Mehter Marşıyla gittik, Cenaze Marşıyla döndük

Bir tek  o kalmıştı; "mehter marşı." O'nu da ihmal etmedik, yola iki ileri-bir geri sayarak neredeyse "Allah Allah" nidalarıyla Avrupa kapısına dayandık. 

Tamamen gazla, hamasetle... 

Neler demedik ki; "bekle Avrupa biz geliyoruz", "en kötüsü yarı final oynarız", "haydi Aslanlar-kaplanlar", "vur vur inlesin, Avrupa dinlesin" falan-filan... 

Gördük ki, böyle Çanakkale muhaberesine gider gibi yola çıkarak futbolda, bir yerlere gelebilmemiz mümkün değil.  

Yazık!.. 

Avrupa şampiyonası rüyamız üç maçta toplamda sekiz gol yiyerek ve sadece bir gol atarak, sıfır puanla sona erdi.  

Merakım şu; turnuva öncesi final oynamaktan bahsedenlerin söz konusu tablo sonrası neler diyecekleri? 

Dişe gelir, başarısızlığın gerçek nedenlerini konuşmayacaklarından adım gibi eminim. 

Hani o, tüm masraflarını karşılayarak Türkiye Futbol Federasyonu tarafından milli takımın karşılaşmalarına götürülen spor müdürleri var ya; O'nlara tavsiyem, turnuva boyunca Şenol Hoca'nın kreasyonlarını kaleme almaktan sahadaki futbola dair tek satır yazmalarının nedeni; acaba 5 yıldızlı otellerde havyarlı-şampanyalı-ıstakozlu-ballı-börekli yemeklerden şişen karınları mı, bunu da merak ettiğimi notlarıma eklemek istiyorum. 

Onlar sussa da Milli Takım'ın bizlere yaşattığı rezilliğin üzerinde durmanın "tam zamanı" diyorum. 

HEZİMET GELİYORUM DEDİ 

Bir takım düşünün sahaya çıkarttığı takımda sol bek mevkiinde olmayan bir futbolcuyu oynatıyoruz. 

Şenol Hoca üç karşılaşma boyunca ısrarla sürdürdüğü futbol fakiri zihniyeti ve bu zihniyete eşlik eden futbolcu oynatma ısrarları, Türk milli takımına hezimeti yaşatan faktördür. 

Turnuvanın en kötü futbolunu oynayan bir takım olabilirsiniz ama, bunun da ötesinde oynadığı karşılaşmalarda ne yaptığı hiç bir biçimde anlaşılamayan ve futbolun en basit kurgularını bile hayata geçirmekten aciz olan bir takım olmaya hakkınız yoktur. 

İlk maçta da, son maçta da, milli takımın kendi kalesine yönelen toplarda yine son derece kötü yer tuttuğuna ve rakibin benzer ataklarına bir türlü önlem alamamış olmasını şaşkınlıkla izledik!  

Rakip forvet biraz gününde olsaydı, kalecimiz Uğurcan'ın yaptığı kurtarışlar olmasaydı son maçta tarihi bir farkla karşı karşıya kalabilirdik. 

Şenol Hocam; lütfen söyler misin, sahada varlığı ile yokluğu belli olmayan bir Hakan Çalhanoğlu'nu seksen beşinci dakikaya kadar nasıl oluyor da oyunda tutabiliyorsun? 

Takımın tek golünü atan futbolcusunu niye çıkartıyorsun, artık oyunu okuma kabiliyetini de mi yitirdin. 

Golü attık, hemen sonrasında kalkan üç oyuncu değişikliği tabelasında turnuvada tek golümüzü atan İrfan Can Kahveci adı vardı. Apar-topar vazgeçildi, fakat kısa bir süre sonra yine aynı değişiklik yapıldı. 

Böylece Hoca'nın bugüne kadar oynattığı bütün takımlardaki tipik oyuncu formatını milli takımda da ısrarla sürdürdüğüne turnuva boyunca yapılan değişikliklerde bir kez daha görmüş olduk! Oyuna girenler ve çıkanlar hep aynı isimlerdi, bu durum burada bir kez daha tekrarlandı. 

Tartışmalıyız!.. 

Çünkü başarısızlığın faturasının hiç kimsenin ödemediği ve başarısızlığa yol açan etmenlerin tartışılmadığı bir yerde, ilerleyen zamanların yeni başarısızlıkları getirmesi kaçınılmazdır. 

EN BÜYÜK ÜZÜNTÜM 

Gerçekten iyi bir jenerasyon yakalayan Türkiye'nin bu kadar kötü bir kurgu ile sahaya çıkması ve sahada ne yaptığı belli olmayan bir biçimde futbol oynamayı sürdürmesi, en büyük üzüntümdür. 

İlk karşılaşma; İtalya'ya 3-0. 

Skor önemli ama diyelim ki önemsiz. Ama Millilerimizin oynadığı son derece kötü oyun ve etkisiz atakları kahrediciydi. 

İtalyanlar resmen ezdi bizim çocukları 

İkinci maç; Galler, skor 2-0. 

Sahada ne yaptığı belli olmayan ve benzer pozisyonları rakibine vermekte ısrar eden bir Türk Milli takımı. 

Yine hüsran!.. 

Üçüncü maç; Isviçre, skor 3-1. 

Akıl alır gibi değil. 

Bu nedenle konuşmamız lazım: 

Önce teknik direktör Şenol Güneş'in seçimleri ile başlayalım. 

Elindeki son derece yetenekli kadroyu üç karşılaşmadır ne yaptığı belli olmayan bir halde sahaya süren ve amaçsız bir milli takım izlememize neden olan Şenol Güneş'tir. 

İlk maçta kendi kalesine gol attığı için, ikinci karşılaşmada ilk on birde başlamayan Merih Demiral'ı ikinci yarının başında sahaya süren ve bütün tercihlerinde aynı şablonu ısrarla tekrarlayan yine Şenol Güneş'in kendisidir. 

Ayıp ya!.. 

Galler milli takımının karşılaşmanın uzatma dakikalarında Bale aracılığıyla kalemizin sağ ve sol tarafından neredeyse fotokopi gibi benzer şekilde tekrarlanan hareketlerle ceza sahasının içerisine girişini seyreden ve bu şekilde ikinci golü kalesinde gören milli takımın en basit savunma kurgusunu bile gerçekleştiremiyor olması... 

Ötesinde milli takım futbolcularımızın saha içerisinde duruşlarıyla ve yer tutuşları ile başlayan yanlışların bu seviyedeki üstelik büyük bir çoğunluğu yurt dışında oynamakta olan isimlerce gerçekleşiyor olması sizce de garip, tuhaf değil mi? 

 Bu yazıyı yazarken turnuvada tam 22 karşılaşmayı 90 dakika izledim. 

Bu karşılaşmaların tümünde de, ne yaptığı hala belli olmayan takımlardan biri Türkiye idi. 

'Biz bitti demeden bitmez' klişesi ile kervanı yolda düzme anlayışını sürdürme, bu kez işe yaramadı. 

Anlamadığımız şu
Futbol artık daha fazla güç ve zekanın birlikteliğiyle oynanıyor. Tesadüflerin yeri yok denecek kadar azaldı. 

Yani ne yapmayı istediğinizi ve bunu nasıl yapabileceğinize ilişkin farklı alternatiflerinizin yoksa, gazla, hamasetle bir yerlere gidebilmek mümkün değil. 

TRT'DE SINIFTA KALDI 

Yalnız Milli Takım değil ki; yayıncı kuruluş TRT'de bu turnuvada sınıfta kaldı. 

Ne o ya; adam maçı anlatıyor ilk yarıda Cengiz Ünder'e verilen bir pas esnasında 'Formda olsa o topu alırdı' ifadesini kullanıyor. 

Galler'in penaltı atışında anlatan spiker sanki teknik direktör; 'Çabuk atlama Uğurcan' diye bağırıyor. 

Maçın son on beş dakikasındaki ataklar esnasında '"çabuk vur Mert"', ardından "Beklemeden vur", "Burak sok ayağını sok oraya" diyerek adam maçı değil, sahadaki futbolculara sanki teknik sorumlu gibi nasıl oynanması gerektiğini anlatıyor. 

Türkiye'nin televizyon ve radyo tarihinde bir ekol olan TRT'nin bu kadar kötü sunumların gerçekleştirildiği yer haline gelmesi gerçekten üzüntü verici.  

Maçı anlatan spikerlerin ne kadar çok bağırırlarsa veya ne kadar fazla hamaset yüklü laf ederlerse işlerini o kadar iyi yapmayacaklarını artık anlamaları gerekiyor!  

Lütfen bizleri maç seyrederken ses tuşunu kapatmak zorunda bırakmayın; olur mu? 

BAŞARISIZLIĞIN 6 NEDENİ 

İçeriden sağlam bir bilgi: 

Kadroda 26 futbolcu bulunmasına rağmen Şenol Güneş'in kimleri ilk 11'de oynatıp kimleri yedek bırakacağı turnuva öncesinde dahi oyuncular tarafından biliniyordu.  

Güneş'in, formsuz olmalarına rağmen Ozan TufanOkay ve Kenan'ı ısrarla oynatması birçok oyuncuyu küstürdü, forma adaletine olan inanç zayıfladı. 

3-0'lık İtalya ve 2-0'lık Galler mağlubiyetleri sonrası teknik direktör Şenol Güneş, "Skorlar iyi değilse sorumlusu tabii ki benim" diyerek faturayı üstlenmiş olsa da devamında deneyim eksikliğine dikkat çekip, "Sanki takımın üzerinde bir ağırlık var. Bunlar bir tecrübe ister" diyerek oyuncularını eleştirdi.  

TAKIM İÇİ REKABET  

Spor Arena'da Ali Naci Küçük'ü dinledim.Tespitleri ilginç: 

İtalya maçı sonrası yapılan antrenmanlarda Güneş'in ilk 11'de sadece 2 değişiklik yapacağının sinyallerini vermesi birçok oyuncuyu hayal kırıklığına uğrattı, küstürdü. Takım içinde, "Ağzımla kuş tutsam nafile; Şenol Hoca ne yapsam ne etsem beni oynatmıyor" düşüncesini dile getiren futbolcuların sayısı arttı. Futbolcuların eşit rekabete ve forma adaletine olan inancı kalmadı. 

KAAN TERCİHİ PAHALIYA PATLADI 

Milli takımda sol ayaklı, pas yüzdesi yüksek ve oyunu geriden iyi kurma özelliğine sahip tek stoper olan Ozan Kabak, EURO 2020'deki 2 maçta 1 dakika bile oynayamadı. Şenol Güneş'in Galler maçı öncesi "Geriden pas oyununu iyi yapacak bir stoper hattıyla oynayacağız" şeklindeki sözleri sonrası çoğu kişi Ozan'ın ilk 11'de başlamasını bekliyordu, ancak tercihi Kaan Ayhan oldu. Bu tercih de rakibin işine yaradı. Galli futbolcular Kaan'ın arkasına attıkları 4 pasta da gol pozisyonuna girerken, bunlardan birinde Ramsey fileleri havalandırdı. Güneş ikinci yarıda Kaan'ı çıkarıp yerine Merih Demiral'ı aldı, ama iş işten geçmişti. 

OZAN VE OKAY DA ISRAR ETTİ 

İtalya karşısında doğru dürüst oyun kuramadık. Bunun en önemli sebebi; orta sahadaki Ozan Tufan-Okay Yokuşlu ikilisinin adeta 'yokları' oynamasıydı. İki oyuncuyu da 64. dakikada kenara alan Şenol Güneş, elinde sezonun en formda isimlerinden Taylan Antalyalı ve İrfan Can Kahveci gibi isimler varken, Galler maçına da Ozan Tufan ve Okay'la başladı. Fizik olarak hazır olmadığı çok belli olan Ozan, hücuma neredeyse hiç destek veremezken, Okay da hatalı paslarıyla dikkat çekti, sonuçta da ortaya üretkenlikten uzak ve durağan bir orta saha çıktı. 

GENÇ YETENEKLERİ DÜŞÜNMEDİ 

24 yaş ortalamasıyla EURO 2020'nin en genç kadrosuna sahip A Milli Takımımızda Halil Dervişoğlu, Kerem Aktürkoğlu, Abdülkadir Ömür ve Rıdvan Yılmaz gibi 20'li yaşlarının başında isimler yer alıyordu. Ancak Güneş, Kerem, Abdülkadir ve Rıdvan'a hiç şans vermezken, Halil İtalya ve Galler maçlarında son 15 dakikalarda forma giyebildi. Formsuz olan Kenan Karaman'ın yerine Halil ilk 11 başlayabilir, Kerem, Abdülkadir ve Rıdvan da en azından ikinci yarılarda oynatılabilirdi. 

Oynatmadın da hocam; bu çocukları niye götürdün, süs olsun, vitrin yapsınlar diye mi? 

GALLER, BİLDİĞİMİZ GİBİ OYNADI 

Galler Milli Takımı'nın genelde uzun toplarla gol aradığı, bizim karşımızda da böyle oynayacağı herkesin bildiği ve konuştuğu bir konuydu. İlk yarıda Bale-Ramsey ikilisi golü bulana kadar 4 kez bu şekilde oynadı. Galler Teknik Direktörü Robert Page, planlarının tuttuğunu "Türkiye'yi 5-0 yenebilirdik" sözleriyle özetlerken, Güneş, rakibin tıkır tıkır işleyen bu taktiği karşısında doğru hamleyi yapamadı, çare bulamadı. Ayrıca İtalya ve Galler maçlarında doğru dürüst bir hücum planımız da yoktu. Korner atışları dışında gol pozisyonumuz hiç yoktu 

 

FİZİKSEL AÇIDAN SINIFTA KALDIK 

Şampiyonada milli takımımızın en çok dikkat çeken olumsuz yönlerinden biri; fiziksel açıdan zayıf olması idi. İtalya maçındaki hüsranın en büyük sebebi de buydu. Rakip futbolcular 90 dakika boyunca sahanın her yerine koştu ve oyunu olabildiğince çabuk oynadı. Biz ise hem onlar kadar koşmadık hem de topa sahip olduğumuz bölümlerde yavaş oynadık. Daha zayıf bir kadroya sahip Galler karşısında da bu tablo hemen hemen aynı idi. Rakibe kafa tutacak bir fiziksel gücümüz yoktu. 

En güzel değerlendirme de Daum'dan geldi. 

ARD televizyonunun en çok izlenen spor programlarından Sportschau'un internet sitesinde, Türkiye'nin, turnuvanın açılış maçında İtalya'dan puan ya da puanlar alabilecek güçte görülen bir takım olmasına rağmen, şaşırtıcı biçimde pasif bir futbol ortaya koyduğu ifade edilen yorumda, Galler'e karşı alınan 2-0'lık mağlubiyetin daha da büyük bir sürpriz olduğu belirtildi. 

Bir dönem Türkiye'de Beşiktaş, Fenerbahçe ve Bursaspor'u çalıştıran ünlü Alman teknik direktör Christoph Daum da, Welt am Sonntag gazetesi için kaleme aldığı maç yazısında, "Daha önce hiç özgüveni bu kadar düşük ve mücadeleden uzak bir Türk milli takımı görmedim" ifadesini kullandı. 

 

İLGİNÇ BİR İDDİA 

 Sportschau'un analizinde Türkiye Milli Takımı, turnuva öncesinde yaptığı hazırlık maçlarındaki rakip seçimi nedeniyle de eleştirildi.  

İtalya, Galler ve İsviçre'nin olduğu bir grup için hazırlanırken; Azerbaycan, Gine ve Moldovya ile maç yapmanın iyi bir fikir olmadığı belirtilen yorumda, oyuncuların sahip olduğu potansiyeli ortaya koyamadığı, Türkiye'nin bir takım görüntüsü vermediği, kadrodan en yüksek verimi alacak bir sistem geliştirilemediği ve tüm bunların sorumlusunun da teknik direktör Şenol Güneş olduğu vurgulandı. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Sancar Maruflu
Mustafa Sancar Maruflu - 7 ay Önce

MÜKEMMELİYETÇİ BIR DEGERLENDIRME. HAMDI TÜRKMEN KARDEŞİME TEŞEKKÜR EDİYORUM. IYİLİKLER VE GÜZELLİKLER ASLA EKSILMESIN. ALLAH EKSIKLIGINI GÖSTERMESİN.....