Yorgunluk...

Her şeyin başı sağlık derler ya… Sağlığınız ve dostunuz yoksa hiçbir şey keyif vermez insana bu hayatta. Sağlıklı kalabilmek için neler yapıyoruz? Şimdilerde birçok diyetisyen medyada bizlere öğüt veriyor. Birçok doktor egzersizin öneminden bahsediyor. Bir sürü yöntem okuyoruz, bilgi ediniyoruz. Bunların hangisi ya da hangilerini hayatımıza geçirebiliyoruz? Çoğumuz başarısız oluyoruz düzenli beslenme, egzersiz yapma, sigarayı bırakma gibi konularda. Neden pekiyi? Neden yapamıyoruz bize iyi gelebilecek şeyleri? Bugün yarın yaparım derken aylar yıllar gelip geçiveriyor. Yapmadıklarımız yüzünden bir sürü hastalık sahibi de oluyoruz çoğunlukla. Genellikle bahanelerle doludur cevaplarımız. “Ama vaktim yok ki”, “Ama çok yorgun oluyorum” gibi ifadeler hep kullandıklarımız.

Acaba sağlıklı kalabilme becerisi aynı zamanda kendimize verdiğimiz değerle ilgili olabilir mi? Sözde hepimiz kendimize değer veriyoruz ya. Ama hayat sözlerle yaşanmıyor. Bir kişiyi anlayabilmek davranışlarına bakarak olabiliyor ancak. Dolayısıyla her şeyin başı sağlık ise, her şeyin başı kendimize gösterdiğimiz özen oluyor. Tabi ki, bir de sağlığın başka boyutları da var. Sağlık, fiziksel gücümüzün yerinde olması demek de değildir sadece. Psikolojik ve sosyal olarak da iyi olabilmektir.

Çok bilindik bir laf vardır ya.” Stresten uzak durman gerek” diye. İşte o mümkün değil maalesef. Stres hayatın her yerinde ve her şekilde karşımıza çıkabiliyor. Bu söylemi de doğal olarak değiştirmek gerekiyor. Stresten uzak kalmak yerine stresle baş edilme becerisi kazanmak daha çok işe yarıyor. Nedir bu stres? Böyle bizi perişan ediyor. Aslında varlığımızı tehdit eden, edebilen her şey ve herkes stres kaynağı olabiliyor bizim için. Yani kendimize verdiğimiz kıymet burada da devreye giriyor, bize iyi gelen kişilerle ne kadar vakit geçirebiliyoruz, bize iyi gelen durumlarda ne kadar kalabiliyoruz.

Tam tersi bize iyi gelmeyenlerden de ne kadar uzak durabiliyoruz? Beyaz ekmekten, şekerden, sigaradan, alkolden, durmadan dert yanan ama hiçbir şey yapmayan arkadaştan, sürekli borç isteyen akrabadan, çok çalışıp sevdiklerimize vakit ayıramamaktan, kapalı mekanlardan, eğlence zannettiğimiz gece klüplerinden. Ne kadar uzak durabiliyoruz? Bunların biri ya da birkaçı bir araya geldiğinde sağlığımızı tehdit ediyor. Çok basit ve yapılabilir şeyleri yapmaya çalışmak yerine, bir dolu yorgunluk üretebiliyoruz kendi kendimize. İşten, arkadaştan, sevmediğimiz ortamlardan yakınmak, aslında olmasını isteyip de olmayan durumlara hayıflanmak bir dolu üzüntü yaratıyor bize hiç de anlamadan üstelik.

“Ben üzgündüm ama onlara yorgunum” dedim diyor Küçük Prens kitabında Antoine De Saint-Exupéry. Aslında halledilmemiş üzüntülere yorgunluk deyip, güya nereden geldiğini bilmediğimiz hastalıkların sahibi oluveriyoruz. Çok da iyi biliyoruz ya, günlük hayatımızda da kullanıyoruz zaten… Bunların hepsi stresten… El yapımı, kendimiz için ürettiğimiz stresli durumlardan uzak kalabileceğimiz günlerimiz olur mu bilmem ama gerçekten birçok hastalığın nedeni kötü yaşam tarzı ve kötü ilişkileri sürdürmede ısrarcı olmadır.

Her şeyin başı sağlık ise sağlıklı günler için çabalamak gerek o zaman….

YORUM EKLE