Devir Koalisyon Devri

Seçim sonuçları 13 yıl sonra ilk defa koalisyon arayışlarını da beraberinde getirdi. Eğer kırmızı çizgilerden, mavi noktalardan feragat edilmezse gündem bu kez erken seçim olacak. Uzmanlar bu ihtimalin biraz daha düşük olduğunu söylüyor ancak görünen o ki olası bir erken seçimde de yine değişen bir şey olmayacak…

Devir Koalisyon Devri

GAMZE KURT / BEN HABER

Meclis Başkanlık Divanı’nın seçilmesinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na hükümet kurma görevini verdi. HDP ve MHP birbirlerine kapıları tamamen kapattığı için gündemde AK Parti’siz bir koalisyon yok. O yüzden şimdi tüm gözler koalisyon görüşmelerine çevrildi. AK Parti’nin oluşturulacak koalisyon için seçim sonrasında ortaya koyduğu somut bir şart mevcut değil. Ancak diğer tüm partilerin bazı “kırmızı çizgileri” bulunuyor. Tüm koalisyon seçeneklerinin herhangi birinin seçim sonuçlarının kesin olarak açıklanmasından sonraki 45 gün içinde hayata geçirilememesi durumunda ise Türkiye’yi bir erken seçim bekliyor. Eğer koalisyon kurulamazsa Türkiye bu 45 günden sonra gelen 90 gün içinde yeniden sandık başına gidecek. Ancak uzmanlar bu ihtimalin biraz daha düşük olduğunu ileri sürüyor. Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanju Tosun, erken seçime giderek, seçmenin tepkisini hiç bir siyasi partinin göğüsleyebileceğini düşünmediğini belirtiyor.
 
Öncelikle Meclis Başkanlığı seçimini nasıl yorumluyorsunuz?
 
Meclis başkanlığı seçiminde aslında çok fazla sürpriz olmadı. Çünkü zaten seçim sonrasında siyasi partiler arasında birbirlerine karşı mesafeli duruşların devam etmesi, kırmızı çizgilerini ilan etmeleri, bu tablodan özetle CHP, MHP ve HDP'nin uzlaşarak ortak bir aday etrafında bir araya gelemeyeceğini gösteriyordu. Fakat MHP'nin HDP ile olan ilişkilerine çok katı bir şekilde mesafe koyması, bir ihtimal dahi vardı o ihtimalin kaçmasına yol açtı. Çünkü parlamentoda bu 4 parti ideolojik anlamda birbirlerinden çok fazla ayrışmış durumdalar. İdeolojik ayrışmanın bu kadar yoğun hatta kutuplaşmanın bu kadar yoğun olduğu bir ortamda ortak bir aday etrafında buluşamama doğaldır ki AK Parti'nin işine yaradı ve Sayın Yılmaz Meclis Başkanı seçildi. Hiçbir sürpriz yok. Aslında CHP baştan beri iyi niyetle bir takım arayışlar içine girmişti ama o iyi niyetli arayışların da bu kutuplaşma nedeniyle mümkün olmayacağı zaten belliydi. 
 
“MHP’DE, KÜRT FOBİSİ VAR”
 
MHP'nin seçim sürecinde sahalarda yaptığı mitinglerde sürekli AK Parti üzerine yoğunlaşması ama seçimden sonra yine bundan 10 sene önceki MHP'nin tavrına bürünmüş olması sizce MHP açısından bir kayıp mıdır?
 
Stratejik ve taktiksel olarak bakıldığında Türkiye siyaseti özellikle AK Parti'nin 2011 sonrası politikalarıyla MHP-HDP-CHP'yi zaman zaman aynı kulvarlarda buluşturdu. Fakat bu buluşma çok gündelik ve pragmatik bir buluşmaydı. Bu buluşmanın kalıcı olması mümkün değildi. Nitekim parlamentoda tablo oluştuktan sonra bu buluşmanın bundan sonra devam edemeyeceği de Sayın Bahçeli'nin açıklamalarını ele aldığımızda ortaya çıktı. Çünkü MHP'de bir fobi var. Türkiye'deki HDP çizgisi siyasallaşmış parlamenter Kürt hareketine karşı bir fobi var. Yani 'biz bunlarla bir diyaloga girersek bizim seçmen tabanımız bize ne der?' diye. Hal böyle olunca aslında uzlaşma zemininin yaratılma imkanı da ortadan kalkıyor. MHP'yi ideolojik anlamda kendi içine kapatıyor. Bir siyasi parti dış dünyaya, rakiplerine karşı kendisini ne kadar kapatırsa kendi iç dünyasında bir barış atmosferinde bile halen hayali düşmanlarla, yel değirmenleriyle çatışır. Türkiye siyasetinin MHP şu konjonktürde bir Don Kişot'u olarak düşünülebilinir. Ama bu Don Kişot sadece ve sadece yel değirmenleriyle savaşma anlamında bir Don Kişot. Devir yel değirmenleriyle savaşma devri değil, devir o değirmende un öğütebilme devri Türkiye adına. MHP bunu başaramıyor. 
 
MHP hata yapıyor diyebilir miyiz?
 
Kesinlikle hata yapıyor. MHP'li seçmen tabanında da barış sürecinin devam etmesini düşünen az nitelendirilemeyecek bir kitle var. Bu kitlenin taleplerini dahi okumamak taraftarı MHP. Onun yerine doğrudan doğruya bir HDP karşıtlığı üzerinden kendi kulvarında devam ediyor. Bu, MHP'yi kendi içine kapattığı gibi MHP'nin seçmen tabanının bir kısmında da 'MHP ile nereye nasıl gidilebilir' diye bir soru işareti uyandırıyor. Kendi seçmen tabanı açısından da riskli bir strateji izliyor şu anda.
 
“İÇİ BOŞ STRATEJİ”
 
MHP bunu göremiyor mu peki? 
 
MHP bunu görüyor ama burada da başka bir strateji devreye giriyor. “Hükümeti bizim dışımızda kim kurarsa kursun, biz ana muhalefet partisi olalım, ana muhalefette büyüyelim.” Türkiye siyasetinin yaklaşık olarak özellikle AKP'nin iktidar olduğu 2002'den bu yana yapılan bütün seçimler şunu gösteriyor ki muhalefette bir siyasi partinin büyümesi kolay değil. Çünkü Türkiye'de seçmen artık çok katı ideolojik kalıplarla düşünmüyor. Daha pragmatik, daha hizmet beklentisi odaklı bakıyor. İktidar olursanız kendi taraftarlarınıza hizmet edersiniz. Dolayısıyla bu sizin ideolojik tabana da genişletir ama muhalefette kalırsanız dolayısıyla hizmet imkanınız olmayacak. Seçmen Türkiye'de artık hizmete göre oy kullanıyor. Ya da somut bir takım vaatlere göre oy kullanıyor. MHP'nin dünya durdukça Türkiye koşullarında alabileceği oy bu kadar. Bundan fazlası yok. Dolayısıyla ana muhalefet partisi olup, 'diğer partiler erisin, biz oradan iktidara yürürüz' çok içi boş bir strateji olduğunu düşünüyorum ben. 
 
“MUHALEFET YORGUNU MHP”
 
Koalisyon görüşmeleri de başladı. CHP, AKP-MHP koalisyon yapsın. MHP diyor ki hayır CHP-AKP koalisyon yapsın. HDP farklı bir şey söylüyor. Kimse koalisyonun içinde yer almak istemiyor. Ama bir fikri de var. Bu yaklaşımları nasıl açıklıyorsunuz?
 
CHP aslında 7 Haziran sonrasında koalisyon alternatifleri konusunda biraz proaktifti. Yani önerileri vardı. Türkiye'de siyasi partilerin özellikle muhalefet partilerinin benim gözlemlediğim kadarıyla CHP'yi bir kenara bırakarak söylüyorum, özellikle MHP için söylüyorum. Normal demokrasilerde bir iktidar yorgunluğu olur ama bizim parti siyasetimizde galiba muhalefet yorgunluğu var. Dolayısıyla bu muhalefet yorgunluğundan iktidar olma yolunda emin adımlarla ilerleyebilme şansı yok siyasi partilerin. Bunu da en fazla MHP'de gözlemliyoruz ama ideolojik, dar kalıpların içine girip, muhalefette büyüme tercihi, Türkiye'deki seçmenin beklentilerine uygun bir tercih değil son yıllarda. 
 
Peki az önceki yorumlarınızdan da yola çıkarak sizce koalisyon görüşmelerinden somut bir şey çıkar mı?
 
MHP'yi HDP'yi devre dışı bırakmak gerekiyor. Bu süreç içinde üzerinde tartışılacak, görüş alışverişinde bulunacak, pazarlık yapılacak tek koalisyon olasılığı AKP ve CHP koalisyonu. Onun dışında bir ihtimal olduğunu düşünmüyorum. MHP eteklerindeki taşları dökmüştür. Bundan sonraki süreçte geriye tek AKP-CHP koalisyonu kalıyor. Politika tercihleri üzerinden yapılacak pazarlıkta AKP ile CHP'yi en fazla zorlayacak olan alan milli eğitim politikaları ve Türk dış politikası ile ilgili olan. Onun dışında Cumhurbaşkanı'nın anayasal konumuyla ilgili tartışmaların pek fazla olacağını zannetmiyorum. Çünkü fiili olarak zaten Cumhurbaşkanı bir hükümet kurulduğunda anayasal görev alanına çekilmek zorunda. Yoksa Türkiye'de bizzat koalisyonun dağılmasına da yol açabilir ama Sayın Erdoğan'ın bence bu siyasi olgunlukta olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Sayın Erdoğan bu süreçte geri çekilir. 
 
 
“AKP – CHP KOALİSYONU OLUR”
 
Peki sizce hangi ihtimal daha olması muhtemel? Koalisyon mu yoksa bir erken seçim mi?
 
Bence yüzde 50, yüzde 50.  Fakat koalisyon hükümetinin kurulması daha ağır basabilir. Çünkü varsayalım ki koalisyon kurulmadı ve Türkiye bir erken seçime gitti. Erken seçime giderek, seçmenin tepkisini hiç bir siyasi partinin göğüsleyebileceğini düşünmüyorum. Çünkü seçmen yeni bir iktidar alternatifi yaratmayacak seçim sonucunda. AKP de, CHP de, MHP de, HDP de bunu biliyor. Varsayalım ki MHP'den yüzde 3-4'lük seçmen kitlesi AKP’ye kaysın. Yani tek başına iktidarın çıkabilmesi için MHP'nin 12'ye falan düşmesi lazım, AKP'nin yüzde 45'e çıkması lazım. Bir iki aylık bir süreç içinde 4 puanlık bir oy kayması pek muhtemel değil. Benzer bir tablo çıkabilir. Kaldı ki Avrupa'daki ekonomik sıkıntılar, özellikle Yunanistan'ın AB ile ilişkileri, çevremizdeki bir tarafta Suriye'de yaşanan gelişmeler, seçmen bir an önce hükümetin kurulmasını istiyor. Hükümetin kurulması yerine erken seçime gidilmesinin faturası bence siyasi partilere yansır ve hiç bir parti bunun altından kolay kolay kalkamaz. Dolayısıyla muhtemelen bir koalisyon hükümeti kurulur. Çünkü süreç bayağı uzadı. 
 
Cumhurbaşkanı görevlendirmeyi geç yaptı zaten.
 
Görevlendirme işlemi Meclis Başkanlığı Divanı oluştuktan sonra vermesinden kaynaklanan bir gecikme var. Bu sürecin uzaması şu ana kadar ekonomi üzerinde herhangi bir etki yapmadı. Ama süreç uzar ya da bir erken seçim kararı çıkarsa bu ciddi anlamda hem politik hem de ekonomik riskler taşıyor. 7 Haziran sonrası erken seçim ihtimalinin özellikle bu kırmızı çizgileri açıkladıklarında daha güçlü olduğunu görüyordum. Bugün gelinen noktada koalisyon hükümetinin kurulmasının daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Ama bu da uzun süreli bir koalisyon olmaz. Bu bir reform ve restorasyon koalisyon hükümeti olur. Ekonomi politikalarıyla ilgili rutin kararların dışında özellikle demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüyle ilgili bir takım kararların alınıp, 1-1,5 yıl sonra bir seçime gidilir diye düşünüyorum. Çok uzun sürmez. Bahçeli zannediyor ki ana muhalefet üzerinden iktidara yürüyecek. Öyle bir şey yok. Salt söylem, salt ideoloji üzerinden seçmen sandıkta parti tercih etmiyor. Biraz da ne verdiğini görmek istiyor. İşte ana muhalefet olursa sizin ne verdiğinizi görecek bir seçmen yok. Bu anlamda MHP'yi bu stratejinin büyütmesi pek kolay değil. Ama AKP-CHP koalisyonunun da çok uzun sürmesi mümkün değil. Öyle bir tablo da var Türkiye koşullarında. Türkiye'de şunu görmemiz lazım iddia edildiği gibi koalisyonlar eşittir siyasal istikrarsızlık, yönetimde istikrarsızlık. Böyle bir şey yok. Koalisyondan korkulmaması gerekiyor.  
 
Peki sonrasında ne değişir?
 
Rahmetli Demirel'in dediği gibi 'siyasette 24 saat uzun bir süre'. Ben bundan sonraki süreçte Türkiye'nin 2-3 seçim geçirdikten sonra tek parti çoğunluğuna dayalı bir hükümetin kurulacağını düşünüyorum. Türkiye bundan sonra koalisyonlarla yönetilmeye kendisini hazırlamak durumunda. Çünkü AK Parti, kendi tabanındaki milliyetçi ve muhafazakar Kürt seçmeni kaybetti. AKP'yi tek başına çoğunluk hükümeti olarak tutan seçmen kitlesi, bu seçmen kitlesiydi. Bu seçmen AKP'den ayrıldığı için yeniden gidilecek bir seçimde dolayısıyla AKP oyları yükselmez daha da düşebilir. Bir erken seçimde belki bir iki puan AKP'nin lehine bir yükselme olur. Ama o bile tek başına iktidar için yetmeyebilir. Orta vadede bir 10-15 yıl Türkiye'nin koalisyonlarla yönetilme ihtimali fazla. Türkiye'de artık 4 partili bir sosyolojik dinamik var. Milliyetçisi bir partiye, muhafazakarı bir partiye, Kürt’ü bir partiye, daha liberal sol merkez eğilimli seçmen de Cumhuriyet Halk Partisi’ne. 
 
“İZMİR’DE MİNİMUM YÜZDE 10 ALIR” 
 
Peki bu noktada İzmir'i de size sormak istiyorum. Olası bir erken seçimde İzmir'i nasıl değerlendiriyorsunuz? MHP'nin bu son katı tutumu ve Baykal'a karşı olan yaklaşımları, 'dinsiz parti' iddiaları MHP'nin İzmir'deki oylarının kaybolmasına yol açabilir mi? 4 milletvekili çıkardı MHP, olası bir erken seçimde milletvekili sayısında bir düşüş yaşanır mı?
 
Çok etkileyeceğini düşünmüyorum. Oy tabanında ciddi 4-5 puanlık bir gerileme olmaz ama 1-2 puanlık bir gerileme dahi MHP'ye milletvekilliği kaybettirme riski taşır. Çünkü bu süreçte seçmen MHP'nin ne yapmak istediğini anlamadı. Türkiye'de MHP içindeki ılımlı milliyetçi seçmen için HDP karşıtlığından çok politik ve ekonomik istikrar önemli. Yani HDP'ye karşı duracağız diye politik ve ekonomik istikrarın bozulmasına eğer yol açıyorsa bu koalisyon görüşmeleri sırasındaki tavrı, seçmen nezdinde bir soru işareti oluşturmuş durumda. Bu MHP'nin 7 Haziran'daki kendi tabanını koruyabilme açısından bir risk tabi. Biraz oy kaybı yaşayabilir. Oy kaybı da milletvekiline mal olabilir. MHP, İzmir örneğinde minimum yüzde 10 oy alır. 
 
Son olarak önümüzdeki siyasal süreç ile ilgili neler söylersiniz?
 
Önümüzdeki süreçte Türkiye'de mutlaka seçim sisteminin tartışılması gerekiyor ve yeni bir seçim sistemi gerekiyor. Eğer koalisyon hükümeti kurulursa öncelikli gündem maddelerinden bir tanesi seçim sistemi de olacak. Onunla ilgili yeni 50 sayfalık rapor gönderdim. Türkiye'de seçim sistemleri ve seçimlere etkisi diye. Türkiye için yeni bir seçim sistemi de öneriyoruz. Bu yüzde 10'luk ulusal barajın mutlaka kalkması gerekiyor Türkiye'de. 100 milletvekili Türkiye seçim çevresi barajsız, 450 milletvekili yüzde 10 ulusal barajlı artı bazı seçim çevrelerinde birinci olan partilerin mesela HDP diyelim 10 ilde birinci oldu, bu 10 ilde barajın kalkması... Yani bu seçim sistemi temsilde adaletsizliğe, orantısızlığa yol açıyor. Bundan sonraki süreçte Türkiye koalisyonlarla yönetilecek. Dolayısıyla bu koalisyonun seçim sistemiyle en azından temsilde parlamentodaki demokratik meşruiyeti artırması gerekiyor. Türkiye için çok önemli. Başka alternatif de yok.  Ya AKP-CHP ya da seçim.
 
"AK PARTİ HER SEÇİMDE OY KAYBEDECEK!"
 
SONAR araştırma şirketinin sahibi Hakan Bayrakçı ise sert konuştu. 
 
Bayrakçı, “Yüzde 60 ihtimalle koalisyon kurulur, yüzde 40 ihtimalle de seçime gidilir. AKP-CHP koalisyonu ise çok zor. Siyasette olmaz diye bir şey yok elbette olabilir ama CHP biter, mahvolur. Toplayamayacağı bir kayba girer. CHP yönetiminin koalisyon istediğini biliyoruz. Uzun yıllardır iktidar olamadığı için iktidara gelmek istiyor. Bakan olmak isteyen çok arkadaş var orada. Aynı şey MHP için de geçerli. Ama CHP özellikle seçimden kötü sonuç aldığı ve oy kaybettiği için iktidar ortağı olarak oradaki yerini korumak isteyen kişiler olabilir. Ama MHP’nin tutumu daha rahat, daha tok. Çünkü puanını artırmış bir parti görüyoruz orada. Ancak CHP’de her an kazan kalkabilir” dedi.
 
 
Normal şartlarda AKP’siz bir CHP-MHP koalisyonunun Türkiye’yi rahatlatan bir koalisyon olabileceğinin altını çizen Bayrakçı, “MHP oylarını artırdı, CHP ise artıramadığı gibi kaybetti de. Bu durumda muhalefet olarak görevini yapamamış parti MHP değil CHP. Çünkü CHP yüzde 29-30 almış olsaydı, MHP de yüzde 16,5 alsaydı şu anda CHP-MHP koalisyonunu konuşuyor olurduk. Bu kadar net, bu kadar basit. Yani burada fonksiyonunu yerine getirememiş olan bir CHP var. CHP yönetimi de bu açığını iktidar ortağı olarak kapatmak istiyor. Ancak CHP örgütü ve CHP seçmeni bunu istemez, hatta çok kızarlar CHP’ye. Seçmeni ağır cezalandırır CHP’yi” diye konuştu. 
 
Takındığı sert tutumun MHP’nin oylarını düşürmeyeceğini belirten Bayrakçı, “Kamuoyunda konuşulan çok fazla konu var. Bu sert tutumundan dolayı MHP’nin oy kaybedeceğini söylüyorlar. MHP’ye kimler kızıyor? CHP’ye oy vermiş olan seçmen kızıyor. AKP’ye oy veren kızıyor mu? Hayır. Peki MHP oylarını nereden alıyor? AKP’den. AKP’den 3,5 puan MHP aldı, 6 puan da HDP aldı ve bu sayede 40’a düştü AKP. CHP bir şey alabiliyor mu? Alamıyor… Bu noktada MHP, CHP seçmeni kendisine kızacak diye niye hareket etsin ki… HDP ve MHP, AKP’den oyarak yükseliyorsa, CHP’nin burada bir fonksiyonu yok ki. MHP ve HDP bunu başarabiliyorsa, bırakın onlar yürüsün. AKP’yi düşürecekse onlar düşürecek. CHP’nin bir şeyi becerebildiği yok” diye konuştu.   
 
“CHP’NİN NE DEDİĞİNİN ÖNEMİ YOK”
 
Bayrakçı, olası bir erken seçimde partilerin oy dağılımlarıyla ilgili olarak da şöyle konuştu:
 
Eğer erken bir seçim olursa, iki parti oy artırır: MHP ve HDP. Ben bunu bir sene önce söylediğimde bana gülüyorlardı. Nitekim AKP bugün iktidara gelemediyse, MHP ve HDP sayesinde gelemedi. Onlar oy artırdılar AKP’den. Yine aynısı olur. Çünkü AKP bir oy deposu. Mesela ben AKP’ye oy veren bir Kürt olsam, HDP’ye oy verirdim.  Ama ben HDP’nin PKK uzantısı bir parti olduğunu düşünsem, ülkenin bölüneceğinden endişe duyan bir AKP seçmeni olsam MHP’ye oy verirdim. MHP, bütün hamlelerini AKP seçmenine göre yapıyor. Dolayısıyla yine bir seçim olsa bugün CHP’nin ne dediğinin bir önemi yok. Yani etkisiz eleman konumundaki bir CHP ortada dururken, HDP’ye kızsalar ne olur MHP’ye kızsalar ne olur. Biri dönüp şunu sorsa; ‘Eyy CHP yönetimi, senin AKP’nin tek başına iktidara gelememesinde bir katkı var mı?’ Cevap: Yok. Yani CHP’li bir parti yöneticisinin ve seçmenin siyasete bakışıyla, siyasetin işleyişi arasında dağlar kadar fark var. Bu saatten sonra MHP ve HDP sayesinde her seçimde AKP oy kaybedecek. Tek parti devri artık bitti. 
 
 
Güncelleme Tarihi: 21 Temmuz 2015, 10:41
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER