'İzmir, Kültürel Bir Çöl'

İzmir kültürel bir çöl müdür? Bu soruya herkes kendince cevaplar bulabilir ama kesin olan, İzmir'de yetişen sanatçıların türlü sebeplerle şehri terk etmesi. Zaman içinde hepsinin İstanbul üzerinden ulusal ya da değil, kendilerini konumlandırması. Elbette ender de olsa, bu gidişata dur demeye çalışan, ezber bozan değerler ile de karşılaşıyoruz. Sanatçı olmanın zorluklarını, İzmir'de sanatçı olmanın nasıl olduğunu ve işin piyasasını ve dahasını konuştuk Renin Yükseler ile..

'İzmir, Kültürel Bir Çöl'

ÖZGÜN KABACAOĞLU / BEN HABER

Klasik başlayalım. Bize, kendinizi nasıl tanımlarsınız?
 
İzmir'de doğmuş ve büyümüş, hayattaki amacı; bütüne, sanat başta olmak üzere, elinden gelenler vasıtasıyla katkı koyarak mutlu olmaya çalışan bir müzisyenim. 
 
Müzik ile tanışmanız nasıl oldu peki? İlham kaynağınız?
 
Babam başta olmak üzere, hep müzik ile ilgilenirdi çevremdekiler, ben küçük bir çocukken. Ailemde hep müzik vardı, notalar ile büyüdüm. Bu açıdan şanslıydım, diyebilirim. Yaşım ilerledikçe, lise çağlarında genç bir kız iken elimde hep mikrofon vardı. Ne zaman bir boşluk bulsam, caz söylerdim. İçimden gelen bir şeydi, durduramıyordum.
 
Caz dediniz... Öyleyse opera serüveni nasıl başladı? 
 
Lise sıralarında, arkadaş ortamında ve okul orkestrasında şarkı (özellikle caz) seslendirirken, hiç bir eğitimim yoktu. Kendimi teknik anlamda geliştirmek istemiştim. Tanıdık hocalara gittik... Bu eğitimler sırasında, hocalarımın yönlendirmesiyle konservatuara başvurmaya karar verdim. Zaten hiç bir zaman işletme, mühendislik vb. bölümleri içim almıyordu. Aradığımı bulmuş oldum ve Dokuz Eylül Üniversitesi Konservatuar sınavlarını kazandım, okula başladım. Benim için müzik icrası ve kültürü anlamında büyük artıları oldu.
 
 
Halka ilişkiler ve sanat iç içedir! 
 
Eğitim hayatınız bitmedi sonra galiba. Galatasaray Üniversitesi serüveninizden bahsedebilir misiniz?
 
Hep hayalini kurduğum bir üniversiteydi Galatasaray. Fransızca eğitim almadığımdan zaten başvuramıyordum ama o dönem okumak istediğim bölümün İngilizce kısmı açıldı. İletişim stratejileri ve Halkla İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimi aldım. Hem İstanbul hem de eğitimim vizyon kattı bana. 
 
İzmir'deki artılar ve eksileri daha iyi gözlemlerken, günümüz popüler dünyasının ve de bununla ilişkili popüler sanatının nasıl yayıldığını öğrendim. Sonuçta her dönem halkla ilişkiler ile sanat iç içe geçmiş konulardı... Yaptığım işin teknik altyapısını tamamlamış oldum. 
 
Bir seminerde, İzmir için; "Kültürel bir çöldür" sözünü duymuştum. Siz İstanbul deneyiminiz sonrasında buna katılıyor musunuz? İzmir için neler dersiniz? 
 
İzmir, ne yazık ki gerçekten kültürel bir çöldür. Hep, Türkiye'nin aydınlık yüzü denir ama kitap okuma oranı en düşük kenttir, müzik ve yine diğer sanatsal etkinliklerde de çok sığ bir şehirdir. Düşünün, burada profesyonel bir müzik festivali olunca çok seviniyoruz, koştura koştura gidiyoruz ama İstanbul'da hep var bu tür şeyler.
 
İstanbul'un bu yönünü hep özlüyorum. Kısacası; İzmir'de değişik bir rakı balık kültürü var. Kordon kültürünün dışında bir şey bu. Tabii ki sevindirici şeylerde oluyor. Son zamanlarda profesyonel müzik etkinliklerine katılım artıyor. İnşallah bir gün İstanbul boyutuna gelir. Ben hep şöyle derim; İstanbul, bir New York ise İzmir'in de bir Los Angles olabilmesi lazım. Türkiye'nin sinema ve dizi endüstrisini barındırabilmesi lazım ama her şey İstanbul'da oluyor, diğer şehirlere yayılmıyor. Mesela İtalya'da her şehrin ayrı bir öne çıkan özelliği var. Kısacası iktisadi faaliyetlerin bütününün bir şehre toplanması bence çok sağlıksız ülkemiz için.
 
Özgüvenli sanatçılar İzmir’den çıkıyor
 
İzmir iyi sanatçılar çıkarıyor, denilir hep. Gerçekten bakıyoruz, fark yaratan isimlerin içinde İzmirliler ciddi bir ağırlık oluşturuyor. Nasıl oluyor, çöl ikliminde nasıl yetişiyorlar. Bir tezat var gibi ortada.
 
Böylesi bir ortamda, sanatçıların gelişmesi, aydın ailelerin verdiği eğitimle yürüyor. Geniş bakan bir toplum İzmir halkı ve bu sebeple de aileler çocuklarını bir şekilde sanata yönlendiriyorlar. Bu anlamda eğitimli insan sayısı çok fazla... Fakat yetişen sanatçılar, işin piyasası burada olmadığından kaçıyorlar.
 
Elbette şu da var, neden yetişebiliyor dediğimizde! Özgüvenli ve fark yaratan sanatçıların çoğu İzmir'den çıkıyor, doğrudur! Aslında çok doğal bir durum zira sanatsal etkinlik açısından sığ bir şehirde yetişmeye çalışan sanatçı adayları, çok büyük bir mücadele veriyor. Bu sayede ciddi bir gelişim sağlayabiliyorlar. Başaranlar, en iyileri oluyor ve bizler de onları tanıyoruz.
 
 
Peki, sizce bu durum nasıl değişir? 
 
İş dünyasına büyük rol düşüyor. Zira sanat sponsorlukla bir arada yürümek zorunda olan bir alan. Patronaj önemli... Bu durum dünyanın her yerinde, her zaman da geçerlidir. Yurtdışında devlet destekli bir sanat yok, desteği özel sermaye verir, vermelidir. Ülkemizde de mesela İstanbul'da çok fazla sayıda sanata destek veren sermayedar kuruluş ve aile var. İzmir'de ise bir tane, belki iki tane sayabiliriz. Sanat toplumu ilerleten, çok önemli ve özel bir toplumsal enstrüman. İnsana farklı bakış açısı kazandıran, vizyonunu geliştiren bir şey... Örneğin iyi bir müzik dinlediğinizde, bir resme baktığınızda, bir edebi eseri okuduğunuzda, ufkunuz gelişiyor. Eğer ki İzmir'de iş dünyası sanata daha fazla destek verirse, şehir çok daha renkli bir hal alacaktır, kesinlikle.
 
Sanat toplum içindir
 
Türkiye için düşünürsek, Türk Sanatı ne durumda sizce? 
 
Geleceğin inşası için bir noktaya dikkat etmeliyiz. Sanat toplum içindir, sanat, sanat içindir bakış açısından kurtulmalıyız. Operada çalışırken de çok sorguladım. Orada da hep sanat sanat içindir denilirdi ama ben katılmıyorum. Sürekli belli bir kitleye hitap edip, sanatınızı yayamamak marifet değildir. Asıl o azınlık kitleyi değil, çoğunluk kitleyi kazanabilmektir marifet. Sanatın yayılması için ise topluma biraz da olsa anlatılması lazım. Ben de dahilim, ilk başta opera izlemeye başladım, izleyici olarak salonlara gittim, sonra yavaşça sevdim ve içine girdim. Sevdirmek için, sempatikleştirilmesi lazım. 
 
Koyuyorlar devlet opera balesinde Verdi'nin Uçan Hollandalı eserini... Ben bile zor izliyorum bazen, zaten ağır oyunlar ile yayamazsınız. Daha çok müzikal konulabilir. Operanın bir alt türüdür. Daha çok sevdirir kendisini. Kısacası Bu tarz yaygınlaştırıcı seçimler yapılırsa, sanatın her alanında sanatsal altyapımız güçlenecektir. Toplum ile sanatsal kurumlar arasındaki ilişki daha da güçlenecektir.
 
Biraz da projelerinizden bahsedebilir miyiz?  Neler yapıyorsunuz, nerelerdesiniz?
 
Projelerimin çoğunu İzmir'de yaşadığımdan burada yapıyorum ama artık dünya küçüldü. İstanbul ile de sürekli bağlantıdayız. Hali hazırda TRT İzmir Kent radyosunda Renin'le Ses Getirenler adlı radyo programı yapıyor ve sunuyorum. Haftada bir, salı geceleri yayındayız. İzmir'de alanında başarılı isimleri konuk olarak alıyorum. Konuklarla sohbet dışında, caz başta olmak üzere seçtiğim müzikleri, hakkında bilgi vererek çalıyorum. 
 
Ayrıca ses eğitmeniyim. İzmir'de bir kurumda başladığım bu işi şimdi bağımsız olarak yürütüyorum. Aslında daha ileriki yaşlarda yapmayı düşündüğüm ama hayatın getirdikleriyle daha erkenden de başarılı bir şekilde yürütmeye başladığım bir süreç oldu.
 
Ses eğitmenliğinden biraz daha bahsedebilir misiniz? Konservatuarlardan farklı neler yapılıyor?
 
Ses eğitmenliği zor bir iş. Kıymetli hoca bulmak ise daha da zor... Ben de çok değerli hocalardan dersler aldım ama çoğunlukla çok zor günler geçirdim eğitimlerde. Zira iyi sanatçı olmak ile iyi hoca olmak bambaşka şeyler. İyi bir hoca değilse sanatçı, öğrenciyi yıpratıyor. Zira bu iş matematik değil, çok soyut bir konu. Denklemi yok. 
 
Konservatuarlarında, hocalık seçimindeki tek kriteri sadece iyi sanatçı olması olunca, eğitim süreci zorlaşıyor. Sanırım farkımız burada başlıyor.
 
 
Sivil toplum çalışmalarınız da var bildiğimiz kadarıyla...
 
Ben insanları çok seviyorum. Sanata yönelmemin bir sebebi de bu. Sanat sayesinde insanlara ulaşabildiğimi düşünüyorum. Psikoloji ile sanatı birleştirmeye çalışıyorum. İnsani yaşam elçiliğini de bu sebeple önemsiyorum. Sosyal sorumluluk projelerinin içerisindeyim. TEV İzmir yönetiminde sosyal projeler komitesindeyim. Geçtiğimiz sene gönüllü olarak kurduğumuz koromuz ile TEV yararına konserler verdik, vermeye devam edeceğiz.
 
Keşke, siyasetçiler, sanat ile iç içe olsa.
 
Psikoloji ile ilginiz? Derler ki sanatçı normal değildir. Ne dersiniz?
 
Sanatçı hep farklı hisseder kendisini. Toplumun kurallarına uymaz. Belli normların, kalıpların dışındadır. Toplum da belli normların dışına çıkanlara hep acımasız gözlerle bakar. Fakat sonuç olarak, sanatçı normal değildir, bu da bence iyi bir şeydir. Zira insan hayata mutlu olmak için gelmeli. 
 
Hep bunu savunuyorum. Elbette insanlara bu düşüncemle hep uç gözüküyorum. Benim ise hayat amacım bu. Bütüne katkı sağlayarak mutlu olmak. Bütüne katkı sağladığımda kendimi mutlu hissediyorum. Bunu da müzik ile yapıyorum. Sivil toplum çalışmalarımla, psikoloji ile müziği birleştirdiğim çalışmalarımla bunu yapmaya çalışıyorum.
 
Burada sanatın önemi... Keşke ülkemizde siyasetçilerimiz, yöneticilerimiz de biraz daha sanat ile iç içe olsa. Sanat insanın duygularını yumuşatır, rahatlatır. Ben bunun hep artısını görüyorum. İnsanı hümanist yapıyor. 
 
Son sorularım... Yazım serüveninizin de olduğunu biliyoruz. Ne durumda?
 
Yazı hayatım, iki sene kadar, İzmir cemiyet dergilerinden birisinde sürdü. Oraya da başlamam aslında şu şekilde oldu: İstanbul'da yüksek lisans döneminde Radyo 3'te film müziklerini de incelediğim bir program hazırlayıp sundum fakat TRT dış yapımcılar ile devam etmememe kararı alınınca bitti. İzmir'e de dönmüştüm artık ama çok sevmiştim, yaptığım işi. Dergide müzik yazma şansı doğunca değerlendirme kararı aldım. Aynı tarzı yazarak sürdürdüm. Keyifli bir süreçti. Yazmak için özel bir yeteneğim var mı bilemem, çok okurum ama yazmak farklı bir şey.
  
Gelecek projelerinizden bahsedebilir miyiz? Sizleri nerede dinleyebiliriz? Nasıl takip edebiliriz?
 
Şuan gelecek projesi olarak; psikolog bir arkadaşım ile birlikte çalışıyoruz. Müzik ile psikolojik teknikleri harmanlıyoruz. Sinir hastalarına zaten müzik ile terapi yapılmıştır Osmanlı döneminde bile. Batı tıbbının gelmesi ile birlikte unutulmuş ama etkisi ortada... Bu konuyla ilgili çalışıyoruz. İnsanlara etkisi olumlu anlamda ortada. 
 
Yaz sonrası ise koro çalışmalarımız devam edecek, radyo programım sürüyor. TEV ile projelerimiz sürüyor. Tarihler yakında belli olacak. Caz konusunda beste çalışmalarım ise devam ediyor. Yakın zamanda seslendirmeye başlamayı planlıyorum.
 
Çalışmalarımı takip etmek isteyenler, müzik eğitimi için bilgi almak isteyenler, en kısa yoldan sosyal medya üzerinden, Facebook'taki hayran sayfam üzerinden etkileşime girebilirler. 
 
Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2015, 12:44
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER