“Erkler birliği yerine, Erkler ayrılığı anayasada etkin şekilde yer almalı”

Prof. Dr. Lenger; “Yeni anayasa hazırlıklarının da, 1982 Anayasasının yetersizliği nedeniyle, değişen ve gelişen toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak bir anayasa ihtiyacından kaynaklandığını biliyoruz.”

“Erkler birliği yerine, Erkler ayrılığı anayasada etkin şekilde yer almalı”

BEN HABER

Ege Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Lenger, son günlerde Türkiye’nin ana gündem maddelerinden biri olan ve farklı seslerin çıktığı ‘anayasa sistemi’ üzerine, detaylı bir yazı kaleme aldı.

Prof. Dr. Lenger; “Yeni anayasanın toplumun bu kadar düşük bir kesimince desteklenen bir yönetim sistemine dayandırılması, anayasanın toplumsal sözleşme ruhuna aykırı olur” ifadelerini kullandı.

İşte o yazı…

YENİ ANAYASA ÜZERİNE

Ruhunu yüzlerce yıllık insanlık tarihinden çıkarılan derslerden alan anayasal metinler temelde bir toplum sözleşmesidir. Toplumdaki bireyler, bireysel özgürlüklerinin bir kısmından kendi istekleriyle vazgeçerek, toplumsal ve kamusal bir düzenin oluşması sürecine katkı sağlarken, karşılığında güvenlik gibi kamusal bir hizmetten yararlanırlar. İlk anayasalardan bugüne, temel hakların güvence altına alınmasına çalışılmış; özgürlüklerin hangi koşullar altında sınırlandırılabileceği belirlenmiştir. Bu konu bizi, özgürlük ve güvenlik ikilemi ile yüz yüze bırakır. Toplumsal örgütlenmede her ikisi de gerekli olan bu iki kavramdan birinin zayıflaması, diğerinin güçlenmesini sağlar. Yeni bir anayasacılık anlayışının bu iki kavramı birbirini dışlamadan güçlendirme yönünde gelişmesi gerekir.

Bizimki gibi toplumlarda, güvenlik öncelikli konu olagelmiştir. 1961 Anayasasında özgürlükler biraz ön plana çıkınca, On yıl sonra bu anayasasının “bu topluma bol geldiği” dile getirilerek, güvenliği ön plana çıkaran, güce dayalı bir müdahale olmuştur. Çeşitli değişikliklerle birlikte halen yürürlükte olan 1982 Anayasası, bu müdahaleyi daha ileri bir aşamaya taşımış, 1961 Anayasasının çok daha gerisinde bir anayasal metin olmuştur. Buna karşın, her ne kadar adil olmasa da, yapılan halkoylamasında % 92’ye yakın bir oyla kabul edilmiştir. Dolayısıyla, bizimki gibi toplumlarda, bireysel hak ve özgürlükler, özgürlük ve güvenlik ikileminde genellikle arka plandadır. Çünkü geniş halk yığınlarının özgürlük talebi olmadığı gibi, temel haklarının sınırlandırılması bu yığınları çok da rahatsız etmez.

Yeni anayasa hazırlıklarının da, 1982 Anayasasının yetersizliği nedeniyle, değişen ve gelişen toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak bir anayasa ihtiyacından kaynaklandığını biliyoruz. Bu ihtiyaç, toplumsal sözleşmenin taraflarınca ısrarla talep edilmediği sürece, yukarıdan bahşedilen özgürlüklerin sınırları da o kadar dar olacaktır. Temel hak ve özgürlükler tanımlandıktan sonra, “ancak” ile başlayan her tümce, bu dar sınırları çizecektir. Özgürlüklerin topluma bol geldiği düşüncesine dayalı anlayışa sahip olanların, bugün kendi toplumu için bu özgürlükleri lüks olarak görmekten vazgeçmesi gerekir. Bu nedenle, anayasa tartışmalarından taslak metindeki olası “ancak”ların sayısının azaltılması yönünde bir iradenin ortaya çıkması beklenir.

“Bir fren ve denge mekanizması kurulmalıdır”

Bunun kadar önemli bir başka konu ise, yakın zamanda yine bir halkoylamasıyla geçmiş bulunduğumuz Başkanlık sisteminin gözden geçirilme ve belki de değiştirilme ihtiyacıdır. Başkanlık sistemi hızlı karar alma esnekliği sayesinde, etkin bir siyasal yönetimin sağlanmasına yönelik bir adım olarak sunulmuş, ekonomik ve toplumsal gelişmeyi çok daha hızlı gerçekleştirme zorunluluğumuz olduğu için bu sistemin kaçınılmaz olduğu belirtilmişti. Gelinen noktada, edindiğimiz deneyimlerden karar alma süreçlerinde yetkileri bir erke vererek, çok hızlı karar almanın her zaman çok da sağlıklı olmadığı görülmüştür. Hızlı karar almak ve zaman kaybetmeden uygulamaya koymak önemlidir, ama bundan daha önemlisi doğru kararı almaktır. Yanlış kararlar çok hızlı uygulandığında, doğru kararların geç uygulanmasından daha kötü sonuçlara yol açar. O nedenle, erkler birliği yerine, erkler ayrılığı anayasada etkin şekilde yer almalı; bir fren ve denge mekanizması kurulmalıdır.

Küresel salgın ve onun öncesinde başlayan ve salgının etkisiyle daha da ağırlaşan ekonomik krizin ortaya koyduğu bilançoda, kısa bir süre önce başkanlık sistemini halkoylamasında kabul eden halkın, başkanlık sistemine olan desteğinin de % 35’e düştüğü, parlamenter sisteme olan desteğinin ise % 58’e çıktığı Aralık 2020’de yapılan bir araştırma ile ortaya kondu

Yeni anayasanın toplumun bu kadar düşük bir kesimince desteklenen bir yönetim sistemine dayandırılması, anayasanın toplumsal sözleşme ruhuna aykırı olur. Yeni anayasa hazırlıklarında, bu noktanın göz ardı edilmemesi gereklidir.

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2021, 09:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER