Z kuşağı ile siyasetçiler arasındaki yaş farkı seçimleri nasıl etkiler?

Z Kuşağı, Haziran 2023 seçimlerinde tüm seçmenlerin yüzde 16'sını oluşturacak. Siyasiler ile aralarındaki yaş farkı seçimleri nasıl etkileyecek? Z kuşağı siyasetten ne bekliyor? Uzmanlar yorumladı.

Z kuşağı ile siyasetçiler arasındaki yaş farkı seçimleri nasıl etkiler?

Siyasette mevcut pek çok sert tartışmanın içinde Z Kuşağı tartışması da kendisine yakın zamanda yer buldu. 1 Kasım 2015’teki seçimde seçmenlerin yüzde 2’sini oluşturan Z Kuşağı, Haziran 2023’te yapılması planlanan seçimde, yüzde 16 gibi ciddi bir yüzdeye sahip olacak.

Partiler şimdiden, belirleyici pozisyonda yer alacak olan bu kitleyi etkilemenin yollarını arıyor. Bununla birlikte “siyasetin yaşı” da gündeme gelmiş durumda. Z Kuşağı’nın siyaset sahnesinde yaratması muhtemel etkiyi ve genel hatlarıyla kuşak tartışmasını 1996 doğumlu bir siyaset bilimci olan Zeynep Aksoy ve kuşak araştırmacısı Evrim Kuran’la konuştuk. Önce partilerin karar alma mekanizmalarının yaş ortalamasına bir göz atalım.

Mevcut tabloya bakmakta fayda var. Siyasi liderlerin yaşları malum ancak geniş çapta yönetim kademelerini ele aldığımızda da ortaya dikkat çekici bir veri çıkıyor. (Kaynak: Partilerin internet siteleri)

“Türkiye’de siyaset sahnesindeki lider figürlerin gençlerle aralarındaki yaş farkının fazla olması neyi değiştirir?” sorusuyla başlarken Evrim Kuran, “Belki soruyu neyi değiştirmez diye sormak daha anlamlı olabilir” yanıtını verip şunları ekliyor: “Yaşamın her alanında bir paradigma kayması yaşanan şu dönemde siyasi liderlerin değişmemesi çağın gerçekleri ile uyumlu yeni politikaların geliştirilebilmesi önünde çok büyük bir engel.

Şayet bu liderler empati, gözlemleme, geribildirim alma konularında esnek ve öğrenebilir olsa idi, bedenleri yaşlandıkça zihinleri gençleşebilirdi. Ancak çoğu için hal böyle değil. O yüzden de bir türlü gençlerini anlayan, seven bir genç ülke olamıyoruz.”

Zeynep Aksoy ise “Kuşaklar arasındaki fark bazen biraz abartılıyor. Çünkü bizim değerlerimiz eğitimimizden, hatta etnik ve mezhep kökenimizden geliyor. Kuşaktan kuşağa farkları konuşurken sınıfı, eğitimi ve ailevi değerleri unutuyoruz zaman zaman…” derken siyasetin yaş alma durumuna “Siyaset yaşlanıyor evet, ancak siyaset her zaman yaşlı” bakış açısını getiriyor.

Evrim Kuran: “Bugün gençlerin pek çok sorunu siyasi arenada gündeme dahi gelmiyor. Genç işsizliği, yetenek kıtlığı, üniversitelerin yetersizliği, global pazarlarda rekabet edebilecek yetkinliklerin yetersizliği, umutsuzluk, iklim krizi, pandemiyle artan teknolojik eşitsizlikler, girişimciliğe dair engeller, mental sağlık sorunları gibi başlıklarda konuşan, icraat öneren ya da yapan bir siyasi yapı göremiyoruz.”

‘ŞÜPHE ETMEYİN… YOL AÇIN, YER VERİN’

“Bizim siyasete girmemizin önünde engeller var. Bu engeller genelde siyasi kurumların, siyasi partilerin, gençlere ses verecek ve el verecek insanların vermemesi” diyen Aksoy, “Bu yüzden bir ‘değişim’ gelecekse, ilk olarak kurumlardan gelmesi gerekiyor. Gücü elinde tutan insanların gençlere ulaşmak istemesiyle gelecek. Çünkü gençler zaten siyasi olarak örgütleniyorlar. Boğaziçi’nde neler olduğunu gözlemliyoruz. ‘Bizim hevesimizden şüphe etmeyin ama aynı zamanda yol açın, yer verin’ demek isterim” ifadelerini kullanıyor.

Şahısların yaşlarından ziyade parti politikalarındaki dinamizmin “gençlik enerjisini” oluşturacağını kabul etmekle beraber, değişen kuşağı anlamak noktasında ortada ciddi bir boşluk olduğu endişesine kapılmak da yersiz değil. Aynı zamanda global eksende görülen kutuplaşma da Z Kuşağı’nın genelinin dünya görüşüne karşı bir tablo çiziyor.

Peki bu kutuplaşmaya sebep olarak yaşlardan ziyade “eskiyen” zihniyetleri gösterebilir miyiz?

Türkiye'nin 5 kuşağını anlatan ‘Telgraftan Tablete’ ve Z kuşağını farklı araştırmalarla mercek altına aldığı ‘Z: Bir Kuşağı Anlamak’ isimli iki kitabı bulunan Evrim Kuran’ın buna cevabı şöyle: “Artan kutuplaşmaların kök nedeni kaostan beslenen kötücül rekabet.”

Ortadoğu Tarihi ve Siyaseti alanında lisans eğitimini tamamlayan ve yüksek lisansını da Siyaset Felsefesi alanında yapan Zeynep Aksoy ise eskiyen zihniyetler tespitini şöyle değerlendiriyor:

“Bu tespiti kesinlikle yapabiliriz. Gençler özel hayatlarında ve kişisel ilişkilerinde; başörtülü, başörtüsüz, Türk, Kürt ayrımı gözetmiyorlar. Ama tabii ki siyaset kutuplaşmış durumda. Tabii ki bu zihin farklılıkları gençleri de etkiliyor. Kutuplaşmayı aşacak şey, bizim birbirimize daha bağlı oluşumuz.”

Zeynep Aksoy: “Kuşaklar arası farkı vurguladıkça ebeveynler ve çocukların, öğretmenler ve öğrencilerin arasında uçurum var gibi bir görüntü çiziyoruz. Yok aslında. Değerlerimiz ve zihinlerimizin geldiği nokta farklı olabilir ama burada ekonomik sınıfı, eğitimi, hayat tarzlarını unutmamamız lazım. Farkı vurgularken bunu unutuyoruz gibi hissediyorum. Kutuplaşmayı nasıl aşacağımızı, nasıl ‘biz’ olacağımızı konuşmamız lazım.”

Z Kuşağı’nın dünyaya bakışına değinmişken bu konuyu biraz açmak gerekiyor.

Aksoy “Z Kuşağı’nın diğer kuşaklardan en büyük farkı; bizim internetin, sosyal medyanın içine doğmuş, bu araçlarla büyümüş olmamız. Eğer bir farklılık varsa; bu farklılığın en önemli unsuru bu durum. Biz Rusya’nın bir köyüne de Irak’ın bir kentine de aynı uzaklıkta büyümüş bir jenerasyonuz. Bizden farklı düşünenlerin var olduğunu bilerek büyüyoruz. Böyle olunca da bizden farklı düşünenlerin yaşama hakkına ve düşünme hakkına biraz daha saygılı oluyoruz.” diyor.

Zeynep Aksoy, Z Kuşağı’nın bakış açısını bu sözlerle aktarıyor. Peki Z Kuşağı ne ister? Siyasi liderlerden, politika belirleyicilerinden beklentileri ne?

“Z Kuşağı’nın çoğu işsiz. Hayata tutunmak istiyorlar. Çoğu yurtdışında okuma hayali kuruyor veya isteyip yapamıyor. Elbette ekonomik kaygı, aslında herkes için olduğu gibi, Z Kuşağı için de büyük bir öncelik. Bunun dışında hak, hukuk ve özgürlüğe de kayıtsız değiller” diyen Aksoy’un sözlerine paralel olarak Evrim Kuran ise şunları söylüyor:

‘SİYASETİN GÜNDEMİ GENÇLERİN GERÇEKLİKLERİ İLE BAĞDAŞMIYOR’

“Siyasetin gündemi ülkenin gençlerinin gerçeklikleri ile bağdaşmıyor. Z Kuşağı politik figürlere bakarken kaostan beslenen; insan için, toplum için değil koltuk için savaşan bir grup eril varlık görüyorlar. Oysa kutuplaştıran değil birleştiren, ülkenin ve dünyanın iyiliğini merkeze koyan, gençlerle ya da birbirleriyle değil eşitsizliklerle savaşan liderler görmek istiyorlar.”

'BABY BOOMERS FARK YARATMIŞTI'

Daha önce politik kırılma yaşatan jenerasyonları Evrim Aksoy'a sorduğumuzda 'Elbette var' diyor ve şunları söylüyor: 'Her 4 kuşakta bir gelir politik kırılma yaşatan jenerasyonlar. Geçtiğimiz yüzyılda bunu Bebek Bombardımanı (1945-1964 arası doğan ve Baby Boomers olarak da bilinen jenerasyon) kuşağı yaptı. Yine vaktin geldiğini gözlemliyorum.'

Z KUŞAĞI SİYASETİ NASIL DEĞİŞTİRİR?

Burada akıllara Z Kuşağı’nın siyasette oyunu nasıl değiştireceği sorusu geliyor. Zeynep Aksoy, “Z Kuşağı bazı şeyleri değiştirmeyi, bazı akımlara katılmayı doğal buluyor. Böyle bir dünyanın içine doğduk. Aynı zamanda bunun yetersiz olduğunu da gören bir kuşağız. İnternet aktivizminin yeterli olacağını, toplumun bununla değişeceğini düşündüklerini zannetmiyorum” diyor. Evrim Kuran ise “Aktif vatandaş olurlarsa değiştirirler” derken  “Ancak Z Kuşağı, adeta bile isteye bireyselleştiriliyor ve korkuyla terbiye ediliyor” ifadelerini kullanıyor ve sandığa gidecek Z Kuşağı’nın sandıkta elde edeceği gücün altını çiziyor.

Geçmişe döndüğümüzde ise Türk siyasi tarihinde “başarı” kriterini bir kenara koyarak sadece yaş durumuna baktığımızda dönem dönem genç isimlerin tercih edildiğini görüyoruz.

Yukarıdaki listede yer alan isimlerden özellikle Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Tansu Çiller ve Recep Tayyip Erdoğan’ın değişim, yenilenme, ilerleme gibi vaatlerle ve bu rüzgarla destek gördüğünü hatırlamakta fayda var.

Zeynep Aksoy bu durumu şöyle yorumluyor: “Ortak nokta şu: İnsanları harekete geçiren bir mesaj, bir vizyon koymuş siyasetçilerin -Ecevit’ten tutun Obama’ya kadar, Biden’dan tutun Sanders’a kadar- kaç yaşında olduklarından çok, ne vadettikleri, vizyonları, geleceğin hikayesini nasıl gördükleri daha önemli sanki. Genç bir siyasetçiye oy verilebilir elbette. Bu kişinin hem donanımının hem de vizyonunun insanlara umut aşılaması, insanları bir araya getirmesi gerekiyor.”

G20’NİN YAŞ ORTALAMASI 63

Aksoy’un bu pasıyla konuyu global tabloya çektiğimizde global anlamda da bir yaş alma durumu göze çarpıyor. G20 liderlerinin yaş ortalaması 63. 85 yaşındaki Suudi Arabistan Kralı Salman en yaşlı lider olarak, 43 yaşındaki Emmanuel Macron ise en genç lider olarak öne çıkıyor.

ABD tarihinde ise John F. Kennedy, 43 yaşında başkanlık koltuğuna oturmuş ve bu göreve seçimle gelen en genç isim olmuştu. Değişim rüzgarıyla gelen isimlerden Bill Clinton 46, Barack Obama ise 47 yaşındaydı. Kanada Başbakanı Justin Trudeau ise 44 yaşında göreve gelmişti.

FARK YARATAN GENÇ KADINLAR

Covid-19 sürecindeki başarısıyla dikkat çeken Finlandiya Başbakanı Sanna Marin ise 34 yaşında başbakan olmayı başarmıştı. Dünyayı sarsan elim terör saldırısı sonrasında ülkesini birleştirmeyi başaran ve süreç yönetimiyle alkış alan Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern ise 2017’de 37 yaşında başbakanlık koltuğuna oturmuştu.

Solda: Finlandiya Başbakanı Sanna Marin. Sağda: Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern. (Fotoğraflar: Reuters)

Bu genç örneklerin yanı sıra 78 yaşındaki mevcut ABD Başkanı Joe Biden, ağırlıklı olarak sosyal demokrat gençlerin destek verdiği 79 yaşındaki Bernie Sanders ve 75 yaşında Uruguay Devlet Başkanı olan ve politikalarıyla dünya çapında ünlenen Jose Mujica da dikkat çeken isimler olarak öne çıkıyor. Aslında böylece yaştan ziyade vizyonun önemi de bir kez daha ortaya çıkıyor.

Ancak günün sonunda masaya şu soru da geliyor: Beklentiyi çok yükselterek Z Kuşağı’na biraz haksızlık mı ediyoruz? Omuzlarına çok büyük bir yük veriyoruz sanki…

Zeynep Aksoy’un bu konudaki sözleriyle habere nokta koyabiliriz:

“X, Y, Z Kuşağı dedikçe birbirimizden farklılaşıyoruz ve bu da kutuplaşmayı körüklüyor aslında. Halbuki aramızda dağlar kadar fark yok, fark varsa da bunun kaynağı kuşaklar değil ekonomi, eğitim, hayat tarzları ve kimlik. Özellikle siyasi kimlikler…

Değişimi siz getireceksiniz dendiğinde de burada kolaycı bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Yaşlıların, gençlerin eline bakması; ‘Sizin kuşak kurtaracak bu ülkeyi, bu dünyayı’ demeleri beni üzüyor. Her şeyden hepimiz sorumluyuz. Hepimizin bu dünyaya, topluma karşı sorumlulukları var. ‘Z Kuşağı’nda iş var!’ dendiğinde geriliyorum. Bu sorumluluk neden bu kuşağın üzerine yükleniyor? Bizim daha liseden, üniversiteden mezun olmamız, iş bulmamız gerekiyor. Eğer bir değişim gelecekse; bu, toplumun tüm kesimlerinin katıldığı bir değişim olmalı.” (Sözcü)

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER