Televizyon programları aynı formata döndü! Reyting mi yoksa toplumsal değişim mi?

Televizyonların yeni yayın dönemlerine bu sezon erken başlamasıyla programlar da dikkat çekiyor. Yeni programların hepsinin aynı formatta olması, yani cinayet, kayıp gibi toplumsal olayları inceleyen programlara ağırlık verilmesi “reyting mi yoksa toplumsal değişim mi?’ sorularını akıllara getirdi.

Televizyon programları aynı formata döndü! Reyting mi yoksa toplumsal değişim mi?

BEN HABER / ÇİĞDEM ÖZEN

Psikolog Zuhal Koçkar, bu tarz programların çok ince bir çizgide yer aldığını, insanları geliştirmeye yönlendirebileceği gibi normalleşmeye de itebileceğini belirtirken; “Bu tarz programların olmasına iki taraflı bakmak gerekli. Format olarak kişileri bilinçlendirmeye yönelik olursa fayda sağlayabilecek programlar. Ancak öyle bir sınırı var ki, normalleştirme sürecinde gayet normalmiş gibi algılayıp kendinin yaşadıklarını da buna katarak, bazı olaylarda davranışsal boyutta artışlara neden olabilecek bir tetikleme yaratabilir. Eğer bu tarz olaylarda kişilerin öfke kontrolü sağlamadığı, aile içi ilişkiler nedeniyle problemler yaşandığı durumlarda nasıl öfke kontrolünün sağlanabileceği, nasıl yardım alınabileceği ya da sağlıklı iletişim kurabilmek için neler yapılabileceğiyle ilgili ön görüler ve uzman yardımı alınabilse evet programların bir faydası olabilir. En azından uzmana gidemeyen kişilerin o televizyon programlarından bu öngörüyü alarak kendi ruhsal dünyalarındaki bazı durumları geliştirmelerine neden olabilir. Bu olayın yapıcı tarafı.” dedi.

PROGRAMLARDA YAŞANAN OLAYLAR NORMALLEŞMEYE BAŞLIYOR
Gündüz kuşağında yayınlanan programlarda yaşanan olaylar, zamanla toplum arasında normalleşmeye başladığını söyleyen Koçkar, “Bu programlar yatkınlıkları olan insanların hayvansal dürtülerini ve çocukluklarından itibaren geliştirdikleri ruhsal sıkıntılarının sonucunda oluşan suça eğilim unsurunu, oradaki programla pekiştirerek geliştirip, daha farklı boyuta götürmelerine neden olmaktadır. Kişinin kendisini geliştirmesine yönelik programlar değil aksine uyutmayı sağlayıcı yayınlar. İnsanlar yarışma programları da dahil bu yayınları izleyerek resmen uyuyorlar, hiçbir şey öğrenemiyorlar. 

Reyting kaygısıyla yapılan programlar. Eskiden de vardı ancak şimdi her kanalda bu programlardan var. Ama bu yayınlar gördükçe artıyor ve insanlarda etkiye tepki olayı ortaya çıkıyor. İnsanda suça eğilim varsa ya da dövme eğilimi varsa nasıl plan yapması gerektiği ve uygulamaya geçmesiyle ilgili kafasında ciddi örnekler beliriyor. Bu insanların kaybedecek bir şeyleri yok, zaten yaşama bakış açıları bu değil. 

“EĞİTİMSİZLİK HAYVANİ DUYGULARI ÖN PLANA ÇIKARDI”
Toplum olarak eğitimsizliğin baş gösterdiğini söyleyen Koçkar, “İnsanların yeme, içme, dürtüsel davranışsal durumları var. Hayvanlar ani dürtülerini karşılayamadıklarında patlamalarla kızgınlık belirtisi gösterip, onu alabilmek için saldırıya geçer. İnsanda bu davranış toplumsal değerler ve sonradan kazanılmış bir takım duygularla birlikte sakinliğe yönelik, beklemeyi öğrenme yönündedir. Ama eğitimsizlik olduğu için şu anda hayvani duygular baktığımızda çok daha ön plana çıkıyor. İnsanlık duygusundan biraz uzaklaşmaya başladık. Acıma duygusunu kaybettik, karşımıza verdiğimiz zararın ne ölçüde olması değil, kendimizin neyi alıp alamayacağımızın önemi konusuna döndük.” dedi.

İnsanların acıma duygusunu kaybetmesi ve bencilleşmesinin nedenine dair de açıklamalarda bulunan Koçkar; “Çekirdek aile yaşamına dönüşün başlamasıyla, insanların birbirine yardım ve hoşgörüsü, Türk örf ve adetlerine göre yapılması gereken özenin yerini umursamazlığa bıraktı” diyerek; pandemiyle birlikte bu durumun ikiye, hatta üçe katlandığını belirtti.

Koçkar, bu durumu da “Sadece kendini düşünen, egosal bir durum oluştu ve yalnız yaşam tahammülsüzlüğü de beraberinde getirdi” sözleri ile özetledi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER