Squid Game çılgınlığı neden yayılıyor? Squid Game aslında ne anlatıyor?

Dünyada izlenme rekorları kıran Squid Game çılgınlığı devam ediyor. Toplumun her kesiminde konuşulan diziye olan merak duygusu ve ilgi gün geçtikçe artıyor.

Squid Game çılgınlığı neden yayılıyor? Squid Game aslında ne anlatıyor?

ÇİĞDEM ÖZEN / BEN HABER

Dizi borca batmış ve çaresizlik içindeki 456 insanın, 39 milyon dolarlık ödülü alıp gidebilecekleri umuduyla, hayatta kalma yarışmasının hikayesi olarak yorumlanıyor. Peki, sinema perspektifinden bakıldığı zaman Squid Game, neden bu kadar izlendi?

Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Film Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Kerem Kaban merak edilen soruları cevaplandırdı.

İşte o röportaj;

1- Squid Game çılgınlığı yayılıyor. Sinema açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Alegori, aşırı didaktik olmadan erişilebilir ve psikolojik bir drama… Big Brother tarzı, gerçeklik şovlarında gördüğümüz dinamikleri oynayarak, heyecan verici bir şekilde iyi ifade edilmiş olduğundan, bazı yarışmacılar en başından beri kötüler. Ancak çoğu kusurlu, hayatta kalmaya çalışan sempatik insanlar da yok değil. Tehlikeli ittifaklar ve kendi ahlaki sınırlarıyla boğuşmalar var. Ve tüm bunlar ürkütücü bir şekilde akılda kalıcı bir zeminde oynanıyor; Çocuk oyun alanında.

Hiper-Kapitalist dünyada iyi yapılmış bir TV yapımının ya sonu ya da devamı vardır. Aslında yönetmenin filmografisine baktığımızda gayet başarılı işlere imza atmış. Ne yazık ki bu neo- liberal hayatta bir şekilde iyi ve güzel şeyler veya orijinal işler olduğu gibi kalamıyor. Bu yüzden de Squid Game; 2,3,4 veya Squid Game “Oyuna devam” gibi arkası gelebilir. Keşke gelmese…

Bu, dramanın çılgınlığı, daha fazla empati ve sempati geliştireceğimiz karakterlerin olması ve her aktivitenin kendisinin ucuz heyecanına güvenmek yerine 'oyunun' sonucuna duygusal olarak gizli yatırım yapmakta kalmasına dayanıyor.

2- Dizi daha çok oyun kültürüyle büyüyen Z kuşağını hedef alıyor ama +18 uyarısı olan bu dizide şiddet unsurlarını uygun buluyor musunuz?

Z kuşağı artık görsel-işitsel bir dünyanın hegemonyasında yer almakta.  Maalesef… Şiddet, bugün başta yaşadığımız aile içinde olmak üzere, her yerde var olmaktadır. Bunun temelinde yatan soğuk gerçek ise adaletsizlik duygusunun toplumun her alanına yayılmasıdır. TikTok başta olmak üzere Reel-Story’lere kadar kişinin psişik duygularından hareketle, aslında o görüntülerin çoğu kişinin kendi alanında uğradığı adaletsizlik veya eşitsizlik hallerini sunma alanıdır.

Bu çocuk oyunlarını korkunç ve ölümcül zorluklara dönüştürmek, izleyicilerde bir endişe, korku ve gerçeklik düzeyi oluşturur. Farklı çocuk oyunlarıyla büyüyen diğer toplumlarda bile, kuralların basitliği çocuksu ortamlarla ilgilidir. Yalnızca çocukken hissettiğimiz, duygularınızın temeli; çevrenizdekilere bağlı olan o küçük çaresizlik hissine geri dönmesinde saklıdır.

Bu yüzden Z kuşağı ile beraber tüm kuşaklararasına şu mesaj veriliyor; tüm zorlukların çocuk oyunları olması ve korkunun basitle saklanması…

3- Squid game aslında ne anlatıyor?

Alegorik bir anlatının, hileli bir sistemde özgür irade ve adalet yanılsaması... Oyunu yöneten meçhul elitler ile meşhur fakirlerin hiçbir zaman gerçekten bir seçeneği olmadığını ve hayattaki konumlarının onları, zenginlik ve güçlülerin kaprislerine karşı savunmasız bıraktığı, güçlerle rekabet etmeye zorlandığını anlatıyor.

Squid Game, bu çocuksu oyunların masumiyetini, modern yetişkinlerin hayatta kalabilmesinin tek yolunun bitmek bilmeyen, kıyasıya rekabet olduğuna dair sinsi bir inançla yan yana getirerek, kapitalist toplumun güçlü bir mikrokozmosunu bize sunuyor.

Yapım, büyük ölçüde basit olsa da, gösterinin kapsayıcı amacı, hiper-kapitalizme ve sonuçlarına yönelik sert bir saldırı olması anlamına geliyor. Bu dünyadaki insanların oyunu Squid Game'de de var olmasının nedeni, servet dağılımındaki büyük eşitsizliktir. Fakirler, aşılmaz borçların altında eziliyor, zenginler ise can sıkıntısını savuşturmak için giderek daha fazla anormal yollar aramasındadır. Bu ortam, bir nevi zenginlerin, fakirleri eğlence için avlaması için mükemmel bir üreme alanına çevrilmesini anlatıyor.

Squid Game ayrıca Marshal Mc Luhan’ın “Global Village” kuramının ipuçlarını gösteriyor; her turdan önce, yarışmacılar, Johann Strauss müziği ile renkli M. C. Escher benzeri tabloların yer aldığı merdivenler ve koridorlar boyunca aşağı inmeleri; çelişki  ve sonsuzluk kavramını işlediği göstergelerdir. İmkansız figürleri kullanarak inşa ettiği bu dünyalarla, bizi çelişkiye götürmesi ve döngüsel çelişkileri yaratmak için kurduğu hiyerarşik düzenle de sürekli yukarı ya da aşağı hareket etseniz bile, hiyerarşinin gereğine rağmen yine başlangıç noktasına gelirsinizi anlatmaktadır.

Squid Game'deki anlatım; hayat önemsizdir ve zafer cömerttir. Kurallar stratejiktir ancak işin içinde büyük miktarda şans var olduğunu dile getirir.

Bir nevi, geç kapitalist dünyanın merkezini ve bunun üstü kapalı fikri ile her şeyin zor olduğu, her şeyin bir beceri olduğu, herkesin mükemmel bir küresel toplumda ait olduğu yere ulaştığı fikrinin bir eleştirisidir.

Belki de bu diziyi bu kadar farklı kılan şey, şiddet ve çocuksu mucize değil, aklımızın bir köşesinde bunun kolayca gerçek olabileceğini bildiğimiz gerçeğinden başka bir şey değil!

4- Bu yapıma benzer başka filmler de vardı. Örnek olarak açlık oyunları gibi, diğer yapımlara göre ayrılacağı nedir?

Amerika’da Hunger Games’den Japonya'da Battle Royale'a kadar birçok sinemasal çaba, “hayatta kalma oyunlarını araştırdı”. Film yapımcıları, bu tür acımasız rekabetlerin varlığını açıklamak için totaliter hükümetlere veya kurgusal kurumlara güvenerek tipik olarak bu anlatıları distopik bağlamlarda ifade etti. Ancak Squid Game fütüristik veya fantezi bir ortamdan kaçınıyor. Çünkü içinde yaşadığımız dünya zaten bir adaletsizlik ve eşitsizlik distopyası gibi. Sıradan insanların şöhret ve zenginlik için alçaltıcı realite şovlarında isteyerek rekabet ettiğini onlarca yıl izledikten sonra, izleyiciler artık bu alt türe ihtiyaç duymamasından kaynaklanabilir.

Squid Game, içgüdüsel rekabet unsuru sayesinde, oyunların kuralları ve kurulumları, maksimum gerilim ve heyecanı ortaya çıkarmak için hassas bir şekilde ayarlandığı için ittifakları ve gerçek dostlukların oluşumunu izlettiriyor. Yarışmacılar arasındaki politik tavır, soğukkanlı strateji ve acımasız ihanetler karşısında dağılmak üzere olan bir karakter üzerinden takip ettiğimiz yarışmacılar, güçlü ve zayıflardan, acımasız ve merhametliler, aradaki her şeye yol çiziyor. İzleyicilerin herhangi bir turda kimi destekleyeceklerinden asla emin olmadıklarından da büyüleyici dinamikler oluşturuyor.

Dizinin bizi içine çekmesinin bir yolu, katılımcılarla aynı anda ne olacağı konusunda onların bildiklerinden fazlasını bilmiyoruz, bu yüzden gerçek zamanlı olarak keşfe çıkıyoruz. Bize ayrıcalık tanımadığı için de 'oyuncularla' orada olmamızı sağlıyor. Oyuncular her etkinlikten önce ittifaklar kurmaya teşvik ediliyor ve çeşitli kombinasyonlarda oynayacaklar, ancak daha çok entelektüel veya fiziksel becerilere dayanıp dayanmayacağına dair hiçbir ipucu yok.

Hayatta kalma korkularını sosyal yorumlarla harmanlayarak, kapitalizmin insanları nasıl canavarlara dönüştürdüğünü keşfederken aynı zamanda son derece sofistik bir yapım olması.

5- Amerika'da bile birinci olmuş diziden bahsediyoruz. Bir uzakdoğu yapımının batıda bu kadar ses getirmesini sinemacı olarak nasıl degerlendiriyorsunuz?

Öncelikle Netflix platformu dizi yayınlandıktan sonra borsa değerini % 10-15 civarı yükseltti. Bunu belirtmekte fayda var. Bir Kore dizisinin 20 Milyon Dolar bütçe ile yapılıp 900 Milyon Dolar hasılat getirmesi, öncelikle klasik serial dizi anlayışından sıyrılıp en azından senaryo anlayışı ile birlikte sinematografik unsurlar da dahil olmak üzere kalıpları kırmasından kaynaklanıyor. Ayrıca sadece serial dramalarda değil uzun metraj Kore yapımı filmlerin Amerikan versiyonunun da yapılmasından anlayabiliriz.

Ayrıca geçtiğimiz yıllar içinde Snowpiercer, Burning, Train to Busan, Space Sweepers, Parasite gibi filmlerin hepsi Amerikalı izleyici kitlesini cezbetti. Dramadan, gişe rekorları kıran aksiyona, zombi avantürüne kadar uzanan filmlerdi bunlar. Ana noktası, yaşamları kötü niyetli olan, yüzde birler tarafından kontrol edilen veya mahvolan karakterleri içeren sınıf mücadelesinin, doğrudan tasvirinde yatmasında. Bu tür bir hikaye, Amerikan neo-liberal kültüründe büyük ölçüde yoktur.

Bununla beraber ana akım yapımlar, kapitalist yapıların doğrudan eleştirisinden kaçınırlar. Etkileyici bir bağımsız drama ya da Amerikan Rüyası hakkında fakirlikten zenginliğe giden bir hikaye izlemiyorsak, gerçek yoksulluğun tasvirlerini nadiren görürüz.

KEREM KABAN
 
Lisans eğitimine Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-Tv Bölümünde başlayıp, Master eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Film Tasarımı Bölümü’nde tamamladı.Profesyonel çalışma hayatına TRT televizyonunda,ardından BRT, TV8, KANAL 6, STAR TV, SHOW TV televizyonlarında metin yazarı, program danışmanı ve yönetmen olarak devam etti. 2005 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesinde başladığı akademik yaşamına halen Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Film Tasarımı Bölümü’nde devam etmekte olup aynı üniversitede; İleri Ses Teknikleri, Ses Kurgusu, Ses Tasarımı dersleri vermekle birlikte Ses Duyum Biçimleri, Ses Terapi ve Film Terapi alanlarında da çalışmalarını sürdürmektedir.  
 
Bunun yanı sıra çalışmalarında Sivil Toplum Örgütleri, Kamu Kurum-Kuruluşlarında ve birçok proje de yer alan Kaban; İstanbul SAE Enstitüsü, Ege Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Lefke Avrupa Üniversitesi, Yakın Doğu Üniversitesi vb. bazı üniversitelerde “Sinemada Ses Estetiği” ve “Film Terapi” üzerine seminer ve konferanslar vermiştir.   Aynı zamanda 2015 yılından beri Ulusal Lodz Film Okulu   ile ortak çalışmalarda bulunmaktadır. 2013/2015 yıllarında Avrupa Birliği Projesi kapsamında Polonya’da yapılan “FilmTerapi/Metamorfoz” adlı konferans ve seminerlere konuşmacı olarak davet edilmiştir. En son 2018 yılında İtalya da düzenlenen In Orchestra projesinde danışman olarak davet edilmiştir. 
 
Kaban, halen “Kariyer ve Yaşam Yönetimi” ile “Psikolojik Danışmada Yeni Yönelimler:Film Terapi”  adlı  eğitimleri-atölyeleri  yapmaktadır.  Kaban’ın  yayınlanmış      dört  kitabı bulunmaktadır; “Sinema ve Jazz” ve “Film Terapi” “Sinemada Ses ve Sesin Ontolojisi” ve “Don Kişot Efekti”. 

Güncelleme Tarihi: 19 Ekim 2021, 15:48
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER