Ağlamaya değer iki gazeteci; Ziynet ve Nejat

Bugün "zor" bir yazı olacak benim için.

Elim gitmiyor ama, keşke yazmak zorunda kalmasaydım.

Dünyalar benim olurdu.

Elim gitmiyor ama yazmak zorundayım.

Bu daha da zor.

*

Sıra ne zaman gelir bilemiyorum.

Rahmetli annem hep; "Allah sıralı ölüm nasip etsin" derdi.

Pek anlam veremezdim.

Bugün ne demek istediğini çok iyi anlıyorum.

Son birkaç yıldır, akranlarımız arasında giderek hızlanan bir yol telaşı başladı.

Sevdiğimiz, hayatı paylaştığımız veya tam aksine uzak olduğumuz hatta küskün olduğumuz arkadaşlarımız tek tek uçup gittikçe, sanki yeryüzü küçülüp küçülüp bir nohut tanesine dönüyor. Gökyüzü yere iniyor iniyor da, insanın göğsü çatlayacakmış gibi oluyor, başını kaldırıp da yukarılara bakmaya takati kalmıyor insanın.

*

Arkadaşlarımızın vefatlarıyla artlarında bıraktıkları şey; boşluklu, asap bozucu bir ortam;

O an, büyük boşluklar, büyük yalnızlıklar, büyük teğet geçişler, büyük sessizlikler, büyük içe kapanışlar, helalleşilemeden havada kalmış kırgınlıklar, kalp burukluğuna dönüşen kalp kırıklıkları, vicdan azapları...

*

Düşünüyorsun; hayat bir kere daha verilmiş olsaydı bize.

Olmaz ya...

Vefat eden arkadaşınızı bir saatliğine geri göndereceğiz'' deselerdi.

Ne yapardık?

Hangi kırgınlık, hangi kucaklaşma, hangi küsüşme, hangi tartışma, hangi inatlaşma, hangi tahammülsüzlük, hangi hasret yarışabilir ki ölümle?

Ölümün karşısında kim direnebilir, kim galip çıkabilir ki?

Tek yapacağımız; "Allahım bize dünyada ve ahirette iyilik ver, bizi cehennemin ateşinden koru, bizi dünyada ve ahirette sevdiklerimizle bir ve beraber eyle..." demektir.

Keşke O'nlar için ''Bir süre izin verin'' diyebilsem.

Ama bu da mümkün değil ne yazık ki?

*

"Sıralı" yakarışlarımıza gelince.

O da ne yazık ki bizim " elimizde" değil.

İşte insan o zaman daha çok kahroluyor, eriyor, dayanılmaz acı daha da katmerleniyor.

*

Mayıs-Haziran; peş peşe yaşadık.

İkisi de "sıralı" değildi.

En azından bana göre.

61 yaş hala "orta yaş" sayılıyor.

"Keşke" diyor insan, "keşke en azından 70'lerin sonunu görebilselerdi. Hatta 80, hatta 90..

Olmadı... 61'inde bırakıp gittiler bizi!..

*

Ziynet Sertel ve Nejat Bekmen öldü.

Hala yadırgıyor, kabullenemiyorum bu cümleyi.

Belki her gün onlarca ölüm haberi okuyoruz. Çoğunu tanımıyoruz. Şöyle bir göz atıyoruz kimin nesiymiş diye, geçiyoruz.

Çoğunuz Ziynet Sertel ve Nejat Bekmen'in ölümünü böyle okudunuz büyük ihtimalle.

En fazla "İzmir CHP Milletvekili Atila Sertel'in gazeteci eşi;

Hürriyet Ege'nin Yazı İşleri Müdürü'' imiş ya da ''gençmiş'' dediniz.

İki gün önce koronadan kaybettiğimiz Nejat, evet;

Hürriyet'in Ege ilavesinin Yazı İşleri Müdürüydü.

Çok meraklı ve dikkatli olanların dışında, okur pek tanımaz onları. Diğer yazı işleri çalışanlarını da.

Üç günlük bizleri bilir de gazetenin gerçek yaratıcılarını tanımaz.

Kimsenin kabahati yok bu konuda, işin doğası bu maalesef.

*

Şimdi sizden bir ricam var; "Biri Milletvekili eşi, diğeri yazı işleri müdürü iki gazeteci ölmüş deyip geçmeyin lütfen.

61 yaşında yitirdiğimiz bu iki mükemmel, onurlu, ilkeli, "kalemini kırmayı" her zaman ilke edinmiş Ziynet Sertel ve Nejat Bekmen'in ölümüne üzülün.

Neden biliyor musunuz; eğer son yıllarda türeyen yeni insan tipinden şikáyetçiyseniz...

İkisi için de ağlayın!.

Zira nesli tükenmekte olan insan grubu, ne yazık ki "iki" mensubunu daha kaybetti.

*

Diyeceksiniz ki, bu sözler "her ölenin arkasından söylenir...

Ama bu defa öyle değil. İnanın değil.

"Bizim Ailede" (basın camiası) birbirleriyle taban tabana zıt düşünenlerin bile hem fikir olduğu tek nokta, Ziynet ve Nejat'ın dünyanın en iyi insanı olduğudur."

Bilmiyorum nasıl başarıyordular bunu.

Nejat ile Yeni Asır'da birlikteydik.

Her gün sorardı; ''Yarına ne yazdın müdür?'' diye.

Bu perşembe seni yazdım be Nejat Bekmen. Beğenecek misin bilmiyorum?

Bana sorarsan;

İnan, ben hiç beğenmedim!.

*

Bakın dostlar; İzmir basını geçen hafta kaybettiği Ziynet Sertel'in yokluğuna alışamamışken, bir başka "yıldız"ını Nejat Bekmen, Nam-ı diğer "Coco Dede"yi de "kovit"den kaybetti.

Nejat meslek yaşamı boyunca, hep "ilk" olmak için mücadele eden bir basın emekçisiydi.

Esprili kişiliğiyle çevresine sürekli pozitif enerji yayan Nejat, o "ilk olma" sevdasından hiç vazgeçmedi.

Ölümünde bile...

Nejat, İzmir basınının kovitten ölen ilk kaybı oldu.

*

Gazeteciliğe 1982 yılında Yeni Asır'da başlayan Bekmen, Rapor ve Sabah Gazetelerinde çalıştıktan sonra 1990 yılında Hürriyet Gazetesi'ne geçti. Hürriyet Ege'de Yazı İşleri Müdürü olarak çalışan Bekmen, meslektaşı Resmiye Bekmen ile evliydi. Bekmen iki çocuk sahibiydi.

VE ZİYNET...

Ziynet Sertel...

O da bizden biri, meslektaşım.

Kocası Atila Sertel gibi sapına kadar bir insan, eş ve anne.

Bir anı: Yeni Asır'da bir dönem yönetim bizi; 8 kişi, yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, bölge haberler müdürü, haber müdürü, rahmetli Barış Selçuk da dahil...

Kovulduk!..

Yazı İşleri Müdürü bendim.

Şaşkın ördeklere dönmüştük.

Başarısızlık yoktu, mesleğimizi kötüye kullanmak yoktu, gece-gündüz çalışıyor, rakiplerimize her alanda fark atıyorduk.

*

Haber duyulunca İzmir'de adeta "deprem" etkisi yarattı.

Kimse neden "kovulduğunu", insanlar da "neden kovulduğumuzu" bilmiyordu. (Uzun bir hikayedir. Bir gün fırsatım olursa anlatırım)

Biz kovulduk ama arkası da geldi.

O günkü yönetimin bu kararına ilk tepki veren meslektaşım, bugün İzmir CHP Milletvekili olan Atila Sertel oldu.

Atila kovulduğumuzun ertesi günü Yeni Asır'dan istifa ederek, bizlere "arka" çıktı.

Başı çekmiş, fitili ateşlemişti. Ardından peş peşe "tepki" istifaları geldi.

O işsiz, parasız günlerimizde bir "somun" ekmeği hep birlikte çoluk-çocuk paylaşırken Atila'ya ve bizlere en büyük desteği Sertel'ih o çok sevgili eşi Ziynet Sertel verdi.

*

Ey Ziynet Bacım...

Beni duyuyorsan şayet, dinle;

Atilla'yı, evlatların Özmen'i, Mustafa'yı, torunlarını, sevdiklerini, sevenlerini...

Hepimizi; ...

Erken bırakıp gittin.

Bil ki, o sımsıcak gülüşünü, güzel yüreğini nefes alıp verdikçe çok özleyeceğiz.

*

Şimdi, nerden nereye diyeceksiniz ama Ziynet'in epey önce verdiği bir röportaj beni çok etkilemişti.

Söyleşi, Ziynet-Atilla çiftinin henüz 10 günlük ikiz torunları Özgen Demir ve Özgün Deniz'in doğumu sonrası yapılmıştı.

Samimiyeti ve yalınlığı, ilk cümlesinden dışa vuruyordu:

"İlk kez röportaj vereceğim. Hep röportaj yapandım. Nereden başlayacağını bilemiyormuş insan..."

*

Sonra kendini tanıtmış:

"1960 İzmir Çamdibi doğumluyum. İzmir Namık Kemal Lisesi'nden mezun oldum. Ben 1977'de Buca Eğitim Endüstrisi İngilizce bölümünü kazanmıştım, Atila ise yine aynı yıl Fikirtepe Almanca bölümündeymiş. Her ikimiz de o yıl kazandığımız yerleri bırakıp, 1978'de Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'na girmişiz. Demek ki, Ege Üniversitesi'nde Atila'yı bulacakmışım. Kader motifine çok inanıyorum. Öyle olmasaydı eğer, birbirinden habersiz iki insan bir yıl sonra aynı yerde, aynı sınıfta karşılaşır mıydı?"

*

Hayata işçi olarak başlayan, ailesinin durumu iyi olmasına rağmen babadan para almak istemediği için 1977 Temmuz'unda Tekel'de işe "mevsimlik işçi" olarak girip üst üste 5 yaz çalışan bir Cumhuriyet kadınıydı Ziynet.

Gülerek söylediği şu sözüne bayılmıştım;

"Sanırım, Atila da; işçi, gariban bu kız. Alayım ben bunu..."

*

Milletvekili Atila Sertel ile evliliğini ise şöyle anlatmıştı:

"Üniversitede tanıştık. Birinci sınıfın sonunda Atila bana evlenme teklif etti, ikinci sınıfın sonunda da evlendik. Dördüncü sınıfta, mezun olduğumda ilk çocuğuma hamileydim. İlk karşılaştığımız gün, ben sınıfta oturuyorum. Kapı açıldı içeriye kırmızı yanaklı, elinde James Bond çantası olan biri girdi. Şöyle bir baktım 'Ayy hiç tipim değilsin' dedim ve başımı çevirdim.

Atila başladı benim etrafımda dolanmaya. Sonra tipim oldu. Ben Atila'nın değişik bir yönünü yakaladım, tarzım oldu. Çok esprili bir kişiliği var. Çok komiktir, Cem Yılmaz ile yarışır. Bir konuyu 10 defa 10 ayrı şekilde anlatır, hepsine de gülersin. Bu halinden çok etkilendim.

*

Oysa çok talibim vardı ama ben kimseyi istemiyordum. Bir gün ben işyerimdeyken Atila geldi; arkadaşız henüz. Bahçede biraz oturduk, 'İzin al gidelim' dedi. İzin aldım, yemeğe gittik. Bir anda bana 'Sana kürk alamam, zengin bir hayat vaat edemem devlet memuruyum ama benimle evlen' dedi.

O sıralar SSK'da memurdu Atila. 'Kürklü Mantolu' bir hayat isteğim zaten yoktu ama başladım gülmeye. Benimle şakalaşıyor zannettim. 'Ben şaka yapmıyorum' deyince öylece kalakaldım. 19 yaşındaydım, istemeye geldiklerinde. Evlendiğimde 20 yaşımın bitmesine bir ay vardı..."

*

Sevgili Ziynet,

Sevgili Nejat...

Süslü laflar etmeyi pek beceremem ama yazabilirim.

Sizler için söyleyebileceklerim şunlar:

İnanın;

Özlemek denmez buna bunun adı yangın.

İnanın;

Kişinin yaşamında çok özlediğiniz halde sarılamadığınız insanlar vardır ya; işte siz onlarsınız.

İnanın;

Ölenle ölünmüyor deniyor, o ölüp gitti deniyor. Ama bilin ki ben dahil sizi seven herkese, sizsiz yaşamak çok zor olacak.

Ve inanın;

Çok insan gördüm, çok insan tanıdım ama sizler gibisini hiç görmedim. Acaba bu yüzden midir iyiler fazla yaşamaz demeleri!..

İkinizin de mekanları cennet olsun kardeşlerim...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Kemal Önderoğlu
Kemal Önderoğlu - 2 hafta Önce

İki birbirinden insan ve dost kişi ancak bu kadar anlamlı bir yazıyla anlatilabilirdi. İyi ki varsın Hamdi Türkmen, iyi ki bu kadar geniş kelime hazneniz var, iyi ki sizin gibi bir yönetici ile çalışmışım. Sizin için tek dileğim var; sağlıklı 80 ve 90'lı yaşlarınız olsun. Sevgi ve saygılarımla...

Halit Kakınç
Halit Kakınç - 2 hafta Önce

Ağlattın beni

Alı günaydın renk ayrım
Alı günaydın renk ayrım - 2 hafta Önce

Hamdi abi ben bukadar makaleni okudum ama bugün sen bambaşka anılarını yazdın eline kalemine yüreğine sağlık çok güzel yazmışsın müdürüm

Nevin Bağdatlı
Nevin Bağdatlı - 2 hafta Önce

Ne Güzel Güzellikleriyle beraber yaşamaya devam etmek.Güzel anılar biriktirdiğiniz için şanslısınız paylaştığınız için ayrıca teşekkürler ..

Kadir Demirel
Kadir Demirel - 2 hafta Önce

Kalemine sağlık abicim gerçekten ağlattın beni

M. Sancar Maruflu
M. Sancar Maruflu - 2 hafta Önce

Mükemmeliyetçi bir yazı. Ağlayarak okudum. Hamdi Turkmen"e çok yakışan bir yazı .... IYİLİKLER VE GÜZELLİKLER ASLA EKSILMESIN.... Mekânları cennet olsun..
.

Selahattin Güzel....
Selahattin Güzel.... - 2 hafta Önce

Öncelikle Hamdi Türkmen'e bir teşekkür borçluyum. Can arkadaşım Atila Sertel'in biricik eşi merhum Ziynet Sertel'i kaleme aldığı için. Ziynet Sertel ile ilgili duygularını kaleme aldığı için Hamdi Türkmen'e sevgilerimi gönderiyorum. Zor bir yazı... Ziynet Sertel'i yazmak çok zor. Onun için ne yazsak eksik kalırız. İyi bir dost, iyi bir eş ve anneydi. Yardımsever kişiliği ve mütevazi bir karekter yapısı ona ne de çok dost kazandırmış. Onu unutmayacağız. Mekânı cennet olsun ...

Güzin Boralı
Güzin Boralı - 2 hafta Önce

Ziynet hanım eşiyle , torunlarıyla mutluluğu yaşamalıydı diye vefatına kahroldum .Nejat beyin vefatına inanamadım güzel , uyumlu çift evlatlarıyla mutlu olmalıydı kabullemesi zor bir veda .Hamdi bey Tanrım geride kalanlara ve size sabır versiin .