'Esas tahribat, denizin dibinde'

Marmara Denizi’nde yayılan ve korkunç görüntülerin ortaya çıkmasına neden olan müsilaj son dönemde en önemli gündem maddelerinden biri.

Konuya ilişkin uzmanlar her fırsatta ‘Marmara ölüyor’ ifadelerini dile getirirken; Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 6 Haziran’da Marmara için ‘Koruma Eylem Planı’nı açıklamış, 8 Haziran’da ‘temizlik seferberliği’ başlatılmış, 15 Haziran’da ‘müsilaj’ toplantısı düzenlenmişti.

Koronavirüs salgınından sonra, Türkiye’deki en önemli sorun olan müsilaja yönelik vatandaşlar da büyük bir endişe taşırken; Ben Haber Genel Yayın Yönetmeni Erol Yaraş asıl tahribatın deniz dibinde yaşandığının altını çizerek; tedbirlerin bir an evvel alınması gerektiğini ifade etti.

İşte Yaraş’ın o açıklamaları:

Denizin altındaki tahribat tartışılmıyor

Biz müsilaj konusunda buz dağının üstünü görüyoruz. Ama esas tahribat dipte. Yani biz üstteki ‘kaymak’ tabakayı toplamaya çalışıyoruz ki bunu yapabilmek iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey, mümkün değil. Toplanamadığı da görülüyor.

Ama esas olarak, deniz altındaki tahribat tartışılmıyor. Denizin üstündeki görüntü gittiği an, ‘müsilaj bitti’ diye havalar başladı. Yok öyle bir şey. Denizin altındaki tahribat öyle birkaç sene ile düzelecek bir olay değil.

Onun için tedbirler hala tam yapılmıyor. ‘Şu kadar ceza kestik’ diye söyleniyor ama Marmara’ya akan dereler hala simsiyah akmakta. Demek ki bu dere sularına hala atıklar verilmekte, bunlar da fabrika atıkları. Evsel atık da elbette kötü ama sonunda ‘yalnız evsel atıksa’ doğa bunu bir şekilde tolere etme şansına sahip. Ama buralara gelen derelere bakıyoruz, hala ‘katran’ gibi geliyor. Bu demektir ki, hala bu derelerin geçtiği şehirlerdeki fabrikalardan, müthiş bir şekilde deşarj yapılıyor.

Neredeyse 1 ay oldu, müsilaj konusunda hala bu derelerin renginde bir değişim yok. Tedbir alınırsa, o derelerin renginin katran gibi değil de, daha da açılarak gelmesi gerekiyor. O zaman dersiniz ki, bir kısmı engelledi, gerisi de hallolacak.

Daha sonra atık tesislerinin biyolojik arıtmaya dönüştürülmesi var, bunlar elbette sihirli bir değnekle yapılacak şeyler değil. Ama önce bir genel kirliliğin önlenmesinin yollarının bulunması lazım. Benim bunu yapıldığını hissedebilmem için, şu an o akan derelerin renklerinin yavaş yavaş değişiyor olması lazım. Bu da bana o zaman şunu gösterir ki; bunu yapan fabrikalarla uğraşılmaya başlandı. Kapatılmaya başlandı. Artı; deniz yüzeyini kurtardık diyelim ama esas deniz tabanını kurtarmamız lazım, onun için çalışmalar yapılmalı.

Zamanında bu durum öngörüldü

Bakın bir zamanlar 150 çeşit balığın olduğu söylenen Marmara’da şu anda 3 çeşit balık kaldı deniyor.

Artık bu durum Çanakkale Boğazını da tehdit etmeye başladı.

Zamanında bu durum öngörüldü. 2007-2008 yılından beri uyarılmışız. Bu da bilinen bir gerçek, ama ne yazık ki, biz hep tedbirleri başımıza geldikten sonra alan bir toplumuz.

Ufacık İzmir Körfezi’ni, Marmara’yı baz alarak konuşuyorum, 40 yılda 1 milyar dolar harcayarak hala temizleyemedik. Kimse kimseyi kandırmasın, Marmara’yı öyle 2-3 yılda temizlememiz mümkün değil, bir an evvel tedbirlerin alınması lazım.

YORUM EKLE