Anlamak...

“İnsanın gerçekleştirebileceği en yüksek eylem, anlamak amacıyla öğrenmektir. Çünkü anlamak demek, özgürleşmek demektir.” der Spinoza. Açıkçası kendisini pek sevmişimdir. Özgür bir insan olabilmenin epey emek gerektiren bir durum olduğunu bilmekte fayda var sanırım. Önce öğrenme hevesi olacak, sonra bu öğrenme tamamıyla anlama çabası ile pekişecek, anlaşılmayan yerde, durup düşünüp, tekrar gözden geçirilecek. Yeniden anlamaya çalışılacak. Öyle sadece hayal kurmakla yetinmeyip, dünyayı daha güzel bir hal içinde yaşama çabası ile dolup taşmak gerekecek.

Özgür olmak ben ne istersem onu yaparım demek değildir. Özgür birey değiştirebilen dönüştürebilen, bunun sorumluluğu üstlenebilen bireydir. Yargılamadan, anlamaya çalıştığı için de zaten zorbalıkla, damgalama ile ilgisi de yoktur. Yargılamadan anlayabilmek ise yüce bir gönül gerektirir. Çoğu insan anlamak ile anlayışlı olmayı karıştırdığından burada işler zorlaşabiliyor bazen. Anlama çabası bizi özgürleştirir. Çünkü anladığımız zaman ancak bir durum hakkında objektif kararı verebiliriz. Ne yapıp ne edebileceğimizi görebiliriz. Vazgeçmek ya da devam etmekle ilgili belirleyici bir şeydir anlayabilmek. Bunun içinde kendimize, duruma, kişiye zaman tanımak gerekir ki bu çok önemlidir. Kestirip attığımız bir çok durumu gözden geçirdiğimize, aslında durumu yeterince anlamamış olduğumuzu görürüz. Toplum olarak biraz dinleme özürlüsü olduğumuzu da ilave edersek birbirimizi anlayabildiğimizi hiç düşünmüyorum. En demokratik görünen ortamlarda dahi insanlar diğerini dinlemek yerine, konuşmak için sırasını bekliyor. Sıra bana gelse de haddini bildirsem, sıra bana gelse de savunmamı yapabilsem, sıra bana gelse de suçluluk duygumu karşımdakine devredebilsem gibi kaygılar içindeler. Hal böyle olunca ne kendimizi, ne diğerini, ne de durumu anlama ile yakından uzaktan ilgimiz olamıyor maalesef. Sonra kendimizden, ilişkilerimizden, içinde bulunduğumuz durumlardan sıkılıyoruz. Anlayabilmek, bireyi özgür bir o kadar da erdemli bir noktaya taşıyor aslında. Mutluluğu hep diğerinden beklemek gibi bir kusurlu davranış içerisindeyiz oysa. Mutluluğu bir ödül olarak görmek, insanoğlunun en büyük zaafı. Erdemli olabilmenin kendisinin mutluluk olduğunu yaşayabildiğimizde, kimseyle o denli derdiniz kalmıyor.

O zaman silahla, tehditle, aşağılamayla da işiniz olmuyor. Sevginin bir kalbi yenebilecek tek güç olduğuna, sevginin derinliği ne kadar fazla ise gücünün da acısının da o denli fazla olabileceğini biliyorsunuz… Kabul de bol olunca ölümden de korkmuyorsunuz…

Ölümden korkmak, henüz özgürleşememiş bir anlayış, yeterince sevememiş bir kalp demektir… Hayatınızı güzelleştirecek hayalleriniz, onları gerçekleştirebilecek çabalarınız bol olsun…

Kalın sağlıcakla…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Özdoğan
Mehmet Özdoğan - 1 yıl Önce

Yine bir güzel yazı Esra Hanımdan.Bakalım haftaya nasıl bir yazı dökülecek.Bekliyoruz.Teşekkürler...

Ayça Gürkan
Ayça Gürkan - 1 yıl Önce

Çok güzel teşekkürler

Mehmet DÜZGÖREN
Mehmet DÜZGÖREN - 1 yıl Önce

Teşekkür ederim bu güzel değerlendirme için. Eğer anlattığınız gibi bireyler birbirini gerçekten alayabilmeye çalışsa bence sorunları başlamadan çözmüş olabiliriz.

Sukru baş
Sukru baş - 1 yıl Önce

Okumaktan maksat anlamaktir ne mutlu anlayanlara

Fatma Tursun
Fatma Tursun - 1 yıl Önce

“Kabullenmek ve Affedebilmek “
Çok teşekkürler Esra hanımcığım sevgiler