Nöronlarım yanarken

İnsanlar arasındaki iletişim ve beklenti şekillerinde ciddi değişimler olduğu, toplum değerlerinde yozlaşma diye nitelendirilebilecek davranışlar geliştiği, tüm bunlara karşın herkesin kendi bakış açısı nedeniyle kendini haklı gördüğü bir dünyada yaşıyoruz. Biz Psikologlar buna gerçekte EMPATİ eksikliği diyoruz. 

Medya dünyasında her gün yayınlanan, özellikle sabah programlarının kişilere zarar verdiğini düşünüp izlenmemesi yönünde çevremi bilgilendirir,  bunu insani görevim olarak nitelerdim. Pandemi döneminde evde kaldığım sürede çevirdiğim her kanalda olan, üstelik öğleden sonraları farklı isimlerle devam eden yayınları izleme (fırsatım demeyeceğim) zorunluluğum oldu.

Dehşet içinde kaldığım, asla kabullenmek istemeyeceğim olayların devamını merak edip her gün o saatte ekran başına kilitlendiğimi itiraf etmeliyim. Asla yapmaz dediğimiz kişilerin cinayetleri, tecavüzleri, birbirleriyle olan gönül ilişkileri, ensest ve GRUP diyebileceğimiz iki kadın bir erkek yaşantılar, sosyal medya üzerinden tanışıp hem eşini hem gönül ilişkisini devam ettiren kadınlar, öç alabilmek için çocuklarını annesinden babasından kaçıran ebeveynler, annelik içgüdülerinin bile kurtaramadığı terkedilmiş çocuklar!

Günün hangi saatinde açarsak açalım birkaç kanalda benzer olan bu tarz yayınların izlenmesinin kişilerin mutluluğunu etkileyerek, nefret duygularını körüklediğini düşünürken aslında kendi çaresizliklerini unutmalarını ve şükretme duygularını hatırlatan bu yayınlara bağımlı hale geldiklerini, GELDİĞİMİ gördüm. Mesleğim gereği insanların çeşitli olaylara karşı tepkilerini merak etme ve değerlendirme bahanesiyle izlediğim olaylardaki çeşitlilik beni gerçekten dehşete düşürdü. Diğer taraftan asla tahmin bile edemeyeceğimiz bu olayların gerçek olduğunu gören bireyleri, obsesyon derecesinde çevreden gelebilecek zararlara karşı uyarmasının yanı sıra olayların fazlalığının, durumları normalleştirme gibi sakıncalarının da olabileceğini düşündüm. Açıkça çevremde ya da ailemde hiç karşılaşmadığım yabancı olduğum olayların, yurdum insanındaki karşılığının tahmin ettiğimizden çok fazla olduğunu görmek ve tanık olmak Milliyetçi bir kişiliğim olmasa da TÜRKLÜK gururumun incinmesine neden oldu.

ATATÜRK Türkiye’sinin o temiz, saf insanının, oğullarına eşlerine cephede mermi taşıyan analarının, kadınlarının; askere giderken Vatan için ellerine kına yakılan gençlerinin, komşu kızını namusu olarak benimseyip yan gözle bakılmasını bile engelleyen erkeklerinin nerelere gittiğini, ne zaman bu hale geldiğimizi düşündüm...

İşin doğrusu kafamı kuma gömüp tüm bunların olmadığını düşünerek, 14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜNÜZÜ KUTLAMANIN daha iyi olacağı mı? Yoksa ekranlara dönüp beynimdeki nöron ağlarının yanlış beslenmesini sağlamak mı? Bilemedim!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Emin Çelikkayalı
Emin Çelikkayalı - 2 hafta Önce

Sayın KOÇKAR Yazılarınıza ve düşüncelerinize katılmamak elde değil , İnsan kendini bilmeli ve kendi bildiği güzelliklerden doğrulardan vazgeçmemeli taviz vermemeli ,Kendi sepetimize neler sığdırabiliyorsak onlar bizleri karı olacaktır .Saygılarımla