Göztepe: İki haftada 6 puan ve...

Bugün futbol konuşmak istiyorum.

Pandemi, alışageldiğimiz ve bildiğimiz dünya düzenini kısa sürede eskisi gibi yaşamayı olanaksızlaştırdı.

Ve; bizleri evlerimize kapanmamız gereken "yeni normal" ile baş başa bıraktı.

Spor endüstrisi de bu şok dalgasından payına düşeni aldı.

Müsabakalar soş tribünler önünde, taraftarsız bir şekilde oynanmaya başladı.

Henüz bıçak kemiğe dayanmadı ama, taraftarların takımdaki "12. kişi" olarak nitelendirildiği futbola, onlar olmadan devam etmek gerçekten mümkün olabilecek mi?

*

Spor organizasyonları, pandeminin yarattığı ilk şoku atlattıktan sonra önce liglere devam etmenin yollarını aradı.

Zarar her geçen gün artsa da dünyada hiçbir lig risk alıp müsabakaları tekrar başlatan ilk ülke olmak istemiyordu.

Bu kısır döngüyü ilk Almanya profesyonel futbol ligi Bundesliga, 16 Mayıs 2020'de bir dizi önlemle futbola geri dönerek bozmuş oldu.

Önlemler arasında en öne çıkan uygulama, artık stadyumlara taraftarların alınmayacak olmasıydı. *

İngiltere profesyonel futbol ligi Premier Lig de benzer önlemlerle 17 Haziran'da yeniden yeşil sahalara döndü.

Sonra benzer önlemlerle neredeyse tüm ülkelerde seyircisiz futbol karşılaşmaları başlatıldı.

*

Tamam, güzel de, seyircisiz futbol; birçok kulüp için spordaki bu büyük değişim, maç günü gelirleri ve sponsorluk anlaşmalarından yoksun kalmak anlamına geliyordu.

Nitekim futbol endüstrisinde bu uygulama acımasız sonuçlar ortaya çıkardı. Futbolun bütün seviyelerinde kulüpler büyük gelir kayıplarıyla karşı karşıya kaldı.

*

Bir danışmanlık şirketi olan Deloitte, yayımladığı yıllık raporunda Premier Lig kulüplerinin toplam gelirinde 2020 finansal yılının sonu itibarıyla yüzde 17'lik bir düşüş olacağı öngörüsünü paylaştı.

Gelir kaybı yıl sonu itibariyle maalesef artarak yüzde 30'ları buldu.

Çünkü liglerde maç günü gelirleri, üst liglerde kulüplerin toplam gelirlerinin yüzde 20'sini oluşturuyor.

Bu, alt liglerde daha da önemli; çünkü maç günü gelirlerine bağımlılık alt liglerde çok daha fazla. İngiltere'den bir örnekle anlatırsak; bu ülkede ikinci lig Championship'te bu oran yüzde 28 iken 3. ve 4. Lig'de yüzde 30'lara kadar çıkıyor. *

Tüm kulüplerin maç günü gelirleri sıfırlanırken, pandemi nedeniyle ek olarak önemli sponsorluk gelirlerinden de mahrum kaldı.

Deloitte, endüstrideki birçok ticari ortağın harcama kararlarını değiştirmek zorunda kalacağını ve kısa vadede sektörden çekileceğini belirtti.

*

Dünyadaki tüm üst liglerde; (bizde Spor-Toto Süper Lig) küresel sponsorlarla iş ortaklığı yapıldığı için fazla kan kaybetmeyecek olunsa da küçük kulüpler harcamalarını kısmak zorunda kalan yerel iş ortaklarıyla baş etmek durumunda kalıyor.

*

Kulüpler, pandeminin finansal etkilerini bir nebze de olsa hafifletmek için alternatif gelir kalemleri yaratmanın yollarını arıyorlar.

Bunlardan biri ve sektördeki en yaygın çözüm, karton taraftar modeli.

Birleşik Krallık'ta taraftarlar ortalama 20 sterlin ödeyerek kartona basılmış fotoğraflarıyla stadyumdaki yerlerini alabiliyor.

Bu uygula Türkiye'de ilk kez Beşiktaş tarafından uygulandı ve yavaş yavaş da yayılıyor.

Örneğin geride bıraktığımız hafta oynanan Y. Malatyaspor- Konyaspor maçında, stadın bir tribünü sırf taraftar portleleri ile doldurulmuştu.

Fakat her fikir taraftarlardan karton modeli kadar destek görmedi.

Örneğin sezon başında Premier Lig yönetimi, belirli maçların izle ve öde (pay-per-view) yöntemiyle yayınlanacağını duyurdu.

Taraftarlar maçlar için istenen 15 sterlinlik ücreti çok bulup lig yönetimine tepki gösterince bu plan hayata geçmeden son buldu.

*

Futbol takımları sonunda çareyi masraflarını azaltma yoluna gitti.

Avrupa Liglerinde yine ilk olarak Arsenal ve Everton gibi bazı Premier Lig kulüpleri, oyuncuların ve antrenörlerin maaşlarında kesinti yapmayı teklif etti ve sonrasında bunun kabul edildiği duyuruldu.

Ek olarak birçok kulüp de çalışanları için devlet desteğine başvurdu.

*

Diğer kulüpleri bilmiyorum ama bu tasarruf tedbiri yöntemi Süper Lig'de önce Galatasaray ve Beşiktaş tarafından uygulandı.

Sanırım pek çok kulüp de sonrasında aynı yolu izlediler.

Maaş indirimini kabul etmeyen oyuncuların kimi kadro dışı bırakıldı, kimisinin sözleşme yenilenmesi askıya alındı. Hatta bazılarından devre arası kulüp bulmaları istendi.

*

Peki futbolun baş aktörleri futbolcular boş stadyumlarda oynamaktan memnunlar mı?

Hayır; hiç memnun değiller.

Bunu en iyi Burnley FC kaptanı Ben Mee ve Watford FC kalecisi Ben Foster ifade etti:

Ben Mee:

"-Dolu tribünler önünde oynamanın getirdiği adrenalin duygusunu asla yaşayamıyoruz."

Ben Foster:

"-Boş bir stadyumda galip gelmektense taraftarlar önünde yenilmeyi tercih ederim!.."

*

Peki biz maçkolikler, taraftarlar memnun muyuz?

Futbolcular gibiyiz;

"Hayır memnun değiliz!..

Örneğin ben, televizyon ekranından mecbur kalmadıkça maç izlemekten hoşlanmıyorum.

İnanmayacaksınız ama anadan doğma Göztepeli olduğum halde bazen sıkılıp maçı bırakıp evin içinde dolaştığım, balkona sıklıkla çıktığım oluyor.
Ne yazık ki; Eski günlere ne zaman döneceğimiz belli değil.

Ve bu koşullarda sürmesi halinde futbolumuzun, taraftarlar ait oldukları yere, yani stadyumlara dönene kadar aynı tadı vermeyeceği kesin.

---------------------------------

İKİ HAFTADA 6 PUAN...

Nasıl rahatladım bilseniz; çünkü dün oynan Fenerbahçe deplasmanından puan ya da puanlar almadan dönseydik, dibe inecektik.

Sonrası ne getirirdi bilemem ama, hem zirvede hem de altta mücadele öyle bir kızıştı, sertleşti ki, son dörtlü çukura düşenin Allah yardımcısı olsun!..

*

Böyle bir süreçte Göztepe için Fenerbahçe galibiyeti "Şam'da kayısı" gibi "cuk" oturdu.

Bakmayın siz istatistiklere...

Ünal Karaman'ın taktiği, futbolcularının da bunu harfiyen uygulaması galibiyeti getiren en büyük etkendi.

"Fenerbahçe'yi sahamızda kabul edeceğiz, ani kontrataklarla çıkıp sonuç arayacağız..."

*

Aynen böyle oldu.

Göztepe alt yapısından yetişen öz evladımız Halil, çabukluk becerisini herkesi hayran bırakan

"dribbling" (diriplink) ile kaleci Altay'ı da çalımlayıp boş kaleye topu düzgün bir vuruşla göndererek kaptanı olduğu Göztepe'yi zafere taşıdı.

Tüm Göztepeli futbolcuları Türkiye'nin en iyi kadrosuna sahip Fenerbahçe gibi bir takımı, hem de Kadıköy'de dize getirdiği için yürekten kutluyorum.

Ama defansta, gözünü budaktan sakınmadan mücadeleye katkılarından dolayı, Alpaslan ve Atınç'ı, genç kaleci İrfan Can'ı kimse kusura bakmasın "katmerli" kutluyorum.

*

Teknik Direktör Ünal Karaman ile anlaşıldığı duyurulduğunda da dünkü gibi rahatlamıştım.

Ünal Hoca, bu liglerin en iyi, en kaliteli, reklamı, övünmeyi sevmeyen, inatçı, çalıştırdığı takımları, rahat bırakıldığında zirve yarışına ortak eden, Türkiye Lig'lerinde genç oyunculara verdiği değer-fırsat ve yetiştiriciliği ile 10 numara olmayı hak eden bir futbol adamıdır.

Oyunu iyi okuması, yaptığı değişikler ve en önemlisi de rakip takımın zaaf ve zayıf yönlerini, oyun taktiğini çözme özellikleri tüm yeteneklerinin üstüne konulabilecek artılarıdır.

*

Göztepe'de bugün başarıyı getiren arkadaşlık-yardımlaşma-sevgi-bütünleşme ve yardımlaşma Ünal Hoca ile "zirve" yapmıştır.

*

Kendi futbol anlayışınıza ve onu sahaya yansıtacak oyuncuları seçmediğiniz sürece bir teknik direktörün işi gerçekten çok zordur.

Bu nedenle, lig başladıktan ya da devre arası bir takımı her hafta erirken ve kötüye giderken teslim almak, ciddi sorumluluk üstlenmeyi gerektirir.

İstatistiklere göre böyle durumlarda başarı oranı yüzde 30'ları geçmez.

Ünal Karaman futbolda bu istatistiği tersine çevirebilen ender hocalardan biridir.

Göreceksiniz Ünal Hoca ile Göztepe ışıldayan bir yıldız olacak;

İzmir'in kolay değil, en zor deplasmanlardan biri olduğunu gösterecektir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nedret Utku
Nedret Utku - 1 hafta Önce

Aynen katılıyorum FB.olarak ve İzmir takımını desteklemek mecburiyetinde olarak söylüyorum

Nedret Utku
Nedret Utku - 5 gün Önce

İzmirli olarak sevindim FB.li olarak üzüldüm ama daha çok hafta var FB için zaman var