Tarihi Davada İlk Perde Kapandı

Büyükşehir davasında ilk hafta geride kaldı. Son günde Sendika Başkanı Cafer Konca, organizatörler Ömer Devrim Engin, Hakan Say, Sedat Sakur ve Ata Karataş Mahkeme Heyeti'ne savunmalarını sundu. 130 sanığın çete üyesi, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun da 'çete reisi' sıfatıyla ve 397 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı tarihi Büyükşehir davasında ilk perde kapandı.

Büyükşehir davasında ilk hafta geride kaldı. Son günde Sendika Başkanı Cafer Konca, organizatörler Ömer Devrim Engin, Hakan Say, Sedat Sakur ve Ata Karataş Mahkeme Heyeti'ne savunmalarını sundu. 130 sanığın çete üyesi, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun da 'çete reisi' sıfatıyla ve 397 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı tarihi Büyükşehir davasında ilk perde kapandı.

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmanın 4. gününe tutuklu 18 sanık ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun da aralarında bulunduğu bir kısım tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı. Kocaoğlu, adliye girişinde partililer tarafından alkışlarla karşılandı. Kocaoğlu duruşma boyunca tüm savunmaları dikkatle dinleyerek notlar aldı.

Salı günü start alan ve Aziz Kocaoğlu ile atıl suçlar şemasında 2 numaralı sanık olarak gösterilen Perval Şener Genç'in yanı sıra tutuklu üst düzey bürokratlarında savunmalarına sahne olan davanın son gününde 'tutuklu sanıklar önceliği' prensibi kapsamında Sendika Başkanı Cafer Konca, organizatörler Ömer Devrim Engin, Hakan Say, Sedat Sakur ve Ata Karataş hakim karşısına çıktı.

'Örgüt' iddiası ekseninde davanın seyrine önemli etki edecek savunmalara sahne olan 4.duruşma Mahkeme Heyeti'nin hafif sağlık sorunları nedeniyle saat 19.00 yerine 17.15 sularında sonlandı.

Tarihi dava pazartesi günü yapılacak 5.duruşma ile devam edecek.

İŞTE CUMA GÜNÜNÜN TÜM DETAYLARI...

Dördüncü gün duruşmasında hakim karşısına çıkan ilk isim örgüt üyesi olmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarında hakkında 39 yıla kadar hapis istenen tutuklu sanık Sendika Başkanı Cafer Konca oldu.

Akdeniz Firması temsilcileri Fatih Yadoğlu'nu tehdit ettiği ve temizlik ihelesine giren firmaları belediye içerisinde engellediği iddialarıyla cezaevinde bulunan DİSK'e bağlı Genel İş Sendikası 3. Nolu Şube Başkanı Cafer Konca, "Biz belediye içinde neden adamları tehdit edelim. Eşkiya mıyız?" dedi. Konca'nın süreci anlatmaya başlaması üzerine Mahkeme Başkanı Cahit Kargılı,"Bu kadar hayat hikayelerinizi anlatırsanız mahkeme yetişmeyecek" uyarısında bulundu.

 

 

 

CANLI TEŞHİS UYARISI

Gözaltına alındıktan sonra yapılan canlı teşhis işleninde yanlışlık yapıldığını anlatan Konca, "Ellerimize mumara vererek bunu yaptılar. Bizim üzerimizde kemer yok. Teleonlarımız yok. Teşhis sırasında polis memurların telefonları açıktı ve 'ben su anda canlı teşhis odasındayım beni sonra ara' diyerek bir yerde telefonla konuştu. Hatta diğer polislerin ellerinde telefon vardı. Bu görünüyordu. Dğal olarak camın arkasından bakanlar bizi rahatlıkla teşhis edebilecekti. Hatta polis bir ara camın arkasındakilere 'yavaş konuşun sesininiz buraya geliyor' diye uyardı. Böyle bir teşhis sağlıklı ve doğru değildir" dedi.

CUMHURİYETE SÖVMEK DENSİZLİKTİR

Görevi gereği belediyeye gün aşırı geldiğini, belediyede çalıştığını söyleyen Konca, hakimin 'olaydan gözaltına alınana ve teşhis sürecine kadar haberiniz yok muydu' sorusuna ise "Böyle bir olayı hatırlamıyorum. Çok araştırma yaptım. 10 Kasım günü Atatürk'ün ölüm yıldönümün ardından oraya geldiğimi söylüyorlar. Özellikle orada birisi sinkaflı konuştuğumuzu Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret ettiğimizi söylüyorlar. Cumhuriyeti kurarken yüzbinlerce şehit verildi. Çanakkale'de, meydan savaşlarında bu ülkenin insanları mücadele etti. Cumhuriyete sövmek densizlikliktir. Bunu kabul etmiyorum" ifadelerini kullandı.

TELEFON NUMARASI BANA AİT DEĞİL

Hakimin "Sizin sendikadan hiç kimse var mıydı tartışma sırasında belediyedeyken" sorusu üzerine Konca, "Sendika dışındaki arkadaşları polislerin yanında uyardım. Kesinlikle itişme ve kakışma olmadı. Zaten sayıları 7-8 kişiydi. Bununla ilgili polis rapor tuttu. Dosyada polis ifadesi var. Zaten taşeron şirket işçileri olduğu belliydi. Üzerlerinde hepsinin de sarı üniformaları vardı.Telefon görüşmeleri ile ilgili de daire başkanının Pervin Şenel Genç'le yaptığımız toplantıya dayanarak 'örgütlü' olduğumuzu iddia ediyorlar. Evet ben Park ve Bahçeler Daire Başkanı Ziya Çavdar ile görüştüm ama burada bizim söylemediğimiz ifadeler var. Bu görüşmenin sendika delege seçimleri ile alakası yok. Benim Ziya bey ile yaptığım telefon konuşmasında geçen ve iddianamede yer alan telefon mumarası benim değil. Numarayı tanımıyorum. Kime ait olduğunu bilmiyorum.Oradaki açıklamam toplu sözleşmeden kaynaklanan izinlerin mesailerle takas edilmesi konusunun yanlış olacağı vurgusudur. Ben konuşmamda sendikalı işçilerin izinleri konusunda yasal uyarıda bulundum. Evet biz sendika olarak örgütüz. Biz kimseden emir almayız. Hiç bir siyasi partinin arka bahçesi değiliz. Kesinlikle bu tür işlere girişmem. İşçilerin gözünde rencide edilmem, itibarsızlaştırılmam isteniyor. Benim itibarım geri verilsin ve tahliye talebim kabul edilsin" diye konuştu...

GİZLİ BİLGİLERİ ALMADIM

Belediyenin Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi'nde yaptığı organizasyon ve konser ihalelerine fesat karıştırdığı gerekçesiyle cezaevinde bulunan Ömer Devrim Ergin, "Ben organizatör değilim. Büyükşehir Belediyesi ile yaptığım işin uzaktan yakından alakası yoktur. Maaşlı olarak çalıştığı bir şirketin belediyeden iş alıp almaması afedersiniz ama umurumda bile değildir. Çalıştığım şirketin Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi'nde konser yapmak istediğini Kültür Merkezi Sorumlusu Nagehan Genç'e söyledim. O da bana bunun program ile belli olduğunu, yetkinin belediyeye ait olduğunu ifade etti. Nagehan Genç bana ihale yapılacağını söyledi ama kesinlikle içeriği ile ilgili bilgi vermedi. Zaten Genç de ihale komisyonunda değil. Ben daha sonra ihale olabileceğini Sanatçı Yaşar'ın menajerini Elif İzmir isimli kişiyi aradım. Burada amacım ihaleye çıkınca oluşan fiyat ile özel konser fiyatının farklı olmasıdır. Bu tür bilgileri edindiğim için 335 gündür cezaevinde yatıyorum. Bilgiler yaklaşık maliyet, fiyat değildir. İptal edilen ihaleye nasıl fesat karıştırılır bunu da anlamış değilim. Türkiye'de bir tane Yaşar ve 14 Şubat var. Zaten bu tarihte gün almak için sanatçıyı çağırmak isteyen birçok şirket var. Ben o yüzden menajeri aradım. Bu işte bilgilerin 'gizli bilgiler' olduğunu bilseydim. Kesinlikle görüşme ve konuşma yapmazdım. Balkan Halk Dansları ile ilgili ise neden suçlandığımı bilmiyorum. Müdür Cumhur Halim Yazıcı'ya 'etkinlik ne zaman olacak' dedim O da bana 'olursa zaten belediyenin resmi internet sitesinde yayınlanır' dedi.

 

"SİZDEN NİYE KORKUYORLAR?"

Mahkeme hakimi, Say'a kırmızı dosya ve alacak konusunu sordu. Hakim ayrıca belediyenin kendisinden neden korktuğunu da anlatmasını istedi. Bunun üzerine Say, "Benden neden çekindiklerini bilmiyorum. Aziz Kocaoğlu'nun seçim çalışmaları ile ilgili bir organizasyondan alacağım var. Bununla ilgili olabilir. Bunun basına yansıtılmasından çekiniyor olabilirler" diye konuştu.

Hakim'in "Sedat Sakur'un sana doğrudan ya da dolaylı olarak Balkan Halk Dansları Festivali'ni bırak dedi mi?" sorusuna ise Say, "20 yıllık meslek hayatında kesinlikle bu zamana kadar kirli işlerin içinde olmadım. Sedat Sakur ve Ata Karataş benim eski çalışanlarım. Ayrıldıktan sonra işlerim kötü olmaya başladı. Aldığım işleri zamanında yetiştiremedim. Onlar benimle ilgili dedikodu yapmaya başladılar. Arkamdan konuşmaya başladılar. Benimle ilgili 'işleri zamanında yetiştiremiyorlar' gibi dedikodu yaydılar. Yanlış yapmış olabilirim ama sonrasında ben de onlarla dedikodu yapmaya başladım. Daha sonra Ata'nın dolaylı yollardan bana tehditleri geldi. Kesinlikle birinci ağızdan beni tehdit etmediler. İhalelerle ilgili çekilmem konusunda kesinlikle bir girişimde bulunmadılar" dedi. Muzaffer Köse ile yaptığı konuşmada 'daha kan dökülmemiş' sözünün eski ortakları ile ilgili barışması konusunda söylenen bir laf olduğunu anlatan Say, "Bana 'Pazartesi konser alımı var Bunu birlikte yapmamızı istedi' dedi. 'Anlaşma yapmayacağım midem kaldırmıyor' sözünün hatırlatılması üzerine Say, "Bana yapılan 'birlikte yapalım' teklifi doğru gelmedi. Bana göre bu yanlış ve kirli bir iş. Girdiğim hiçir işte 200-300 bin TL para kazanmadım. Zaten mal varlığım da ortadadır.İsmail Yoğurçu'nun beni araması ise Ata Karakaş ile aramızda olan husumetin bitirilmesi konusudur" diye konuştu.

"HER ŞEYİ EMRAH'TAN ÖĞRENDİK"

Belediye etkinliklerine ve organizasyonlarına fesat karıştırdığı iddiasıyla tutuklu bulunan Sedat Sakur, "Örgüt kurmadım. Üye de olmadım. Balkan Festivali ile ilgili sadece bir kaç tape var. Konuştuklarımız gizli bilgi değildir. Konuşulanlar ihale ile ilgili değil, şartname ile ilgilidir. Hiçbir belediye görevlisinden bilgi almadım. Ata Karataş benim halamın oğludur. Eşimin ortak olduğu Solfej Firması'nda müdür olarak çalışıyor. 2010 yılına kadar Hakan Say'ın yanında çalışıyordum. Benim işim organizasyondur. Bir kaç organizasyonu Ata ile birlikte yaptım ama kesinlikle daha önceden ihale bilgilerini edinmem gibi bir durum söz konusu değildir. Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürü Cumhur Halim Yazıcı'dan Emrah isimli bir kişi sanatçı bilgilerini öğreniyor. Emrah zaten 3-4 kişinin menajerliğini yapıyor. Ata Karakaş da Emrah'tan öğrendiği için benim de dolaylı bilgim oluyor. Zaten Emrah, öğrenince dolaylı olarak tüm organizasyon işi yapanların haberi oluyor. Biz Ata ile İstanbul'a gidip sanatçıdan yetki belgesi aldık. Kültür Müdürlüğü çalışanı Tülay Tümay, ihalelerden önce arayıp '5. Balkanlılar Halk Festivali'nin grafik çizimini getir' dedi. Ben de onlara çizimleri düzenleyip gönderdim. Daha önceki yapılan etkinlikleri bildiğim için onlara bilgi verdim" diye konuştu. Ramazan Ayı'nda fasıl düzenlenmesi etkinliği ile ilgili de Sakur, "Burada belediyenin zarar görmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Zarar gören aslında biz olduk. Zaten kendi aramızda daha sonraki sözleşmelerde mahsuplaşık" dedi.

Sakur, Sevval Şam konseri ile ilgili de bir ilgisinin olmadığını sözlerine ekledi. Sedat Sakur, organizatör Hakan Say'a, Balkan İhalesi'ni kendilerine bırakması, bunun karşılığında da İzmir Sanat'tan onlara ihale bırakabilecekleri şelindeki telefon kayıtları ile ilgili olarak da, "Böyle bir teklifim asla olmadı. Söz konusu bile değildir. Hakan say'ın yanından ayrıldıktan sonra, ne onunla ne de elemanlarıyla bir araya gelmedim" dedi. Mahkeme Başkanı Kargılı'nın tapeleri okumasının ardından da Sakur, bu görüşmeleri hatırlamadığını, yapılmışsa da öylesine bir konuşma olduğunu söyledi.

Sakur, Hakan Say ile çalıştığı dönemde maddi manevi zarara uğradığını, bu nedenle de anlaşmalarının söz konusu olamayacağını söyledi. Sakur'un "Say ile görüşmemi kesince sigarayı bıraktım o günden beri içmiyorum" cümleleri de gülüşmelere neden oldu.

 

 

Sakur savunmasına şu cümlelerle devam etti: Turkuaz firmasını ilk kez burada gördüm. Onlarla hiçbir zaman telefon görüşmem ve anlaşmam söz konusu değildir. Açık ihale usulü yapılan ihalelerde anlaşma yapılamaz. Ihalelerde sadece iki firmanın anlaşması hiçbir sonuç doğurmaz. Üçüncü bir firma gelir, başka bir fiyat verir ve anlaşma söz konusu olamaz. Alaattin Erasan ile yaptığım konuşmalar kendisini kırmamak adına yaptığım konuşmalardır. Herhangi bir anlaşma yapış değiliz. Polise verdiğim ifadelerin bazıları yanlış. Bilmediğim bazı telefon görümelerini ben yapmıyım gibi yorum katmışlar. Yorum yapılarak soru soruldu.

KENDİMİZİ GÜÇLÜ GÖSTERMEK İSTEDİK

Sakur'a 4 Ekim 2011 tarihinde Erol Çoban ile yapılan telefon görüşmeleri de soruldu. Sakur, 'ihaleyi ipal ettirebiliriz' şeklindeki sözlerinin öylesine bir cümle olduğunu, böyle bir güçlerinin bulunmadığını, Hakan Say ve firmasının tecrüesi karşısında kendilerini güçlü göstermek için böyle bir telefon konuşmasını yaptım" yanıtını verdi. Sakur "Biz piyasaya yeni girmiş bir firmayız. Hakan say bizden pozisyon almında güçlü. Sanatçılar herkese güvenerek menajerlerini göndermez. Yoldan geçen birine Sezen Aksu'nun yetki belgesini vermez. Bu cümleler öylesine yapılmış bir konuşmadır. Kendimizi güçlü göstermek için yaptım" dedi.

KARGILI AVUKATA ÇIKIŞTI: BUYURUN SAVUNMAYI SİZ YAPIN!

Organizatör Sakur'un savunmasının tamamlanmasının ardından sıra bir diğer organizatör sanıklardan Ata Karataş'a geldi. Karataş, belediye organizasyonlarında en düşük fiyatarı verdiklerini, Büyükşehir Belediyesi'nde bir örgüt olmadığını, olsa bile üye olmadığını söyledi.

"Kimse ile bu tür ilişkiler kurmadım" diyen Karataş, "Örgüt üyesi suçlamalarını kabul etmiyorum. bugüne kadar ihalelerin hiçbirinde anlaşarak ihale kazanmadım" ifadelerini kullandı. Balkan Halk Dansları Festivali'ne katılacak olan sanatçı isimlerini belediyeden öğrenmekle suçlanan Karataş, "Hiçbir belediye yetkilisi ile konuşmam olmadı. Sanatçı isimlerini İstanbul'da çalışan Emrah adlı menajer vasıtası ile öğrendim. Bu iddiaları kanıtlayan ir delil veya tape kaydı yoktur. Üçüncü şahısların onuşmaları var sadece. Ihalenin bütçesi 1 milyonu aşkınken, biz 532 bin 685 bin lira teklif verdik. Fesat karıştırmış olsak u teklifi vermezdik" diye konuştu. Karataş'ın avukatlarının savunma sürecine müdahil olması sonra Mahkeme Başkanı Kargılı 'Avukat Hanım buyurun sizin savunmasını alalım. Ne söylüyorsa onu yazıyoruz' karşılığını verdi.

Karataş, "Muzaffer Köse'yi AYSA'ya gitiğimde tanıdım daha öncesinde hiç görmedim. Hakan Say ile aramızın kötü olduğu şeklinde konuşmalar oldu. Köse, aramızı bulmak için anlaşma ortamı sağlamak istedi. Onun dışında, Köse, ihalelerden çekilmesi konusunda hiçbir konuşma yapmadı. Varsa bütün suçlamaları kabul ederim. Festivale fesat karıştırmadım. Kimsenin ihaleye girmesini engellemedim" ifadelerini kullandı. Karataş, Mahkeme Başkanı Kargılı'nın, Alaattin Eraslan arısında geçen ve festival ihalesi ile ilgili herşeyin kontrolde olduğu şeklinde mesajlar içeren konuşayı sorması üzerine de, "Bu tür konuşmaları tüm organizatörler konuşur. İmzaların atılıp atılmadığnı bilmem mümkün değildir. Balkan Halk Dansları Festivali'ne Erol Çoban ile orak girmedim" yanıtını verdi.

"ŞEVVAL SAM KONSERİ İŞİNE KATILMADIM"

Hakan Say'ın polis kayıtlarında 'Bana çekil dediler. 'Midem kaldırmadı' ifadelerinin hatırlatılması üzerine, Karataş, kendisinin Say'a ihaleden çekilmesi karşılığında yüzde 25 karla çek verme teklifinin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Karataş Erol Çoban'ın 637 bin lira teklifte bulunmas ile ilgili telefon kayıtları hakında ise "Biz bu konuları Erol ağabey ile daha önce de konuştuk. Fiyat konusunu babamla, ağabeyimle evde konuşsam suç mu" dedi. Karataş'a, Şevval Sam Konseri ihalesine fesat karıştırıp karıştırmadığı da soruldu.

 

 

Karataş, "Şevval Sam Konseri hakkında, İZENERJİ ile konuşmalar yaptım. Konserin düzenleneceğine yönelik telefon aldım ve gittim. Bu işi alamayacağımı söyledim. Doğrudan alımı yapılan ve benim katılmadığım işe nasıl fesat karıştırdığımı ben de anlamış değilim" dedi. Karataş'a 21 Ocak 2011 tarihinde Gülşah isimli bir grafiker ile yaptığı konuşmada, Can isimli şahsın kim olduğu, bu şahsa hangi tekliflerin götürüldüğü de soruldu. Karataş "Tape'lerde komik bir hata olmuş. Can diye adı geçen yer Can Fotokopi'dir. Yapılan işleri ne zaman alacağı, ne zaman çıkartacağını sordum. Karataş, müdafi avukatardan Ercan Demir'in "Ali Süha Sabuktay'u tanıyor musunuz" sorusuna ise "Burada tanıdım. İZENERJİ

Genel Müdürü olduğu için telefon onuşmalarında geçmiş olabilir. Şirketten görüştüğüm kişiyi genel müdür zannettiğim için öyle söyemiş olabilirim" yanıtını verdi.

SUÇLANDIĞIM 4 İHALEDEN SADECE 1'İNİ BEN KAZANDIM

Karataş, Yaz Kampı Organizasyonu ihalesini de SOLFEJ'in almadığını, konunun iddianamede de yanış geçtiğini, şartname açıklanıktan sonra telefon görüşmeleri yaptığını ve ihaleyi kendi firmasının almamasına rağmen ihaleye fesat karıştırmakla suçlandığını söyledi. Karataş, "Benim yaptığım görüşmeler ihaleye çıktıktan sonra yapılan görüşmelerdi. İhale öncesi herhangi bir bilgiye sahip değilim. Ben karıştırılıyorum büyük ihtimalle" dedi.

 

Karataş, Yaz Sinemaları suçlaması ile ilgili olarak da "Ben ilk ihaleye de girdim. İptal olunca ikinci ihale olacağını zaten biliyorduk ama tarihini bilmiyordum. İkincisi de iptal oldu. Ihaleye giren hiçbir firma yetkilisi ile konuşmadım. İhale ile ilgili bilgilerin enimle neden paylaşıldığını ya da paylaşılıp paylaşılmadığını hatırlamıyorum" dedi. Karataş'a, Alaattin Eraslan ile yaptığı bir konuşmada, ihale şartlarını araştıracağına ve Büyükşehir Belediyesi'nden bilgi alacağına yönelik telefon kayıtları da sorularak, bu bilgileri kimden aldığını açıklaması istendi. Karataş, telefon konuşmalarının, teknik ekipman kiralamaya yönelik olduğunu ve başka bir anlam taşımadığını söyledi. Karataş, "4 ihaleden suçlanıyorum. Bunlardan sadece 1 tanesini ben aldım" dedi.

HAKİM KARGILI GÜLDÜRDÜ: GÖZLERİN DE BOZUK SANIRIM

Karataş'a fiziki takip tutanağında yer alan ve Ferit Faruk Boyacıoğlu ile yürüdüğü iddia edilen bir fotoğraf da gösterildi. Ata Karataş, fotoğraftaki kişinin Alaattin Eraslan olduğunu, Boyacıoğlu ile hiç karşılaşmadığını söyledi. Fotoğrafı teşhis etmekte zorlanan Karataş'a, Mahkeme Başkanı Kargılı "Senin gözler de bozuk galiba. Kaç gündür beraberiz neden heyecanlanıyorsun?" karşılığını verdi. Bu sözler salonda gülüşmelere neden oldu. Karataş savunmasını şu cümleler ile tamamladı: "Bana isnat edilen suçlamaları kabul etmiyorum. Girdiğim 4 ihaleden sadece bir tanesini ben aldım. SOLFEJ şirketi kurulduktan sonra rekabet ortamı olmuştur. Önceden rekabet ortamı olmadığı için, biz yokken yüksek fiatla giden ihale fiyatları düşmüştür 11 aydır tutukluyum. Tahliyemi talep ediyorum" dedi.

Mahkeme heyeti daha önce 19.00'da sona ereceğini duyurduğu duruşmayı hafif sağlık sorunları nedeniyle 17.15 sularında sonlandırdı.

Güncelleme Tarihi: 06 Nisan 2012, 19:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER