<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İzmir Haberleri, Güncel Haberler</title>
    <link>https://www.kanalben.com</link>
    <description>İzmir haberleri ve İzmir son dakika gelişmeleri, siyaset, ekonomi, gündem ve yaşam haberleri anında Kanalben’de. İzmir spor, deprem, belediye, trafik durumu ve tüm ilçelerden anlık gelişmeler, Ege temsilcilerinin puan durumu, maç fikstürü, güncel İzmir hava durumu ve nöbetçi eczane listesine dair aradığınız her şey kanalben.com’da.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kanalben.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 03 Aug 2026 23:21:20 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekran, havuz, güneş! Yazın çocukların gözlerini bekleyen 6 risk]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/ekran-havuz-gunes-yazin-cocuklarin-gozlerini-bekleyen-6-risk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/ekran-havuz-gunes-yazin-cocuklarin-gozlerini-bekleyen-6-risk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz döneminde uzun süreli ekran maruziyeti ve çevresel faktörler nedeniyle göz kuruluğu, kızarıklık, kaşıntı ve alerjik göz şikayetlerinin daha sık görüldüğünü söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, çocuklarda göz sağlığını tehdit eden 6 yaz riskini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>1-Ekran süresinde artış</strong></p>

<p>Tatilde çocukların telefon, tablet ve bilgisayar kullanım sürelerinin artması göz yorgunluğu, kuruluk, yanma, batma ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle ekran süresini birlikte planlamanız, ayrıca ekran karşısında her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakarak gözlerini dinlendirmesi konusunda alışkanlık kazandırmanız büyük önem taşıyor.</p>

<p><img src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/goz1-3.jpg" /></p>

<p><strong>2-Havuz ve deniz</strong></p>

<p>Havuzdaki klor ve hijyen sorunlarının yanı sıra deniz suyundaki tuz, kum ve mikroorganizmalar gözlerde tahriş, kızarıklık, yanma ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Özellikle havuzda, mümkünse denizde de gözü tam saran koruyucu yüzme gözlüğü kullanılması gözlerin tahriş edici etkenlerden korunmasına yardımcı oluyor. Havuz veya denizden çıktıktan sonra gözlerin temiz suyla durulanması, kirli ellerle gözlere temas edilmemesi, ortak havlu kullanılmaması ve gözlerin ovuşturulmamasına özen gösterilmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/goz2-5.jpg" /></p>

<p><strong>3-Kontakt lensle deniz ya da havuza girmek</strong></p>

<p>Kontakt lensler, denizde ya da havuzda bulunabilen bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların lens yüzeyine tutunmasını kolaylaştırarak kornea enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Ayrıca klorlu ve tuzlu su, lensin yapısını bozarak gözlerde tahriş, batma ve rahatsızlık hissine yol açabiliyor. Yüzme sırasında kontakt lens kullanılmaması, zorunlu durumlarda ise tek kullanımlık lenslerin tercih edilmesi ve sudan çıktıktan hemen sonra çıkarılarak atılması büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>4-Güneş ışınları</strong></p>

<p>Dr. Emel Çolakoğlu, “Yoğun ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak gözlerde tahriş ve rahatsızlığa yol açarken, korunmasız UV maruziyeti, katarakt başta olmak üzere bazı göz hastalıklarının gelişme riskini artırabiliyor” diyor. Çocuğun dışarı çıkarken UV korumalı güneş gözlüğü kullanması, güneşe çıplak gözle bakmaması ve çok güneşli ortamlarda şapka takmasının göz sağlığını korumada önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Çolakoğlu “Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmez. Bu nedenle UV400 veya yüzde 100 UV koruması sağlayan gözlükler tercih edilmelidir” diye konuşuyor.</p>

<p><img src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/goz3-4.jpg" /></p>

<p><strong>5-Yaz alerjileri</strong></p>

<p>Yaz aylarında polenler, çimenler, toz, küf sporları ve diğer çevresel alerjenler çocuklarda alerjik göz şikayetlerini artırabiliyor. Bu durum gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, batma ve göz kapaklarında şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Çocukların gözlerini ovuşturması, şikayetlerin şiddetlenmesine ve göz yüzeyine zarar verebileceğinden dolayı bundan kaçınmak büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>6-Klima</strong></p>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Aşırı sıcakların etkisiyle klimalı ortamlarda uzun süre bulunmak gözyaşı filminin daha hızlı buharlaşmasına neden olup gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık ve yabancı cisim hissi gibi şikayetlere yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüze veya göze üflemesi bu etkileri artırabiliyor. Bu nedenle klimanın hava akımının doğrudan çocukların yüzüne gelmemesine dikkat edilmeli, çok kuru ortamlardan kaçınılmalı ve çocukların gün boyunca yeterli sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır” diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/ekran-havuz-gunes-yazin-cocuklarin-gozlerini-bekleyen-6-risk</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/08/goz4-3.jpg" type="image/jpeg" length="13000"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcaklar tüy dökülmesini artırıyor! Kedi ve köpeklerin bakımı nasıl olmalı?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/sicaklar-tuy-dokulmesini-artiriyor-kedi-ve-kopeklerin-bakimi-nasil-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/sicaklar-tuy-dokulmesini-artiriyor-kedi-ve-kopeklerin-bakimi-nasil-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcak havalarla birlikte artan tüy dökülmesinin, yalnızca ev temizliğini değil evcil dostların cilt sağlığını da etkilediğini söyleyen uzmanlar, kedi ve köpeklerde tüy bakımının doğru ekipman ve uygun tekniklerle yapılmasının hem cilt hem de tüy sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüy yenilenme döngüsünün bir sonucu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok evcil hayvan sahibi evde daha fazla tüy görmeye başlıyor. Koltuklarda, kıyafetlerde ve zeminlerde artan tüyler çoğu zaman bakım eksikliği olarak düşünülse de uzmanlar bunun büyük ölçüde doğal tüy yenilenme döngüsünün bir sonucu olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p><img src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/kedi1.jpg" /></p>

<p>Özellikle sıcak havalarda kedi ve köpekler eski tüylerini dökerek yeni mevsime uyum sağlıyor. Bu süreçte doğru bakım uygulamaları hem evcil hayvanların konforunu artırıyor hem de yaşam alanlarındaki tüy yoğunluğunu önemli ölçüde azaltabiliyor.</p>

<p><strong>Düzenli tarama, evcil dostların sağlığı açısından önemli bir ihtiyaç</strong></p>

<p>Yaz aylarında artan tüy dökülmesi çoğu zaman doğal mevsimsel tüy değişiminin bir parçasıdır. Bu nedenle düzenli tüy tarama; cildin hava almasına yardımcı olurken, keçeleşme ve düğümlenmeyi azaltır ve evcil hayvanların sıcak havalarda daha konforlu hissetmelerine katkı sağlar.</p>

<p>Uzmanlar, kısa tüylü kedi ve köpeklerin haftada 1-2 kez, orta ve uzun tüylü dostların ise özellikle yoğun tüy dökme dönemlerinde daha sık taranmasını öneriyor.</p>

<p><img src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/kedi4.jpg" /></p>

<p>Ayrıca yalnız uzun tüylü ırklar değil; Labrador Retriever, Beagle, British Shorthair ve Pug gibi kısa tüylü birçok ırk da mevsim geçişlerinde yoğun tüy dökebildiğinden, doğru bakım ekipmanı seçimi tüm kedi ve köpekler için büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Doğru bakım ekipmanı tüy dökülmesini azaltmaya yardımcı oluyor</strong></p>

<p><img src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/kedi1.jpg" /></p>

<p>Uzmanlar, kedi ve köpeklerde tüy bakımının doğru ekipman ve uygun tekniklerle yapılmasının hem cilt hem de tüy sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor.</p>

<p>Evcil hayvanın tüy yapısına uygun tarak seçimi bakımın etkinliğini artırırken, düzenli tarama ciltteki doğal yağların tüy yüzeyine dengeli şekilde dağılmasına yardımcı olarak daha sağlıklı ve parlak bir görünümün korunmasına katkı sağlıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/sicaklar-tuy-dokulmesini-artiriyor-kedi-ve-kopeklerin-bakimi-nasil-olmali</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/08/kedi5.jpg" type="image/jpeg" length="54623"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karpuz kabuğu salatası nasıl yapılır? Neden karpuz kabuğu?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/karpuz-kabugu-salatasi-nasil-yapilir-neden-karpuz-kabugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/karpuz-kabugu-salatasi-nasil-yapilir-neden-karpuz-kabugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karpuz kabuğu salatası, hiç pişirmeden yapılan, çiğ, çıtır ve ferah bir yaz salatasıdır. Karpuz kabuğu salatası nasıl yapılır? Karpuz kabuğu salatası daha mı faydalı, faydaları neler?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karpuzun beyaz kabuğu çiğ haliyle salatalığı andıran, hafif ve sulu bir doku sunar. İri rendelenip basit bir sos ve taze naneyle buluşunca serinletici bir meze ya da garnitüre dönüşür. Bu tarif, karpuz kabuğunu değerlendirmenin en hızlı ve en hafif yoludur.</p>

<p><strong>Karpuz kabuğu salatasının malzemeleri</strong><br />
300 g beyaz karpuz kabuğu (iri rendelenmiş)<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı<br />
1 yemek kaşığı limon suyu veya sirke<br />
1/2 çay kaşığı tuz<br />
1/4 çay kaşığı karabiber<br />
Birkaç yaprak taze nane<br />
İsteğe bağlı: bir tutam pul biber, ince doğranmış maydanoz</p>

<p><img alt="K A R P Y Z K A B U G U S A L A T A" class=" detail-photo img-fluid" height="778" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/k-a-r-p-y-z-k-a-b-u-g-u-s-a-l-a-t-a.png" width="800" /></p>

<p><strong>Karpuz kabuğu salatası nasıl yapılır?</strong><br />
Yeşil dış kabuğu soy, kırmızı eti temizle ve beyaz kısmı iri delikli rende ile rendele.<br />
Rendelenmiş kabuğun fazla suyunu elinle hafifçe sık; bu, salatanın sulanmasını önler.<br />
Bir kaseye al; zeytinyağı, limon suyu, tuz ve karabiberi ekle.<br />
İyice harmanla, taze naneyi ekle.<br />
Hemen servis et; en lezzetli hali tazedir.</p>

<p><strong>Püf noktaları</strong><br />
Fazla suyu sıkmak çıtırlığı korur. Salatayı servise yakın hazırla; beklerse su salar ve dokusu yumuşar. Daha zengin bir versiyon için ince doğranmış salatalık, nar taneleri veya bir avuç ceviz ekleyebilirsin. Limon yerine nar ekşisi kullanırsan tatlı-ekşi bir karakter kazanır.</p>

<p><strong>Salata için kabuğu hazırlamak</strong><br />
Çiğ tüketilen bir tarifte temizlik ve doğru rende her şeydir. Karpuzu iyice yıka, koyu yeşil dış kabuğu tamamen soy ve üstte kalan kırmızı eti kazıyarak al; salatada yalnızca bembeyaz kısım kullanılır. Beyaz kabuğu iri delikli bir rende ile rendele; bu, salatalığa benzer hoş bir çıtırlık verir. İnce rende sulanmaya ve dokunun yumuşamasına yol açar. Rendeledikten sonra kabuğu bir süzgece al ve elinle hafifçe sıkarak fazla suyunu uzaklaştır. Bu adım, sosun malzemeye tutunmasını sağlar ve salatanın servise kadar gevrek kalmasına yardımcı olur.</p>

<p><img alt="Karpuzkabugusalata3" class="detail-photo img-fluid" height="779" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/karpuzkabugusalata3.png" width="800" /></p>

<p><strong>Neden karpuz kabuğu?</strong><br />
Çiğ beyaz kabuk, lif ve C vitamini açısından değerlidir, kalorisi düşüktür ve sitrülin içerir. Pişirmediğin için besinlerini en sade haliyle alırsın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Salatayı zenginleştiren eklemeler</strong><br />
Temel tarif sade ve ferahtır; üzerine ekleyeceğin malzemelerle onu bir öğüne dönüştürebilirsin. Nar taneleri tatlı-ekşi bir patlama ve renk katar; ince doğranmış salatalık ve domates klasik bir çoban salatası havası verir. Bir avuç ceviz veya kavrulmuş badem çıtırlık sağlar. Beyaz peynir ya da lor eklersen salata daha doyurucu olur. Akdeniz tarzı bir versiyon için kapari, zeytin ve bol nane harika gider.</p>

<p><strong>En iyi dokuyu yakalamak</strong><br />
Karpuz kabuğu salatasında her şey dokuya bağlıdır. İri delikli rende, salatalığa benzer hoş bir çıtırlık verir; çok ince rende sulanmaya yol açar. Rendeledikten sonra kabuğu birkaç dakika bir süzgeçte bekletip suyunu süzmek, sosun malzemeye daha iyi tutunmasını sağlar. Sosu servise hemen önce ekle; önceden karıştırılan salata kısa sürede su salar ve gevrekliğini yitirir.</p>

<p><strong>Servis ve saklama</strong><br />
Salatayı ızgara, köfte ya da balığın yanında ferah bir garnitür olarak servis edebilirsin. Çiğ ve sulu bir tarif olduğu için saklanmaya pek uygun değildir; aynı gün tüketmek en iyisidir.</p>

<p>Karpuz kabuğu salatası, sofraya renk ve tazelik katan, hazırlaması en kolay tariflerden biridir. Mangal ve ızgaraların yanında ferahlatıcı bir denge sunar; üstelik çiğ hazırlandığı için besin değerini en sade haliyle korur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/karpuz-kabugu-salatasi-nasil-yapilir-neden-karpuz-kabugu</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/08/karpuzkabugusalata2.png" type="image/jpeg" length="21324"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mavi yumurta daha mı faydalı? Mavi yumurtada daha fazla protein var mı?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/mavi-yumurta-daha-mi-faydali-mavi-yumurtada-daha-fazla-protein-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/mavi-yumurta-daha-mi-faydali-mavi-yumurtada-daha-fazla-protein-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mavi yumurta, kabuğu doğal olarak açık mavi ile yeşilimsi mavi arasında değişen tavuk yumurtasıdır. Mavi yumurta daha mı besleyici, proteini fazla mı, kolesterolü düşük mü?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mavi yumurta, kabuğu doğal olarak açık mavi ile yeşilimsi mavi arasında değişen tavuk yumurtasıdır. Araucana, Ameraucana ve Cream Legbar gibi bazı ırklar bu renkte yumurta verebilir. Ton; ırka, bireysel genetik özelliklere ve yumurtlama dönemine göre değişebilir. Bu renk sonradan uygulanmış bir boya değildir. Tavuğun kabuk oluşturma sürecinin doğal sonucudur. Mavi veya yeşilimsi kabuk; tek başına hastalık, ilaç kullanımı ya da genetik modifikasyon işareti de değildir.</p>

<p><img alt="Maviyumurt22" class="detail-photo img-fluid" height="542" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/maviyumurt22.png" width="830" /></p>

<p><strong>Mavi yumurta daha mı besleyici, proteini fazla mı, kolesterolü düşük mü? </strong></p>

<p>Bir yumurtanın mavi kabuklu olması, onu otomatik olarak daha besleyici, daha proteinli veya daha düşük kolesterollü yapmaz. Mavi-yeşil renk, bazı tavuk ırklarının genetik özellikleri nedeniyle kabuk oluşurken biriken biliverdin pigmentinden kaynaklanır. Besin değeri bakımından belirleyici olan kabuğun rengi değil; tavuğun yemi, yetiştirme koşulları, yumurtanın büyüklüğü, tazeliği ve ürünün doğrulanmış etiket bilgileridir.Mavi yumurtalar raflarda daha az görüldüğü ve çoğunlukla küçük üreticilerle ilişkilendirildiği için “özel” veya “daha sağlıklı” algısı yaratabiliyor. Oysa kabuk rengi ile yumurtanın içindeki protein, yağ, vitamin ve mineral miktarı arasında doğrudan bir üstünlük ilişkisi kurmak doğru değil.</p>

<p><strong>Mavi yumurta GDO’lu mudur?</strong><br />
Hayır. Mavi kabuk, bazı tavuk ırklarında doğal olarak görülen genetik bir özelliktir. Renk, kabuk oluşurken biriken biliverdin pigmentinden kaynaklanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Mavi yumurtada daha fazla protein var mı?</strong><br />
Kabuk rengi protein miktarını göstermez. Yumurtanın büyüklüğü, tavuğun yemi ve diğer üretim koşulları daha belirleyicidir.</p>

<p><img alt="Maviyumurta" class="detail-photo img-fluid" height="549" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/maviyumurta.png" width="965" /></p>

<p><strong>Mavi yumurta kolesterolü daha mı düşüktür?</strong><br />
Mavi kabuklu yumurtaların daha düşük kolesterollü olduğu iddiası kanıtlanmış değildir. Karşılaştırma yaparken porsiyon ve doğrulanmış beslenme bilgisi dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>Mavi yumurta organik midir?</strong><br />
Mavi renk organik üretim göstergesi değildir. Organik olduğundan emin olmak için ambalajdaki sertifikasyon ve üretici bilgisine bakılmalıdır.</p>

<p><strong>Mavi yumurtanın tadı farklı mıdır?</strong><br />
Algılanan tat farkı daha çok tazelik, tavuğun yemi, saklama ve pişirme yöntemiyle ilişkilidir. Kabuk rengi tek başına belirleyici değildir.</p>

<p></p>

<h5><i>kaynak: gurme rehberi</i></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/mavi-yumurta-daha-mi-faydali-mavi-yumurtada-daha-fazla-protein-var-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 17:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/08/maviyumurt3.png" type="image/jpeg" length="41784"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kuzukulağı içecek nasıl yapılır? İşte kuzukulağı içecek tarifi...]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/kuzukulagi-icecek-nasil-yapilir-iste-kuzukulagi-icecek-tarifi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/kuzukulagi-icecek-nasil-yapilir-iste-kuzukulagi-icecek-tarifi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuzukulağı kokteyli, ekşi aromasıyla bilinen kuzukulağının arzuya göre alkol, taze narenciye suyu ve şeker şurubunun harmanlanması sonucu elde edilen bir içecek.  İşte alkolsüz kuzu kulağı içecek tarifi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gastronomi dünyasında kokteyl tarifleri çoğu zaman meyve veya tatlı likör odaklı olsa da, bu tarifte otsu bitkilerin asiditesi kullanılıyor. Kuzukulağı kokteyli, son zamanlarda oldukça da popüler.</p>

<p>Bol buz ve sodayla buluştuğunda kavurucu sıcakların favori yaz kokteylleri arasında başı çekecek</p>

<p><strong>Kuzukulağı Kokteyl Tarifi İçin Malzemeler</strong><br />
20 mililitre şeker şurubu<br />
25 mililitre limonun suyu<br />
1 avuç kuzukulağı<br />
1 adet soda<br />
3-4 parça buz küpü</p>

<p><img alt="Kuzukulagi" class="detail-photo img-fluid" height="533" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/kuzukulagi.png" width="538" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kuzukulağı Kokteyl Tarifi Nasıl Yapılır?</strong></p>

<ul>
 <li>Kuzukulağı kokteyl için bir avuç kuzukulağını ve 25 ml limonun suyunu blenderdan geçiriyoruz.</li>
 <li>Posasının gitmesini için süzgeçten geçiriyoruz.</li>
 <li>Kuzukulağını suyunu, 20 ml şeker şurubu ekliyoruz.</li>
 <li>3-4 buz küpünü de koyup shakerı iyice karıştırıyoruz.</li>
 <li>İçeceğimizi bardağa döküp üzerine 1 adet kadar soda (göz kararı) döküp içeceğimizi biraz daha hafifletiyoruz. Kuzukulağı kokteyl hazır. Limon ve nane yaprağı ile süsleyebilirsiniz. Afiyet olsun.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/kuzukulagi-icecek-nasil-yapilir-iste-kuzukulagi-icecek-tarifi</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/08/kuzukulagi22.png" type="image/jpeg" length="34644"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebeler artık sadece doğum yaptırmıyor]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/ebeler-artik-sadece-dogum-yaptirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/ebeler-artik-sadece-dogum-yaptirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi.</p>

<p><strong>"Ebelik, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştü"</strong></p>

<p>Ebeliğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslek olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur. Günümüzde ise ebelik, sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıkmış; bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüşmüştür." dedi.</p>

<p>Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin bugün üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim verilen akademik bir meslek haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şöyle devam etti:</p>

<p>"Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler."</p>

<p><img alt="Ebelikfoto1" class="detail-photo img-fluid" height="800" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/ebelikfoto1.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>Yeni yönetmelikle ebelerin yetki ve sorumlulukları güçlendi</strong></p>

<p>Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir." diye konuştu.</p>

<p>Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Sağlık Bakanlığı’nın 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı'nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Yönetmeliğin yalnızca doğum sürecini değil, kadın sağlığının birçok alanını kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi:</p>

<p>"Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir."</p>

<p><img alt="Ebelikfoto2" class="detail-photo img-fluid" height="800" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/ebelikfoto2.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>"Ebelerin güçlenmesi sezaryen oranlarının düşmesine katkı sağlar"</strong></p>

<p>Ebelik hizmetlerinin güçlü olduğu sağlık sistemlerinde anne ve bebek sağlığı göstergelerinin daha olumlu olduğunu belirten Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye'de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir." dedi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerinin de ebelerin önemini ortaya koyduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu:</p>

<p>"Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür. Ebeler, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmektedir.”</p>

<p>Anne adayına doğum boyunca sunulan birebir desteğin önemine değinen Doç. Dr. Yıldırım, "Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. Sağlık Bakanlığınca yayımlanan 'Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi' de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurgulamaktadır." diye konuştu.</p>

<p><strong>Doğum sonrası ruh sağlığının korunmasında kritik görev üstleniyorlar</strong></p>

<p>Doğum sonrasının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da hassas bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Doğum sonrası dönem, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreçtir. Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edebilmektedir. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Dijitalleşme ebelik hizmetlerini de dönüştürüyor</strong></p>

<p>Sağlıkta dijital dönüşümün ebelik hizmetlerini daha erişilebilir hale getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Sağlık alanındaki dijital gelişmeler, ebelik hizmetlerini de dönüştürmüştür. Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir." şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Annelik Yolculuğu" uygulaması ve dijital ebe danışmanlık sistemlerinin annelere önemli kolaylık sağladığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, "T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen 'Annelik Yolculuğu' mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra 'Ebebul' gibi platformlar üzerinden aileler uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedir. Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebeler, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebilmektedir. Bu sayede olası riskler erken fark edilerek zamanında müdahale edilebilmektedir." dedi.</p>

<p><strong>"Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir"</strong></p>

<p>Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca doğum süreçlerini değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer alması hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/ebeler-artik-sadece-dogum-yaptirmiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 18:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/08/ebelik1.png" type="image/jpeg" length="98302"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşk acısı nasıl geçer? Sosyal medyadan takip etmek süreci zorlaştırıyor]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/ask-acisi-nasil-gecer-sosyal-medyadan-takip-etmek-sureci-zorlastiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/ask-acisi-nasil-gecer-sosyal-medyadan-takip-etmek-sureci-zorlastiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşk acısının yalnızca duygusal bir üzüntü olmadığını belirten uzmanlar, beynin önemli bir kayıp olarak algıladığı psikolojik ve biyolojik bir süreç olduğunu söylüyor. Ayrılık sonrasında eski partneri sosyal medyadan takip etmenin ya da sürekli iletişim kurmaya çalışmanın, çoğu zaman iyileşme sürecini zorlaştırdığına dikkat çeken Ataş, “Çünkü her profil kontrolü, zihni yeniden o kişiye yönlendirir ve duygusal bağın sürmesine neden olur.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ayrılık sonrasında yaşanan acının doğal bir yas süreci olduğunu ve iyileşmenin zaman aldığını aktaran Klinik Psikolog Şule Ataş, “Yaşanan acının şiddetini belirleyen yalnızca ayrılığın kendisi değildir. Ayrılıktan sonra zihinden geçen düşünceler de bu süreci önemli ölçüde etkiler.” dedi. Eski partneri sosyal medyadan takip etmenin iyileşmeyi geciktirebildiğine dikkat çeken Ataş, alkol, aşırı yeme veya kontrolsüz alışveriş gibi geçici rahatlama sağlayan davranışların ise sorunu çözmediğini vurguladı. Ataş, ayrılık sonrası asıl hedefin, acıyı hızla yok etmek değil; yaşanan deneyimi anlamlandırarak daha güçlü bir şekilde yoluna devam edebilmek olduğunun altını çizdi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Şule Ataş, aşk acısının beyinde ve psikolojide nasıl işlendiği, ayrılık sonrası yaşanan yas sürecinin sağlıklı şekilde yönetilmesinin neden önemli olduğu ve iyileşmeyi destekleyen ya da zorlaştıran davranışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Beyin, fiziksel acı ile duygusal acıyı tamamen birbirinden ayırmaz</strong></p>

<p>Aşk acısının, yalnızca duygusal bir üzüntü olmadığını ifade eden Klinik Psikolog Şule Ataş, “Aynı zamanda psikolojik ve biyolojik yönleri olan bir kayıp sürecidir.” dedi.</p>

<p>Romantik bir ilişki içinde sevilen kişinin, zamanla hayatın en önemli parçalarından biri haline geldiğini aktaran Ataş, “Güven duygusu, günlük alışkanlıklar ve geleceğe dair planlar bu ilişki etrafında şekillenir. Ayrılık yaşandığında ise beyin bu durumu önemli bir kayıp olarak algılar. İlginç olan, beynin fiziksel acı ile duygusal acıyı tamamen birbirinden ayırmamasıdır. Parmak kesildiğinde ya da herhangi bir fiziksel ağrı hissedildiğinde aktifleşen bazı beyin bölgeleri, yoğun duygusal acı yaşandığında da devreye girebilir. Bu nedenle ayrılık sonrası birçok kişi boğazında düğümlenme, mide rahatsızlıkları, uykusuzluk, iştahsızlık ya da gerçekten fiziksel olarak canı yanıyormuş gibi hissedebilir. Ancak yaşanan acının şiddetini belirleyen yalnızca ayrılığın kendisi değildir. Ayrılıktan sonra zihinden geçen düşünceler de bu süreci önemli ölçüde etkiler. ‘Bir daha mutlu olamayacağım’, ‘kimse beni onun kadar sevemeyecek’ ya da ‘onsuz hayatımın anlamı kalmadı’ gibi düşünceler, kayıp hissini daha da yoğunlaştırabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Askacisi2" class="detail-photo img-fluid" height="546" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/askacisi2.png" width="973" /></p>

<p><strong>Amaç acı çekmek değil; yaşanan acıyı anlamlandırmak ve bu deneyimden öğrenebilmek</strong></p>

<p>Aşk acısının istenen bir deneyim olmamakla birlikte psikolojik açıdan önemli bir işlevi olduğuna değinen Ataş, “Ayrılık, yalnızca bir kişinin hayatımızdan çıkması anlamına gelmez. Aynı zamanda alıştığımız düzenin, geleceğe dair planların ve bazen de kendimizle ilgili bazı inançların değişmesidir. Bu değişime uyum sağlayabilmek için zihnin zamana ve bir yas sürecine ihtiyacı vardır.” dedi.</p>

<p>Bu sürecin, kişinin ilişkiyi değerlendirmesine de fırsat sunabileceğini dile getiren Ataş, şunları söyledi:</p>

<p>“İlişkide nelerin iyi gittiğini, hangi noktaların yıpratıcı olduğunu, kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve ilişki kurma biçimini daha net görebilir. Ancak bu farkındalık her zaman kendiliğinden oluşmaz. Eğer ayrılık süreci yalnızca karşı tarafı suçlayarak, duygulardan kaçarak ya da acıyı bastırmaya çalışarak geçirilirse, benzer ilişki örüntülerinin tekrar etme riski artabilir.</p>

<p>Buna karşılık yaşanan deneyim sağlıklı şekilde değerlendirilebilirse, kişi duygusal dayanıklılığını artırabilir ve gelecekte daha sağlıklı ilişkiler kurabilir. Dolayısıyla amaç acı çekmek değil; yaşanan acıyı anlamlandırmak ve bu deneyimden öğrenebilmektir.”</p>

<p><img alt="Askacisi3" class="detail-photo img-fluid" height="530" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/08/askacisi3.png" width="884" /></p>

<p><strong>Ayrılık, psikolojik açıdan bir yas süreci</strong></p>

<p>Ayrılık sonrasında yaşanan acıyı tamamen ortadan kaldıracak sihirli bir yöntemin olmadığına işaret eden Psikolog Şule Ataş, “Çünkü ayrılık, psikolojik açıdan bir yas sürecidir. Nasıl sevilen birinin kaybından sonra zamana ihtiyaç duyuluyorsa, biten bir ilişkinin ardından da zihin ve duyguların yeni duruma uyum sağlaması için zamana ihtiyaç vardır.” dedi.</p>

<p>Sağlıklı bir yas sürecinin, acıyı yok saymak ya da bastırmak olmadığını vurgulayan Ataş, “Özlemek, üzülmek ve ağlamak bu sürecin doğal parçalarıdır. Önemli olan, bu duygular nedeniyle hayatın tamamen durmasına izin vermemektir. Günlük rutinleri sürdürebilmek, sosyal ilişkilerden tamamen kopmamak ve kişiye iyi gelen aktivitelere devam etmek iyileşmeyi önemli ölçüde destekler. Bir diğer önemli nokta ise ilişkiyi gerçekçi değerlendirebilmektir. Ayrılık sonrasında zihin çoğu zaman ilişkinin yalnızca güzel anılarını hatırlamaya eğilimlidir. Oysa sağlıklı iyileşme, ilişkinin hem olumlu hem de zorlayıcı yönlerini birlikte görebilmeyi gerektirir. Bu sayede kişi geçmişi idealize etmek yerine yaşananları daha dengeli değerlendirebilir ve yaşamını yeniden inşa etmeye başlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Eski partneri sosyal medyadan takip etmek iyileşme sürecini zorlaştırıyor</strong></p>

<p>Ayrılık sonrasında eski partneri sosyal medyadan takip etmenin ya da sürekli iletişim kurmaya çalışmanın, çoğu zaman iyileşme sürecini zorlaştırdığına dikkat çeken Ataş, “Çünkü her profil kontrolü, zihni yeniden o kişiye yönlendirir ve duygusal bağın sürmesine neden olur.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin bunu yalnızca meraktan yaptığını düşündüğünü ancak çoğu zaman bu davranışın altında belirsizliği azaltma, özlem duygusunu hafifletme ya da ilişkinin yeniden başlayabileceğine dair bir umut arayışı bulunduğunu kaydeden Ataş, “Her ne kadar kısa süreli bir rahatlama hissi yaşansa da bu etki kalıcı değildir. Aksine kişi yeniden kontrol etme ihtiyacı hisseder ve bu durum zamanla bir döngüye dönüşebilir. Sağlıklı iyileşme için beynin yeni duruma uyum sağlayabilmesine fırsat vermek gerekir. Bunun için dikkati sürekli geçmişe yöneltmek yerine günlük yaşama, yeni deneyimlere ve sosyal ilişkilere odaklanmak iyileşme sürecini destekler.” diye konuştu.</p>

<p><strong>İyileşmenin yolu acıyı bastırmak değil, duygularla sağlıklı şekilde yüzleşmekten geçer</strong></p>

<p>Bazı kişilerde ayrılık sonrasında yaşanan yoğun boşluk, yalnızlık ve üzüntü duygularının; alkol kullanımı, aşırı yeme, kontrolsüz alışveriş, kumar ya da diğer dürtüsel davranışlara yönelmeyi tetikleyebileceği uyarısında bulunan Ataş, “Ancak bu durum herkes için geçerli değildir. Risk; kişinin stresle baş etme becerilerine, daha önce benzer davranışlar gösterip göstermediğine ve yaşadığı duygusal yükün şiddetine göre değişir.” dedi.</p>

<p>Bu davranışların ortak amacının, yaşanan acıdan kısa süreliğine uzaklaşmak olduğunu belirten Ataş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Alkol ya da diğer dürtüsel davranışlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; ancak duygusal sorunu çözmez. Tam tersine, acının ertelenmesine ve kişi aynı duyguları yeniden yaşadığında aynı davranışlara tekrar yönelmesine neden olabilir. Bu nedenle ayrılık sonrasında asıl ihtiyaç, acıyı hızla ortadan kaldıracak çözümler aramak değil; yaşanan duyguları kabul ederek onlarla sağlıklı biçimde baş etmeyi öğrenmektir. İyileşme zaman alır. Ancak bu süreç doğru şekilde yaşandığında, kişi hem kendisini hem de ilişki kurma biçimini daha iyi tanıyabilir ve gelecekte daha sağlıklı ilişkiler geliştirebilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/ask-acisi-nasil-gecer-sosyal-medyadan-takip-etmek-sureci-zorlastiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 18:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/08/askacisi.png" type="image/jpeg" length="59427"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Migren hastaları için en uygun beslenme modeli]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/migren-hastalari-icin-en-uygun-beslenme-modeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/migren-hastalari-icin-en-uygun-beslenme-modeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Migrenin yalnızca şiddetli bir baş ağrısı olmadığını belirten uzmanlar, günlük yaşamı ve iş performansını olumsuz etkileyen nörolojik bir hastalık olduğunu söylüyor. Migren hastaları için katı bir beslenme listesi bulunmasa da uzun süre aç kalmaktan ve aşırı karbonhidratlı, yüksek kalorili öğünlerden kaçınılmasını öneren Doç. Dr. Polat, “Akdeniz tipi beslenme modeli bu açıdan uygun bir seçenek olarak öne çıkar.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenli uyku, dengeli beslenme, egzersiz ve stres yönetimi gibi yaşam tarzı değişikliklerinin migren ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltabileceğini aktaran Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, “Büyük değişiklikler yerine sürdürülebilir küçük alışkanlıklar kazanmak çoğu zaman daha başarılı sonuçlar verir.” dedi. İlaç dışı tedavi seçenekleri arasında nöromodülasyon uygulamalarının da değerlendirilebileceğini ifade eden Doç. Dr. Polat, migren günlüğü tutmanın tetikleyicilerin belirlenmesine ve tedavinin planlanmasına katkı sağlayacağını hatırlattı. Doç. Dr. Polat ayrıca, sık ağrı kesici kullanımının yeni baş ağrılarına yol açabileceği uyarısını yaptı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen migrenin hangi durumlarda tetiklenebileceği ve hangi önlemlerin alınabileceği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Migrenin en önemli özelliği, kişiyi işlevsiz bırakacak kadar şiddetli olması</strong></p>

<p>Migrenin, yalnızca şiddetli bir baş ağrısı değil; kişinin günlük yaşamını, iş performansını ve sosyal hayatını önemli ölçüde etkileyebilen nörolojik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Burcu Polat, “Genetik yatkınlık zemininde gelişen migren, çoğunlukla tek taraflı ve zonklayıcı baş ağrısıyla birlikte ışık ve ses hassasiyeti, bulantı ve kusma gibi belirtilerle seyreder.” dedi.</p>

<p>“Normal baş ağrılarından en önemli farkı kişiyi işlevsiz bırakacak kadar şiddetli olmasıdır.” diyen Doç. Dr. Polat, “Basit bir ağrı kesiciyle kolayca kontrol altına alınamayan migren atakları, yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Toplumda oldukça yaygın görülen migren, yaklaşık her beş kadından birini ve her on erkekten birini etkiler.” bilgisini paylaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yaşam biçiminde yapılacak düzenlemeler, migren ataklarının azalmasında etkili olabilir</strong></p>

<p>Migren tedavisinde ilaçlar önemli bir yere sahip olsa da yaşam biçiminde yapılacak düzenlemelerin, atakların sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmada etkili olabileceğini dile getiren Doç. Dr. Polat, şöyle devam etti:</p>

<p>“Migrenli bireylerin sinir sistemi; uyku düzeni, beslenme, stres ve çevresel uyaranlara karşı daha hassastır. Bu nedenle düzenli bir yaşam ritmi oluşturmak, sinir sisteminin daha dirençli çalışmasına katkı sağlayabilir. Büyük değişiklikler yerine sürdürülebilir küçük alışkanlıklar kazanmak çoğu zaman daha başarılı sonuçlar verir. Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel aktivite, nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri bu yaklaşımın temelini oluşturur.”</p>

<p><img alt="Uyumak" class="detail-photo img-fluid" height="470" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/uyumak.png" width="879" /></p>

<p><strong>Hem yetersiz hem de fazla uyumak migren ataklarını tetikleyebilir</strong></p>

<p>Migren ile uyku arasında güçlü bir ilişki bulunduğuna işaret eden Doç. Dr. Polat, “Hem yetersiz hem de fazla uyumak migren ataklarını tetikleyebilir. Bu nedenle önemli olan uyku süresinden çok düzenli bir uyku ritmi oluşturmaktır.” dedi.</p>

<p>Araştırmaların, gece saat 02.00'den sonrasını uykuda geçiren bireylerde beyin sağlığının daha iyi olduğunu gösterdiğini hatırlatan Doç. Dr. Polat, “Uykusuzluk yalnızca migren ataklarını artırmakla kalmaz; unutkanlık, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve genel sinir sistemi fonksiyonlarının bozulmasına da neden olabilir. Bu nedenle kaliteli ve düzenli uyku, migren yönetiminin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Uyku kalitesini artırmak amacıyla lavanta gibi rahatlatıcı aromaterapi uygulamalarından yararlanılabilir. Nane kokusunun da bazı kişilerde ağrının hafiflemesine katkı sağlayabileceği bilinmektedir. Bu yöntemler tek başına tedavi sağlamasa da destekleyici olarak kullanılabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Akdenizbeslene" class="detail-photo img-fluid" height="542" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/akdenizbeslene.png" width="780" /></p>

<p><strong>Migren hastaları için en uygun beslenme modeli Akdeniz tipi beslenme</strong></p>

<p>Migren hastaları için katı bir beslenme listesi bulunmasa da uzun süre aç kalmaktan ve aşırı karbonhidratlı, yüksek kalorili öğünlerden kaçınılmasını öneren Doç. Dr. Polat, “Akdeniz tipi beslenme modeli bu açıdan uygun bir seçenek olarak öne çıkar.” dedi.</p>

<p>Dengesiz beslenme ve obezitenin migren ataklarını daha sık, daha şiddetli ve daha uzun süreli hâle getirebildiğini vurgulayan Doç. Dr. Polat, “Ayrıca kan şekeri dalgalanmaları da migreni tetikleyebileceğinden düzenli öğünlerle beslenmek önem taşır. Ailesinde diyabet öyküsü bulunan kişilerin, hastalık gelişmemiş olsa bile kan şekeri dengesini koruyacak şekilde yaşam tarzı benimsemeleri hem migren hem de metabolik hastalıklar açısından koruyucu olabilir. Migren nedeniyle kazanılan sağlıklı yaşam alışkanlıkları yalnızca baş ağrısını değil; obezite, hipertansiyon, diyabet ve bazı kronik hastalıkların riskini azaltmaya da katkı sağlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><img alt="Egzersizz" class="detail-photo img-fluid" height="543" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/egzersizz.png" width="984" /></p>

<p><strong>Düzenli egzersiz migren ataklarını azaltabilir</strong></p>

<p>Haftada 3-5 gün, 30-60 dakika tempolu yürüyüş veya aerobik egzersiz yapılmasının migren ataklarını azalttığına değinen Doç. Dr. Burcu Polat, “Egzersiz yalnızca baş ağrısını değil; uyku kalitesini, stres yönetimini ve ruh sağlığını da olumlu etkiler.” dedi.</p>

<p>Yoğun çalışma temposu nedeniyle düzenli spor yapamayan kişilerin ise günlük yaşamlarına hareket katmaya çalışmasını öneren Doç. Dr. Polat, asansör yerine merdiven kullanmanın, uzun süre oturmamanın ve gün içinde kısa hareket molaları vermenin bile hareketsiz kalmaktan daha faydalı olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Nöromodülasyon, ilaç dışı migren tedavisinde etkili bir seçenek olabilir</strong></p>

<p>Yaşam tarzı düzenlemelerinin yanı sıra ilaç dışı tedavi yöntemlerin de migren yönetiminde kullanılabileceğini ifade eden Doç. Dr. Polat, “Bunlardan biri nöromodülasyon uygulamalarıdır.” dedi.</p>

<p>Düşük düzeyde elektriksel veya manyetik uyarılarla çalışan bu cihazların alın, kafa, boyun veya kulak bölgesine uygulanarak sinir sisteminin ağrıya verdiği yanıtı düzenlemeyi hedeflediğini aktaran Doç. Dr. Polat, “Ağrı eşiğinin yükselmesine yardımcı olabilen bu yöntemler özellikle ilaç kullanamayan, ilaçlardan yeterli fayda görmeyen veya eşlik eden depresyon ve anksiyete gibi sorunları bulunan hastalarda değerlendirilebilir. Nöromodülasyon kalıcı bir tedavi değildir ancak etkisi aylar boyunca sürebilir ve gerektiğinde belirli aralıklarla tekrarlanabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Migren günlüğü, tetikleyicilerin belirlenmesine ve tedavinin doğru planlanmasına yardımcı olabilir</strong></p>

<p>Migren tedavisinde kullanılan vitamin ve mineral desteklerinin her hastada aynı etkiyi göstermese de bazı kişilerde fayda sağlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Polat, “Migrenli bireylerde hücrelerin enerji üretim mekanizmalarında bazı verimsizlikler olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle özellikle B2 vitamini (riboflavin), koenzim Q10 ve magnezyum desteği uygun hastalarda yararlı olabilir. Ancak bu ürünlerin mutlaka hekim önerisiyle, uygun doz ve sürede kullanılması gerekir.” dedi.</p>

<p>Migren günlüğünün atakların sıklığını, şiddetini, süresini ve olası tetikleyicileri düzenli olarak kaydetmeyi hedeflediğini de sözlerine ekleyen Doç. Dr. Polat, “Baş ağrısının yaşandığı günlerde tüketilen besinler, uyku süresi, stres düzeyi, kullanılan ilaçlar, ilaçların etkisi ve kadınlarda adet dönemi gibi bilgilerin not edilmesi hem hastanın kendi tetikleyicilerini fark etmesini sağlar hem de tedaviyi planlayan hekime önemli bilgiler sunar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Ağrı kesicilerin sık kullanımı, ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısı riskini artırabilir</strong></p>

<p>Ayda dört veya daha fazla migren atağı yaşayanların, ağrıları günlük yaşamını ve iş performansını olumsuz etkileyen kişilerin nöroloji uzmanına başvurmasını öneren Doç. Dr. Burcu Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ayrıca ilaç kullanım sıklığı da önemli bir uyarı işaretidir. Basit ağrı kesicilerin ayda 15 günden fazla, migrene özel ağrı ilaçlarının ise ayda 10 günden fazla kullanılması ‘ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısı’ gelişme riskini artırabilir. Bu durumda mutlaka bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmek gerekir.</p>

<p>Migren tamamen kontrol edilemeyen bir hastalık değildir. Düzenli yaşam alışkanlıkları, uygun tedavi planı ve hekim takibiyle atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir, yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/migren-hastalari-icin-en-uygun-beslenme-modeli</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/migrenbelenme.png" type="image/jpeg" length="31431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Botoks Sonrası Göz Kapağı Neden Düşebilir?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/botoks-sonrasi-goz-kapagi-neden-dusebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/botoks-sonrasi-goz-kapagi-neden-dusebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüz gençleştirme amacıyla uygulanan botoks işlemleri günümüzde sık tercih edilen estetik uygulamalar arasında yer alıyor. Ancak özellikle göz çevresine yapılan uygulamalardan sonra bazı kişilerde göz kapağında düşüklük, kaşlarda ağırlık hissi, bulanık görme ya da göz kuruluğu gibi şikayetler görülebiliyor. Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İsmail Diri, yaşanan belirtilerin doğru değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Botoks Sonrası Göz Kapağı Neden Düşebilir?</strong></p>

<p>Botoks uygulamasının temel amacı, belirli kasların geçici olarak gevşemesini sağlamaktır. Ancak botoks sonrası gelişen göz kapağı düşüklüğü her zaman aynı nedenle ortaya çıkmaz.</p>

<p>Bu durumun uzman hekim tarafından yapılan uygulamalarda %1 ila %3 gibi oldukça düşük oranlarda görülebildiğini belirten Op. Dr. İsmail Diri, şu değerlendirmede bulunuyor:</p>

<p>"Botoks sonrası gelişen göz kapağı düşüklüğü iki farklı mekanizmayla ortaya çıkabilir. Birincisi, uygulanan botoksun çevre dokulara yayılarak göz kapağını kaldıran kası doğrudan etkilemesidir. İkinci durum ise işlem öncesinde mevcut olan ancak alın kaslarının desteği sayesinde belirgin olmayan hafif göz kapağı düşüklüğünün, alın kaslarının botoksla zayıflaması sonucunda daha görünür hale gelmesidir. Bu nedenle her göz kapağı düşüklüğü botoksun yanlış uygulanmasına bağlı olarak değerlendirilmemelidir."</p>

<p><strong>Yaşanan Göz Kapağı Düşüklüğü Hemen Endişe Yaratmamalıdır</strong></p>

<p>Botoks sonrasında kişiler bazen doğrudan göz kapağının düştüğünü düşünse de, sorun aslında kaşların aşağı doğru yer değiştirmesinden veya işlem öncesinde fark edilmeyen hafif bir göz kapağı düşüklüğünün belirginleşmesinden kaynaklanabilir.</p>

<p>Alın bölgesindeki kasların gereğinden fazla gevşemesi sonucu kaşların aşağı inmesi, üst göz kapağında bir doku yığılması oluşturabilir. Benzer şekilde işlem öncesinde mevcut olan hafif kapak düşüklüğü de alın kaslarının desteğinin azalmasıyla daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle yalnızca aynaya bakarak değerlendirme yapmak yerine uzman muayenesi önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Gozkapagi2" class="detail-photo img-fluid" height="998" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/gozkapagi2.jpg" width="1500" /></p>

<p><strong>İşlem Öncesi Değerlendirme Başarılı Sonuç İçin Önemlidir</strong></p>

<p>Botoks uygulaması planlanırken yalnızca enjeksiyon yapılacak bölgenin değil, hastanın yüz anatomisinin ve göz kapağı yapısının bir bütün olarak değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Op. Dr. İsmail Diril, işlem öncesi ayrıntılı değerlendirmenin önemini şu sözlerle anlatıyor:</p>

<p>"Botoks öncesinde hasta mutlaka bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Özellikle işlem öncesinde mevcut bir göz kapağı düşüklüğü olup olmadığının tespit edilmesi, işlem sonrasında oluşabilecek görünüm değişikliklerinin doğru öngörülmesi açısından büyük önem taşır."</p>

<p><strong>Hangi Göz Şikayetleri Görülebilir?</strong></p>

<p>Botoks sonrası nadir de olsa şu şikayetlerle karşılaşılabilir:</p>

<ul>
 <li>Göz kapağında düşüklük (pitozis)</li>
 <li>Kaşlarda ağırlık hissi veya kaşların aşağı inmesi</li>
 <li>Bulanık veya çift görme</li>
 <li>Göz kuruluğu veya refleks olarak gelişen aşırı sulanma</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin farklı medikal nedenlere de bağlı olabileceğini vurgulayan Op. Dr. İsmail Diri, özellikle görme kalitesini etkileyen durumlarda zaman kaybetmeden bir göz uzmanına başvurulması gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>İşlem Sonrası İlk Saatlerde Yapılan Bazı Hatalar Riski Artırıyor</strong></p>

<p>Botoks uygulamasından sonraki ilk saatlerde dikkat edilmesi gereken kurallar ilacın istenmeyen kaslara kaymasını önlemede kritik rol oynuyor.</p>

<p>İşlem sonrasında göz çevresini yoğun şekilde ovuşturmak, masaj yapmak, uzun süre yüzüstü yatmak veya ağır spor faaliyetlerinde bulunmak, ilacın komşu dokulara yayılma riskini artırır. Hekimin işlem sonrası uyarılarına birebir uymak olası yan etkileri minimuma indirir.</p>

<p><strong>İyileşme Sürecini Destekleyen Geçici Çözümler Var mı?</strong></p>

<p>Botoks etkisini tamamen yok eden mucizevi bir yöntem bulunmasa da, göz kapağı düşüklüğü yaşayan hastaların çaresiz olmadığını belirten Op. Dr. İsmail Diri, medikal çözüm yollarına değiniyor:</p>

<p>"İnternette yer alan sıcak duş, sauna veya bilinçsiz yüz masajı gibi yöntemlerin etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Göz kapağı düşüklüğü gelişen bazı hastalarda, göz kapağındaki yardımcı kasları uyaran reçeteli göz damlalarından yararlanılabilir. Ayrıca bazı uygun hasta gruplarında, göz kapağındaki dengesizliği gidermeye yönelik ek doz botoks uygulaması da değerlendirilebilir. Hangi yaklaşımın uygun olduğuna ise mutlaka hekim muayenesi sonrasında karar verilmelidir."</p>

<p><strong>Ne Kadar Sürede Düzelir?</strong></p>

<p>Botoksa bağlı gelişen göz kapağı düşüklüğü ve kas kaynaklı problemler tamamen geçicidir. İyileşme süreci kişiden kişiye ve uygulanan doza göre değişmekle birlikte; ilk hafiflemeler 3-4 hafta içerisinde başlar, durumun tamamen ortadan kalkması ise 1 ila 3 ayı (4-12 hafta) bulabilir.</p>

<p><strong>Ne Yapmalı?</strong></p>

<p>Estetik uygulama sonrasında göz kapağında düşüklük veya görme bozukluğu hisseden kişilerin ilk olarak uygulamayı yapan hekime bilgi vermesi, ardından göz dokularının ve görme yetisinin detaylı muayenesi için bir göz hastalıkları uzmanına görünmesi en sağlıklı yaklaşımdır.</p>

<p><i>Op. Dr. İsmail Diri sözlerini şöyle tamamlıyor:</i></p>

<p>"Botoks sonrası gelişen göz şikayetlerinin tamamına yakını geçici olsa da, her belirti aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Erken dönemde yapılan bir göz muayenesi hem hastanın panik ve endişesini azaltır hem de gerekli durumlarda gözü koruyacak ve kapağı destekleyecek uygun medikal tedavinin planlanmasını sağlar."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/botoks-sonrasi-goz-kapagi-neden-dusebilir</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/gozkapagi1.jpg" type="image/jpeg" length="14279"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz sıcağı böbrek taşı riskini sessizce artırıyor!]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/yaz-sicagi-bobrek-tasi-riskini-sessizce-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/yaz-sicagi-bobrek-tasi-riskini-sessizce-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle artan terleme, vücudun sıvı dengesini bozarak böbrek taşı oluşumu riskini önemli ölçüde artırıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Tünkut Salim Doğanca “Yaz aylarında yeterli su tüketimi ve doğru beslenme alışkanlıkları gibi basit ama etkili önlemler, böbrek taşı oluşumunu büyük oranda önleyebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle artan terleme, vücudun sıvı dengesini bozarak böbrek taşı oluşumu riskini önemli ölçüde artırıyor. Yeterli sıvı alınmadığında idrar hacmi azalırken, idrardaki kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi taş oluşturan minerallerin yoğunluğu artıyor. Bu mineraller zamanla kristalleşip birleşerek böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Tünkut Salim Doğanca “Yaz aylarında yeterli su tüketimi ve doğru beslenme alışkanlıkları gibi basit ama etkili önlemler, böbrek taşı oluşumunu büyük oranda önleyebilir. Böylece ileride yaşanabilecek şiddetli ağrıların, acil başvuruların ve cerrahi girişimlerin de önüne geçmek mümkün olabilir" diyor. Dr. Doğanca yaz aylarında böbrek sağlığını korumak ve böbrek taşı riskini azaltmak için alınabilecek 4 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Günde 2,5-3 litre su tüketin</strong></p>

<p>Böbrek taşından korunmanın en etkili yolu yeterli sıvı tüketmektir. Özellikle sıcak havalarda terlemeyle kaybedilen su mutlaka yerine konulmalıdır. İdrarın açık sarı veya berrak renkte olması yeterli sıvı alındığının en önemli göstergelerinden biridir. Günde 2,5-3 litre su tüketildiğinde idrar miktarı artar ve taş oluşturan mineraller seyrelerek kristalleşme olasılığı azalır. Suyu tek seferde değil, gün içinde düzenli aralıklarla tüketmek ve özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı kaybını gecikmeden yerine koymak böbreklerin sağlıklı çalışmasına önemli katkı sağlar.</p>

<p><img alt="Tuzbobtek-1" class="detail-photo img-fluid" height="550" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/tuzbobtek-1.png" width="970" /></p>

<p><strong>Tuz tüketimini sınırlandırın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı tuz tüketimi idrarda kalsiyum atılımını artırarak böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabilir. Bu nedenle hazır gıdalar, işlenmiş et ürünleri ve aşırı tuzlu atıştırmalıklardan kaçınılmalıdır. Günlük tuz tüketiminin artması sadece böbrek taşı değil, yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında bozulma riskine de yol açabilir. Yemeklere sonradan tuz eklememek, etiket okuma alışkanlığı kazanmak ve doğal besinleri tercih etmek böbrek sağlığını korumak için önemlidir.</p>

<p><strong>Hayvansal proteini ölçülü tüketin</strong></p>

<p>Aşırı miktarda kırmızı et ve diğer hayvansal proteinlerin tüketilmesi, idrarın asit oranını artırarak bazı böbrek taşı türlerinin oluşum riskini yükseltebilir. Ayrıca idrarda taş oluşumunu önlemeye yardımcı olan sitrat düzeyinin azalmasına da yol açabilir. Bu nedenle öğünlerde sebze, meyve ve tam tahıllara da yeterince yer verilmesi taş oluşumuna karşı koruyucu etki sağlayabilir.</p>

<p><strong>Kalsiyumu bilinçsizce kısıtlamayın</strong></p>

<p>Üroloji Uzmanı Dr. Tünkut Salim Doğanca “Böbrek taşı olan kişilerin en sık yaptığı hatalardan biri süt ve süt ürünlerini tamamen bırakmaktır. Oysa normal miktarda besinlerle alınan kalsiyum, bağırsakta oksalatla bağlanarak bazı böbrek taşı türlerinin oluşma riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu nedenle doktor önerisi olmadan kalsiyum takviyesi kullanmamak ve dengeli beslenmek daha doğru bir yaklaşımdır. Beslenme planı mutlaka doktor önerisine göre düzenlenmelidir” diyor.</p>

<p><img alt="Bobrektasi3" class="detail-photo img-fluid" height="549" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/bobrektasi3.png" width="1092" /></p>

<p><strong>Dikkat! Böbrek taşı belirti vermeden ilerleyebiliyor!</strong></p>

<p>Böbrek taşlarının her zaman şiddetli ağrıya neden olmadığını vurgulayan Dr. Doğanca şöyle konuşuyor: “Hareket etmeyen veya idrar yolunda tıkanıklık oluşturmayan taşlar uzun süre sessiz kalabilir. Düzenli üroloji kontrolleri sayesinde taşlar büyümeden ve cerrahi müdahale gerektirecek aşamaya gelmeden tespit edilebilir. Özellikle daha önce böbrek taşı düşüren kişilerde yeni taş oluşma riski yüksektir. Bu nedenle belirli aralıklarla yapılacak ultrason veya gerekli görülen görüntüleme yöntemleri sayesinde taşlar erken dönemde saptanabilir ve daha kolay tedavi edilebilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/yaz-sicagi-bobrek-tasi-riskini-sessizce-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/bobrektasi22.png" type="image/jpeg" length="11419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyada 55 milyondan fazla kişi demans sorunu yaşıyor!]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/dunyada-55-milyondan-fazla-kisi-demans-sorunu-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/dunyada-55-milyondan-fazla-kisi-demans-sorunu-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada 55 milyondan fazla kişi demans, bir başka deyişle bunama sorunu yaşıyor. Bu sayının nüfusun yaşlanmasıyla birlikte hızla artması ve 2050’ye kadar 139 milyona ulaşması bekleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Demans, yalnızca unutkanlıkla sınırlı değil; bireyin hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerilerini etkileyerek bağımsızlığını kaybetmesine yol açan klinik bir sendrom. Bu etkileriyle de hastaların ve bakımını üstlenen kişilerin yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürebiliyor. En yaygın nedeni Alzheimer olan demansta ilerleyen yaş, genetik yatkınlık ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzıyla ilişkili değiştirilebilir etkenler de önemli rol oynuyor.</p>

<p>Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında yaşam alışkanlıklarındaki bazı hataların demans riskini artırabileceği uyarısında bulunarak, “Yaz mevsiminde demans riskini artıran en önemli iki etken vücudun susuz kalması ve tansiyon dalgalanmalarıdır. Bu nedenle susama hissini beklemeden bol su tüketilmesi ve yüksek tansiyon hastalarının kan basıncını düzenli olarak kontrol etmeleri son derece önemlidir” diyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, aslında değiştirilebilir risk faktörlerinin yaşam boyunca hedeflenmesiyle demans vakalarının yaklaşık yüzde 40’a varan oranda önlenebilir veya geciktirilebilir olabileceğine dikkat çekiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında demans riskini artıran etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>SUSUZ KALMAK</strong></p>

<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında sık tekrarlayan veya ciddi düzeydeki susuzluğun özellikle ileri yaştaki kişilerde demans açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, “Vücudun susuz kalması; idrar yolu enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu, uyku bölünmesi ve tansiyon düzensizliği aracılığıyla zihinsel performansı hızla bozabilir. Bu durum doğrudan kalıcı demansa yol açmaktan çok, mevcut bilişsel kırılganlığı görünür hale getirebilir, deliryumu tetikleyebilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyerek uzun vadede beyin rezervini azaltabilir. Bunların sonucunda başta damarsal (vasküler) demans olmak üzere Alzheimer tip demans riskinin de artmasına yol açabilir” diyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<p>Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00 – 16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın.<br />
Susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketin. Koyu idrar, ateş ve ani dalgınlık gibi sorunlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun.</p>

<p><img alt="Demanss" class="detail-photo img-fluid" height="801" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/demanss.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>YÜKSEK TANSİYON</strong></p>

<p>Yaz aylarında aşırı sıcaklar, yetersiz sıvı tüketimi ve tansiyon ilaçlarının düzensiz kullanımı kan basıncında dalgalanmalara neden olabiliyor. Özellikle orta ve ileri yaşta kontrol altına alınamayan hipertansiyon, beyinde küçük damar hastalığı, kalp krizi ve beynin iletişim ağında hasara yol açma riskini artırıyor. Bu damar hasarları hem vasküler demans hem de Alzheimer açısından ek yük oluşturan önemli faktörler olarak sıralanıyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<p>Tansiyonunuzu düzenli ölçün, hekim kontrollerinizi ihmal etmeyin ve ilaçlarınızı hekiminizin önerdiği şekilde aksatmadan kullanın.<br />
Tuz tüketimini azaltın, sağlıklı beslenmeye ve ideal kilonuzu korumaya özen gösterin.</p>

<p><strong>DİYABET VE METABOLİK SENDROM</strong></p>

<p>Diyabet nedeniyle kan şekeri (glukoz) seviyesinin uzun süre normalin üzerinde seyretmesi; beyni besleyen küçük damarlarda hasar, inflamasyon ve insülin direnci üzerinden bilişsel gerileme riskini artırabiliyor. Diyabet hastalığı, hipertansiyon ve obeziteyle birlikte görüldüğünde risk oldukça yükseliyor. Metabolik sendrom; yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, bel çevresinde yağlanma ve kan yağlarındaki bozuklukların bir arada görüldüğü bir tablo olarak tanımlanıyor. Bu durum beyin damarlarında hasar ve kronik inflamasyon aracılığıyla bilişsel gerileme riskini artırabiliyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<p>Kan şekeri, tansiyon ve kolesterol değerlerinizi düzenli olarak takip edin ve hekiminizin önerdiği tedavi planına mutlaka uyun. Sağlıklı ve dengeli beslenin, ideal kilonuzu korumaya ve düzenli yürüyüş yapmaya özen gösterin.</p>

