Türkiye'de kadınların hayatı

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamak güzel de, kadına ne kadar değer veriyoruz, ne kadar koruyoruz, Türkiye’de eşit özgürlüğe sahipler mi; bunları soran da, iyileştiren de, can ve mal güvenliklerini koruyan da, kağıt üzerinde “var gibi görünse de”…

Yok…Yok…Yok…

KADIN MEZBAHASI OLDUK(!)

Çok beğendiğim sanatçı Lale Mansur’un söylemine yürekten katılıyorum.

Mansur şöyle diyor:

Ülkemizde erkek şiddeti çok yaygın…

Türkiye adeta bir “kadın mezbahası”na dönüştü.

Bu hiç hoş değil. Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Bir kadın sadece ayrılmak istediği için, erkeğin şiddetiyle karşılaşabiliyor bu ülkede. Sakat kalabiliyor, öldürülebiliyor. Erkekler, kadınları öldürüyor ve bunun için de bahane üretiyorlar.

Korkunç bir şey, çok korkunç.

Bizim ülkemizde kötülüğün sıradanlığı var. Çok büyük bir ikiyüzlülük var. Toplum olarak bütün bunları yok sayabiliyoruz, görmüyoruz. Çok çok acı!

BUGÜNE KADAR EN KAPSAMLISI

Sizlerle son yapılan bir “kadın araştırması” sonuçlarını paylaşmak istiyorum.

Ülkemiz kadınlarımızın adeta çekilmiş bir röntgeni…

EV İŞLERİ PAYLAŞILIYOR MU?

Bizim yurdum insanımızın erkekleri, geleneksel olarak ev işlerini kadına ait olarak görür.

Peki ya kadınlarımızın görüşü;

Araştırmaya katılanların yüze 71’i ev işlerinde sorumluluğun paylaşılması gerektiğini düşünüyor.

Sorumluluğun kadına ait olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 27.

Erkeklerin sorumlu olduğunu belirtenlerin oranı ise sadece yüzde 2.

EVE PARAYI KİM GETİRMELİ?

Ev işleri sorumluluğu konusunda, bilinçaltımıza yerleşen genellemenin, toplum üzerinde yavaş yavaş değiştiğini görüyoruz.

Ülkemizdeki geleneksel aile yapımız, babayı para kazanan, anneyi de ev işleriyle ilgilenen kişiler olarak ön plana çıkarıyor.

O değişim şöyle:

Kadınların yüzde 65’i para kazanmanın ortak sorumluluk olması gerektiğini belirtirken, yüzde 35’i ise bu sorumluluğun erkeğe ait olduğunu ifade ediyor.

18-24 yaş arasında böyle düşünenlerin oranı yüzde75’e çıkıyor.

Bu da yeni neslin hayatın müşterek olduğuna inanıyor olmasının bir göstergesi.

EŞİTLİK HAYAL Mİ GERÇEK Mİ?

Ülkemiz kadınlara oy verme hakkını sağlayan dünyadaki ilk ülkeler arasında yer alıyor. Ama günlük hayatımıza baktığımızda eşitlik lafta mı kalıyor yoksa gerçekten var mı?

Nitekim Anayasanın 10. maddesi gereği kanun önünde kadın ve erkekler eşit haklara sahiptir.

Kadınlarımızın buna bakış açısı şöyle:

Her 10 kadından 8’i ülkemizde kadın-erkek eşitliği olmadığını görüşünde. Sadece 2’si eşit olduklarını düşünüyor.

Sadece kadın katılımcıların cevaplarına baktığımızda eşitlik olmadığını düşünenlerin oranı neredeyse her 10 kişiden 9’u.

FİZİKSEL ŞİDDETİN BOYUTLARI

Gündeme sık yansıyan en üzücü olaylardan biri, eşin veya sevgilinin kadına uyguladığı ve cinayete kadar gidebilen fiziksel şiddet.

Bu aşamaya gelene kadar kaç kadın uğradığı şiddete sessiz kalıyor?

Kaçımız bu tür olayları yaşadık?

Bu araştırma bu sorulara da ışık tutuyor:

Araştırmaya katılan her 5 kadından 1’i eşi veya sevgilisi tarafından hayatında en az bir defa fiziksel şiddete uğradığını söylüyor.

Fiziksel şiddete maruz kalan kadınlardan yaşadığı durumu kısaca anlatmaları istendiğinde, en çok uygulanan fiziksel şiddetin tokat olduğunu görüyoruz.

“Ve” kelimesinin oldukça sık kullanılması birden fazla şekilde şiddete maruz kalındığını da gösteriyor.

Ayrıca fiziksel şiddete maruz kalan her 10 kadından yaklaşık 4’ü bunu kimseye söylemiyor.

Her 10 kişiden yaklaşık 4’ü ise anne, baba ve kardeşi gibi 1.dereceden akrabalarıyla bu durumu paylaşıyor. Aileden sonra en çok paylaşılanlar ise yakın arkadaşlar oluyor. Her 3 kişiden 1’i yakın arkadaşlarıyla bu durumu paylaşıyor.

PSİKOLOJİK ŞİDDET NE BOYUTTA?

Genelde psikolojik şiddet; bağırıp çağırma, küfür etme, kişiyi yetersiz hissettirme, küçük düşürmeye çalışma gibi olaylarla meydana gelir. Kişinin sevdiği eşyalara zarar vermek ve kişinin istediği şeyleri yapmasını engellemek psikolojik şiddet türleri arasındadır. Özellikle en çok görülen durum kişiyi sürekli başkaları ile kıyaslamaktır.

Psikolojik şiddet farkına varılması zor olan ve kişinin suçlu, kendine güvensiz ve çaresiz hissetmesine neden olan bir şiddet türüdür. Psikolojik şiddete özellikle uzun süre maruz kalan kişilerde stres bozukluğu, bağımlılık ve depresyon gibi etkileri çok uzun seneler devam eden durumlar ortaya çıkabilir.

DAHA ÇOK UYGULANIYOR

İnsanın ruhsal sağlığını tehlikeye atan psikolojik şiddet, ülkemizde ne yazık ki fiziksel şiddetten daha fazla uygulanıyor.

Her 3 kadından 1’i hayatında en az bir defa psikolojik şiddete maruz kaldığını itiraf ediyor.

SEN ŞİDDET UYGULUYOR MUSUN?

Şiddet gördün mü yaklaşımı yerine şiddet uyguladın mı dendiğinde ortaya çıkan tablo daha farklı.

Erkeklerin yüzde 6’sı eşinden veya sevgilisinden hayatında en az bir defa fiziksel şiddet gördüğünü (tokat-saç çekme-ısırma-sert bir cisimle saldırı) belirtirken, erkeğine fiziksel şiddet uyguladığını belirten kadınların oranı yüzde 8.

Erkeklerin yüzde 22’si ise eşinden veya sevgilisinden hayatında en az bir defa psikolojik şiddet gördüğünü belirtiyor.

İŞ HAYATINDAKİ EN BÜYÜK SORUN

İş hayatının herkes için birçok zorluğu var. Fakat bazı sorunlarla daha çok kadınlar karşılaşıyor.

Her 20 kişiden 9’una göre kadınların iş hayatında yaşadığı en büyük zorluk, işyerindeki temponun yanı sıra ev işlerinin de sorumluluğunu üstlenmesi.

Her 20 kişiden yaklaşık 4’ü iş hayatında kadınların fiziksel tacize maruz kalmalarını 2. en önemli sorun olduğunu belirtiyor.

3. sırada gelen sorun ise her 20 kişiden 2’si erkeklere göre daha fazla psikolojik şiddet görmekten şikâyetçi.

2021 yılı 8 Mart’ını kadınlarımız bu koşullarda kutlayacaklar. giriyorlar ve biz de kutlamayı “marifet sayıp” kendimizi kandırıyoruz…

------------------------------

ARAPLAR DA KADIN?

Eskiden Araplar'da, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermez numara verirlerdi.

VAHİDE isim değildi, birinci demekti. İlk doğan kıza verilen numaraydı.

SANİYE ikinci demekti, ikinci kızı olana verilen numaraydı.

SELASE ve BİTE isimleri üçüncü demekti, üçüncü doğan kızlara verilen numaraydı.

RABİA' da dördüncü demekti, dördüncü doğan kıza verilen numaraydı.

Birileri RABİA ’yı çok kutsal, mübarek ve çok dini içerikli bir isim sanıyorlar, bilmiyorlar ki Araplar, insandan saymadığı ve isim vermeye bile gerek görmediği kız çocuklarını işte böyle numaralıyorlardı; tıpkı araçlara takılan plakalar gibi.

ONLARDA VE BİZLERDE

Dünya kurulduğundan beri kız çocuklarını diri diri toprağa gömen kültüre sahip tek millet Araplardır.

Bunun asıl nedeni ise, tefecilik yapan, fahiş faizlerle aldıkları paraları ödeyemeyen kişilerin; kızlarına, karılarına el koyup pazarlayan insafsız ve ahlaksız Arap egemenleridir.

Araplar, sözde bu insanların korkusundan, yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek bu kötü sondan koruduklarını sanıyorlardı..

Peki o çağlarda Türklerin kadınları, kızları nasıldı?

Türk’ler kız çocuklarına, hatunlarına değer veren, onları önemseyen, insan yerine koyan, komutanlar ve hakanlar gibi yetiştiren tek tanrılı dine mensup bir milletti. Ve insan hakları açısından da çağdaş kültürün örneklerini vermiş önder uluslardandı.

Eski Türkçe’de “namus” sözcüğü yoktu çünkü namussuzluk nedir bilmezlerdi!

ŞİDDET ARAP KÜLTÜRÜDÜR

Türk geleneğinde kadın arkadaştı, kadın anneydi, kadın sevgiliydi, tek başına bir devletti.

Kadın dövmek ne yazık ki Türklerin Arap kültürüyle tanışmasından sonra başlamıştır.

Eski Türk gelenek ve göreneklerinde kadın her zaman el üstünde tutulurdu.

Tarihe geçmiş Cengiz Han’ın eşi için söylediği “BEN SİZİN HAN’ınızım, BU DA BENİM HAN’ım” sözleriyle dilimize yerleşen “hanım” kelimesi de bunu göstermektedir!

Yani biz Türkler için kadın; evin Hanı’dır.

Peki, biz Türkler HAN'ım dan, Tomris’ten, Rabiya’a nasıl geldik acaba?

Bunu bana mı soruyorsunuz?

Siz de, ben de nasıl geldiğimizi biliyoruz ama ne yazık ki susuyoruz!..

-------------------------------------------------------------

YORUM EKLE