Yalnızlık...

Çoğunlukla karıştırdığımız iki  hal vardır. Bunlardan biri “yalnızlık” diğeri “tek başınalık” tır. İnsanlar tek başlarına vakit geçirmek zorunda olduklarında ya da bu şekilde yaşadıklarında genellikle “ne kadar da yalnız” şeklinde yorumlarla karşılaşırlar. Oysa kaliteli geçirilen  tek başınalık hali, insanların kendi kendileriyle olan ilişkileri için pek gerekli bir şeydir. Yani bu hal olmazsa kendimize tahammülümüz azalır. Yanımızda birileri olsun isteriz. Evet biri(ler)i, ama kim olduklarının çok da anlamı olmayabilir. Sadece bizim tek başınalık halimizi ortadan kaldıracak, kendimize tahammül sınırımızı azaltacak, iki kelime konuşmamızın yettiği ya da aynı mekanı paylaşmanın kafi olduğu insan(lar)…

Bir çoğumuzun kendi kendisi ile yüzleşme cesareti olmadığından sürdürmek zorunda kaldığı ilişkiler var bu dünyada. Sırf kendimizle yüzleşmemek uğruna katlandığımız kişiler var maalesef. Mutluluk oyunu oynadığımız ortamlar, aslında samimi olmayı gerektiren ancak maskeli yaşadığımız bir dolu ilişki yaşıyoruz bu hayatta.

O yüzdendir ki insanların tek başına olmaya ihtiyacı vardır. O tek başınalık anlarında da kendilerine dürüst olmaya ve kendi karanlık yanları ile yüzleşip, barışmaya. Yoksa kendi kendisi ile olan kavgasını başkalarına yansıtır insanoğlu. Hatta bu işi abartıp, bütün bir guruba, hayata, dünyaya kafa tutanlar da olabiliyor. Yaşamlarının sonuna kadar böyle olmayı tercih edenler de. Tek başınalığı göze alamayan ama kendisini onaylayıp alkışlayan yapay kalabalıklara ihtiyaç duyanlar var bu hayatta.

Bir kısmı da tek başına kalamamaktan yakınır. O kadar dinlemiş, o kadar vermiş, o kadar anlamaya çalışıp, toparlamıştır ki önüne geleni, sıra kendisine geldiğinde kimseyi bulamayanlardır böyle kimseler. Kendisini sevdiğini söyleyen bir çok insan doludur etrafları ama onlar bu insanların içinde yalnızlıktan boğulur. Anlayanı, dinleyeni yoktur. En kötüsü de böyle güçlü karakterlerin güçsüz anlarına ya da duygularına katlanamayan sözde sevenlerdir… İşte insanlar en çok buradan incinirler. En zor ya da en güzel zamanlarında yanında oldukları kişiler tarafından anlaşılamamaktan dolayı yıkılırlar en çok da. Hayat yorgunluğu dediğimiz şeyin ta kendisidir bu. İnsanların yaşadıkları ruhsal yorgunluk ve yakınmalarının temelidir “ anlaşılamamak”… Anlaşıldığımız ölçüde değerli hissettiğimizden olsa gerek, esas yalnızlık; duygularınızı yok sayan, anlamamakta ısrar eden ya da onları küçümseyenlerin size verdiği cezadır. Üstelik söylemde size değer de verirler bu kimseler. Ben buna sevgiden öldürmek diyorum. “Seni seviyorum ama duygularını görmek istemiyorum”, “ seni seviyorum ama bana kendini anlatma”, “ seni seviyorum ama benim görmek istediğim şekilde”, “ seni seviyorum ama….” Bir insana verilebilecek en büyük cezadır oysa ki duygularını önemsizleştirme, yok sayma.  Ne yazık ki bu konuda uzman olan insanların yaşadığı bir coğrafyadayız. Bu uzmanların söylemleri çokça “ ama bence çok abarttın, böyle hissetmeni gerektirecek bir şey yok”, “ bence böyle düşünmen çok da uygun değil”, “ nasıl olur da senin gibi bir insan böyle bir şey yapar”. Bu çok bilmiş uzmanlar sözde sevdikleri insanlara bunları söylerken karşılarındakilerini yalnızlığa hapsettiklerinin farkına bile varmazlar çoğunlukla… İşte bu konuda mağdur olanlar gerçek yalnızlardır bu hayatta, tek başına yaşayan ya da bunu seçenler değil… 

İnsanoğlu ne yazık ki diğeri ile aynalanma ihtiyacı hisseden bir varlıktır. Yani görüldüğünü, önemsendiğini, duyulduğunu bilmek ister. Hiçbirimizin gerçek niyeti yalnızlık olamaz. Sadece yalnız bırakılmış, duyumsanmamışlık nedeniyle durumu kanıksama söz konusudur. Ama kimse uzun süre yalnızlıkla yaşayamaz. Hep benzer (ler) iini arama peşindedir. O yüzden etrafınıza iyi bakın derim ben… Benzer(ler)iniz belki çok yakınınızda ya da umursamadıklarınız arasındadır. Hayat kısa… Yalnız kalınmaması gerekecek kadar hem de… Yüreğinizi görebilenlere çıksın yolunuz…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Özdoğan
Mehmet Özdoğan - 1 yıl Önce

Dediğiniz gibi " yolumuz yüreğimizi görebilenlerle kesişsin" bu yeter bize.Teşekkürler Esra Hanım.