Sıcacık mazi

Kar yağıyordu. Sokakta kimseler yoktu. Rüzgar karşıdan vuruyor önünü göremiyordu. İlk bulduğu kapı eşiğine sığındı. O sırada kapı açıldı.

Kız on beş yaşlarında iyi giyimliydi. Kapıyı yaşlı bir kadın açmıştı. Elinde bir tas kuru kedi mamasını eşiğe yerleştirirken, irkilen kıza gayet sakin şaşırmamış bir şekilde;

“İçeriye gel kızım. Tipi durana kadar bir şeyler ikram edeyim sana. Benim damımın altına sığınan çok olur” dedi gülümseyerek.

Genç kız başka çaresi olmadığı için mecburen  içeri girdi.
İçinden, “Ne yapacağım ben burada bu yaşlı kadınla diye geçirdi.” Bir an önce tipinin bitmesi için dua ediyordu. 
Yaşlı kadın, onu sobanın yanına buyur etti ve içeriye bir şeyler yapmaya gitti.
Kız oturduğu yere baktı. Hiç bizim evdeki koltuklara benzemiyor, geniş rahat ve renkli  desenlerle kaplıydı.
Oysa evdeki koltuklar süslü yastıklardan ibaretti. O koltuklarda şöyle rahat oturulmuyordu, diye düşündü. Hani biraz daha dursa uzanır uyurdu burada...
Eşyalar, temiz ama eskiydi. Ev aletleri bozuk değil ama modası geçmişti. Televizyon eski modeldi. Ahşap örgülü kocaman kutuya benzer radyosundan ise dedesinin dinlediği sanat müzikleri hafif hafif kulağına geliyordu. Kız, kadının evindeki her şeyi bu kadar eski ve korumuş olmasına şaşırmıştı doğrusu. Annesinin bir hafta önce aldığı kalem kutusunu düşündü. Çantasını açıp kutuya baktı, ne kadar da pisletmişti kısa zaman içinde...
Evin ve eşyaların eski olmasına rağmen, evdeki sakinlik, huzur ve sıcak ortam karşısında büyülenmişti sanki!
Birden kendi eviyle karşılaştırmaya başladı bu evi. 
Kömür sobasının üstünde her zaman sıcak su ihtiyacını karşılayan çaydanlık, kızın evindeki elektrikli su ısıtıcısıydı. Ama sobanın üzerindeki bu çaydanlık kadar sıcak bir his vermiyordu içine...
Onların evlerinde çamaşır kurutma makineleri vardı, burada sobanın borusuna monte edilen çubuklara asılmıştı çamaşırlar...
Yaşlı kadın elinde bir fincan çay ve bir tabak börekle yanına geldi,
“Ellerimle açtım , bakalım beğenecek misin ?” Benim torunlar bayılırlar.
Kız çayına şekerleri atarken, annesinin dondurucudan çıkarıp ısıttığı börekleri düşündü. Hiç sevmezdi. Sonra börekleri yemeye başladı. Öyle lezzetliydi ki bir tabak daha istemeye utandı.
Sonra yaşlı kadınla konuşmaya başladılar. Kadın çocuklarından, torunlarından yaşadığı okul yıllarından bahsetmişti. Sonra bahçeye diktiği tohumlardan lezzetli elma veren ağacından... Zaman ne güzel geçmişti.

Evde internet, bilgisayar yoktu ama sıcacık  enerji ve sohbet vardı.
Annem görse diye geçirdi içinden, “Kıskanırdı yaşlı kadınla sohbetimizi.” Çünkü okuldan geldiğimde benimle sohbet etmek için çırpınır, ben ise internetten başımı kaldırmam genelde… Hatta  kavga edip sinirle dışarı atmıştı evden, kendisini, bu tartışma yüzünden !
Tipi durmuş, içi ısınmış ama annesinin merak edebileceği düşünerek ve kadınla vedalaşarak oradan ayrıldı küçük  kız...

Evinin kapısını çaldığında annesi telaşla açtı kapıyı.
“Nerelerdeydin? Üşürsün diye çok korktum“ diye haykırdı.
Kız annesinin boynuna atlayarak,
“Özür dilerim anne, merak etme! Üşümedim. Bir eve gittim evdeki her şey eskiydi ama görünüşleri öyle sıcaktı ki!”

YORUM EKLE