Bir Çanakkale anısı: Bu vatana feda olsun

  

 
Çanakkale mi?  

O, tarihin belki de eşine rastlayamayacağı kahramanlıklarla
dolu bir büyük olaydır. Bir milletin, hatta tüm tarihini şerefle yüceltmeye
yetecek bir destan...
Çanakkale'de kuvvetler arasında nispet diye bir şey yoktur. Orası, zaman
zaman bir manganın bir taburla, adî ateşli hafif ve demode birkaç topun en
güçlü harp gemileriyle savaştığı yerdir.  

Orası, tüm imkânsızlıkları hiçe sayarak yurdunu, istiklâlini korumak için şahlanan bir milletin inançla, kanla kazandığı kutsal bir zaferin alanı ve tümüyle bir şeref anıtıdır.
*Anlatacağım olay*, Çanakkale Savaşlarının her safhasında nice
benzerlerinin yer aldığı sayısız olaydan biridir:

O sabah yine bütün şiddetiyle başlamış olan boğazlaşma, akşama doğru
birliklerimizin üstünlüğüyle devam ediyordu. Gözetleme yerinde, gelişen
süngü hücumlarını heyecanla izlemekteydim. Kükremiş arslanlar gibi düşman
siperlerine atılan Mehmetçiklerin "Allah! Allah!" nidaları ufku sarmış,
vahşî bir uygarlığın gücünü temsil eden düşman zırhlılarının top seslerini
bile bastırır olmuştu.
Arkamda duyduğum ayak sesleri üzerine başımı çevirince, karşımda Ali
Çavuş'u buldum. Sararmış yüzü derin bir acının belirli izleriyle
çizgiliydi. Daha "Neyin var?" diye sormama meydan kalmadan, o müthiş
gerçeği anlamama yetecek bir hareketle, kolunu uzatmıştı. Dehşetle
sarsıldım. Çavuşun sol kolu, bileğinin dört beş parmak kadar yukarısında
parçalanmış, kanlar içinde idi. Elinin yere düşmemesini ancak zayıf bir
bağlantı önlüyordu.
Ali Çavuş, avuçlarını sıkarak acısını önlemeye çalışırken, cebinden
çıkardığı bir çakıyı bana uzatmış ve "Şunu kesiver kumandanım!" ricasıyla
yardım istemekteydi.
Bu üç kelimelik sözde, öyle dehşet verici bir istek ve öylesine kesin bir
zorunluluk vardı ki, birkaç saniye içinde, tüylerimi ürperten o işlemi
yapmaktan uzak kalamadım.
Bir teselli sözü söylemiş olmak için de "Üzülme Çavuş, Allah vücuduna
sağlık versin" diyebildim.
Ali Çavuş, yere düşen eline, elsiz kalan koluna ve akmakta olan kanına bir
süre sessizce baktıktan sonra, gözlerini ateş ve duman içindeki ufka doğru
çevirdi, "Feda olsun, vatan sağolsun!" dedi.
 

3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında
Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu
Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan
kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer
destanıdır.  

Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir
lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale'nin
sularında, Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış, bu zaferler Türk
Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.  

Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış; 19 Mayıs 1919'da O, Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı, "bu benim kahraman komutanımdı" diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı'na katılmıştır.  

Türk Ulusu ve dünya O'nu böylece tanırken, O da Conkbayırı'nın, Kocaçimen'in, kan deryası can pazarında ulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından tanıyarak
daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı
kanaatini daha o zamandan edinmiştir.  

18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha 1915'in Mart ayında İstanbul'a girerek Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertebilecekti.  

Çanakkale Boğazı'nı denizden aşıp İstanbul'a giremeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915'ten başlayarak 8-9 Ocak 1916'ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı, Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusyası en kısa yoldan müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak,
muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda
Almanya'nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de 1915'te sona
erecekti. Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine, üç imparatorluğun
(Osmanlı, Çarlık ve Avusturya/Macaristan İmparatorlukları) tarih
sahnesinden silinmesine neden olmuştur.  

Gelibolu Yarımadası'nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal'in Anafartalar tepesinde yaktığı zafer meşalesi, Kurtuluş savaşımızın da
yolunu aydınlatmıştır. Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25
Nisandan sonraki kara savaşlarında, Mustafa Kemal'in etkin liderliği
sayesinde kazanılan zaferlerin, ulusal tarihimize ve dünya tarihine yön
veren etkin rolünü yukarda belirtilen noktalarda toplamak mümkündür.  

YORUM EKLE