İzmir Tabip Odası: Asistanlık anlamsız şekilde artırıldı

İzmir Tabip Odası yeni dönem ilk toplantısını gerçekleştirdi. İzmir Tabip Odası Başkanı Süleyman Kaynak, "TUS Kontenjanlarının iki katına çıkarılmasını anlamsız" dedi.

İzmir Tabip Odası: Asistanlık anlamsız şekilde artırıldı

ÇİĞDEM ÖZEN / BEN HABER

İzmir Tabip Odası Orhan Süren Konferans Salonunda yapılan basın açıklama metnini İzmir Tabip Odası Prof. Dr. Süleyman Kaynak, okudu. Toplantıya, Yönetim Kurulu Üyeleri Uzm. Dr. Haldün Öniz ve Uzm. Dr. F. Yüce Ayhan yanı sıra asistan hekimler Ferdi Öget, Fatma Naime Kırlı katıldı.

Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavlarındaki kadro sayısı önceki dönemlerin iki katına çıkarılarak, 12.294 kişiye ulaştığını belirten İzmir Tabip Odası Prof. Dr. Süleyman Kaynak, "Bu konuda eğitim kurumlarının kapasitesinde anlamlı bir değişiklik olmamakla birlikte bir anda kontenjanların iki katına çıkarılmasının, eğitim kalitesini çok olumsuz etkileyeceği endişesi yaratmış bulunmaktadır. Bir dönemde yaklaşık olarak 6136 olarak açılmış kontenjanların, aniden iki katına çıkarılmasının, muhtemelen, asistan sayısının hızlı artırılması gibi bir amaçtan kaynaklandığı düşünülebilir." dedi.

Kaynak, Cumhurbaşkanının, "Giderlerse gitsinler, biz asistanlarla idare ederiz" sözleriyle ilişkilendirilebilecek bu anlamsız kontenjan artışının bir çok olumsuz sonucu olacağını söylerken, "Asistanlık esas olarak bir eğitim sürecidir. Bu eğitim süresinde , asistanın önünde eğitici konumundaki öğretim üyelerinin olmaması , asistanın eğitiminin yapılamyacağı anlamına gelir. Bu nedenle “ asistanlarla işi yürütürüz “düşüncesi bu konu ile ilgili vahim bir bilgi eksikliğinin eseridir. Asistanlıkta eğitim, her dalda farklı farklı olmak üzere binlerce manipülasyon, esasta eğitici öğenci ilişkisi, deneyim ve bilgi  paylaşımı ve nakliyle gerçekleşmektedir. Bu nedenle, asistan, kendi ustası olmaksızın, ne öğrenebilir ne de herhangi bir tıbbi işlem yapabilir. Bu hem eğitim açısından, hem de tıbbi ve hukuki olarak mümkün değildir. Asistanlıkta özellikle manipülasyonun, beceri ve el alışkanlığının gelişmesi uzun yıllar alır ve bu yıllar içinde bütünlüklü hasta takibi ile hekimler, hem bilgi hem de deneyim ve gözlemle, teorik ve pratik eğitimlerle yetiştirilir. Bu süreç emek yoğun bir eğitim, öğrenim ve pratik süreçtir. Asistanlık aslında bir eğitim sürecidir. Yoksa asistanlığı, ucuz iş gücü olarak görmek ve sağlıkla dönüşüm garabetinin ürettiği “yoğun kışkırtılmış hasta talebini“ asisrtanları emir komuta zinciri içinde, ucuza maaşlarla ve uzun sürelerle çalıştırarak çözmek, yapılacak en büyük hatadır ve bu hata on yıllarca düzeltilemez bir hatadır. Ülkemizde 126 adet tıp fakültesi vardır ve bunların yarıya yakını son 15 yıl içinde açılmıştır ve yaklaşık üçte ikisinin eğitim bakımından akredite olmadıklarını bilmekteyiz. Bu tıp fakültelerinde 200’ün üzerind efarklı görünen eğitim programı uygulanmaktadır. Tıp fakültesi sayısı olarak, dünyada, Hindistan, Çin, ABD ve Brezilya'dan sonra beşinci sıradayız ve bu anlamda, dünyada nerdeyse tıp fakültesi başına en düşük nüfusa sahip ülke olarak görünmekteyiz. Özellikle yeni açılan tıp fakülteleri ki bunların yaklaşık yarısı vakıf üniverstesi başlığı altında açılmış özel fakültelerdir, yeterli öğretim üyesi yoktur, yeterli donanım yoktur ama asistan eğitilmesi için asistan almaktadırlar. Vakıf üniversitelerine bağlı özel hastanelerde, hastalar “özel“ olmaları nedeniyle, özellikle cerrahi ve manüplasyon ve el becerisi geliştirici alanlarda, hasta tedavisinde asistanlar etkin olamamaktadırlar ve çok eksik eğitimle ellerine bir diploma verilmektedir. Bu hekimler hem ileriki yıllarda, kendilerini yetiştirmede zorluk çekecekler ve hem de hastalara yeterli beceri özeni gösteremiyebilir ve malpraktis sorununun yaygınlaşmasına neden olabilirler. Tüm bu nedenlerle, zaten son yıllarda, emek yoğun ve nöbet vb. çalışma koşullarının ağır ve riski yüksek hastalarla uğraşan dallarda asistan tercihlerinin çok düştüğünü ve hatta bir çok kontenjanın açık kaldığını görmekteyiz. Üstelik 2021 yılında 1. Dönemde açılmış olan 6309 kontenjandan 1033 ‘ü boş kalmıştır. Bu kadar asistanlık kadrosunun boş kalmasının nedeni, belirli branşların artık nerdeyse hiç tercih edilmemesidir. Bu tercih edilmemesindeki temel etkenlere bakılacak olursa, %68 işyükü, %66 Malpraktis, %64 Nöbetlerin çokluğu, %62 akademik ilerleme imkanı bulunmaması, %51 ise şidddete uğrama riski olarak saptanmıştır ve bunun neticesinde de, özellikle riskli dallarda asistanlık kadroları dolmamaktadır. En dipte tercih edilmeyen 4 branş sırası ile çocuk cerrahisi, göğüs cerrahisi, kalp damar cerrahisi ve beyin cerrahisidir. Bunun anlamı, yakın gelecekte, ülkemizde artık yeterince sayı ve kaliyede bu kritik cerrahileri yapacak hekim bulunamıyacağıdır. Bu açık görünen bir gerçektir. Tüm bu nedenlerle, tıp öğrencilerinin önemli bir kısmı da, yurtdışına gitme planı yapmaktadır ve bu son sınıf öğrencileri arasında %33’lere varmaktadır. Yani her üç öğrenciden birisi yurtdışını hedeflemektedir." dedi. 

İzmir Tabip Odası Başkanı Süleyman Kaynak, TUS Kontenjanlarının iki katına çıkarılmasıyla ilgili sonuç ve önerileri açıkladı. Kaynak, "Nitelikli eğitim ortamları hazırlanmaksızın asistan kadrolarını artırmak, sorunların çözümü değil, sorunların artmasına yol açar. Hekimlik kalitesinin hızla düşmesine yol açar ve mevcut sorunların çözümüne hiçbir katkı sağlamaz. İnsan gücü israfına yol açar. Tıp eğitimine uygun olmayan, donanım ve kadrosu yeterli olmayan tıp fakülteleri kapatılmalı. Öğrenciler mağdur edilmeden nakilleri sağlanmalıdır. Tıp fakültelerine yıllık olan ayrılan 17.550 dolayında öğrenci alımı azaltılmalıdır. Bu elimizdeki eğitim altyapısının kaldırabileceği bir rakam değildir ve hızla kalite düşmektedir. Özel tıp fakülteleri başta olmak üzere, her yönüyle ama özellikle teorik ve pratik eğitim kapasiteleri bakımından uluslararası evrensel kriterlere bağlı akreditasyona tabi tutulmalıdırlar.  Asistan kadroları azaltılmalı ve kurumların optimal ihtiyacına göre belirlenmelidir. İlk hedef eğitim olarak ele alınmalı ve buna göre kontenjanlar belirlenmeldir. Asistanlık bir eğitim sürecidir. Asistanlık ucuz iş gücü olarak görülmemelidir. Hastane ve eğitim kurumlarında, insan iş gücü, ara eleman, teknisyen, sekreter ve diğer çalışanların sayısının artırılması ile hekimlerin en verimli olarak çalıştırılması sağlanmalıdır. Öğretim üyesi yetiştirme politikası tümüyle değiştirilmeli, doçentlik sınavları eskiden olduğu gibi kademeli haline getirilmeli ve yayın üzerinden yapılan değerlendirmeler yerine daha geniş tabanlı ölçme ve değerlendirme sistemleri kullanılmalıdır. Hekimlerin bazı uzmanlık dallarından uzaklaşmalarının önlenmesi konusunda malpraktis konusunda temel çözümler üretilmeli, hastanın korunması hususunun  ve bu alanın muhatabının tam olarak devlet olması sağlanmalı, hekimler, malpraktis sorunundan kurtarılmalıdır. Şiddet konusunda kısa, orta ve uzun vadeli gerçekçi ve gerçek yaşama yansıyan düzenlemeler yapılmalı ve toplumun bu yönde yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Hekimlerin özlük hakları ve yaşam standartlarının artırılması şarttır. Hekimlerin yoksulluk sınırı altında gelirle yaşamalarının önüne geçilmesi gerekir. Basamaklandırılmış sağlık sisteminin yeniden kurulması ve buna bağlı olarak yeniden ihtiyaçlara bağlı hekim ve asistan kadrolarının kısa, orta ve uzun vadeli olarak saptanması gerekir." dedi.

Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2022, 15:01
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER