Ramazan ayı için 3 kritik uyarı

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan; böyle bir ortamda alınması gereken acil önlemlerin ne olması gerektiği ve nasıl bir ramazan ayının bizi beklediğini anlattı

Ramazan ayı için 3 kritik uyarı

Türkiye vaka sayılarının 60 bine dayanmasının ardından yeni önlemlerin gelip gelmeyeceğini, tam kapanmaya gidilip gidilmeyeceğini konuşuyor. Bilim Kurulu, bugün, kabine toplantısı öncesinde bir araya gelecek ve elbette bir karar alacak. Öncesinde, böyle bir ortamda alınması gereken acil önlemlerin ne olması gerektiği ve nasıl bir ramazan ayının bizi beklediğini Hürriyet'ten Fulya Soybaş, Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile konuştu.

İşte değerlendirme ve önerileri...

SORU şu: ‘Tam kapanma nedir? Vaka sayılarındaki artışa çözüm olur mu?’ Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ‘Ben tam kapanma olacağını sanmıyorum’ diyor ve nedenini şöyle anlatıyor: “Bunu yapabilen tek ülke var o da Çin. Bunun dışında hiçbir ülke tam kapanma uygulayamadı. Tam kapanma 28 gün boyunca evden hiçbir koşulda çıkılamaması; sanayinin, ticaretin, turizmin durması demek. Bu ciddi ekonomik bir yük. Kısa çalışma ödeneği sonlandı, başka bazı ek yardımlar sağlanıyor ama 28 günlük bir kapanma için yeterli olmayabilir. O nedenle ‘tam kapanma’ beklemiyorum. Ancak çok sıkı tedbirler alınmalı. Ramazan ayından sonra da bu tedbirler birden değil yavaş yavaş kaldırılmalı.”

NE YAPMALI?

“Okullar yeniden yüz yüze eğitime kapatılabilir. Virüsün yayılımını önlemek için şehirlerarası seyahat kısıtlaması olabilir. Sadece kamu değil özel sektörde de kademeli mesai zorunlu tutulmalıdır. Evden yapılabilecek işlerin evden yapılması prensibi esas alınmalıdır. Tüm bu kalabalıkları azaltacak önlemler alınmazsa sadece restoranları kapatıp, sokağa çıkma yasağı uygulayarak bu işin önünü alamayız.”

3 BÜYÜK RİSK

“Virüsün 3 büyük bulaş yeri var:

Ev içi ortamlar Ulaşım (taşıma araçları) İşyerleri” “Bunların dışında okullar, restoranlar, AVM’ler gibi kapalı ve kalabalık alanlarda da bulaşıyor ama en kritik yerler buralar. Geçtiğimiz nisan-mayıs da okullar kapalı, şehirlerarası seyahatler kısıtlıydı. Toplu taşımadaki yoğunluğu azaltmak için kamu kademeli mesai yapıyordu. 65+ ile 20 yaş ve altı evdeydi. Yurtdışından gelenlere 14 gün karantina uygulanıyordu. Şu anda bunların hiçbiri yok.”

BİLDİĞİMİZ KURALLARIN DEĞİŞMESİ LAZIM

PROF. Dr. Mehmet Ceyhan’a ‘kişisel’ önlemlerin ne olması gerektiğini de sordum. Sonuçta ne tedbir alınırsa alınsın uygulayıcıları bizler olacağız. Prof. Dr. Ceyhan “Mücadele ettiğimiz bu virüs, bildiğimiz virüs değil mutasyonlu versiyonu. Bunu anlayın! Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’deki vaka sayılarının yüzde 85’i zaten mutant virüs kaynaklı. Birincisi; bu virüs eski virüse göre çok daha kolay bulaşıyor. İkincisi daha az miktarda virüs çok daha fazla kişi üzerinde etkili oluyor. İlk başta öğrendiğimiz tüm kişisel önlemler orijinal virüse göre belirlenmişti. Mesafe için 1-1,5 metre diyorduk... Şimdi mesafe en az 2 metre olmalı! İzolasyon süresi şu an 10 gün. Ancak yeni vakalar bize gösterdi ki virüs yükü az da olsa bulaştırıcılığı çok olduğu için izolasyon süresi yeniden 14 güne çekilmeli. Bunun dışında ailelerde, aynı evde yaşayanlar dışında, kimse birbiriyle temas etmemeli. Kalabalıklaşmanın olduğu ortamlardan kaçınılmalı. Buna iftar sofraları da dahil” diyerek uyarıyor.

"AŞILAMA HIZLANMALI"

Geçtiğimiz hafta ilk 6 günde toplam 1,7 milyon doz aşı yapılmış. Yeterli mi? Prof. Dr. Mehmet Ceyhan haftada en az 5 milyon doz ve aşılama oranının yüzde 75’in üzerine çıkması ile ancak toplumsal bağışıklıktan söz edilebileceğini belirterek, 40 yaş altında aşı kararsızlığı yaşandığını söylüyor. Prof. Dr. Ceyhan “İstenen yaz hedefine varmak için tereddütlerin ortadan kaldırılması ve çok hızlı aşılama şart. Bu hızla bahsedilen yaz hedefine varabilmek maalesef mümkün değil” uyarısında bulunuyor.

BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLÜ TUTUN

Mutant virüsün hızla yayıldığı, vaka sayılarının katlanarak arttığı böylesi bir ortamda oruç tutarken sağlığı koruyabilmek daha da önemli hale gelmiş durumda. Özellikle de bağışıklık sistemini korumak şart! Peki nasıl? İç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya 7 öneride bulundu.

“İftar ile sahur arası en az 8-10 bardak su için.”

- Doğru. Bütün gün susuz kalan vücut sıvıya ihtiyaç duyar. Harareti alır düşüncesiyle limonata, şerbet, çay gibi içecekler veya asitli ürünler tüketmek ise kan şekeri ve tansiyon dengenizi olumsuz etkiler, daha çok susamanıza neden olur.

“Tüm gün aç kaldım, iftarda her şeyi yiyebilirim.”

- Yanlış. Sindirim sisteminin yorulmaması, tansiyonun aniden çıkmaması ve şekerin hızlı yükselmemesi için iftarda yemekleri doğru sırayla ve ölçülü tüketmek gerekir.

“Sahurda pilav, makarna, poğaça yersem gün boyu tok hissederim.”

Yanlış. Beyaz un, şeker gibi basit karbonhidratlar kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşürür. Yediğiniz ilk an iyi hissedersiniz ama sonra hızlıca acıktırıp halsizleştirirler. Yani gün içinde daha çabuk acıkırsınız. Yerine; tam buğday ekmeği, yulaf gibi kompleks karbonhidrat kaynaklarını tercih edebilirsiniz.

“Zengin bir iftariyelik tabağı iftar sofralarının vazgeçilmezidir.”

Yanlış. Çeşit çeşit peynir, hurma, zeytin, salam, sosis, sucuk, pastırma, bal, reçel, kaymak ve tereyağından ancak fazlaca tuz ve şeker alırsınız. Su ihtiyacınız artar. Kan şekeriniz olumsuz etkilenir.

“İftarda yoğurt yemeyin.”

Yanlış. Yoğurt, cacık veya ayrandan vazgeçmeyin. Hem protein hem kalsiyum açısından zenginler. Metabolizmayı çalıştırır harareti dindirir. Gaz yapmasın istiyorsanız yemeklerde kimyon kullanın.

“Tatlısız iftar olmaz.”

Yanlış. Yemekten 1-2 saat sonra meyve yemek hem tatlı ihtiyacınızı karşılar hem de vücudunuza bol miktarda lif girer.

“Her sofrada pide olmalı.”

Doğru. Ama bir şartla! Haftada 1-2 kez ile sınırlayın. Porsiyon olarak da bir avuç içi kadınlar, onun iki katı erkekler için olabilir. Diğer günler ise esmer undan yapılmış ekmeklerden vazgeçmeyelim.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER