Güvenlik ve mahremiyet

Paylaşım yapma düşüncesi, beynimizdeki ödül merkezini harekete geçirir; tanınmak, beğenilmek, ilgi alanlarımızı beslemek, toplum içinde kabul ve saygı görmek, takdir edilmek ve bazen de "ona" ulaşmak isteriz. Bu sebepler paylaşım yapmayı ya da yapılan bir paylaşımı beğenmeyi gerektirecek duygusal beklentiler değil midir?

Güvenlik ve mahremiyet

İBRAHİM SARI - YAZILIM GELİŞTİRME UZMANI

Yalnızca paylaşımlarımız değil sosyal medyadaki bütün etkileşimlerimiz de hakkımızda önemli ipuçları verir. Yapılan araştırmaların sonuçları da bu tezi doğrulamaktadır . Öyle ki, bir kullanıcının yalnızca beğenilerini analiz ederek, kullanıcı hakkında ciddi bulgulara erişmek mümkündür.

Cambridege ve Stanford üniversitelerinde, Facebook etkileşimleri ile yapılan çalışma kullanıcıların ikiyüzün üzerinde beğenileri olduğunu gösteriyor. Çarpıcı olan nokta ise, bir kullanıcının yalnızca on beğenisini inceleyerek iş arkadaşlarından, yetmiş beğenisi ile yakın arkadaşlarından, yüzelli beğenisi ile ebeveynlerinden, üç yüz beğenisi ile eşinden daha iyi tanımanın mümkün olması.

Beğeniler aracılığıyla kullanıcıların medeni halini, ebeveynlerinin medeni halini, sigara ve keyif verici madde kullanım durumunu, etnik kökenini, dini inancını, politik görüşünü ve cinsel eğilimini belirlemenin mümkün olduğunu gözler önüne seriyor.

Facebook, Twitter, LinkedIn platformlarındaki beğenileriniz ve/veya profilinizde paylaştığınız diğer içeriklerin ya da yazdığınız bir metnin psikolojik ve sosyolojik profiliniz hakkında oldukça kritik bilgileri kolaylıkla açığa çıkardığını görebilirsiniz.

Kişilik özellikleriniz, dininiz, politik görüşünüz, liderlik yetkinliğiniz, ilişki durumunuz, yaşamdan duyduğunuz tatmin ve tüm bunlara ek olarak sanat, siyaset, finans, tarih, tıp, psikoloji gibi birçok alandan her birine ne kadar ilgi duyduğunuza dair detaylı bir analize ulaşmanın yalnızca birkaç saniye sürdüğünü görebilirsiniz.

Dijital çağda mahremiyetimizi koruyabilme konusunda hepimizin endişelendiği aşikar. Alabileceğimiz bireysel önlemlerin başında erişim izinlerini denetim altında tutmak ve/veya kazançlarını kullanıcı verilerinin satışı üzerinden sağlayan ücretsiz uygulamalar yerine veri gizliliğinin korunması konusunda nispeten daha hassas davranan ücretli platform ve uygulamaları tercih etmek geliyor.

Çoğumuzun ilk seçenekle uğraşmaya üşenmesi ve ikinci seçenek konusunda da pek istekli olmaması bizi dijital çağın yeni fenomeni olan mahremiyet paradoksuyla baş başa bırakıyor. Çalışmalar, bireylerin paylaşmaya razı olacaklarını beyan ettiklerinden çok daha fazla kişisel veriyi bilinçli ve gönüllü olarak paylaştığını gözler önüne seriyor. Dahası, araştırmalar kişisel bilgilerin toplanması ve kullanılmasından rahatsızlık duyduklarını dile getiren bireylerin çevrimiçi arama geçmişlerini bir Öğle yemeği fiyatına eşdeğer ücret olan 50 TL karşılığında paylaşmaya razı olduklarını gösteriyor.

Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz dijital çağda akıllı cihazların türlü nimetlerinden keyifle faydalananlar için mahremiyeti tamamen sağlayabilmek kolay görünmüyor. Ayrıca, “ürün bedavaysa, ürün sizsiniz” haklı klişesini aklımızda tutarak, gizliliği nispeten de olsa sağlamanın maddi maliyetini karşılamak konusunda istekli olup olmadığımıza karar vermemiz gerekiyor.

Neden paylaşıyoruz?

Paylaşım yapma düşüncesi, beynimizdeki ödül merkezini harekete geçirir; tanınmak, beğenilmek, ilgi alanlarımızı beslemek, toplum içinde kabul ve saygı görmek, takdir edilmek ve bazen de "ona" ulaşmak isteriz. Bu sebepler paylaşım yapmayı ya da yapılan bir paylaşımı beğenmeyi gerektirecek duygusal beklentiler değil midir?

O halde, sosyal medyada paylaşım yaparken hakkımızda doğuracağı sonuçları bilmemiz gerekmez mi?

Kaynakça:

Araş. Gör. Birce Dobrucalı / İEÜ / HBR Türkiye

https://www.pnas.org/content/110/15/5802

https://applymagicsauce.com/demo

https://www.globalwebindex.com/reports/social

https://datareportal.com/reports/digital-2020-turkey

https://www.pnas.org/content/112/4/1036

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER