Türkiye’nin kanayan yarası: Kadına şiddet!

İzmir İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Betül Sezgin; 8 Mart Dünya Kadınlar gününe özel, Ben Haber’e özel açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin kanayan yarası: Kadına şiddet!

CANSU TEMİR AKSU / BEN HABER

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü.. Her yıl, koca koca fotoğraflar, özlü sözlerle kutlanan bugünde, aslında asıl olarak ‘kadın hakları’nı akıllara getirmeli, kadınların hayatlarını iyileştirmek için adımlar atılmalı. İşte o zaman 8 Mart, gerçekten hak edildiği şekilde ülkemizde kutlanabilir.

Ben Haber ailesi olarak, kadına karşı yapılan her türlü şiddeti kınıyoruz, bu konuda caydırıcı cezaların olmasını istiyor ve ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır' diyoruz.

8 Mart Kadınlar Gününe özel, biraz da kadınlar olarak sitem ettiğimiz konulara değinerek İzmir İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Betül Sezgin ile bir röportaj gerçekleştirdik…

“Toplumun bir bacağı aksıyor”

Kadınlar, iş dünyasında yeteri kadar var olabiliyor mu? Bunu arttırmak adına, ne gibi önerileriniz olur?

Kadınlar maalesef iş yaşamında yeteri kadar var olamıyorlar. 85 milyonluk bir ülkenin yüzde 50 işgücüne katılım oranına sahip olması başlı başına sorun iken, işgücüne katılım oranında kadınların payı ise yüzde 35 civarında. Ancak bu ülkenin yüzde 50’si kadın. Kısacası toplumun bir bacağı aksıyor, bu sebeple topallıyoruz. Kadınlar iş yaşamında olmalı, kendi ayakları üzerinde durmalı ve bunun önüne geçen tüm toplumsal, kamusal engeller ortadan kaldırılmalıdır.

İş hayatında kadınlara her sektörde yaş kotası koyuluyor. Ancak bu durum erkekler için aynı değil. Ayrımcılık bir yana, bir nevi bu da bir kadına şiddet. Siz nasıl yorumlarsınız?

Erkeğe konulmamasına rağmen kadına konan her yaş kotası bir ayrımcılıktır. İşin yapısı gereği bir yaş kotası konabiliyorsa bu erkekler içinde geçerli olmalı. Eğer siz erkeği ayırıp sadece kadına bir yaş kotası koyuyorsanız buna biz kadınlar olarak karşı dururuz. Ayrıca çocuk yapma yapmama konusunda da kadına çeşitli şartlar ve kısıtlamalar da getirmeye çalışan firmalar, şirketler bulunuyor, bunların da karşısında durduğumuzu belirtmek isterim. Kadının bedeni kadını ilgilendirir. Kadının ne zaman anne olması gerektiğini de bizzat kendisi karar verir, işvereni değil. Bu tarz kısıtlamaları net olarak reddediyoruz.

“Ülkemiz açısından utanç vericidir”

Kadına şiddet, kadın cinayetleri haberleri ne yazık ki her gün basında yer alıyor. Ve bu süre zarfında İstanbul Sözleşmesi de oldukça tartışılıyor. Sizin İstanbul Sözleşmesi hakkındaki düşünceleriniz neler?

‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ Evet tek cümlelik bu slogan ile size bu sözleşmenin faydasını anlatmış oluyorum. Kadına yönelik şiddetin her geçen sene rekor kırarak yükseldiği bir ülkede İstanbul Sözleşmesi’nin tüm hükümleri istisnasız uygulanması gerekirken, üstüne bir de bu sözleşmeden çekilme fikri tartışılıyor ve biz kadınlar bu sözleşmeyi savunmak durumunda kalıyoruz. Ne yazık ki bu durum ülkemiz açısından utanç vericidir. Buna izin vermeyeceğiz.

“Kravat taktı diye hala iyi hal indirimi uygulanan bir adalet sistemine sahibiz”

Peki bu konuda siyasilerin gerekli çalışmayı/desteği verdiğini düşünüyor musunuz?

Maalesef İstanbul Sözleşmesi’nin bazı maddelerini gerekçe göstererek sözleşmeden çekilme fikrini tartışmaya açan da iktidarın temsilcileri oldu. Bu konuda sözleşmenin gereklerini zaten tam anlamıyla uygulanmadığını biliyoruz. Kadını öldürmüş bir erkek kravat taktı diye hala iyi hal indirimi uygulanan bir adalet sistemine sahibiz. Kendisini öldüreceğini defalarca söylemesine rağmen, yetkili makamlara şikayette bulunmasına rağmen önlem alınmadığı için öldürülen yüzlerce kadınımız var. Ne yazık ki cinayet işlenene kadar devlet ‘aile içi’ diyerek kadın erkek ilişkilerine müdahil olmak konusunda çekincelere sahip, öyle bir refleks geliştirmiş. ‘Karı koca arasına girilmez’, ‘Aile arasında tatsız bir mevzu’ gibi algılar ne yazık ki cinayetle sonuçlanıncaya kadar bir türlü devletin radarına girmiyor, ölüm gerçekleştirdikten sonra da hakkıyla cezalandırılmıyor. Bu sebeple biz kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek bir yana, yaptırımlarının hakkıyla uygulanmasını istiyoruz.

“Şiddeti destekleyen televizyon dizileri bu ülkenin kadınlarına haksızlık”

Bazı televizyon dizi/filmlerinde kadına yönelik şiddet ön plana çıkmakta, bu şiddeti teşvik edici yayınlar yayınlanmakta. Şiddetin bu denli arttığı toplumumuzda, sizler gibi kıymetli işler başaran, bu ülkenin kadınları için takdir edilen adımlar var. Biz, sizler gibi güçlü kadınlar yerine, ekranlarda bu tip ‘şiddet gören, öldürülen kadınları’ gördükçe, eşitliği nasıl sağlayacağız? Sizin bu konuya yaklaşımınız nedir?

Kadına yönelik şiddet son yıllarda artıyor, bu net bir gerçek. Bunun sebebini sadece bir erkekte ya da bir kadında aramak doğru değil. Ortada büyük bir toplumsal sorun var. Kız çocuklarının eğitimine karşı çıkan, erken yaşta evliliği teşvik eden, kadını birey olarak değil erkeğin eşlikçisi olarak gören bir zihniyet son yıllarda toplumumuzda güçlendi. Bunda televizyon dizilerinin de elbette ki etkisi var. Bu dizilerdeki kadın profilleri ekseriyetle şiddete uğrayan, kendisine yönelik şiddeti bile kanıksayan, gördüğü şiddetten kendini sorumlu tutan, aciz ve korunmaya muhtaç olurken, erkeğin ise maço, lümpen, koruyan kollayan bir karakter olduğunu görüyoruz. Bu şekilde kadına yönelik ayrımcılığı, cinsiyetçi bakışı destekleyen diziler nedeniyle toplumda da bu tarz algılar güçleniyor. Zaten toplumsal cinsiyet eşitliği açısından çabalamamız gereken bu toplum yapısı içinde tv dizilerinin de ayrımcılığı ve şiddeti destekleyen, mazur gören anlayışla çekilmesi bu ülkenin kadınlarına haksızlık.

Kadınların siyasette de yeteri kadar var olmadığını görüyoruz. Bu konuda, mesajınız nedir?

Evet siyasette kadın oranımız maalesef düşük. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün birçok modern ülkeden önce kadınlara seçme ve seçilme hakkını verdiği Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınlar partilerde daha fazla yer almalıydı. Bugün parlamentodaki partileri baktığımızda oransal olarak yüzde 41 ile en fazla milletvekili koltuğunu kadınlara teslim etmiş parti HDP. İkinci sırada yüzde 18 ile Ak Parti, üçüncü sırada ise yüzde 12 ile CHP geliyor. MHP yüzde 8 iken, Meral Akşener’in başkanlığını yürüttüğü İYİ Parti’deki kadın vekil oranı ise yüzde 5. Genelde ise yüzde 17 ile TBMM’de bir temsiliyetimiz var. Toplumun yüzde 50’sini oluşturan kadınların mecliste de en az yüzde 50 oranında temsil edilmesi gerekiyor.

Kadınlar iş yaşamında da siyasette de bir koltuğa, bir makama, bir göreve kendileri talip olmada yeterince atak değiller. Erkekler de bu böyle değil. Toplumsal kodlar erkekteki talepkarlığı teşvik ederken, kadının daha mütevazi, daha fazla başkasının teşviki ile öne çıkartan bir davranış biçimini uygun görüyor. Talep eden kadın ‘cüretkâr’, ‘cazgır’ vb yakıştırmalara uğrarken, talep eden erkek ise ‘tuttuğunu koparan’ ‘hırslı’ “azimli’ oluyor. Kısacası kadınlarda kırılması gereken bu tutumun temelinde de yine toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı bir durum söz konusu.

"Bizim kadınlarımız, can derdinde"

Ülkemizde kadın hakları ve çocuk hakları yeterli derecede korunuyor mu hangi konular da iyileştirme yapılabilir?

Buna evet demek mümkün değil. Bu ülkede kadınlar yaşam mücadelesi veriyorlar. Her haktan önce gelen hak yaşama hakkıdır ve bu ülkede her yıl yüzlerce kadın, hayatlarında bulunan erkekler tarafından bu yaşamdan koparılıyor. Bu erkekler bazen koca, bazen sevgili, bazen eski erkek arkadaş, bazen baba bazen de kardeş oluyor. Kadınları bu erkeklerden koruyamadıktan sonra hangi hakkı konuşacağız, hangi hak için mücadele edeceğiz? Önce can sonra canan demiş eskilerimiz.

Bizim kadınlarımız can derdinde. İşte bu karanlık ortamı dağıtmak için kısa vadeli ancak etkili önlemleri almak devletin sorumluluğuyken bizim gibi STK’lar da kadını iş yaşamında daha fazla var etmeye çalışarak, kız çocuklarının okuması için ‘Gülence’ gibi kampanyalar organize ederek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önündeki engelleri kaldırmaya çalışarak uzun vadede toplumsal dönüşüm için çalışıyor. Herkes sorumluluğunu yerine getirirse bu ülkenin hızla kadın erkek eşitliğine inanan bir toplum olacağına dair kuşkum da yok, ona da inanıyorum.

"İsteyin! Kadınlara tek mesajım bu"

Peki son olarak; çalışma hayatında yer alan kadınlarımız için vermek istediğiniz mesaj nedir? Ve buna ek olarak, erkeklere kadınlarımız açısından vermek istediğiniz mesajı da paylaşmanızı isterim.

İsteyin. Kadınlara tek mesajım bu. Yapabileceğinize inanıyorsanız, hak ettiğinizi düşünüyorsanız, isteyin. O atamayı isteyin, o koltuğu isteyin, o kadroyu isteyin. İstemezseniz kimse size vermez. Siz beklerken bir erkek gelir, ister, alır. Kadın olarak aynı anda 4 işi kotarabilen sensin, bir çok erkekten daha iyi o işi yaparsın, kendine güven, geri durma, birinin seni öne ittirmesini bekleme, o adımı sen at.

Erkeklere gelince, sizin yapabildiğiniz ama kadınların yapamayacağı hiçbir şey yok bu dünyada. Erkek olmanız nedeniyle sizi kadının önüne geçiren hiçbir durumu kabul etmeyin. Toplum olarak yükseleceksek, modern ülkelerden biri haline geleceksek, güçlü bir ekonomi, sağlam bir demokrasiye sahip bir ülke olacaksak, bu yolu kadınlarla beraber yürümen gerekiyor. Bizim birlikte güçlü olduğumuzu gör, bunu kabullen ve bunu bir avantaja çevir. Kadınların önüne konan engelleri gördüğün yerde onların kaldırılmasını iste, kadınlarla omuz omuza dur. Az evvel dizilerden konuştuk oradan örnek vereyim, bu seni light erkek yapmaz, bu engelleri yükselttiğinde, kadına yeni duvarlar ördüğünde de bu seni taş fırın erkeği yapmaz. İyi ya da kötü insan yapar, eşitlikçi ya da cinsiyetçi erkek yapar. İyi insan olun, eşitlikçi olun.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER