Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer

Abone Ol

Bir 8 Mart gününe daha geldik. Herkes yine kadınlara verilmeyen önemi anlatacak ve yine “kadınlarımız baş tacıdır” açıklamasıyla günü kurtaracak. Biz farklı bir şey yapalım bugün ve kadınlarımızı baş tacı yapan bir kişinin bu işi nasıl başardığına bakalım ki, herkes kendinde bu gücü bulmak için bir heves bulsun.

Evet Atatürk’ten söz ediyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün kadın haklarına bakışı, sadece bir "reform" değil, Türk toplumunun yapısını kökten değiştiren bir modernleşme vizyonudur. Yani devrimdir. Kadının Osmanlı dönemindeki yerini değiştirmiş ve yerine daha katılımcı, daha çağdaş ve özellikle de hukuki açıdan tam tersi bir noktaya ulaşmasını sağlamıştır.

O, kadının toplumdaki yerini bir lütuf olarak değil, çağdaşlaşmanın ve demokrasinin temel şartı olarak görmüştür. Atatürk’ün bu konudaki yaklaşımını şu ana başlıklarla özetleyebiliriz: Kadını sosyal ve hukuki anlamda toplumda eşit hale getirmiştir. Ona göre bir toplumun yarısı olan kadınlar, zincirlere bağlıyken diğer yarısı olan erkeklerin yükselmesi mümkün değildi. Bu nedenle önce 1926 Türk Medeni Kanunu ile devrimi gerçekleştirmiş ve kadınlar; mirasta eşitlik, tek eşlilik ve boşanma hakkı gibi temel haklara kavuştu. Ardından kadın “birey” statüsüne geçerek modern hukuka geçiş sağladı.

Kadının topluma katılmasının en üst aşaması, ülkenin kaderinde söz sahibi olmasıdır. Atatürk bunu iyi bildiği için sıranın kadınların siyasi haklarına geldi ve kadınlarımız Atatürk’ün desteği ile pek çok Avrupa ülkesinden (Fransa, İtalya, İsviçre gibi) çok daha önce kazanmayı başarmıştır.

1926 yılında manevi kızı tarihçi Afet İnan’a verdiği görevle önce dünyadaki bu konuyla ilgili çalışmaları araştırtmış sonra da 1930’da kadınların önce Belediye seçimlerine katılma hakkını, 1933’te muhtar seçilme ve ihtiyar heyetine girme hakkını ve 1934’te de Milletvekili seçme ve seçilme hakkını veren yasaların çıkmasında ön ayak olmuştur.

Bu önemli gelişmeler kadının toplumda daha fazla yer etmesini sağlamış ve eğitim ile ekonomik hayata girmesini kolaylaştırmıştır. Zaten daha 1924 yılındaki Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birleştirilerek kız çocuklarının önündeki barikatlar kaldırılmıştı. Artık kadınlarımızın doktor, avukat, öğretmen ve sanatçı olmalarının önünde de hiçbir engel kalmamıştı.

Atatürk’ün kadının topluma katılmasına yönelik vizyonu, sadece hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda derin bir zihniyet devrimidir. O, kadının ev hapsinden kurtulup hayatın her alanında "görünür" ve "etkin" olmasını tam bağımsızlığın bir parçası olarak görmüştür. Atatürk için kadın, bir erkeğin tamamlayıcısı değil; hayatın, siyasetin ve ekonominin eşit ortağıdır.

"Ey Kahraman Türk Kadını, Sen Yerde Sürüklenmeye Değil, Omuzlar Üzerinde Göklere Yükselmeye Layıksın"

Mustafa Kemal Atatürk