banner51

Reconquista: Yeniden fetihlere karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu

Bir cihan imparatorluğunun kalemi kırılmıştı... Dağıtılacak, bölünecek üzerinde irili ufaklı devletler kurulacaktı. Plan böyle idi… Osmanlı Rus Savaştırmalarını saymazsak; büyük yıkım 1908’den itibaren başladı. Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesi, II. Meşrutiyet, İtalyanların Trablusgarp ve Bingazi’ye asker çıkartması hep bu döneme rastlar… tabii ki devamında Avrupa’nın II. Reconquista’sı: Balkan Savaşları…

Avrupa, kıtasındaki kendinden olmayan unsurları istememektedir. Öncelikle İspanya’da, I. Reconquista ile Endülüs’ten söküp atılan Müslümanlar, ikinci bir tahliye olayına maruz kalır. Balkan Savaşları ile gerçekleşen II. Reconquista, Balkanlardaki Türk ve Müslüman hakimiyeti ve bu unsurların Avrupa’dan sökülüp atılması ile sonuçlanır.

III. Reconquista hareketi Türklerin Anadolu’dan çıkartılıp yeniden Orta Asya’ya gönderilmesi hareketidir. III. Dönem, I. Dünya Savaşı ile başlar… Bütün bir dünyanın Osmanlı Devleti’nden 45 yeni devlet doğar. Bunların 27’si Asya’da, 13’ü Avrupa ve 5’i de Afrika’da olmak üzere toplam 45 yeni devlettir. Osmanlının vilayet bile demediği yerlerde, her etnik unsur için birer devlet kurdurulmuştur.

Ama en-nihayetinde Osmanlı Devleti tarih olmuştur.

I.Dünya Savaşı, Avrupa’nın son amaçları için oluşturulmuş, bulunmaz bir fırsattır. Üstüne bir de 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması… I. Dünya Savaşı’na giren Osmanlı, 10 cephede çarpıştığı bu savaştan yenilgiyle çıkmıştır. Mağlupların söz hakkı yoktur… Ordular dağıtılır, Boğazlara el konulur, ülke savunmasızdır, işgale hazır hale getirilir. Bu anlaşmanın meşhur 7. Maddesidir belimizi büken:

“… Galip devletler, güvenliklerini tehdit gördükleri bir durum ortaya çıkarsa istedikleri bir noktayı işgal edebileceklerdir. İlk tehdit bölgesi Istanbul’dur; 13 Kasım 1918’de Osmanlı devletinin başkenti Istanbul’a asker çıkartılır.

Doğudan bir hat üzerinde düşman kuvvetleri neredeyse her ay istedikleri bir yere asker çıkartmaktadır. 21 Aralık 1918 Adana, 15 Ocak 1919’da Antep, 22 Şubat 1919’da Maraş, 24 Mart 1919’da Urfa işgal edilir. Doğudaki sınırlar belli olmuştur.

18 Mart 1919’da Antalya işgal edilir.. 24 Nisan 1919’da Konya… Batıda, İzmir konusunda Yunanlılar ile İtalyanlar arasında bir ihtilaf söz konusu olmuş; sonuçta 15 Mayıs 1919’da İngilizlerin desteğinde Yunanlıların İzmir’den başlayarak, bütün Batı Anadolu’ya asker çıkartması sağlanmıştır. Anadolu gün be gün işgal edilmektedir.

Mondros ateşkes antlaşması sonrası İstanbul’a ilk çıkartılan askerler de 13 Kasım 1918’de donanma ile İstanbul’a girmektedir. Aynı günün öğle saatlerinde Gazi Mustafa Kemal, Adana’dan trenle İstanbul’a gelir. Haydarpaşa Garı’ndan bindiği ‘Kartal’ istimbotuyla Galata’ya doğru yol alırken, 55 parçalık işgal donanmasının arasından geçer... Bu geçiş sırasında ağlayan yaveri Cevad Abbas’a dönerek “Geldikleri gibi giderler” diyecektir. Bir şeyler yapılması gerek ancak, bunun bir kararlılık ve “iradeye” dönüşmesi gerekmektedir.

Altı ay boyunca İstanbul’da yapılan gizli görüşmeler sonucu, İngilizlerin İstanbul istihbarat sorumlusu matematikçi, teknoloji araştırmacısı, yazar ve asker 22 yaşındaki yüzbaşı J. G. Bennett’in önüne Mustafa Kemal ve beraberindekilerin Istanbul’dan çıkış vizesi, onay için gelir… Heyet 35 kişidir. Dönemin Osmanlı Genelkurmayından bu kadar üst rütbeli subayın Istanbul’dan çıkışını manidar bulur ve evrakı imzalamaz Bennett, şüphelenir... Evrak incelenir, merkez komutanlığı ve saraya sorulur sonuçta vize çıkar. Mustafa Kemal ve beraberindekiler 16 Mayıs 1919’da, Boğazdan Samsun’a doğru, “Kurtuluşa Doğru” süzülür gider.

Samsun’da hazırlıklar tamamlanır 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi yayınlanır: “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” denilmektedir.

Gazi Mustafa Kemal 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’ni toplar. Ardından 4 Eylül 1919’da Sivas’ta bir kongre daha toplanacak ve bu Türk kurtuluş hareketi maya tutacaktır. Sivas Kongresi kararlarındaki iki maddeye dikkat çekelim: “Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür.” ve “Manda ve himaye kabul edilemez.” İlkesi benimsenir.

Sivas Kongresi’ne iki temsilci ile katılacak olan Istanbul Tıp Fakültesi öğrencileri, sadece Tıbbiyeli Hikmet’in parasını karşılayabildikleri için onu yollarlar… Kongrede manda tartışmaları yapılırken genç Hikmet, heyet üyeleri ve başkan Gazi Mustafa Kemal’e dönerek, “Paşam, mensubu bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya, istiklal davamız için yolladılar. Mandayı asla kabul edemem. Kabul edecek her kim varsa onu da şiddetle red ederiz… Olur ya, manda fikrini siz bile kabul etseniz reddeder; Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve telin ederiz.” diyor.

III. Reconquista’ya karşı kesin tavır bu şekilde konulur ve bu kararlı duruş, Kurtuluş Savaşı kazanılana kadar devam eder. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması bunun en güçlü iradesi olur. O günkü meclis “Vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu ortaya koyarak” Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bu ilkeleri sonuna kadar sahip çıkmıştır. Türklerin Anadolu’dan söküp atılmasını hedefleyen Avrupa’nın son “yeniden fetih” hareketi mümkün olmamıştır.

YORUM EKLE