<p><strong>SAĞLIKSIZ BESLENME</strong></p>

<p>Doymuş yağdan zengin besinler, aşırı tuz tüketimi, şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar; obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve ateroskleroz gelişimini kolaylaştırarak beyin ve damar sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca bu beslenme tarzı kronik inflamasyonu ve oksidatif stresi artırarak sinir hücrelerinde hasara neden olabiliyor ve zamanla bilişsel işlevlerde gerilemeye zemin hazırlayabiliyor. Yaz aylarında özellikle yüksek kalorili beslenme, dondurma ve şekerli içeceklerin tüketimi ile geç saatlerde yemek yemek; kilo, vücut lipid metabolizması ve glisemik indeks üzerinde olumsuz etki yapıyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<p>Sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar, balık, kuruyemiş ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar içeren Akdeniz tipi beslenme modelini benimseyin.<br />
Yemeklerinizde porsiyon kontrolüne dikkat edin.</p>

<p><strong>HAREKETSİZLİK</strong></p>

<p>Çağımızın önemli sorunlarından biri olan hareketsizlik; obezite, diyabet, hipertansiyon ve depresyon üzerinden demans riskini artırıyor. Yaz aylarında sıcak hava özellikle ileri yaştaki bireylerde dış ortam aktivitelerini azaltabiliyor ve bu kişiler hava koşulları nedeniyle yürüyüşten kaçınabiliyor. Bilimsel veriler, uzun süreli hareketsiz yaşamın beyin sağlığı açısından bağımsız bir risk göstergesi olabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<p>Hekiminizin önerdiği sürelerde orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin.<br />
Yürüyüşlerinizi sabah erken saatlerde veya akşam serin zaman dilimlerinde yapmaya dikkat edin.</p>

<p><strong>SİGARA VE ALKOL</strong></p>

<p>Sigara, damar iç yüzeyini bozarak beyne giden kan akımını azaltıyor ve özellikle damar tıkanıklığına bağlı bilişsel gerileme riskini yükseltiyor. Alkol de doğrudan beyinde toksik etki oluşturarak hafıza ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Bunun yanında alkol kullanımı uyku bozukluğu ve başta B vitaminleri olmak üzere beslenme yetersizlikleri yoluyla bilişsel işlevlerin bozulmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<p>Sigara ve alkol tüketiminden kaçının. Bu süreçte zorlanıyorsanız bir sağlık profesyonelinden mutlaka destek alın.</p>

<p><strong>İŞİTME VE GÖRME KAYBI</strong></p>

<p>Duyusal kayıplar nedeniyle beyne ulaşan işitsel ve görsel uyaranlar azalırken, beynin bu bilgileri işleme kapasitesi de zamanla olumsuz etkilenebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, “İşitme kaybı yaşayan kişilerin konuşmaları takip etmekte zorlandıkları için sosyal ortamlardan uzaklaşmaları ve yalnız bir yaşam sürmeleri bilişsel rezervi zayıflatabilir. Görme kaybı da günlük yaşam aktivitelerini, sosyal etkileşimi ve zihinsel uyarımı azaltarak bilişsel gerilemeyi hızlandırabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<ul>
 <li>İşitme ve göz sağlığı için rutin kontrollerinizi düzenli olarak yaptırın.</li>
 <li>Hekiminizin önerdiği tedavilerinizi aksatmayın.</li>
 <li>Sosyal hayattan çekilmeyin ve zihinsel aktivitelerde bulunun.</li>
</ul>

<p><strong>UYKU BOZUKLUĞU</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında yüksek sıcaklık ve nem uyku kalitesini bozabiliyor. Kronik uykusuzluk ve uyku apnesi; dikkat, bellek ve yürütücü (davranışları planlama, problem çözme, karar alma gibi üst düzey bilişsel durumlar) işlevleri olumsuz etkileyebiliyor. Bunların yanı sıra uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete ve beyin damar hastalıkları riskini artırarak demans gelişimine dolaylı olarak da katkıda bulunabiliyor. Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, düzensiz uyku saatleri ile sık gece uyanmaları uyku kalitesini daha da bozabiliyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>

<p>Her gün aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya özen gösterin. Yatak odanızı serin, karanlık ve sessiz tutarak uyku hijyenine dikkat edin. Horlama, nefes durması veya gün içinde aşırı uyku hali gibi sorunlarınız varsa mutlaka bir uzmana başvurun.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/dunyada-55-milyondan-fazla-kisi-demans-sorunu-yasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/demanss2.jpg" type="image/jpeg" length="44991"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser hastalarının yaz aylarında dikkat etmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/kanser-hastalarinin-yaz-aylarinda-dikkat-etmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/kanser-hastalarinin-yaz-aylarinda-dikkat-etmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz mevsimi; tatil planları, artan açık hava aktiviteleri ve yükselen sıcaklıklarla birlikte tüm bireylerin günlük yaşam alışkanlıklarında önemli değişiklikleri de beraberinde getiriyor. Başta kanser hastaları olmak üzere herhangi bir hastalıktan dolayı tedavisi devam eden kişilerin yaz aylarında sağlığını korumak için daha fazla dikkat etmesi gerekebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havaların neden olduğu sıvı kaybı, güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkileri ve enfeksiyon riskleri tedavi sürecini doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle yaşam tarzının mevsim koşullarına göre düzenlenmesi hem tedavi konforunu hem de bireyin yaşam kalitesini olumlu yönde destekleyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Nilay Şengül, kanser hastalarının yaz aylarında tedavilerini güvenli ve konforlu şekilde sürdürebilmeleri için dikkat etmeleri gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Tedavinize yaz tatili arası vermeyin:</strong> Kanser tedavisi yılın her döneminde olduğu gibi yaz aylarında da planlanan şekilde sürdürülmelidir. Kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavi alan hastalarda sıcak hava koşullarının oluşturabileceği etkiler farklılık gösterebilir. Ancak doğru önlemler alındığında hastaların hem tedavi süreçlerini aksatmadan sürdürebilmeleri hem de yaz mevsiminin keyfini güvenli bir şekilde çıkarabilmeleri mümkündür. Tedavi planlarının değiştirilmesi ya da ilaçların düzensiz kullanılması yerine, günlük yaşam alışkanlıklarının sıcak hava koşullarına uygun şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Sıvı kaybına karşı önlem alın:</strong> Yaz aylarında artan terleme nedeniyle vücut daha fazla sıvı kaybedebilir. Kanser tedavisi gören kişilerde yeterli sıvı tüketimi, hem genel sağlık hem de tedavi toleransı açısından kritik öneme sahiptir. Kalp veya böbrek hastalığı bulunmayan bireylerin günlük yaklaşık 2-2,5 litre su tüketmeye özen göstermesi önerilmektedir. Susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek, aşırı sıcak saatlerde açık havada uzun süre kalmamak ve sıvı kaybını artırabilecek koşullardan uzak durmak önemlidir.<br />
Güneşten korunun: Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler cildin güneş ışınlarına karşı hassasiyetini artırabilmektedir. Bu durum güneş yanıkları, cilt tahrişleri ve lekelenme riskini yükseltebilir. Bu nedenle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bulunulmaması önerilmektedir. Dışarı çıkılması gereken durumlarda en az SPF 30-50 koruma faktörlü güneş kremi kullanılmalı, geniş kenarlı şapka tercih edilmeli ve açık renkli, ince, pamuklu kıyafetler giyilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Beslenmenizde hafif ve güvenli gıdaları tercih edin:</strong> Yüksek sıcaklıklar iştah değişikliklerine neden olabilir. Bu dönemde ağır ve yağlı yiyecekler yerine mevsim sebze ve meyvelerinden zengin, yeterli protein içeren dengeli öğünler tercih edilmelidir. Kanser tedavisi sırasında bağışıklık sistemi bazı hastalarda zayıflayabileceği için gıda güvenliği de büyük önem taşımaktadır. Açıkta satılan, uygun koşullarda muhafaza edilmediği düşünülen veya hijyeninden emin olunmayan yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Güvenilir kaynaklardan temin edilen ve doğru koşullarda hazırlanan besinlerin tüketilmesi enfeksiyon riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Egzersizlerinizi hava durumuna göre planlayın: </strong>Toplumda yaygın olarak düşünülenin aksine, uygun düzeyde fiziksel aktivite kanser tedavisi gören birçok hastada enerji seviyesini destekleyebilir. Özellikle sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapılan 20-30 dakikalık yürüyüşler, kas gücünün korunmasına yardımcı olurken ruh halini de olumlu etkileyebilir. Ancak aşırı sıcak havalarda yoğun egzersizlerden kaçınılmalı ve fiziksel aktiviteler kişinin genel sağlık durumu ile tedavi süreci göz önünde bulundurularak planlanmalıdır.</p>

<p><strong>Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin: </strong>Kaliteli uyku, vücudun kendini yenilemesi ve tedavi sürecinin daha rahat geçirilmesi açısından önemli bir role sahiptir. Yaz aylarında artan sıcaklıklar uyku kalitesini olumsuz etkileyebileceğinden, serin ve iyi havalandırılmış bir ortam oluşturulmalıdır. Düzenli uyku saatlerine sadık kalmak ve dinlenmeye yeterli zaman ayırmak, hem fiziksel hem de zihinsel iyilik halini destekleyebilir.<br />
Enfeksiyon riskine karşı önleminizi alın: Kanser tedavisi gören bazı hastalarda bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelebilir. Bu nedenle el hijyenine dikkat edilmesi, güvenli gıdaların tüketilmesi ve gerekli durumlarda kalabalık ortamlarda maske kullanılması önem taşımaktadır. Özellikle yaz aylarında artan seyahatler ve toplu etkinlikler sırasında kişisel hijyen kurallarına özen göstermek, enfeksiyonlardan korunmada etkili bir adım olabilir.</p>

<p><strong>Tatil planları ve ilaç kullanımını doktorunuzla birlikte yapın: </strong>Yaz döneminde yapılacak seyahat veya tatil planları, tedavi programı dikkate alınarak organize edilmelidir. Tedavi tarihleri, kan değerleri ve kullanılacak ilaçların saklama koşulları göz önünde bulundurulmalıdır. Bazı ilaçların yüksek sıcaklıklardan korunması gerektiği için saklama talimatlarının dikkatle incelenmesi önemlidir. Seyahat öncesinde hekimle görüşülmesi, olası aksaklıkların önüne geçilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Sevdiklerinizle zaman geçirin: </strong>Kanser tedavisi yalnızca fiziksel değil, duygusal açıdan da destek gerektiren bir süreçtir. Yaz ayları, psikolojik iyilik halini güçlendirmek için önemli fırsatlar sunabilir. Sevilen kişilerle vakit geçirmek, keyif alınan hobilerle ilgilenmek, nefes egzersizleri yapmak veya doğayla temas etmek stresin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Olumlu yaşam alışkanlıkları, tedavi sürecinde motivasyonun korunmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına destek olabilir.</p>

<p><strong>Tedavi planınızı aksatmayın en küçük bir değişimi hekiminizle paylaşın:</strong> Kanser tedavisi gören hastalar için yaz aylarında sağlığı korumanın temelinde; yeterli su tüketimi, güneşten korunma, dengeli beslenme, düzenli hareket, kaliteli uyku ve enfeksiyonlardan korunma yer almaktadır. Tedavi planının aksatılmaması ve olası değişikliklerin mutlaka hekimle paylaşılması büyük önem taşımaktadır. Doğru önlemlerle yaz mevsiminin keyfini çıkarırken tedavi sürecini güvenli ve sağlıklı şekilde sürdürmek mümkündür. Kanserle mücadelede yaşam tarzında yapılacak küçük ama bilinçli değişiklikler, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü hissetmelerine katkı sağlayabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/kanser-hastalarinin-yaz-aylarinda-dikkat-etmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/yazsicak.webp" type="image/jpeg" length="97944"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun yaşamın yeni formülü: Bitkisel beslenme mi, hayvansal beslenme mi?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/uzun-yasamin-yeni-formulu-bitkisel-beslenme-mi-hayvansal-beslenme-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/uzun-yasamin-yeni-formulu-bitkisel-beslenme-mi-hayvansal-beslenme-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beslenme alışkanlıkları, uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanma üzerinde etkili olan en önemli yaşam tarzı faktörleri arasında yer alıyor. Bu kapsamda bilim dünyasında giderek daha fazla ilgi gören yaklaşımlardan biri, hafta içi ağırlıklı olarak bitkisel beslenmek, hafta sonlarında ise kaliteli hayvansal proteinleri ölçülü şekilde tüketmek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yaşam (longevity) alanında yapılan araştırmaları değerlendiren Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, zeytinyağı ve kuruyemişlerin merkezde olduğu beslenme modellerinin hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini desteklediğini vurguluyor. Prof. Dr. Murat Baş'a göre özellikle de hafta içi sebze, meyve ve baklagillerin ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeni benimsemek, hafta sonlarında ise ölçülü miktarda et, balık ve diğer hayvansal proteinlere yer vermek hem uygulanması daha kolay hem de uzun vadede sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor.</p>

<p>Hafta içi bitkisel beslenmenin vücuda yeniden denge kazandırdığını söyleyen Prof. Dr. Murat Baş, uzun yaşamın tek bir besine ya da katı diyet kurallarına bağlı olmadığını belirterek, “Uzun yaşam araştırmalarında karşımıza çıkan en önemli ortak nokta, bitkisel besinlerin beslenmenin merkezinde yer almasıdır. Hafta içi ağırlıklı olarak sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllara yönelmek; lif alımını artırırken bağırsak mikrobiyotasını destekliyor, inflamasyonu azaltıyor ve metabolik sağlığı güçlendiriyor" diyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, özellikle yoğun iş temposunda sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmanın önemine dikkat çekerek, "İnsanların büyük bölümü katı diyetleri uzun süre devam ettiremiyor. Bu nedenle uygulanabilir ve yaşam tarzına dönüşebilen modeller çok daha değerli" şeklinde konuşuyor.</p>

<p><img alt="Beslenme222" class="detail-photo img-fluid" height="548" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/beslenme222.png" width="827" /></p>

<p><strong>Hayvansal Gıdalardan Tamamen Vazgeçmek Doğru Değil</strong></p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş'a göre sağlıklı yaşamak için eti tamamen hayatımızdan çıkarmak da gerekmiyor: “Toplumda sıklıkla iki uç yaklaşım görüyoruz; ya her gün yüksek miktarda hayvansal gıda tüketiliyor ya da tamamen bırakılması gerektiği düşünülüyor. Oysa bilim bize dengenin daha önemli olduğunu gösteriyor. Hafta sonlarında kaliteli ve kontrollü miktarda hayvansal protein tüketmek, birçok kişi için hem uygulanabilir hem de sürdürülebilir bir seçenek olabilir”…</p>

<p>Bu yaklaşımın lif açısından zengin bitkisel beslenmenin avantajlarını korurken, bireylerin sosyal yaşamlarını ve beslenme alışkanlıklarını da daha rahat yönetmelerine olanak sağladığı belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bağırsak Sağlığı ve Uzun Yaşam Arasında Güçlü Bağ</strong></p>

<p>Bilim insanları, birçok kronik hastalığın bağırsak sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor. Liften fakir beslenme bağırsak bariyerini zayıflatabilirken, yararlı bakterilerin azalmasına ve kronik inflamasyonun artmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, "Sebzeler, meyveler, baklagiller ve tam tahıllardan gelen lifler yalnızca sindirim sistemimizi değil, bağışıklık ve metabolik sağlığımızı da destekliyor. Bu nedenle hafta içi bitkisel ağırlıklı beslenme modeli, uzun yaşam açısından son derece değerli bir yatırım olarak görülmeli" diyor.</p>

<p><strong>Uzun Yaşamın Sırrı Yasaklarda Değil, Dengede</strong></p>

<p>Uzmanlara göre hafta içi bitkisel, hafta sonu kontrollü hayvansal gıda tüketimine dayanan model; lif alımını artırıyor, bağırsak dostu bakterileri destekliyor, doymuş yağ yükünü azaltabiliyor ve metabolik esnekliğin korunmasına katkı sağlayabiliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Uzun yaşamın sırrı mükemmel diyetlerde değil, sürdürülebilir alışkanlıklarda saklı. Beslenmede önemli olan her şeyi yasaklamak değil; doğru dengeyi kurabilmek. Hafta içi bitkisel, hafta sonu ölçülü hayvansal beslenme yaklaşımı da bu dengenin kurulmasına yardımcı olabilecek pratik modellerden biri olarak öne çıkıyor” şeklinde sözlerini tamamlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/uzun-yasamin-yeni-formulu-bitkisel-beslenme-mi-hayvansal-beslenme-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/beslenme1-1.png" type="image/jpeg" length="42995"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahududu Türleri: Kırmızı mı sarı mı? Hangisi daha faydalı?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/ahududu-turleri-kirmizi-mi-e-sari-mi-arasinda-hangisi-daha-faydali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/ahududu-turleri-kirmizi-mi-e-sari-mi-arasinda-hangisi-daha-faydali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının sevilen meyvelerinden ahududu, sadece lezzetiyle değil besin değeriyle de öne çıkıyor. Beslenme Uzmanı Andriy Makovetsky, kırmızı ve sarı ahududu arasındaki farkları anlatarak, her iki türün de kendine özgü sağlık faydaları sunduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı ahududu güçlü antioksidan içeriğiyle dikkat çekerken, sarı ahududu C vitamini, lif ve karotenoid bakımından zengin yapısıyla öne çıkıyor. Uzmanlar, en fazla faydayı sağlamak için tek bir türü tercih etmek yerine her iki ahududunun da düzenli olarak tüketilmesini öneriyor.</p>

<p><strong>Ahududu Türleri: Kırmızı ve Sarı Arasındaki Farklar</strong><br />
Yaz mevsiminin vazgeçilmez meyvelerinden biri olan ahududu, renkleri ve besin değerleriyle dikkat çekiyor. Beslenme Uzmanı Andriy Makovetsky, kırmızı ve sarı ahududu türlerinin sadece renkleriyle değil, içeriklerinde bulunan bileşenlerle de farklılık gösterdiğini belirtti.</p>

<p><img alt="Ahuduru2" class="detail-photo img-fluid" height="526" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/ahuduru2.png" width="555" /></p>

<p><strong>Kırmızı Ahududunun Özellikleri</strong><br />
Kırmızı ahududu, antosiyanin adı verilen bir polifenol pigmenti bakımından oldukça zengin. Bu tür, yüksek antioksidan kapasitesi ile öne çıkmakta. Ayrıca, ellagik asit, ellajitaninler, C vitamini ve pek çok fitobesin içermektedir. Uzmanlar, kırmızı ahududuların antioksidan özellikleri açısından ilk sırada olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><img alt="Sarıahududuü" class="detail-photo img-fluid" height="537" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/sariahududuu.png" width="539" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sarı Ahududunun Faydaları</strong><br />
Sarı, krem ve altın renklerdeki ahududu çeşidi, kırmızı türüne göre daha az antosiyanin bulundurmasına rağmen lif, organik asitler, C vitamini, manganez ve karotenoidler açısından oldukça zengin. Sarı ahududular, vücudun ihtiyaç duyduğu farklı mikro besinleri sağlayarak sağlıklı bir beslenmeye katkıda bulunuyor.</p>

<p><strong>Her İki Türü de Tüketin</strong><br />
Uzmanlar, iki tür ahududunun da sağlıklı bir beslenme planına dahil edilmesini öneriyor. Farklı renklerdeki meyvelerin bir arada bulunmasının sağladığı geniş spektrumlu faydalar, yalnızca tek bir ürüne odaklanmaktan çok daha avantajlı. Bu yaz döneminde hem kırmızı hem de sarı ahududuları tüketerek zengin bir beslenme deneyimi elde edilebilir.</p>

<p>Ahududunun sağlığa olan olumlu etkilerinden faydalanmak için iki tür arasında seçim yapmaktansa, her ikisinin de düzenli olarak tüketilmesi tavsiye ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/ahududu-turleri-kirmizi-mi-e-sari-mi-arasinda-hangisi-daha-faydali</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/ahududu.png" type="image/jpeg" length="13275"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz protezinde, her iki diz aynı anda ameliyat edilir mi?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/diz-protezind-her-iki-diz-ayni-anda-ameliyat-edilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/diz-protezind-her-iki-diz-ayni-anda-ameliyat-edilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diz protezi ameliyatının ileri derecede diz kireçlenmesinde uygulandığını belirten uzmanlar, uygun hastalarda doğru hazırlıkla yüksek başarı oranlarına ulaşıldığını söylüyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, diz protezi ameliyatı ile ilgili merak edilenler hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ameliyat kararında en önemli kriterin hastanın ağrısı olduğunu ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Cerrahi kararı verilmeden önce ameliyat dışı tedavi yöntemlerinin uygulanmış ve yetersiz kalmış olması beklenir.” dedi. Ameliyat öncesi sağlık durumunun optimize edilmesinin komplikasyon riskini azalttığına dikkat çeken Prof. Dr. Demiroğlu, ameliyat sonrası erken hareket ve düzenli rehabilitasyonun iyileşme sürecinde önemli rol oynadığını vurguladı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, diz protezi ameliyatı ile ilgili merak edilenler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Diz protezi ameliyatı kararı verilirken en önemli kriter hastanın ağrısı!</strong></p>

<p>Diz artroplastisi, diğer adıyla total diz protezinin, ortopedik cerrahide sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “İleri derecede osteoartrit (kireçlenme) gelişen hastalarda, temel olarak ağrıyı ortadan kaldırmak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla uygulanır.” dedi.</p>

<p>Diz protezi gerekliliği değerlendirilirken, tıbbi gereklilik, yaşam kalitesi ve kişisel hedefleri içeren üç temel unsurun göz önünde bulundurulduğunu aktaran Prof. Dr. Demiroğlu, “Ameliyat kararında en önemli kriter hastanın ağrısıdır. Özellikle hareketle ortaya çıkan mekanik ağrı ve gece ağrısı dikkatle değerlendirilir. Ağrının günlük yaşam üzerindeki etkisi; merdiven çıkma, oturup kalkma ve yürüme gibi aktivitelerde oluşturduğu kısıtlılık ayrıntılı olarak incelenir. Cerrahi kararı verilmeden önce ameliyat dışı tedavi yöntemlerinin uygulanmış ve yetersiz kalmış olması beklenir. Bacak güçlendirme egzersizleri, fizik tedavi ve eklem içi enjeksiyonlara rağmen şiddetli ağrının devam etmesi ve radyolojik incelemelerde ileri derecede osteoartrit görülmesi, diz protezi için önemli göstergelerdir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="Dizprotez2" class="detail-photo img-fluid" height="552" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/dizprotez2.png" width="829" /></p>

<p><strong>Diz protezi ameliyatı yüksek başarı oranına sahip olsa da riskleri azaltmak önemli!</strong></p>

<p>Diz protezi ameliyatının günümüzde oldukça başarılı sonuçlar veren bir cerrahi işlem olduğuna işaret eden Prof. Dr. Demiroğlu, “Cerrahi tekniklerin gelişmesi ve implant tasarımlarının ilerlemesi sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 90-95'inde yüz güldürücü sonuçlar elde edilebiliyor.” dedi.</p>

<p>Her büyük ortopedik cerrahide olduğu gibi diz protezi ameliyatının da bazı riskleri bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Demiroğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu riskler arasında; yaklaşık yüzde 3-5 oranında enfeksiyon riski, ameliyat sonrası gelişebilecek venöz tıkanıklıklar, akciğer embolisi, ilerleyen dönemde protez çevresinde oluşabilecek kırıklar yer alır. Bu riskleri azaltmak için bazı önlemler alınması gerekir.</p>

<p>Diz protezi acil bir ameliyat değildir. Bu nedenle hastanın ameliyat öncesinde mümkün olan en iyi genel sağlık durumuna getirilmesi hedeflenir. Bu süreçte; obezite varsa kilo verilmesi, albümin düzeyi düşükse beslenmenin düzenlenmesi, kan değerlerindeki eksikliklerin giderilmesi, diyabet varsa kan şekerinin kontrol altına alınması, kuadriseps kasını güçlendirmeye yönelik egzersizlerin uygulanması ameliyat risklerini azaltmaya yardımcı olur.”</p>

<p><strong>Her iki dizin aynı anda ameliyat edilmesi her zaman önerilmez!</strong></p>

<p>Her iki dizde de kireçlenme bulunabileceğini kaydeden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Ancak iki dizin aynı anda ameliyat edilmesi her zaman tercih edilmez.” dedi.</p>

<p>Yapılan çalışmalara atıfta bulunan Prof. Dr. Demiroğlu, “Tek dizinden ameliyat olan hastaların yaklaşık yüzde 30'unun beş yıl içinde diğer dizinden de ameliyat olduğu görülmüştür. Bununla birlikte her hastada iki dizde aynı şiddette kireçlenme gelişmeyebilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Teknolojik gelişmeler diz protezlerinin ömrünü artırdı!</strong></p>

<p>Cerrahi teknikler ve implant teknolojisindeki gelişmeler sayesinde diz protezlerinin ortalama ömrünün yaklaşık 15 yıla ulaştığı bilgisini veren Prof. Dr. Demiroğlu, “Günümüzde 15 yıllık sağkalım standart kabul edilir. Ancak revizyon protezlerinde bu süre daha kısa olabilir.” dedi.</p>

<p>Diz protezinin üç ana parçadan oluştuğuna değinen Prof. Dr. Demiroğlu, “Femur ve tibia kısmında genellikle titanyum veya titanyum-kobalt alaşımları kullanılır. İki metal parça arasında yüksek yoğunluklu polietilen bulunur. Gerekli durumlarda patellada da polietilen materyal kullanılabilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Diz protezi ameliyatında iyi hazırlık, iyileşme sürecini de olumlu etkiler!</strong></p>

<p>Ameliyat öncesi hazırlığın başarılı bir sonuç açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Bu süreçte, beslenme durumunun iyileştirilmesi, fazla kilonun azaltılması, diyabetin kontrol altına alınması, düşük hemoglobin ve hematokrit değerlerinin düzeltilmesi, kuadriseps kasının güçlendirilmesi hedeflenir.” dedi.</p>

<p>Ameliyatın, hastanın durumuna göre spinal veya genel anestezi altında gerçekleştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Demiroğlu sözlerini şöyle tamamladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ameliyat sırasında kullanılan traneksamik asit sayesinde kanama önemli ölçüde azaltılır. Ameliyat öncesinde kan değerleri uygun olan hastalarda kan nakli gereksinimi ortalama yüzde 5-10'u geçmez. Diz protezi ameliyatı, kişiye göre değişmekle birlikte ortalama bir saat sürer. Revizyon ameliyatlarında bu süre uzayabilir.</p>

<p>Ameliyat sonrasında ilk gün hafif veya orta şiddette ağrı görülebilir. Ancak güçlü ağrı kesiciler ile birlikte buz uygulaması, kompresyon ve elevasyon gibi destekleyici yöntemlerle bu süreç genellikle rahat geçirilir. Ameliyattan yaklaşık 3-4 saat sonra hastanın beslenmesine izin verilir. Durumu uygunsa önce yatakta oturtulur, ardından ayağa kaldırılır. Bu mümkün olmazsa ertesi sabah mobilizasyon sağlanır. Ayağa kalkılamasa bile hasta uyanır uyanmaz düz bacak kaldırma ve ayak bileği hareketlerine başlanır.</p>

<p>Genel anestezi uygulanan hastaların güvenlik ve ağrı kontrolü açısından genellikle bir gece hastanede kalması önerilir. Herhangi bir sorun bulunmayan hastalar ertesi gün taburcu edilebilir. Ağrısı devam eden bazı hastalar ise bir gün daha hastanede kalabilir.</p>

<p>Taburculuk sonrasında düzenli poliklinik kontrolleriyle yara bakımı yapılır. Birinci ve ikinci hafta kontrollerinde diz hareket açıklığı değerlendirilir. İkinci haftada yeterli hareket açıklığı sağlanamamışsa hasta fizik tedavi programına alınır. Diz protezi ameliyatı ve ameliyat sonrası süreç hakkında merak edilen konular için ortopedi ve travmatoloji uzmanına başvurulması önerilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/diz-protezind-her-iki-diz-ayni-anda-ameliyat-edilir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/dizprotez.png" type="image/jpeg" length="23921"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hangi süt daha sağlıklı, bitkisel sütler gerçekten daha iyi mi?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/hangi-sut-daha-saglikli-bitkisel-sutler-gercekten-daha-iyi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/hangi-sut-daha-saglikli-bitkisel-sutler-gercekten-daha-iyi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[National Geographic'in haberine göre; son yıllarda yayımlanan araştırmalar, süt ürünlerinden alınan doymuş yağların sanıldığı kadar zararlı olmayabileceğini ortaya koyuyor. Öte yandan süt seçenekleri de önemli ölçüde arttı. Tam yağlı mı, yağsız mı? Hangi süt daha sağlıklı, bitkisel sütler gerçekten daha iyi mi?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Süt tüketiminde tam yağlı mı yoksa yağsız mı tercih edilmesi gerektiği uzun yıllardır tartışılıyor. Son dönemde ise soya, yulaf, badem ve Hindistan cevizi gibi bitki bazlı alternatiflerin yaygınlaşmasıyla "En sağlıklı süt hangisi?" sorusu yeniden gündeme geldi. Uzmanlar, doğru seçimin kişinin sağlık durumu ve beslenme ihtiyaçlarına göre değiştiğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tam yağlı ve yağsız sütler protein, kalsiyum ve vitaminler açısından büyük ölçüde benzer değerlere sahip olsa da yağ ve kalori miktarlarıyla ayrışıyor. Bitki bazlı içeceklerde ise besin değerleri ürüne göre değişiyor. Uzmanlar, özellikle ilave şeker içermeyen ve kalsiyum ile D vitamini açısından zenginleştirilmiş ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
</section>

<p><strong>TAM YAĞLI MI YAĞSIZ MI?</strong><br />
Tam yağlı, yarım yağlı (yüzde 2), az yağlı (yüzde 1) ve yağsız sütler arasındaki temel fark; kalori ve yağ miktarı. Bunun dışında protein, kalsiyum, D ve B12 vitaminleri, potasyum, fosfor, magnezyum ve diğer mikro besinler açısından büyük ölçüde benzer değerlere sahipler. Amerikan Kalp Derneği (AHA), kalp hastalığı riskini azaltmak için günlük kalorinin yüzde 6'sından fazlasının doymuş yağlardan gelmemesini öneriyor. Günlük yaklaşık 2 bin kalori tüketen bir kişi için bu, en fazla 120 kalori ya da yaklaşık 13 gram doymuş yağa karşılık geliyor. Bu nedenle süt tercihi uzun yıllardır doymuş yağ tüketimini azaltmanın kolay yollarından biri olarak görülüyordu.</p>

<p><img alt="Sutsaglik" class="detail-photo img-fluid" height="552" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/sutsaglik.png" width="987" /></p>

<p><strong>BİTKİ BAZLI SÜTLER DAHA MI SAĞLIKLI?</strong><br />
SON yıllarda sağlık, çevre ve hayvan refahı gibi nedenlerle birçok kişi bitki bazlı süt alternatiflerine yöneldi. Ancak uzmanlara göre 'bitki bazlı süt' ifadesi yanıltıcı olabiliyor; çünkü bu ürünler gerçek süt içermiyor ve besin değerleri birbirinden oldukça farklı. Joan Salge Blake, "Bitkisel kaynaklı oldukları için otomatik olarak daha sağlıklı oldukları düşünülmemeli" diyerek şu uyarıda bulunuyor: "Kalsiyum ve D vitaminiyle zenginleştirilmiş olmalarına dikkat edilmeli. Ayrıca ilave şeker içerip içermedikleri mutlaka kontrol edilmeli."</p>

<p><strong>İşte bitkisel süt kaynakları:<br />
Soya sütü: </strong>Bir bardak şekersiz soya sütü yaklaşık 70 kalori, 3,5 gram toplam yağ ve doymuş yağ içermiyor. Çoğu bitki bazlı sütten farklı olarak bir bardakta yaklaşık 7 gram protein içeriyor ve bu miktar inek sütüne oldukça yakın. Araştırmalar, soya sütü tüketiminin kan basıncı, LDL kolesterol, bel çevresi, C-reaktif protein ve diğer iltihap belirteçlerinde azalma ile ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p><strong>Yulaf sütü: </strong>Bir bardak şekersiz yulaf sütü yaklaşık 120 kalori, 5 gram toplam yağ ve doymuş yağ içermiyor. Yulaf sütü, inek sütünden daha az protein ancak daha fazla çözünür lif içeriyor. Ayrıca kalsiyum, D vitamini, B12 vitamini, A vitamini ve kalp sağlığı açısından faydalı olan beta-glukan adlı çözünür lif bakımından da zengin. Bir araştırmada, sağlıklı genç kadınların dört hafta boyunca inek sütü yerine yulaf sütü tüketmesi sonucunda kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerinde belirgin düşüş görüldü.</p>

<p><strong>Badem sütü: </strong>Bir bardak şekersiz badem sütü yaklaşık 40 kalori ve 2.5 gram toplam yağ içeriyor. Yağın büyük kısmını kalp dostu tekli ve çoklu doymamış yağlar oluşturuyor. Kalsiyum ve potasyum açısından iyi bir kaynak olan badem sütü; E vitamini, B2 vitamini ve niasin de içeriyor. Bir miktar lif ve D vitamini bulunsa da protein oranı düşük.</p>

<p><strong>Hindistan cevizi sütü:</strong> Şekersiz içimlik Hindistan cevizi sütünün bir bardağı yaklaşık 45 kalori içeriyor. Protein miktarı düşük, toplam yağ ve doymuş yağ oranı ise hem inek sütünden hem de birçok bitki bazlı alternatiften daha yüksek. Pek çok marka ürünlerini kalsiyum, D vitamini, A vitamini ve B12 vitaminiyle zenginleştiriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/hangi-sut-daha-saglikli-bitkisel-sutler-gercekten-daha-iyi-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/sutsaglik22.png" type="image/jpeg" length="73656"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın kaslarınızı güçlendirmek için neler yapabilirsiniz?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/yazin-kaslarinizi-guclendirmek-icin-neler-yapabilirsiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/yazin-kaslarinizi-guclendirmek-icin-neler-yapabilirsiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte sağlıklı yaş alma her zamankinden fazla önem kazanıyor. Ancak ilerleyen yaş, hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve bazı kronik hastalıklar nedeniyle kaslar zamanla güç kaybedebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selami Çakmak, kasları güçlendirmede 4 önemli yaz fırsatını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selami Çakmak, alınacak bazı basit önlemlerin kasları güçlendirmede önemli katkılar sağladığını, yaz aylarının da kas sağlığını desteklemek için çok önemli fırsatlar sunduğunu belirterek “Yaz döneminin doğru değerlendirilmesi halinde kas kaybının önlenmesi ve kasların güçlendirilmesi mümkündür. Açık havada daha fazla hareket etmek, güneş ışığından yararlanmak ve dengeli beslenmek kas sağlığını destekleyen önemli avantajlar sunmaktadır” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selami Çakmak, kasları güçlendirmede 4 önemli yaz fırsatını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Açık havada her gün düzenli ve tempolu yürüyün</strong></p>

<p>Özellikle güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde fiziksel aktivitenizi artırın. Düzenli yürüyüş yapmak, yüzmek, bisiklete binmek veya hafif tempolu koşular gerçekleştirmek kasların daha aktif çalışmasını sağlayarak güçlenmelerine katkıda bulunur. Özellikle yaş ilerledikçe ortaya çıkan kas kaybını önlemenin en etkili yollarından biri düzenli hareket etmekten geçer. Uzun süre oturmaksa kasların kullanılmamasına bağlı olarak güç kaybını hızlandırabilir. Bu nedenle gün içinde bol bol hareket etmek, kısa mesafelerde araç yerine yürümeyi tercih etmek ve asansör yerine merdiven kullanmak kas sağlığını korumaya yardımcı olur.</p>

<p><strong>Güneşten mutlaka faydalanın</strong></p>

<p>Güneş ışığı vücudun D vitamini üretmesini sağlayan en önemli kaynakların başında gelir. Kasların güçlü çalışabilmesi ve kemiklerin kuvvetlenmesi için D vitamini büyük önem taşır. D vitamini eksikliği; kas güçsüzlüğü, çabuk yorulma, denge problemleri ve düşme riskini artırabilir. Yaz güneşinden uygun saatlerde yararlanmak, vücudun doğal D vitamini üretimini destekler. D vitamini düzeylerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve gerektiğinde hekim önerisiyle destek alınması kas fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar.</p>

<p><img alt="Kasguclendirme" class="detail-photo img-fluid" height="546" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/kasguclendirme.png" width="979" /></p>

<p><strong>Proteinden zengin ve dengeli beslenin</strong></p>

<p>Yaz mevsimi, taze sebze ve meyveler gibi kas sağlığını destekleyen besinlere ulaşmayı kolaylaştıran önemli avantajlar sunar. Yaz sebze ve meyveleri; içeriklerindeki vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sayesinde kasların egzersiz sonrası toparlanmasına yardımcı olur. Ayrıca yaz aylarında daha hafif öğünler yapmak dengeli beslenmeyi kolaylaştırır. Ancak kas dokusunun korunması ve yenilenmesi için yalnızca sebze ve meyve tüketmek yeterli değildir. Bu nedenle yumurta, süt ve süt ürünleri, balık, yağsız etler, kuru baklagiller ve kuruyemişler gibi protein kaynaklarını düzenli tüketmek gerekir. Yazın bol su içmek de kasların sağlıklı çalışmasına katkı sağlar.</p>

<p><strong>Hareketsizlik döngüsünü kırın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kasların en büyük düşmanlarından biri hareketsizliktir. Yaz aylarında kışın aksine sosyal aktiviteler, tatiller ve dışarıda geçirilen zamanın artması önemli fırsatlar sunar. Açık havada vakit geçirmek, arkadaşlarla yürüyüş planları yapmak, doğa yürüyüşlerine katılmak, bahçe işleriyle uğraşmak veya düzenli egzersiz programlarına dahil olmak kasların düzenli çalışmasına büyük katkı sağlar. Günlük hareket miktarının artması, yaşla birlikte gelişebilen kas kaybının yavaşlamasına yardımcı olurken, kas gücünün korunmasını ve artırılmasını da destekler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/yazin-kaslarinizi-guclendirmek-icin-neler-yapabilirsiniz</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/kasguclendirme22.jpg" type="image/jpeg" length="12381"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Omuz sağlığı için neler yapılmalı?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/omuz-sagligi-icin-neler-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/omuz-sagligi-icin-neler-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ömer Selçuk Öçmen, hem gençlerde hem de ileri yaşlarda görülebilen omuz tendon yırtılmalarında vakit kaybetmeden uzman hekime gidilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Öçmen, omuz tendon yırtığı tedavisinin, yırtığın boyutuna, yaşa va hastanın şikayetine göre şekillendiğini belirterek, ilaç tedavisi, fizik tedavi, artroskopi yöntemi ve ileri aşamalarda ise omuz protez iuygulandığını dile getirdi.</p>

<p><strong>TEDAVİ YAŞA GÖRE BELİRLENİYOR</strong></p>

<p>Tendon yırtıklarının gençlerde genelde travma sonucu, yaşlılarda ise daha çok tendon dejenerasyonu nedeniyle yaşandığını kaydeden Op. Dr. Ömer Selçuk Öçmen şunları söyledi:</p>

<p>"Omuzda oluşan tendon yırtılmaları genç yaşlarda kaza sonucu oluşan travmalara, spor yaralanmalarına veya ağır yük kaldırmaya bağlı gelişiyor. Daha ileri yaşlardaki hastalarda ise yaşa bağlı olarak tendonlarda dejenerasyon dediğimiz yıpranmalar yaşanıyor. Yıllar içinde yavaş yavaş yırtılmalar oluşuyor. Tendonların fonksiyonunu etkileyen ve ona bağlı olan kasların zayıflaması da bu durumu etkiliyor. Atrofi denilen kas kütlesinin kaybı da bizim için bir gösterge oluyor. İleri yaş grubundaki hastalarda tamir edilemeyen tendon hasarı bulunuyorsa, artık omuz protezi uygulanması gerekiyor"</p>

<p><img alt="Omuzsaglik2" class="detail-photo img-fluid" height="425" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/omuzsaglik2.jpg" width="850" /></p>

<p><strong>KAPALI AMELİYAT UYGULANIYOR</strong></p>

<p>Tedavi süreçleri hakkında da bilgi veren Öçmen, "Eğer hastanın fonksiyonları etkileniyorsa, kol gücünde kayıp yaşıyorsa veya önüne geçilemeyen ağrılar yaşanıyorsa burada artroskopik müdahale yapılması gerekiyor. Artroskopik kapalı yöntemle, kamerayla görüntüleyerek yaptığımız bir cerrahi türü. Omuz eklemine dört veya beş tane küçük delikten girerek yırtık bölgeyi tespit ediyoruz. Yaptığımız işlem sonucunda tendonları tekrar kemiğe sabitleyerek tedaviyi sağlamış oluyoruz. Eğer tendonu orijinal yerine getiremiyorsak omuzun çevresindeki başka tendonları, o bölgeye transfer ediyoruz. Başka bir tendon grubunu yırtık bölgemize dikerek fonksiyonu elde etmiş oluyoruz" diye konuştu.</p>

<p><strong>BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR</strong></p>

<p>Omuz protezini son çare olarak uyguladıklarına dikkat çeken Op. Dr. Ömer Selçuk Öçmen şöyle devam etti: "55 - 60 yaş üstündeki hasta grubunda da önceliğimiz yine artroskopi oluyor. Bu omuz protezini artık tedavi edilemeyen veya uzun yırtıklar sonucunda kireçlenmeler gelişen ileri yaşa sahip grupta yapıyoruz. Her kişinin omuzundaki ölçüyü ameliyat esnasında tespit ederek ona uygun ölçüde bir protez uyguluyoruz.Operasyonun ardından bir fizik tedavi süreci de oluyor. Hemartroskopi, hem de omuz protezi operasyonları uzman hekimler tarafından yapılırsa başarılı sonuçlar veriyor"</p>

<p><strong>OMUZ SAĞLIĞI İÇİN NELER YAPILMALI?</strong></p>

<p>- Düzenli antrenman yapın</p>

<p>- Spora başlamadan önce ısınma hareketleri yapın</p>

<p>- Omuzda batma veya sızı hissettiğiniz an hareketi durdurun.</p>

<p>- Dik durun, kambur oturmaktan kaçının</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Aniden ağır yük kaldırmayın</p>

<p>- Ellerin sürekli baş seviyesinin üzerinde olduğu işlerde merdiven kullanın</p>

<p>- Şikayetiniz varsa mutlaka uzman hekime görünün</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/omuz-sagligi-icin-neler-yapilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/omuzsaglik.jpeg" type="image/jpeg" length="34175"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İpek kirpik uygulamaları göz sağlığını etkileyebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/ipek-kirpik-uygulamalari-goz-sagligini-etkileyebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/ipek-kirpik-uygulamalari-goz-sagligini-etkileyebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Murat Direl, ipek kirpik uygulamalarında yalnızca estetik sonucun değil, göz sağlığının korunmasının da ön planda tutulması gerektiğini belirtiyor. Uzmanlar, özellikle göz çevresinin hassas yapısı nedeniyle bu tür uygulamalarda bilinçli hareket edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda estetik uygulamalar arasında popülerliğini koruyan ipek kirpik uygulamaları, doğru koşullarda gerçekleştirildiğinde kozmetik bir tercih olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak uygulama sırasında kullanılan malzemeler, hijyen koşulları ve işlem sonrası bakımın ihmal edilmesi bazı göz problemlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Uzmanlar, özellikle göz çevresinin hassas yapısı nedeniyle bu tür uygulamalarda bilinçli hareket edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Göz Çevresi Hassas Bir Bölgedir</strong></p>

<p>Kirpikler, gözün korunmasında da önemli bir görev üstlenmektedir. Toz, yabancı cisim ve küçük partiküllerin doğrudan göze ulaşmasını sınırlandırmaya yardımcı olan doğal kirpikler, göz yüzeyinin korunmasına destek olur.</p>

<p>Op. Dr. Murat Direl, ipek kirpik uygulamalarında kullanılan yapıştırıcılar, uygulama tekniği ve hijyen koşullarının göz sağlığı açısından önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:</p>

<p>"Göz kapağı ve kirpik dipleri oldukça hassas dokulardır. Uygulamanın hijyen koşullarında yapılmaması veya kullanılan ürünlere karşı gelişebilecek bireysel hassasiyetler, bazı göz rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle estetik uygulamalarda da göz sağlığının korunması öncelikli olmalıdır."</p>

<p><img alt="Ipekkirpikkk (1)" class="detail-photo img-fluid" height="840" src="https://kanalbencom.teimg.com/kanalben-com/uploads/2026/07/ipekkirpikkk-1.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>Hangi Sorunlarla Karşılaşılabilir?</strong></p>

<p>İpek kirpik uygulaması sonrasında her bireyde sorun gelişeceği söylenemez. Ancak bazı kişilerde kullanılan yapıştırıcılara karşı alerjik reaksiyonlar gelişebilir veya kirpik diplerinde hijyenin yeterince sağlanamaması çeşitli göz kapağı problemlerine zemin hazırlayabilir.</p>

<p><i>İşlem sonrasında görülebilecek yakınmalar arasında;</i></p>

<ul>
 <li>Gözlerde kızarıklık,</li>
 <li>Yanma ve batma hissi,</li>
 <li>Sulanma,</li>
 <li>Kaşıntı,</li>
 <li>Göz kapağında hassasiyet,</li>
 <li>Kirpik diplerinde kabuklanma veya iltihaplanma gibi bulgular yer alabilir.</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin uzun sürmesi veya şiddetlenmesi halinde göz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi önem taşır.</p>

<p><strong>Yıkanmayan Kirpikler Demodex Akarına Davetiye Çıkarıyor</strong></p>

<p>İpek kirpik kullanan kişilerin en sık yaptığı hatalardan birinin kirpiklerin döküleceği korkusuyla göz çevresini yıkamaktan kaçınmak olduğunu vurgulayan Op. Dr. Murat Direl, durumun ciddiyetini şu sözlerle aktardı:</p>

<p>"Göz çevresi temizliğinin ihmal edilmesi; yağ, makyaj kalıntıları ve ölü hücrelerin kirpik diplerinde birikmesine yol açar. Bu birikim, mikroorganizmaların ve özellikle Demodex adı verilen mikroskobik akarların çoğalması için son derece elverişli bir ortam yaratır. Sonucunda kronik kirpik dibi iltihabı (blefarit) gelişebilir. İpek kirpik kullanan bireylerin, göz dokusuna zarar vermeyen özel pH dengeli temizleyicilerle günlük hijyenlerini aksatmamaları hayati önem taşır."</p>

<p><strong>Kimyasal Bileşenler ve Teknik Kusurlar Korneayı Etkileyebiliyor</strong></p>

<p>Uygulama sırasında kullanılan medikal yapıştırıcıların içeriğindeki uçucu bileşenlerin hassas ve alerjik yapılı gözlerde reaksiyon oluşturabileceğini belirten Op. Dr. Direl, teknik hataların da tabloyu ağırlaştırabildiğini ifade etti.</p>

<p>İzolasyon pedlerinin göze çok yakın yerleştirilmesi, işlem sırasında gözün tamamen kapalı tutulmaması veya doğal kirpiğe kapasitesinin üzerinde ağırlık yüklenmesi; konjonktivit (göz zarı iltihabı) ve kornea irritasyonu gibi tablolara neden olabiliyor.</p>

<p>Mevcut bir göz kapağı rahatsızlığı bulunan veya ileri derecede alerjik bünyeye sahip bireylerin bu tür estetik işlemlere karar vermeden önce mutlaka uzman değerlendirmesinden geçmesi öneriliyor.</p>

<p><strong>Yerinden Çıkan Yapay Kirpik Göze Kaçarsa Ne Yapılmalı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulanan yapay materyallerin zamanla gevşeyerek veya dış etkenlerle koparak göz yüzeyine temas etmesi durumu, acil ve doğru ilk müdahaleyi gerektiriyor. Göze yabancı bir cisim kaçtığında refleks olarak yapılan hataların doku hasarını büyüttüğüne değinen Op. Dr. Murat Direl, güvenli adımları açıkladı:</p>

<p><strong>Temastan Kaçının: </strong>Göze kaçan parçayı çıkarmak için kesinlikle ovuşturma hareketi yapılmamalıdır. Ovuşturma, yapay kirpiğin sert yapısıyla saydam tabakayı (kornea) çizmesine neden olabilir.<br />
<strong>Fiziksel Müdahalede Bulunmayın: </strong>Cımbız, pamuklu çubuk veya sivri uçlu nesnelerle göz içerisinden parça almaya çalışmak ciddi travmalara yol açabilir.<br />
<strong>Steril Sıvı ile Yıkayın: </strong>Göz, temiz su veya steril serum fizyolojik ile iç köşeden dışa doğru nazikçe yıkanarak cismin doğal yolla dışarı akması sağlanmalıdır.</p>

<p>Yıkama işlemine rağmen batma hissinin sürmesi, şiddetli ağrı, belirgin kızarıklık veya görme kalitesinde azalma fark edilmesi durumunda, kornea yüzeyinin uzman hekim tarafından biyomikroskop altında incelenmesi ve gerekli medikal tedavinin vakit kaybetmeden başlatılması şarttır.</p>

<p><strong>Estetik Tercihlerde Bilinçli Yaklaşım Önemlidir</strong></p>

<p>Estetik uygulamaların güvenli şekilde gerçekleştirilebilmesi için işlem yapılacak merkezin hijyen standartlarına uygun olması, kullanılan ürünlerin güvenilirliği ve uygulamayı yapan kişinin deneyimi önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra uygulama sonrasında önerilen bakım kurallarına uyulması da göz sağlığının korunmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p><i>Op. Dr. Murat Direl, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamlıyor:</i></p>

<p>"İpek kirpik uygulamaları estetik bir tercih olabilir. Ancak göz sağlığı her zaman ön planda tutulmalıdır. İşlem sonrasında uzun süren rahatsızlık hissi, görmede değişiklik veya şiddetli kızarıklık gibi belirtiler oluştuğunda kendi kendine müdahale etmek yerine göz hastalıkları uzmanına başvurulması uygun olacaktır."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/ipek-kirpik-uygulamalari-goz-sagligini-etkileyebilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/ipekkirpikk.png" type="image/jpeg" length="19370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öz-yalanda ilk aldatılan, kişinin kendisi olur!]]></title>
      <link>https://www.kanalben.com/oz-yalanda-ilk-aldatilan-kisinin-kendisi-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kanalben.com/oz-yalanda-ilk-aldatilan-kisinin-kendisi-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, insan zihninin, kaygı ve acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için zaman zaman kişiyi farkında olmadan ‘öz-yalan’ mekanizmasına yönlendirebildiğini söylüyor. Klinik Psikolog Gizem Karpat, “Eğer hayatınızda aynı sorunlar farklı insanlarla tekrar ediyor, benzer hayal kırıklıkları kronik bir döngüye dönüşüyor veya kendinizi sürekli birilerine haklı olduğunuzu kanıtlamak için aynı açıklamaları yaparken buluyorsanız, orada dürüstçe masaya yatırılması gereken bir öz-yalan olabilir.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Gizem Karpat, insanların kendilerini korumak için farkında olmadan gerçekleri çarpıtmasına neden olan öz-yalan mekanizması, bu durumun belirtileri ve bu döngüden çıkmanın yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Öz-yalan, kısa vadede zihni rahatlatsa da uzun vadede sorunların çözümünü geciktirebilir!</strong></p>

<p>Kişinin kendine yalan söylemesi durumunun psikolojide "öz-yalan" (self-deception) kavramı çerçevesinde ele alındığını ifade eden Gizem Karpat, “Öz-yalan; bireyin kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ya da acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için bazı durumları farkında olmadan çarpıtması veya görmezden gelmesidir.” dedi.</p>

<p>Amacın, dış dünyadaki birilerini aldatmak değil; kişinin kendi psikolojik dengesini ve bütünlüğünü korumaya çalışması olduğunu aktaran Karpat, “Kısa vadede zihni rahatlatan bir amortisör görevi görse de uzun vadede sorunların gerçekçi bir şekilde çözülmesini geciktiren bir yapıya bürünebilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Öz-yalanda ilk aldatılan, kişinin kendisi olur!</strong></p>

<p>Öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki en kritik farkın, farkındalık düzeyinde saklı olduğunu dile getiren Gizem Karpat, şunları söyledi:</p>

<p>“Öz-yalan süreçlerinde kişi gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini farklı, daha katlanılabilir bir gerçekliğe inandırır. Yani ilk aldatılan kişinin kendisi olduğu bir süreç işler. Bilinçli inkârda ise kişi aslında gerçeğin gayet farkındadır; ancak ego bütünlüğünü korumak adına onu kabul etmek istemez ya da dış dünyaya ifade etmekten kaçınır. Birinde farkındalık oldukça sınırlıyken, diğerinde gerçeği bilmesine rağmen ondan uzak durma çabası daha belirgindir. Özünde her iki süreç de kişinin zorlayıcı duygularla baş etme girişimidir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İnsan zihni, psikolojik bütünlüğünü korumak için gerçekleri çarpıtabilir!</strong></p>

<p>İnsanlar neden gerçekleri kendilerine çarpıtma ihtiyacı duydukları hakkında bilgi veren Karpat, “Çünkü insan zihni yalnızca saf doğruyu kaydetmek için değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğünü ve konforunu korumak için de çalışır.” dedi.</p>

<p>Bazen bir gerçeği olduğu gibi kabul etmenin büyük bir kayıp, başarısızlık, reddedilme veya ağır bir suçluluk duygusuyla yüzleşmeyi gerektirdiğine işaret eden Karpat, “Zihin bu duygusal yükü azaltmak için gerçeği bükerek olduğundan farklı yorumlayabilir. Biz buna psikolojide bilişsel çelişkiyi azaltma çabası da deriz. Bu mekanizma akut dönemlerde koruyucu bir kalkan olabilir; fakat kronikleştiğinde kişinin sağlıklı kararlar almasını ve gerçekçi değerlendirmeler yapmasını ciddi şekilde zorlaştırır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Bazı insanlar, kendi kurguladıkları yeni gerçeğe samimiyetle inanır!</strong></p>

<p>Kişinin kendine yalan söylediğini fark edip edememesinin kişiden kişiye ve savunma mekanizmalarının gücüne göre değiştiğini vurgulayan Gizem Karpat, “Bazı insanlar gerçeği bilinçli bir şekilde halının altına süpürdüklerinin ve görmezden geldiklerinin farkındadır. Bazıları ise bunu büyük ölçüde bilinçdışı bir süreç olarak yaşar ve kendi kurguladıkları o yeni gerçeğe samimiyetle inanırlar.” dedi.</p>

<p>Ancak bunun mutlak bir körlük olmadığını dile getiren Karpat, “Aynı konu her açıldığında içsel bir huzursuzluk ve yoğun bir rahatsızlık hissetmek, çevreye sürekli benzer ve abartılı açıklamalar yapma ihtiyacı duymak, zihnin arkalarında bir yerde ‘kaçılan bir gerçek’ olduğuna dair bıraktığı ayak izleridir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Belirgin sorunlara rağmen ‘sorunum yok' demek, inkâr mekanizmasının işareti olabilir!</strong></p>

<p>‘Ben iyiyim’, ‘benim bir sorunum yok’ gibi ifadelerin tek başına doğrudan bir inkâr mekanizması anlamına gelmediğine değinen Karpat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Bazen kişi gerçekten kendisini iyi hissediyordur. Ancak ortada ciddi bir kayıp, travma veya belirgin ruhsal/fiziksel belirtiler varken ve hatta çevresindeki birçok kişi aynı konuda ciddi bir endişe duyuyorken kişinin ısrarla ve katı bir şekilde ‘benim hiçbir sorunum yok’ demesi, inkâr mekanizmasının devrede olabileceğini düşündürür. Burada klinik olarak bizim baktığımız şey yalnızca söylenen cümle değil; kişinin davranışları, yaşam işlevselliği, bedensel tepkileri ve duygusal dünyasının bütünü arasındaki tutarlılıktır.”</p>

<p><strong>Öz-yalanın en önemli göstergesi, söylenenlerle yaşananların birbiriyle örtüşmemesi!</strong></p>

<p>Öz-yalanın yaşamın hemen her alanında filizlenebileceğini aktaran Karpat, “Ancak klinikte en sık karşılaştığımız alanlar; ilişkiler, duygusal ihtiyaçlar, sağlıkla ilgili alışkanlıklar ve iş hayatıdır.” dedi.</p>

<p>‘Bu ilişki beni aslında hiç üzmüyor’, ‘o sadece biraz gergin’, ‘işimden çok memnunum, tükenmiş hissetmiyorum’, ‘bu zararlı alışkanlığı istersem yarın bırakırım, beni etkilemiyor’ gibi kalıplaşmış ifadelerin, zorlayıcı gerçeklerle yüzleşmeyi erteleyen klasik söylemler olduğunu belirten Karpat, bu noktada en önemli turnusol kağıdının; kişinin sözleri ile yaşamındaki gerçek deneyimlerinin ne kadar örtüştüğüdür.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Aynı sorunları tekrar tekrar yaşıyorsanız, bunun nedeni kendinize söylediğiniz bir öz-yalan olabilir!</strong></p>

<p>Kişinin kendine yalan söylediğini fark edebilmesinin ilk ve en önemli adımının, cesaretle kendine ‘Söylediklerim ile gerçekten yaşadıklarım birbiriyle uyumlu mu?’ sorusunu sorabilmesi olduğuna dikkat çeken Gizem Karpat, “Eğer hayatınızda aynı sorunlar farklı insanlarla tekrar ediyor, benzer hayal kırıklıkları kronik bir döngüye dönüşüyor veya kendinizi sürekli birilerine haklı olduğunuzu kanıtlamak için aynı açıklamaları yaparken buluyorsanız, orada dürüstçe masaya yatırılması gereken bir öz-yalan olabilir.” dedi.</p>

<p>Karpat, yakın çevreden gelen yapıcı geri bildirimlere kulak tıkamamak ve hissedilen olumsuz duyguları bastırmak yerine onları anlamaya çalışmanın öz farkındalığı artıran en önemli adım olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen bir psikolojik beceridir!</strong></p>

<p>Kendine dürüst olmayı öğrenmenin mümkün olduğunu dile getiren Karpat, “Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen bir psikolojik beceridir.” dedi.</p>

<p><strong>Karpat, bu konudaki önerilerini sıralayarak sözlerini şöyle tamamladı:</strong></p>

<p>“Yargılamayan farkındalığın temelinde, kişinin kendi duygularını (korku, kıskançlık, başarısızlık gibi kabulü zor duyguları bile) suçluluk hissetmeden, şefkatle fark etmeyi öğrenmesi yer alır. Eğer kendimizi çok sert yargılarsak, zihnimiz bizi korumak için daha çok yalan üretecektir. Yazarak iç dökme, günlük tutma gibi yöntemlerle düzenli öz değerlendirme yapmak, duygu ve düşünceleri filtresiz bir şekilde kağıda dökmek zihinsel bükülmeleri görmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Gerçeklerle yüzleşmek her zaman kolay değildir ve insanın kendi kör noktalarını tek başına görmesi bazen çok zor olabilir. Psikoterapi, kişinin yalnızca ne düşündüğünü değil, neden o şekilde düşünmeye ihtiyaç duyduğunu güvenli bir bağlamda anlamasına yardımcı olur. Unutmamak gerekir ki kendine dürüst olmak kısa vadede konforu bozsa da uzun vadede psikolojik sağlamlığın ve iyi oluşun en temel yapı taşıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kanalben.com/oz-yalanda-ilk-aldatilan-kisinin-kendisi-olur</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kanalbencom.teimg.com/crop/1280x720/kanalben-com/uploads/2026/07/ozyalan.png" type="image/jpeg" length="28109"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
