Atatürk'ün özel hayatına giren 5 kadın..

O'nu bugüne kadar hep erkeklerden dinledik; biyografilerinde anlatılarına yer verilenler hep erkekti. Ama Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatında kadınlar her zaman çok önemli bir yer tutmuştur.

Mustafa Kemal ile ilgili bu 'erkek anlatımları' tabusunu ölümünün 83. yılında onu yakından yaşamış kadınların anlatılarına yer vererek yıkan yine bir kadın; gazeteci-yazar İpek Çalışlar oldu. *

Önce İpek Çalışların O 5 kadın için yorumu:

"Atatürk'ün hayalindeki kadın modelinin Latife olduğu kanısındayım. Bu nedenle bütün planlarını değiştirip onunla evleniyor.

*

Annesi Zübeyde Hanıma saygısı ve sevgisi gayet dozunda. Zübeyde Hanım sağduyusu ile adeta onun pusulası.

*

Fikriye'ye gelince... Onunla dolu dolu yaşadığı iki yıl boyunca çok mutlu, kahkahaları uzaktan duyuluyor.

*

Halide Edib, ülkenin dışına taşmış şöhreti olan bir kadın. Neredeyse yaşıtlar. Mustafa Kemal'i hem takdir ediyor hem de tenkit ediyor. Gergin bir ilişkileri var.

*

Kız kardeşi Makbule'ye gelince... İdealindeki kadınlara benzemiyor ama tek kişilik ailesi. İki kardeş nasıl birbirini hem sever hem hırpalar, onlar da öyle. Mustafa Kemal'in babası o küçücükken ölüyor. O da iki kız kardeş, annesi ve anneannesi ile birlikte yaşıyor. Kadınların ne kadar ezildiğini görüyor. Kadın meselesi çocukluğundan itibaren Atatürk'ün kafasını çok meşgul ediyor. Atatürk'e kadınlık meselesinde yol gösterici ise büyük ölçüde annesi Zübeyde Hanım.

ZÜBEYDE HANIM NASIL BİRİ?

Zübeyde Hanım çevresindeki kadınlara önderlik edebilen, anlayışlı, mantıklı ve akıllı bir kadın. Oğlunu (Mustafa Kemal'i) yetiştirirken onu özgür bırakıyor ama kontrolü de hiç elden bırakmıyor. Üvey baba ile Mustafa Kemal arasındaki soğuk ilişkiyi ortadan kaldırmadaki ustalığı, parasını kullanırken gösterdiği basiret dikkati çekiyor.

"Kadınlık meselesinde bana yol gösteren annemdir" diyen bir Mustafa Kemal var. Böyle diyor ama, bir yandan kız kardeşi Makbule'nin okuyamamasına ses çıkartmıyor, eşi Latife'nin vekil olmasına izin vermiyor.

Zübeyde Hanım'ın Fikriye ile muhabbeti yok. Latife'yi ise gelin olarak beğeniyor, benimsiyor.

Kemal'in annesinden de kız kardeşinden de kadınlık durumuna ilişkin pek çok şey öğrendiği bir gerçek. Ama kadın meselesine sihirbaz gibi çözümler getirmesi o yıllarda mümkün değil. Büyük adımlar atsa da, sorunun hala günümüzde de kanamaya devam ettiğini düşünürseniz, işinin ne kadar zor olduğunu tahmin etmek mümkün.

Kadın ile erkeğin eşit fırsatlardan yararlanması, öncelikle hukuk önünde eşit olmaktan geçiyor. Bunu gerçekleştiriyor. Ama erkekler kendi cennetlerini kurmuşlar. Bu cennete müdahale edilmesine şiddetle direniyorlar. Anlayacağınız Yunan ordusu ile savaşmaktan çok daha çetrefilli.

Zübeyde Hanım'ın okuma yazmayı bilip bilmediği tartışmalarına gelince...

Eğitim görmemiş ama hayat okulunun iyi bir öğrencisi olmuş. Mektuplarını yakınlarına dikte ettiriyor.

Düşünsenize ölen üç çocuğunun yasını tutarken hayattaki üç çocuğuna tek başına bakmak zorunda kalan bir kadından söz ediyoruz.

------------------------------------------------------------------------------

KIZ KARDEŞİ MAKBULE

Bugüne kadar Makbule Hanım'ın Mustafa Kemal ile ilişkisi nedense görmezden gelinmiş. Ağabey-kardeş arasında teklifsiz sıcak bir ilişki var. Muhabbet de var, gerginlik de. Kimi gel-gitlerden sonra, ağabeyi onu yanına, Çankaya'nın bahçesine inşa ettirdiği Camlı Köşk'e taşıyor.

Makbule Hanım; aslında çocukluklarına dair anıları 1950'li yıllarda birkaç gazeteciye uzun uzun anlatıyor. Yakın çevresinden soranlarla da paylaşıyor. Atatürk'e dair pek bilmediğimiz hikâyeleri ondan öğreniyor herkes. Ama değeri bilinmemiş hikâyeler bunlar. Sansür edilip kitaplardan çıkarılan satırlar bile var.

Neden mi? Kadın olduğu için ve içtenlikle konuştuğu için.

Atatürk'ün hayatını siyaset ve komutanlıkla sınırlama eğilimi dayatılınca diğer hikâyeler fazla yazılıp çizilmemiş. Çocukluğunda oyun oynarken tepeden tırnağa çamur olması anlatılmamış da birdir bir oynarken eğilmediği tekrarlanmış. Yani onun çocukluğunu adeta yeniden inşa etmişiz.

Sebep: Ağabeyini insani yönleriyle tanıtması. Normal bir kardeş gibi konuşması.

Makbule Hanım'ın anlattıklarından en çarpıcı olanlar, kadınlara dair satırlar. Kadınların yaşadığı ağır hayatları öylesine çarpıcı bir şekilde anlatıyor, mutsuz çocuk gelinlerle eziyetçi kaynanalardan öyle dokunaklı bir dille söz ediyor ki: kadının ikincil konumunu büyük bir samimiyetle tasvir ediyor. Toplumdaki gerçek durum zaten çırılçıplak ortada. Mustafa Kemal'in çocukluğunun geçtiği evde de bu ortamı yaşayarak, görerek büyüyor.

*

Cumhuriyetçi feminizmin en önemli kişilerinden biri olan Nezihe Muhiddin'in öncülük ettiği bir grup kadın, o yıllarda CHP (Cumhuriyet Halk Fıkrası) bile yokken, Kadınlar Halk Fırkası'nı kurma girişiminde bulunur. Kadınlar Halk Fırkası'nın amacı, kadınların siyasi haklarını kazanmak için çalışmaktır. Bu girişim Atatürk'ün başında olduğu hükümetin izin vermemesi üzerine başarısızlıkla sonuçlanır.

Peki, O tarihte, Kadınlar Halk Fırkası'nın kuruluşuna hükümet neden izin vermiyor?

1923 yılında Kadınlar Halk Fırkası'na parti olarak izin vermiyorlar ama aynı kadınlar dernek adı altında faaliyetlerini mükemmel bir şekilde yürütüyorlar. Henüz ülkede tek bir parti kurulmadan bir kadın partisi kurma girişimi şüphesiz çok heyecan verici.

Ama bir sürü denge gözetilir siyasette. Bu parti de bu dengelere kurban gidiyor. Ancak bu kadınların önüne dikilen olmuyor, sansür eden de. Tersine teşvik var. Kadınlar sürekli eşitlik üzerine demeçler veriyorlar. Mustafa Kemal, kadınların oy hakkı için gayet kararlı görünüyor. Bu kavgaya destek veren gazeteler var. Ancak Meclis'te kanunlaşması sağlanamıyor.

_____________________________________

ASKERİ RÜTBELİ HALİDE

Atatürk ve Halide Edib'in yolları ülkenin kurtuluşu için birleşmiştir. Siyasi geleceğe dair hayalleri kırılan Halide Edib çok ama çok erken bir tarihte muhalefete başlar.

Çünkü Mustafa Kemal kanaat önderlerinin kayıtsız şartsız kendisini onaylamasını isteyen bir yapıya sahiptir. Bu Halide Edib'in karakterine ve mantığına uymaz. Fikirlerini eğip bükmek yerine muhalefet etmeyi tercih etmiştir. Halide Edib demokrasi konusunda çok ısrarlı, MustafaKemal ise ülkeyi yeniden inşa etmeyi esas alıyor. Çatışmaların kökeninde yatan gerçek budur.

Atatürk ile arasındaki 'gönül ilişkisi' iddiaları çok tartışmalıdır. Mîna Urgan: "Halide Edib herkese olduğu gibi Mustafa Kemal'e de egemen olmayı aklına koymuştu. Her şey için kendisinden icazet alınmasını istiyordu. Bu mümkün olmayınca Atatürk'ten nefret etti" diyor.

*

Savaşın ağır günlerinde aşk her zaman vardır. Dedikodusu, söylentisi, yakıştırması da. Bu söylentiyi, olayın cephenin bir numaralı erkeği ile bir numaralı kadınını birbirine yakıştırma merakı desek daha gerçekçi olur. Halide Edib'in Atatürk'e âşık olduğunu düşünen bir kesim olduğu doğru. Mîna Urgan'ın kitabında da var. Mîna Urgan'ın üvey babası Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün yakın çevresinden. Belki o da böyle düşünüyordu.

Ancak bu iddia bana saçma geliyor. Bir şehir efsanesi gibi onun Mustafa Kemal için cepheye gittiğini anlatanlar da var. Ki bu tamamen uydurma bir anlatımdır. Zira Halide'nin, Ankara'ya giderken sıradan bir karşılaşma dışında yan yana bile gelmediklerini biliyoruz.

Şana şöhrete doymuş, saygınlığı tartışılmaz bir kadının, iki oğlu dahil, her şeyi geride bırakıp savaşa gitmesini bir aşk hikâyesi ile açıklamak Halide'ye haksızlık olur. Aşk yorumları bence saçma.

Halide'nin Amerikan mandası istediği yolunda da pek çok iddia var. 'Halide Edib -Biyografisine Sığmayan Kadın' kitabında şu yorum yapılmıştır:

"Halide Edib'in sansürsüz bir düşünce sistemi var. Mandayı siyasi bir kurtuluş olarak gördüğü günlerde bu fikri savunuyor. O kadar. Onu mandacılıkla suçlayanların hemen hiç biri cepheye gitmemiştir.

Oysa O, ülkesindeki işgali püskürtmek için üniforma giyen ve cepheye giden bir kadın yazar ve kanaat önderidir. O'nu mandacı olarak yaftalamak onun muhalefetini gölgelemek için icat edilmiş bir yalandır.

__________________________________________________________

GERÇEK AŞKI KUZEN FİKRİYE...

Peki Fikriye Hanım nasıl biri, ya da Çankaya'nın ilk hanımefendisinin Atatürk'le ilişkisi Latife Hanım'dan önce nasıl bir bağ?

Fikriye, Mora'dan Yenişehir'e, Larissa'ya göçmek zorunda kalan köklü ve zengin bir ailenin özenle yetiştirilmiş kızıdır. Babası, Mustafa Kemal'in üvey babası Ragıb Bey ile kardeştir. Mustafa Kemal, Harbiye'de okurken Fikriye'nin aile evine sık sık ziyaretler yapar. Karşılıklı hayranlık giderek aşka dönüşür. Fikriye sonraki yıllarda, Akaretler'deki ve Şişli'deki evin de ayrılmaz bir parçası olur.

Mustafa Kemal'in annesi ve kız kardeşi, onun Fikriye ile evlenmesinden çok korkmuşlardır. Belki kız kardeşi veremden öldüğü için belki başka sebeplerden. Bilmiyoruz.

Meclis açıldıktan sonra Ankara'da bir sekretere ihtiyaç duyan Mustafa Kemal, Ankara'ya gelen Fikriye'yi memnuniyetle karşılar. Meclis'te sekreter olarak çalışmasını teklif eder. Ancak annesinden veto yer. Çevresinde büyük dedikoduya yol açınca bu isteği başlamadan biter.

Fikriye, Mustafa Kemal'in yaşadığı istasyon binasına kuzeni olarak yerleşir. Orada kalanların hayatını kolaylaştırır, güzelleştirir. Atatürk'ün çok sevdiği bağ evini bulan, düzenleyen, yaşanacak hale getiren yine Fikriye'dir. İkisinin arasında kıyılmış ama ilan edilmemiş bir nikâhtan söz edilir. Ne yazık ki Fikriye vereme yakalanır bu da ilişkilerinin sonunu getirir. Penisilin henüz icat edilmemiş, Fikriye'nin ölümden başka gideceği yer kalmamıştır.

*

Mustafa Kemal, Büyük Taarruz'un ardından İzmir'de kaldığı günlerde karşısına çıkan Latife'ye büyük ilgi duyar ve Fikriye'yi hayatından çıkarır.

Bir müddet sonra ülkenin başına geçecek bir lider için Latife'nin mükemmel bir eş olduğuna karar verir, yeni bir aşka yelken açar.

Fikriye'nin ölümüne gelince...

Çok tartışılır. Ölümü için kimi suikast, kimi de intihar der.

Ama O bir kaza sonucu yaşamını yitirmiştir.

____________________________________________________

CUMHURİYET KADINI: LATİFE HANIM

Mustafa Kemal aklında hiç evlenme planı olmamasına rağmen Latife ile tanıştıktan sonra kararını değiştirir. Ama Latife Hanım bu evliliği hemen kabul etmez. Atatürk ısrar eder. Kemal'in yakın arkadaşları bu evliliğin bir aşk evliliği olmadığını, Atatürk'ün evliliklerini halka örnek göstermek istediği ideal 'Cumhuriyet kadını' için yapılmış olduğunu söylerler.

*

Mustafa Kemal, Latife'den hoşlansa da evliliği bir ayak bağı olarak görmüştür. Ancak bir süre sonra düşünceleri değişir. Çünkü Latife ile evliliği topluma, ideal karı-koca böyle olur mesajı verecektir.

Latife ile birlikte, modern nikâh, modern evlilik için rol model olmaya kendisini hazır hissedince hiç vakit kaybetmeden müftüyü çağırır ve nikah kıyılır.

Mustafa Kemal, Latife Hanım'ın eşitlik ideallerine elinden geldiği kadar saygı göstermiştir. Gittiği bütün yurt gezilerinde kendisine eşlik etmesini ister. Karısıyla birlikte Anadolu'yu şehir şehir gezer ve herkesi hayretler içinde bırakır. Bundan çok da çok keyif alır. Latife'nin meydan okumaları ona heyecan verdiğini kız kardeşine anlatmıştır.

Ama çevreyi de dikkatle kollamaktan geri kalmaz. Çünkü çevresi çok mutaassıptır. Bu kesim Latife'nin hep kocasının arkasında durmasından yana olmuştur.

Nitekim Latife Hanım'ın kadın hakları konusundaki fikirlerine karşı çıkan da bu mutaassıp gruptur.

Latife Hanım ise tak tersi davranarak zaman aman kocası Mustafa Kemal'i zor durumlara düşürdüğünü görmezden gelir. (Eeee, ne de olsa İzmir kızı...)

*

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında kadın hakları savunucuları seslerini yükseltmişlerdi. Latife Hanım da bir kadın hakları savunucusuydu.

Latife kadın örgütlerinden ya da dergilerinden seslenerek mücadeleye hiç dahil olmadı ama, kadın taleplerinin Çankaya'daki temsilcisi olarak hareket etmekten de geri kalmadı.

Sorbonne'da hukuk tahsili görmüştü. Yeni rejimin kadınlara erkeklerle eşit haklar tanımasını hayal ediyor, bu hayallerini Mustafa Kemal ile paylaşıyordu.

Seçim Kanunu değişsin, kadınlara oy hakkı verilsin diyor, hatta kendisi de seçimlerde aday olmak istiyordu. Ama "Ben de aday olayım ve Meclis'e gireyim" deyince, Mustafa Kemal, hemen "Olmaz!" demişti.

*

Ancak, kadınların ve bazı öncü erkeklerin çabalarıyla toplum içinde yükseltilen bir talep olmasaydı, 1926 tarihli Medeni Kanun asla çıkmazdı. Mustafa Kemal, kadınlara kulak veren bir liderdi. Onların ikincil konumunun son bulmasını ülke geleceği açısından çok önemsiyordu. Kadınların taleplerine kulak verdi ve eşitsiz konumlarını giderebilmek için Medeni Kanun'a öncülük etti.

*

Atatürk'ün "Hayatımda yaptığım hatalardan biri de evlenmektir. İşte görüyorsunuz... Ordular yönettim, meclisler yönettim, savaşlar yaptım,- kazandım ama bir kadını yönetemiyorum" dediği bilinir.

Peki, evlilikleri gerçekten bir hata mıydı?

Süreci yakından araştıran tarihçilere göre evlilikleri isabetliydi. Ama evliliği sürdürmekte iki taraf da istekli davranmadı. İkisi de boşandıktan sonra yüzüklerini birbirlerine iade etmişlerdi. Latife Hanım'ın terekesinden çıkan yüzük evrakı ile birlikte Türk Tarih Kurumu'nda; Atatürk'ün terekesinden çıkan yüzük ise Anıtkabir'de korunuyor.

*

Latife Hanım açısından baktığımızda, boşandıktan sonraki durumu için aydın kesim "dramatik" sözcüğünü kullanırlar.

Çünkü o yılların Türkiyesi'nde çok değerli bir öncü kadının iki buçuk yıllık evliliğin ardından görünmez bir kadına dönüşmesini kabul edemezler.

Bir-iki girişimde bulunan bu kesime Latife Hanım'ın cevabı şu olur:

"Evliliğimden pişman değilim. Boşanmamızdan da öyle!.."

Bu sözler üzerine tüm aydınlar, "bize de laf düşmez" diyerek kenara çekilirler.

YORUM EKLE