bizim çay bahçemize giremezsin kardeşim, “ama” giremezsin kardeşim. Burada kolluk kuvvetlerine şu görev düşüyor, eğer bu ülkeyi düşünüyorsak, bu ülkeyi seviyorsak, ahbap çavuş ilişkilerinden kurtulmamız lazım. Zabıta ya da polis gelecek, çay bahçesine bakacaklar. HES kodsuz adam mı var? O çay bahçesine 50 bin lira ceza yazılacak. Neden? İnsan sağlığıyla oynuyorsun. Benim devletim bu aşılara milyonlarca dolar ödüyor ama bir takım vurdumduymaz insanların yüzünden hastalık denen bu beladan kurtulamıyoruz. Artık bunun bedeli devlet ya da sağlıklı aşısını yaptıran insanlar değil, bunun bedelini aşı yaptırmayan insanlar ve buna karşı gelen insanlar ödemeli.

“BU ŞEHRİN GELECEĞİNE KELEPÇE TAKAN İNSANLARDIR BUNLAR”

İzmir’de bir tartışması yaşanıyor gökdelen. İzmir'de Zorlu Holding'in Pasaport'ta yapacağı gökdelenle Konak Belediyesi, buradaki gökdelenin yüksekliğini eski Hilton Oteli binasına eşitlemiş ve 130 metre olarak belirlemişti. Ancak Büyükşehir Belediyesi İzmir Körfezi, Cumhuriyet Dönemi kent merkezi ile tarihi kent merkezi Kemeraltı ve Kadifekale Tepesi görünümünün bozulmaması için harekete geçti. Bu kapsamda da, inşaat ruhsatını çoktan almış olan Zorlu Holding'in gökdeleninin 130'dan 84 metreye, ayrıca Yeşildere üzerinden bulunan ve iş insanı Azat Yeşil tarafından yapılması planlanan gökdelen projesinin de 60 metreye indirildiği belirtildi. Ortada kazanılmış haklar ve bir kafa karışıklığı var. Sizin değerlendirmeniz nasıl olur?

Türkiye bugünlerde neden kaybediyor? Adalete ve ülkeye güven olmadığından yatırımcı gelmiyor. Bu bilinen bir gerçek. Adalet sistemimizden ve adalet sistemimizden dolayı ülkeye güven olmadığı için yatırımcı gelmiyor. Şimdi bu karar, en son Büyükşehir Meclisi’nde ilgili komisyonun aldığı karar, İzmir’e aynı Türkiye’ye nasıl yatırımcı gelmiyorsa, İzmir’e de gelecek yatırımcıları engelliyor. Alıyorsunuz her türlü yetkinizi ruhsatınızı, çıkıyor komisyonda beş tane insan, diyor ki biz değiştirdik. Bundan sonra burası böyle oldu, burası da böyle oldu. Ya kardeşim adam gibi bir yönetmelik çıkartın, adam gibi adam. Dersin ki, bu yönetmelik tarihine kadar verilmiş haklar dışında bundan sonra bu yürürlüğe girecektir. Böyle bir açık cümle koyarsın oraya. Kimsenin kafası karışmaz. Şimdi adam diyor ki, isimde veriyorum komisyon üyesi CHP’li Murat Aydın; “Biz de komisyon olarak ilçelerden gelen tekliflere göre önceden kat yüksekliği sınırsız olan yerler için o yerin genel yapısına göre yükseklik sınırları belirledik. Bunun sahada hangisine ne şekilde etki edeceği ayrı bir tartışma. Bu bizim komisyonumuzun görev alanında olan bir konu değil”. Dam üstünde saksağan… Sen nasıl bir iş yapıyorsun kardeşim? Biz yaparız diyor, bundan sonrası benim görev alanım içinde değil. Nasıl saçma adamlarsınız siz ya? Şurada dersin ki önce bir araştıralım, burada insanlara ne haklar tanınmış. Sen komisyona seçilmiş bir adamsın. Demek kafan bu konulara çalışıyor ki seni o komisyona koydular CHP’li Murat Aydın. Nasıl böyle bir cevap verebilirsin? Diyorsun ki, bu bizim komisyonumuzun görev alanında bir konu değil. Burada bir takım sıkıntılar varsa bizim komisyonu ilgilendirmiyor diyor, biz böyle bir karar aldık. Ben kuyuya bir taş attım, 40 tane akıllı uğraşsın çıkartsın bu taşı. Bu kadar saçma, bu kadar akılsızca, bilinçsizce ve cahilde hem bir konuşma hem de bir karar alınamaz. Zaten bu 3 yıldır 5 yıldır İzmir’in gündeminde bir konuydu, tam çözüldü derken bak şimdi yeniden tartışma konusu haline getirildi. Neymiş, komisyondaki beş tane aklı evvel bir karar aldıkları için. Bu şehri düşünüyorsak bu tür kişilerin; açık net söylüyorum, siyasette olmaması gereken insanlar bunlar. Çünkü bu şehrin geleceğine kelepçe takan insanlardır bunlar, bu kadar net.

“TENCERENİN DEVİREMEYECEĞİ HÜKÜMET YOKTUR”

Uluslararası yayımlanan tüm anketleri bünyesinde toplayarak takipçileri ile paylaşan Europe Elects, Türkiye'de Artıbir Araştırma'nın 21-29 Haziran ayında yaptığı son anket sonuçlarını paylaştı. Ankette AKP ve MHP'deki düşüş dikkat çekti. Siz bu düşüşü neye bağlıyorsunuz?

Bu düşüşü rahmetli Demirel’in lafına bağlarım; “tencere”. Başka bağlanacak bir yer yok, “tencerenin deviremeyeceği hükümet yoktur”. Biraz evvel bana sayfiyedeki rakamları sordun. Peki, sadece sayfiye yerlerindeki rakamlar mı insanları rahatsız ediyor? Yani şehirdeki rakamlar insanları rahatsız etmiyor mu? Tamam, buradaki 10 liralık domates, tarlada domates şuan 1 lira, 2 lira. Bu insanları rahatsız etmiyor mu? Rahmetli Demirel’in çok güzel sözleri var, bir tanesi de bu; “tencere götürür” demiş. Tencere götürüyor. Etin kilosunun 70-80 liraların bulduğu, peynirin kilosunun 60-70 liralar bulduğu, yaz geldi 10 liradan ucuz domates yok. Meyvenin yanına kimse yanaşamıyor. Etti süttü, temel gıdaydı, yumurtaydı. Şimdi haberleri okuyorum, diyorlar ki yumurtada yakında yenemeyecek hale gelecek ki şuanda da öyle. Daha da olacak diyorlar. O zaman şimdi kusura bakmasın AK Partili ve MHP’li dostlarımız. Hiçbir yerde aramasınlar neden bizim oylarımız düşüyor. Çarşıya çıksınlar, sebebini görsünler. Ben başka bir şey söylemiyorum. Hani dış ilişkilerdi, şuydu buydu, değil; “tencere”. Tencereyi kaynatan tüp, aydınlanmamızı sağlayan elektrik, çarşıdaki fiyatlar, yansıması anketlerdeki rakamlar. Çarşı pazarın rakamları anketlere yansıyor. Çarşı pazarlardaki rakamlar düşük olsa, herkes refah içinde yaşıyor olsa, ekonomik sıkıntı olmasa, işsizlik olmasa bu oylar düşmez.

"YUNANİSTAN'A BOYKOT UYGULAYIN"

Geçtiğimiz günlerde; Galatasaray Yunanistan'da ‘küstah’ diyebileceğimiz tavırla karşı karşıya kaldı. Sizin buna ilişkin yorumunuz ne olur?

Ben artık klasik kınamalardan bıkmış bir Türk vatandaşıyım. Çok net söylüyorum, kınadık Yunanistanlıları, sanki onların da çok umurunda oldu. Galatasaray’ın başına gelen olay çok terbiyesizce bir olay. Ben “Birisi bir yanağına tokat atarsa öbür yanağını çevir ona” felsefesini uygulayan bir adam değilim ben. Hiçbir zaman tokadı yediğim zaman diğer yanağımı çevirmem. Geçen sene Yunanistan’ın şımarıklığı denizlerde başladı. Denizlerdeki bu şımarıklılık yıllardır geliyor. Ama bu terbiyesiz, bu ahlaksız Yunanlılar ekonomisi çok zor duruma düştüğü zaman, her türlü kapısını Türklere açtı. Çok tatlı bir yüz gösterdi bize, sahte bir yüzdü o bir maskeli yüz. Özellikle de bize yakın adaları ihya etti Türkler. Ne zamanki “biti kanlandı”, ekonomisi biraz düzeldi. Aynı terbiyesiz Yunanlı tavrını, maskesini suratına geçirdi. Bunu neden söylüyorum? Geçen sene pandemiden dolayı adalar kapalıydı ama Yunan karasularından normalde Yunan bayrağını çekersin ve o karasulardan geçer gidersin. Bir tane Türk teknesini kendi karasularına geçirmediler. Yanlışlıkla veya kendi karasularına sapmış olan insanları da kendi hücum botlarıyla batırma derecesinde rahatsız etti. Dışişleri Bakanı bundan 20-25 gün önce gitti, adalar açılıyor dendi falan filan. Adalar açılsa da, benim tanıdığım birçok insan Yunan adalarını şuan da boykot ediyor zaten. Açılsa da gitmeyecekler. Çünkü artık insanlar Yunanlıların bu terbiyesiz, şımarık, küstah, bu ahlaksız davranışından bıkmış durumda. Şunu devamlı söylüyoruz ki ben de şahit oldum Yunanistan’a gittiğim zaman, Yunan halkı ile Türklerin sorunu olmadığını görenlerdenim. Ama sorunu olmayan insanlarında Yunanistan’da ayağa kalkıp “Türklere neden böyle yapıyorsunuz” diye hesap sorması lazım. Sen eğer Türkleri dost olarak görüyorsan, Türklerin sana gelmesini istiyorsan, Türklerle iyi geçindiğin için Türklerin daima güler yüzüyle kendi güler yüzünün buluşmasını istiyorsan o zaman ayağa kalkacaksın, diyeceksin ki hükümetine; “niye Türklere bunu yaptınız kardeşim, ayıp değil mi sizin yaptığınız”. O zaman bu tür insanlar sessiz kalıyorlarsa, demek ki gülen yüzünün arkasında sen de kendi politikacının yaptığı bu politikalara hak veriyorsun demektir. Onun için adalar açılsa da, benim burada birçok dostumla yaptığım konuşmalarda öyle, ama okuyanlara da şunları söylüyorum; lütfen Adalara gitmeyin! Gitmeyin. Adalar zaten artık ucuzda gelmeyecek, eskiden ucuz geliyor diye mazeretimiz vardı. 1 Euro’nun 10,5 lira olduğu bir ortamda. Bize bu yapılan terbiyesizlikleri de göz önünde bulundurarak lütfen boykot uygulayın. Ta ki Yunanlılar şunu söyleyene kadar; “kardeşim özür diliyoruz, iki suyun karşılıklı yakaları dost olmalıdır, arkadaş olmalıdır. Biz sizlerden özür diliyoruz, buyurun bir takımda çok yüksek bedeller var denizden gitme yolunda, ayakbastı konularında, bunları da biz makul seviyelere çektik veya kaldırdık dostluk adına” demedikten sonra Yunanistan’a hakikatten gidilmemesi taraftarıyım.

YORUM EKLE