''Türk-Yunan gerilimi kemikleşmiş sorun''

Yaklaşan seçimlerle birlikte seçim ekonomisi gibi seçim dış politikası da önemli hale geldi. Hiç kuşkusuz dış politika gündemi yoğun, an geçmiyor ki tırmanan, değişen ilişkiler yeni boyut kazanmasın.

''Türk-Yunan gerilimi kemikleşmiş sorun''

BEN HABER/

Seçim diplomasisi olarak adlandırabileceğimizi düşündüğümüz şu günlerde; seçimin dış politikaya olası etkilerini öğrenmek ve güncel değerlendirmelerini almak için Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Sinem Ünaldılar ile bir araya geldik.

Seçimlerde en büyük kozlardan biri dış politika mı olacak?
Dış politika alanını seçimlerde muhalefetin en güçlü kozlarından biri olarak düşünmek hatalı olacaktır. Zira dış politika genel olarak seçim malzemesi olmaması gereken bir alan. Ülkenin güvenliği ve bekası açısından kırmızı çizgilerin korunması gerekliliği ve dış politikadaki hedeflerin sürdürülebilir olmasının önemi nedeniyle bu alanda adım atmanın belli kısıtları söz konusu. Günün sonunda marjinal kararlar vermenin bedeli ağır olabileceği için dış politika, iç politika malzemesi olarak kullanılmaması gereken bir alan. Bununla birlikte Türkiye’de uzun süredir iç/dış politika ayrımı kalkmış durumda. Dış Politika kolaylıkla seçim gündeminin başlıkları arasına girebiliyor. Bu çerçevede muhalefet de iktidara yönelik eleştirilerini ve yeni yol haritasını yapılandırırken elbette dış politikaya da önemli bir ağırlık veriyor. Özellikle sığınmacı sorununun nasıl çözüleceği, muhalefetin hata olarak değerlendirdiği dış politika yanlışlarından nasıl dönüleceği, yalnızlaşmış ülkenin ittifak ilişkilerinin yeniden nasıl canlandırılacağı ve Batı ile ilişkilerin yeniden nasıl tesis edileceği muhalefetin üstünde durduğu konu başlıkları arasında.  

Seçim dış politika için milat olarak kabul edilebilir mi?
Seçim ülke politikaları açısından bir milat olduğu gibi dış politika açısından da bir milat niteliğinde. Muhalefet, uzun süredir AK Parti sonrası dönemin dış politikasını nasıl şekillendireceği üzerinde çalışıyor. AK Parti döneminde dış politika konusunda hatalı buldukları ve değiştirmek istedikleri pek çok konu başlığı söz konusu. Dış politikada dokunulması güç, değiştirilmesi zor ve hassas konular var. Örneğin başta Kıbrıs sorunu olmak üzere Yunanistan ile yaşanan Doğu Akdeniz, kıta sahanlığı, adaların silahlandırılması, FIR hattı, kara suları gibi pek çok konu, iktidar olan partinin çok farklı politikalar geliştiremeyeceği konular. Bununla birlikte Batı ittifakı ile olan ilişkilerde daha ılımlı bir çizgi, örgütlerle ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve karşılıklı güven sorunlarının üstüne gidilmesi, sorun yaşanılan komşularla ilişkilerde yeni açılımlar, mülteci sorunun çözümü için yeni açılımlar ve Suriye ile ilişkilerde yeni adımların atılması gibi konu başlıkları ise muhalefetin iktidardan farklı politikalar geliştirmek istediği konular olarak sıralanabilir. Muhalefetin seçimi kazanırsa sözü edilen konularda milat sayılabilecek bir ivme yaratıp yaratamayacağını ise zaman gösterecek. 

Dünyada savaşan iki tarafı bir araya getirip barış yaptırmaya çalışan Cumhurbaşkanı Erdoğan var. Türkiye’nin Ulrayna-Rusya savaşında oynadığı rol, seçim öncesi dönemde değişir mi?
Ukrayna ve Rusya Savaşı sırasında Türkiye’nin izlediği dış politika çok doğru bir politikaydı. Rusya ile konuşabilen bir NATO üyesi olarak denge politikası yürüten Türkiye, Rusya ve Ukrayna’nın bir araya gelebilmesi açısından da önemli bir arabuluculuk rolü üstlendi. Rusya-Ukrayna Savaşı uzun süredir ilişkileri sorunlu olan Türkiye ve Batı ittifakının açısından da ilişkilerin düzeltilebilmesi yolunda bir fırsat yarattı. Türkiye’nin NATO içerisindeki rolünün önemi tekrar gündeme geldi. Bu çerçevede seçim öncesi dönemde de bu rolde bir değişiklik olmayacaktır. Türkiye, Rusya ile olabildiğince iyi ikili ilişkiler sürdürmeye devam edecek.  NATO üyesi olarak üyeliğin getirdiği sorumlulukları gerektiğinde yerine getirecek ve arabuluculuk rolüne de devam edecektir. Arabuluculuk rolü, Türkiye’nin önemsediği ve dünya barışına da katkı sağlayan bir rol. Özellikle Antalya Diplomasi Forum’da ve sonrasında  İstanbul’da iki tarafı bir araya getirmesi bununla birlikte tahıl ihracatının başlatılması konusunda üstlendiği rol uluslararası kamuoyu tarafından da takdir edilen adımlar oldu. Dolayısıyla bu rol muhalefetin de devam etmesi gereken çizgi. Arabuluculuk/kolaylaştırıcılık rolü uluslararası politikada Türkiye’nin başarıyla devam ettirdiği ve gelecekte de kendisinden beklenmesi muhtemel bir rol. 

Türkiye’nin aksayan Batılılaşma serüveni var, Türkiye’nin “artık bitti” diye düşünülen Avrupa’yla “tam üyelik, entegrasyon” süreci var. Bütün bunlar sahipsiz mi kaldı? Yoksa önümüzdeki süreçte konuyla ilgili ataklara şahit olur muyuz?
Batı ve AB ile ilişkiler dış politikada muhalefetin üzerinde en çok durması gereken konu başlığı. Zira Batı ile ilişkilerde önemli bir gerileme söz konusu. Türkiye, Batı ittifakı ile pek çok sorun yaşadı. ABD ile gerilimli ilişkiler, NATO içerisinde yaşanan sorunlar ve AB ile yaşanan anlaşmazlıklar dış politikada zor günlerin yaşanmasına neden oldu. Bu çerçevede muhalefetin üzerinde durması gereken konulardan birisi, hatta belki de en önemlisi Batı ile olan ilişkilerin yeniden rayına oturtulması olmalı. Bununla birlikte bu konularda muhalefetten çok fazla yorum ve açıklama gelmediğini görüyoruz. İktidara eleştiri var ama yerine ne konacağı ile ilgili yeni formüller konusunda çok fazla açıklama yok. Gerçi CHP’nin AB ile ilgili ortaya koyduğu dokuz maddelik yol haritası; vize serbestisi sürecinin hız kazanması gerekliliği, Yeşil Mutabakat konusunda Türkiye’nin yapması gerekenler, terörle mücadele yasasında yapılacak reform, kamuda şeffaflığın sağlanması, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, mülteci sorununun ortak sorumlulukla çözülmesi gibi unsurları kapsamakta. Ancak bunlar iktidarın da dile getirdiği konu başlıkları. Bu noktada farklılaşması gereken nokta, siyasi irade ve Batı ittifakının algısında oluşan olumsuzlukların değiştirilmesi. Diğer sorunlu konular bu psikolojik eşik ile de yakından ilgili. 

AB ve Batı ittifakı ile yaşanılan pek çok teknik sorunun kökeninde Suriye iç savaşından beri yaşanmaya başlanan yol ayrılıkları ve Arap Baharı sonrasında iktidarın dış politika belirlerken ideolojiyi ön plana çıkarmış olması yer alıyor. İdeolojiye dayalı dış politika Ortadoğu’da yaşanan başarısızlıklardan sonra terk edildi ve Türkiye doğru bir yol olarak Batı ile ilişkilerini revize etmeye çalışan politikalar izlemeye başladı. Ancak oluşan tahribatı gidermek kolay değil. Dolayısıyla muhalefetin bu kırılgan noktada ortaya neler koyabileceği ile ilgili daha fazla ses duyurmaya ihtiyacı var. Bu çerçevede muhalefetin Batı ile ilişkiler ve AB konusunda etkisiz kalma lüksü yok. Kaldı ki Millet İttifakı’nın AB ve Batı konusunda dış politikalarının ne kadar örtüştüğü de ayrı bir sorunsal olarak durmakta. Seçimleri kazanmış bir muhalefet bu konularda ne kadar paralel politikalar izleyecek net değil. 

AB ile üyelik sürecinden dönüş hiçbir parti için mümkün değil. Seçimi kazanan kim olursa olsun bu süreç devam edecek. AB ile ülkenin bağları hem ekonomik hem güvenlik hem de değerler üzerinde inşa edilmiş bağlar. Ülkenin kurucuları tarafından belirlenen modernleşme projesinin bir ayağı olan AB üyeliği, Türkiye’nin bırakıp vazgeçebileceği bir süreç değil. Ancak ikili ilişkilerde bir tıkanma olduğu da açık. Gümrük Birliği revizyonu ve vize serbestisi gibi sorunlar iktidarın da muhalefetin de gündemlerinde olan çözülmesi gereken konular ancak Avrupa açısından 20 yılda oldukça yıpranan ilişkiler yerine yeni bir yönetim ilişkilerin yeniden canlanması açısından bir etki yaratabilir. Bu noktada muhalefetin bu durumu fırsata çevirme mahareti, göstereceği performansa bağlı olacaktır. Ancak seçim sonrası süreçte kazanan hangi taraf olursa olsun Batı ve AB ile ilişkilere çok ciddi bir zaman ve emek ayırarak ilişkilerdeki tıkanmayı gidermeli. Keza Ukrayna Savaşı tüm ezberleri bozmuşken Batı bloğunda safları sıklaştırmanın ve oluşan her boşluğu değerlendirmenin tam zamanı. Uluslararası ilişkilerin dinamiklerinin ve tüm aktörlerin rollerinin değiştiği bu dönemde hem AB’nin hem de Türkiye’nin birbirlerine ihtiyaçları var. 

Son günlerde tırmanışa geçen Türk–Yunan llişkileri ne kadar devam edeceğini düşünüyorsunuz?S'
Türk-Yunan İlişkileri, iktidar ya da muhalefetten bağımsız, değiştirilmesi güç, sorunların kemikleştiği bir ilişki biçimini yansıtmakta. Bununla birlikte özelikle son zamanlarda daha fazla gerilime şahit oluyoruz. Doğu Akdeniz’de yapılan sondaj çalışmalarında iki tarafın karşı karşıya gelmeleri, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, Yunanistan’ın Lozan’da açık biçimde yasaklanmış olmasına rağmen Doğu Ege adalarını silahlandırmaya devam etmesi, Yunanistan’ın radar sistemi ile Türkiye F-16’larına kilit atması ve ABD’nin Yunanistan’da artan askeri üsleri son dönem ilişkilerin daha fazla ısınmasına neden oldu. Bu problemler seçimlerden, partilerden bağımsız biçimde Türkiye ve Yunanistan’ın sorunu olmaya devam ediyor. Dolayısıyla seçimler sonrasında kazananın muhalefet ya da iktidar olmasından bağımsız Yunanistan ile ilişkileri normalleştirmek kolay bir adım olmayacaktır. ABD’nin Yunanistan’a olan desteğinin artmasında Batı ittifakı ile olduğu gibi ABD ile yaşanan problemlerin ve gerilimlerin payı büyük. Rusya tehdidi arttıkça ABD, Yunanistan’daki askeri üslerini arttırma eğiliminde. Bununla birlikte özellikle Biden döneminde Türkiye ABD ilişkilerinin oldukça sorunlu ilerlediği düşünüldüğünde ABD’nin Yunanistan’ı yeni İncirlik yapma eğilimi anlaşılabilir. Dolayısıyla bu desteğin arkasında sorunlu Türkiye-ABD ilişkilerinin gölgesini görmek mümkün. Ancak muhalefetin getireceği herhangi bir açılımın Yunanistan ile ilişkilerini yumuşatacağını düşünmek de fazla iyimser bir senaryo olacaktır. Yunanistan ile donmuş sorunlar seçim sonrasında da devam edecektir. 

Yunanistan ile yaşanan gerilimle bağlantılı olarak Mavi Vatan doktrinine ve Doğu Akdeniz sorunlarına da değinmek gerekir. Türkiye Doğu Akdeniz’de gerekli ve oldukça doğru bir politika izledi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını gözetmeden iki taraflı anlaşmalar yaparak Doğu Akdeniz’de faaliyet göstermeye çalışan Yunanistan’ın önü Türkiye’nin Libya ile imzaladığı mutabakat ile kesilmiş oldu. Sonrasında da Türkiye parseller ile ilgili kendi haritasını paylaşarak burada yapılan tek taraflı sondaj çalışmalarına engel oldu.  Doğu Akdeniz politikaları nedeniyle Türkiye, AB tarafından yaptırımlara maruz kalsa da hem AB hem NATO içerisinde sorunlar yaşasa da Doğu Akdeniz’de izlenen politikalar doğru politikalardı. Ayrıca Türkiye’nin kendisine komşu bölgelerde daha aktif olma isteğini de göz önüne seren bir bütünün parçasıydı. Dolayısıyla seçim sonrasında da bu politikadan sapmamak gerekir. Ülkenin yararına olan hatalı olan politikaları elimine edip doğu olanları istikrarlı şekilde sürdürme becerisidir. Seçim öncesi Yunanistan ile ilişkilerin daha da gerginleştiği bir dönem yaşayabiliriz. Ancak seçim sonrasında da doğru kurgulanmış politikalardan sapmamak önemli olacaktır. Yunanistan ile ilişkiler muhalefetin de farklılaştırabileceği bir alan değil diye düşünüyorum. İki ülke arasındaki donmuş sorunlar hükümetlerden bağımsız bir karaktere sahip.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Körfez ülkeleriyle barışarak, Mısır’la ilişkiler geliştirerek, Netanyahu’nun ardından İsrail’le yeniden yakınlaşma işâretleri veriyor demek ne kadar doğru?
Tamamen doğru. Türkiye uzun süredir Suriye iç savaşı sırasında izlediği politikalar nedeniyle bölgesinde yalnızlaşmış bir aktör haline gelmişti. Bu durum en çok bu boşluğu fırsat bilerek Mısır ve İsrail ile iki taraflı münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalayıp Doğu Akdeniz’i kendisine göre 13 parsel bölgesi belirleyerek sahiplenmeye çalışan Yunanistan’a yaradı. Bununla birlikte özellikle İsrail ile bozulan ilişkiler pek çok paralel dış politika sorununu da beraberinde getirdi. Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştirmek özellikle enerjiye tüm dünyanın gereksiniminin arttığı Ukrayna Savaşı sonrası dönemde önem kazandı. Bununla birlikte Ortadoğu/ Kuzey Afrika bölgesindeki aktörlerin hem birbirleri ile hem de ABD ile ilişkileri değişti. Bu konjonktrüde Türkiye’nin de Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail ile olan ilişkilerinin daha ılımlı hale getirme çabası oldukça gerekli ve hatta geç kalınmış bir adımdı. Yavaş yavaş bu hatadan dönülmeye çalışıldığı kanaatindeyim ve seçimleri kazanan muhalefet olursa da bu politikayı devam ettirecektir diye düşünüyorum. 

Türkiye ve Suriye masaya otururlar mı? Birbirlerinden beklentilerinin olabilitesi var mı?
Dış politikada her zaman her şey mümkündür. Yeterince uzun beklerseniz herşeyin mümkün olabileceğini görürsünüz. Dolayısıyla çok güç olmasına rağmen Suriye ile de yeni adımların atılması mümkün olabilir. Seçimi kazanan muhalefet olursa bu konuda ilişkilerde ilerleme kaydedecek adımlar atarak sığınmacı sorununa çözüm bulma yolunda çabalayacaklarını belirttiler. Dolayısıyla bu süreç muhalefetin kazanmasıyla daha hızlı işleyebilir. 

İktidar ise Suriye konusunda daha temkinli ve Suriye ile masaya oturmak iktidar partisi için daha zor bir seçenek ancak şu da gerçek ki sığınmacı sorununu çözmek, PYD/YPG yapılanması ile mücadele etmek ve bölgesel barışı yeniden tesis etmek için Suriye ile de yapılacak açılımlar gündeme alınmak durumunda. Yani kısa vadede Suriye ile ilişkilerin normalleşmesi diğer aktörlerle olduğu kadar kısa vadede mümkün olmasa da değişen şartlar, bölgesel dinamikler, Rusya ile ilişkiler Türkiye’yi bu seçeneğe zorlayabilir. Dolayısıyla Suriye ile normalleşmenin muhalefet ile daha kısa iktidar ile daha uzun bir yolu var ancak zamanın bir yerinde bir açılım sağlanmak durumunda kalınacaktır. Türkiye Soçi Zirvesi’nde Rusya tarafından Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne davet edildi. Suriye ile normalleşme yolunda adımlar atılacağına işaretler düşündüğümüz kadar uzak da olmayabilir. 

Sığınmacılar konusundaki tavır ne olur?
Sığınmacıların ülkelerine isteklerine bağlı olarak (uluslararası hukuka göre zorunlu gönderme mümkün olamaz) ve güveli bir şekilde ülkelerine dönmeleri ve sığınmacıların döneceği alt yapının sağlanması biraz da Suriye ile ilişkilerin normalleşmesinde alınacak yola bağlı. Suriye hükümetini dışarda tutarak sığınmacı sorununu tamamen çözmek güç. Bu açıdan Muhalefet de daha çok bu seçenek üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla 14-15 Eylül tarihlerindeki Şangay Zirvesi’nde iktidar da açılım yönünde elini güçlendirecek adımlar atabilir. 

Biden ile ilişkilerde normalleşme söz konusu olur mu?
ABD ile ilişkiler uzun süredir sorunlu ve gergin seyretmekte. S-400 sorunu, peşi sıra gelen Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımları, YPD/PYG terör örgütlerine NATO müttefiki olmamıza rağmen ABD tarafından verilen destek, Yunanistan ve ABD arasındaki yakınlaşma ve genel olarak Biden’ın iktidara geldiği zamandan günümüzde Türkiye’ye mesafeli sürdürdüğü dış politika anlayışı, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde mesafe yarattı. Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin üstlendiği rol ve Soğuk Savaş sonrasında da stratejik müttefiklikten  model ortaklığa çeşitlenen Türkiye- ABD ilişkileri (yaşanılan sorunlara rağmen) genel olarak pozitif seyreden ilişkiler olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte Arap Baharı-Suriye İç Savaşı ve Ortadoğu’da farklılaşan politikalar ile başlayan ve rahip Brunson krizlerinden S-400’lere evrilen bu son süreçte Türkiye-ABD ilişkileri en zor dönemlerinden birini yaşadı. Başkan Trump döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurulan ikili ilişkiler sayesinde sürdürülebilen Türk Amerikan ilişkileri Biden yönetiminin iktidara gelmesiyle daha da sert bir mecrada yürütülmeye başlandı.

Bununla birlikte Ukrayna-Rusya Savaşı oldukça negatif seyreden ilişkiler açısından yeni bir fırsat da yaratmış oldu. Türkiye’nin değerli bir NATO müttefiki olduğu vurgusu yeniden yapıldı. Özellikle Türkiye’nin NATO genişlemesinin önündeki engeli kaldırması ve İsveç ile Finlandiya’nın üyeliklerinin önündeki blokajı kaldırması ABD’nin transatlantik güvenlik açısından önem verdiği konular haline geldi. Blokajın kaldırılması kararı karşısında Biden’ın da Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu konusunda Kongre’yi ikna etmek için çabalayacağını belirtmesi uzun süredir ilişkilerdeki ilk yumuşamaydı. Türkiye’nin Rusya ile Batı ittifakı arasında denge kurmaya çalıştığı bu dönemde ABD ile ilişkiler bıçak sırtında olmaya devam ediyor. Türkiye Batı ittifakının kolaylıkla gözden çıkarabileceği bir ülke değil ancak çözülmesi gereken bir çanta dolusu problem de kapıda bekliyor. Seçimlerden sonra olası bir iktidar değişimi ABD ile ilişkileri daha ılımlı hale getirebilir. Zira Biden seçim döneminde yaptığı konuşmalarda Türkiye’deki muhalefete desteğini belirtir açıklamalarda bulunmuştu. Dolayısıyla muhalefet, Biden yönetimi ile daha ılımlı ilişkiler inşa etme şansına sahip. Ancak çözülmesi gereken sorunlar muhalefet için de çetrefili bir alan oluşturacaktır. Günün sonunda seçimleri kim kazanırsa kazansın Türkiye’nin NATO üyeliğinden ve ABD’nin sağladığı güvenlik şemsiyesinden kopma imkanı yok. ABD de yaşanan tüm sorunlara rağmen Türkiye’yi  kolaylıkla gözden çıkaramaz. Bu çerçevede ABD ile ilişkilerde bir orta yol bulunmaya çalışılacaktır. Bu yol muhalefet için daha ılımlı iktidar için daha zorlu bir yol olabilir. 

Tüm soruların özeti olarak Türkiye transatlantik güvenlik ağının önemli bir üyesi, kurucularının seçimi ile yüzünü Batı’ya yöneltmiş ancak Rusya ve diğer ülkelerle de iyi ikili ilişkiler geliştiren ve denge politikası ile ulusal çıkarlarını koruyan önemli bir bölgesel aktördür. İktidar ya da muhalefet bu çizgiden sapmadan, örgütlerle güven ilişkilerini tazeleyerek, arabuluculuk rolünü öne çıkartarak, dış politikanın yeni gerekliliklerine ayak uydururlarsa şüphesiz kazanan Türkiye olacaktır.

Güncelleme Tarihi: 13 Eylül 2022, 11:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER