Unutmadık, unutmayacağız, asla unutturamayacaklar 

82 yıldır sadece 10 Kasım’larda değil; O’nu her gün her dakika rahmetle anıyor, yad ediyoruz

Türk tarihinin en önemli liderlerinden biri olan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 82. yıl dönümünü rahmet ve şükranla yâd ediyoruz. 

O büyük lideri sadece 10 Kasım'da değil, her gün hayatımızın her dakikasında anmalı ve onun bize miras bıraktığı, düşünceleri, ülküyü, hedefleri ve yaptıklarını hayatımızda tatbik etmeliyiz.. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, hayatını ve bu vatan için yaptıklarını, elbette sadece bir yazı ile anlatmak mümkün değil. 

Tek bir sayfa o büyük lideri anlatmaya yetmez..  

İSTİKLAL OLMAZ OLMAZIYDI 

"Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. 

Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir. Ulusumun da aynı özelliklerde olmasını şart koşarım. Ben hür yaşayabilmek için, bağımsız bir vatanın evladı olmalıyım. İşte bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. " 

 Gazi Mustafa Kemal Atatürk 

DİN SİYASETE ALET EDİLEBİLİR Mİ? 

"Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. 

Efendiler: 

Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu gibi yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı'yı bu yüzden batırdıkları için yasakladık. Çok değil yüzyıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki, bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oylarınızı alarak başa geçecekler, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki, o gün geldiğinde, her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır" 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk 

 DEVRİMLER  GEREKLİ MİYDİ? 

"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti insanlarını tam anlamında çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum haline getirmektir. Devrimlerimizin temel ilkesi budur." 

BÖYLE BİR LİDER YOK 

Ulu önderimizin her konuda birbirinden anlamlı ve bu ülke değerlerini düşündüğünü anladığımız daha yüzlerce sözü yazmakla bitmez. 

O yaşamının her adımında, bu milleti ve bu ülkeyi yüceltmek için, sayısız hizmetleri geçen bir liderdir.  

-Emperyalizm'e karşı bu millete önderlik ve başkomutanlık yapmıştır. 

-Dine karşı değildir, din tüccarlarına karşıdır. 

-Yaptığı tüm devrimlerde, çağın gerisine düşmüş, ilimde, teknolojide, modern yaşamda, hayatın her sahasında geriye düşmüş bir milleti yeniden ayağa kaldırmayı amaçlamıştır. 

Bugün her ne kadar onu unutturmak için ellerinden geleni yapsalar da, bu gerçekler hiç bir zaman değişmeyecektir.  

HASTALIĞINI HİÇ ÖNEMSEMEDİ 

O yaşamının son günlerinde bile bu vatanı düşünüyordu. Ülkü edindiği milli dava uğruna, kendi sağlığını hiçe sayarak, son zamanlarında dahi hasta halinde gezilere çıktı. 

Mersin'de, Adana'da halkı ziyaret etti.  

Ve 26 Mayıs 1937'de doktorlar tarafından siroz teşhisi konuldu. 

Deniz havası bünyesine iyi geldiğinden sık sık, Savarona isimli yatta kaldı. 

4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşmasının yürürlüğe girmesi Gazi Mustafa Kemal'i çok memnun etmiş morali yerine gelmişti.  

Ancak Temmuz sonlarına doğru, Atatürk'ün hastalığı ağırlaştı ve Dolmabahçe Sarayına nakledildi. 

Atatürk'ün hastalığı hiç durmadan kötüye gidiyor, ancak o tüm tavsiyelere rağmen; "Beni Türk doktorlarına emanet edin"  diyordu.  

Belki de şüphelendiği bir şeyler vardı..  

SON ÜÇ GÜNÜ 

7 Kasım 1938 tarihinde sağlığı ile ilgili raporlar yazılmaya başlandı. Artık o geceden itibaren etrafındakileri tanımamaya başladı.  

Saat 02:00 civarı uyanıyor ve bir sigara istiyor, bittikten sonra bir tane daha istiyordu...  

Sıklıkla hayallere dalıyor ve belki de; 

-Selanik'teki çocukluk günlerini düşünüyordu. 

-Belki de Çanakkale'deki "Ben size taaruzu değil ölmeyi emrediyorum" dediği günleri... 

-Belki de Sakarya'da  "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır"' diye söylediği Yunan'ı durduğumuz savaşı... 

-Belki de Kurtuluş Savaşının dönüm noktalarından biri olan "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz"  sözü ile, Yunan'ı denize döktüğümüz günleri... 

-Belki de "Efendiler yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz" sözü ile Türk devrimlerini başlattığı günleri... 

-Belki de "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" sözünü... 

-Belki de "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar, memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır" sözünü... 

-Kim bilir belki de, benden sonra bu ülke ne yapacak? diyerek bu ülkenin geleceğini düşünüyordu...  

8 KASIM'DA KOMAYA GİRDİ 

8 Kasım'da, "Denizde bir motor sesi var. Bu nedir? diye sordu ve tekrar uykuya daldı. 

O gün nöbetçi doktor Abravaya ile Prof Dr Neşet Ömer İrdelp, Atatürk'e ilaçlar enjekte ettiler. 

O yarı baygın, sürekli saat kaç diye soruyordu.  

Hem de saat kaç diye ısrarla cevap almasına rağmen soruyordu. Karşılığında "saat 07.00 efendim" diye bir cevap aldı.  

Ardından Neşet Ömer İrdelp yanaşıp, "Dilinizi çıkarır mısınız efendim'' diye rica etti.  

Ancak yarısına kadar çıkarttı. Dr.İrdelp bir kez daha seslendi; 

"'Lütfen biraz daha uzatınız...'' 

Bu sefer tamamen içeri çekti. 

Çünkü artık söylenenleri anlamıyordu.  

Çok dikkatli bir şekilde Dr. İrdelp'e baktı ve başını sağ'a çevirerek; 

VE ALEYKUM SELAM dedi.   

Atatürk'ün söylemiş olduğu bu söz onun son sözüydü. 

8 Kasım saat 19:00'dan sonra bir daha gözlerini hiç açmadı, hiç kendine gelmedi. 

Komaya girmişti. 

Ve bir daha da çıkamadı. 

SON NEFESİNİ VERDİ 

Ulu önderimiz son nefesini bu şekilde vermişti.  

Ancak bu ölüm asla yok oluş demek değildir, Gazi Mustafa Kemal Atatürk yaptıkları ile ilelebet sonsuza kadar anılacak, yaşayacak ve yaşatılacaktır. 

Bizler, Mustafa Kemal Atatürk'ün askerleri olarak, onun bize bırakmış olduğu, çağdaş düşünce, milli bağımsızlık, Atatürk devrimleri ve kuruluş felsefesine sonuna kadar sahip çıkacağız, çıkmalıyız... 

Çünkü bu vasiyetidir. Şöyle demiştir: 

"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir..."  

ATATÜRK'Ü NİÇİN SEVMEZLER? 

Bu sorunun yanıtı, O'nun hafızalarımıza kazınan sözündedir: 

"Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!." 

Çok anlamlı bir deyiştir. 

Neden derseniz; Atatürk'ün o günlerden bugünleri gören bakış açısını yansıtan bir sözdür de ondan. 

DİKKAT ÇEKİCİDİR 

Atatürk düşmanlarının baskısı altında bir 10 Kasım'ı daha geride bırakırken, şeriatçıların tarih boyunca üstlendiği iki göreve dikkat çekmek istiyorum. 

Bunlardan birincisi yeniliklere, çağdaş düşünceye, uygarlığa, bilime karşı çıkmaları... 

İkincisi, ülkesi aleyhine yabancılarla işbirliği yapmalarıdır. 

Bu görev, Osmanlının son dönemlerinden bu yana aksamadan yerine getirilmiştir. 

Dinci kesim, bilimden hiç hoşlanmaz. Bilimi, fenni sevmez. 

Oysa bilimin temel dayanağı akıldır, dincilerin ise inançtır.  

Peki, neden halkımızın okumasını istemezler?  

Neden onun bilinçlenmesine karşı çıkarlar?   

Neden çağdaş eğitim kurumları yerine Kuran Kursları açarlar?  

Neden yüz binlerce öğretmeni işsiz güçsüz dolaştırırlar? 

ÖDLERİ NE ZAMAN KOPAR? 

Onlar yığınları ancak bir takım hurafelerle, boş inançlarla kendilerine bağlamakta, öteki dünya vaatleri ile üzerlerinde egemenlik kurarak sömürebilmektedirler.  

İşte bu nedenle kitlelerin bilinçlenmesinden ödleri kopar. 

Halk düşünmeye, kendi mantığı ile olayları yorumlamaya, gerçekleri ve sahtekârların gerçek yüzünü görmeye başladığı zaman işleri bitmiş demektir.  

İşte siyasal İslamcılar Atatürk'ü bu yüzden sevmezler. Yani "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" dediği için sevmezler... 

Onlar Atatürk'ü, "Din daima siyaset aracı, menfaat aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyle idi, Abbasiler, Emeviler zamanında böyle idi" dediği için sevmezler.  

Onlar, Atatürk'ü "Din, devlet ve dünya işlerinden ayrılmalıdır" dediği için desteklemezler. 

Yani "İstiklal-i Tam"; tam bağımsız bir Türkiye istediği için, "özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" dediği için sevmezler. 

Ama korkunun ecele faydası yoktur.  

Mütareke yıllarındaki yabancılar ve yerli ortakları, nasıl o zaman Atatürk'ü yenememişse, günümüzün Şeyh Sait'leri, Seyit Rıza'ları da onu asla yenemeyecek, öldüremeyecektir.  

O, yüce önder sonsuza dek yaşayacaktır... 

ABD, ATATÜRK'Ü NİÇİN SEVMEZ? 

Dış güçler arasında Atatürk'ü sevmeyen bir ülke de ABD'dir. 

Atatürk'ü ve Kemalizm'i yıkmak için yıllardan beri uğraşırlar. 

Tek amaçları, Kemalizm'e karşı "ılımlı İslam"a sahip çıkmaktır. Çünkü Türkiye'nin batı ile bütünleşmesini istemezler.  

Türkiye'nin "yeni dünya düzeni" içindeki yerinin "ılımlı İslam" olması gerektiğini düşünürler. 

Dış güçler; yani AB-D Atatürk'e niçin düşmandır? sorusuna gelince... 

Bunun 4 temel nedeni var. 

BİRİNCİSİ... 

Laik – demokratik Kemalist model, "ihraç" etmeye elverişli değildir. Türkiye'nin toplumsal kültürel altyapısına sahip bulunmayan İslam ülkeleri bu modeli uygulayamazlar. 

 "Ilımlı İslam" ile bütünleşmiş, yarı çağdaş bir Türkiye, AB-D çıkarlarına daha uygundur! 

Üstelik, petrol zengini Ortadoğu ülkelerindeki çağdışı rejimlerin varlığını koruması açısından, Kemalist model tehlikeli bir örnektir.  

İKİNCİSİ... 

Kemalizm'in temelinde ulusal birlik ve tam bağımsızlık ilkeleri vardır. Bu ise, ABD'nin ve genel olarak batının çıkarlarına terstir. Türkiye ne yıkılmalı, ama ne de bağımsız hareket edebilecek kadar güçlenmelidir. Türkiye Ortadoğu'da büyük bir güç olmamalıdır! 

ÜÇÜNCÜSÜ... 

Türkiye'nin Kürtlere özerklik vermesi giderek federasyonu peşinden getirir. Bir adım sonrası ise, komşu devletlerin de parçalanması ile, "bağımsız" bir Kürt devletinin oluşturulmasıdır. Her zaman AB-D'ye muhtaç böyle bir devlet...  

Amerikan ve Batının çıkarları için en iyi çözümdür. Ama bu formülün uygulanabilmesi için ilk koşul, Türkiye'de Atatürk'ün ve ilkelerinin yıkılmasıdır! 

DÖRDÜNCÜSÜ... 

Yeni dünya düzeninde, uluslararası sermayenin karşısında kalan tek engel "ulusal devlet"tir. Türkiye'de Atatürk yıkılmadan ulusal devletin yıkılamayacağı ise bir gerçektir!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Samim
Samim - 13 ay Önce

Her zaman unutmadan eğitim sağlık başta olmak üzere çalışacağız.ülke kadınlarına ve geçlerine güveniyorum