'Limanı Yok Etmek İstiyorlar'

Üç Gazeteci Bir Konuk programının konuğu TARKEM Murahhas Azası Uğur Yüce oldu. Yüce, İzmir Limanı'nın bilinçli bir şekilde yok edilmek istendiğini söyledi.

Burak Cilasun / Ben TV

Ben TV’nin amiral gemisi konumunda olup, usta gazeteciler Erol Yaraş, Hamdi Türkmen ve Ünal Ersözlü’nün her hafta dikkat çekici konuklara çarpıcı sorular sorduğu Üç Gazeteci Bir Konuk’ta konuk koltuğuna Uğur Yüce oturdu. Kemeraltı’nın geleceğinden, kruvaziyer turizmine ve limana kadar dikkat çekici açıklamalarda bulunan Yüce, iktidarın İzmir politikalarının da yanlış olduğunu söyledi.

“Kemeraltı bir çöküntü olmaktan çıkarılmalı”

İlk olarak Erol Yaraş’ın TARKEM’e ilişkin sorusuna cevap veren Yüce, şunları söyledi;

“TARKEM’i sunmadan önce bunun bir girizgahı olması gerektiğini düşünüyorum. Refah ve mutluluğu kentlerde 2 şey sağlıyor. Bunlardan biri o ilin rekabet edebilme gücü ve bunun da altında yatan şey onun mukayeseli üstünlüğü. İzmir’de rekabet gücü olan ve bizim ne yurt içine ne de yurt dışına sunabileceğimiz çok fazla şeyimiz yok. Olanlardan biri İzmir Körfezi ve limandır. Liman bilinçli bir şekilde yok edilmeye çalışılan çok önemli bir değerdir. 2. derecede gerek iç ve turizm itibariyle fevkalade değerli olan, dünyanın en büyük alışveriş merkezi olan, 270 hektarlık bir Kemeraltı var. Hiç sevmediğim bir tabir olsa da buranın bir çöküntü olmaktan çıkarılıp “Old city” halinde ihya edilmesi gerekiyor. Bir zamanlar İEF ile birlikte olan, iç turizmi canlandıran bir olguyu burasıyla birlikte 365 güne yaymak lazım. Konak’tan başlıyor, Basmane’ye kadar gidiyor ve üçgenin birleşme noktası Kadifekale oluyor. İçine Anafartalar ve Agora’yı da alıyor. Buranın sosyal, kültürel, tarihi ve turizm alanı var. Dünyada çok az örneği olan 9 tane Sinagogun bulunduğu Sabetay Sevi’nin evinin yer aldı bir alan burası. Mühim olan satılabilecek olan öyküler yaratmak ve bunun altını da doldurabilmektir. Düzgün bir planlamayla 20 yılda herkesin üstünde mutabık kaldığı, siyasileştirilmeden yapılması gereken bir iş bu. Politize edilmeden yapılmalı.”

“Stratejik plan bitti”

Yüce, TARKEM tarafından yürütülen faaliyetlerin, 4-5 yıl içinde de somut olarak görülmeye başlanabileceğini söyledi.

“Somutlaşma yöneticilere bağlı. Bana göre 4-5 senede bu başlayabilir. Bakın 116 tane ortağı var TARKEM’in ama ne ben ne de ortaklarımız 1 tane toplu iğne almadık orada. Ortaklar arasındaki etik sözleşmede oranın tarihi dokusuna saygılı kalmak ve rant sağlamamak adına söz veriliyor. Ortaklar kazanacak mı? Elbette kazanacak. Biraz kazan kazanı düşünelim. Hadise bundan bir rant yaratmaktan ziyade adil bir paylaşım sağlayabilmektir. 2 yıldır bununla ilgili bir planlama çalışması yürütülüyor. İzmir halkının tarihiyle buluşabilmesi için İzmir halkına ve dünyaya sunulabilir hale gelmesi lazım. Sayın İlhan Tekeli’nin başkanlığında yaklaşık 1,5 yıldır bir çalışma yürütülüyor. Bu alanın stratejik planı bitti. Ayrıca biz bir şirket kurduk ama herkes kurabilir. “

“TARKEM’i planlama şirketi gibi düşünün”

TARKEM’in planlama şirketi olarak düşünülmesi gerektiğini belirten Uğur Yüce, bölgenin kalkınması için ilgili tüm kurumlara da iş düştüğünün altını çizdi.

“116 ortak eşit olarak buraya girdi. TARKEM’in tümü kazanç olsa 1 kişiye ne kadar düşer? TARKEM ne yapacak? Bütün alan stratejik olarak planlanacak. Burada Valilik ve belediyelerden tutun tüm kurumların bir görevi var. Burada birçok iyileştirilmesine gerek duyulan tescilli bina var. Burada Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da devreye girmesi gerekiyor. Havra Sokağı için, Hatuniye için geniş çaplı çalışma yapıyoruz. TARKEM’i planlama şirketi gibi düşünün. Elinde müthiş bir bilgi birikimi var. Bu birikimle oradaki insanlara gidecek ve “Gelin TARKEM-2’yi kuralım.” diyecek. Bu insanlar ister uzun vadeli kiralama yöntemiyle, ister satma yöntemiyle ister farklı yöntemlerle projeye dahil edilecek.”

“Kolay da değil, imkansız da…”

TARKEM Murahhas Azası Uğur Yüce, çalışmalar sonrası olacaklara örnek verirken, projenin halkalarını da açıklamayı ihmal etmedi.

“Mevcut dokuya sadık kalınırken tabii ki iyileştirilecek modern çalışmalarla örnek teşkil edecek. Yapılacak tüm planlamalar 1985’teki koruma planına göre olmalı. İyileştirecek olan yollar olacak Kadifekale’ye doğru. 2 yolun biri tarihi bir Türk mahallesi ve diğeri de Prag’da olduğu gibi tarihi bir Yahudi mahallesi şeklinde olacak. Bakın eski Yahudi aile evleri var. Buraları batıda örnekleri olduğu gibi gençlerle buluşturacağız. Buranın akşamüstüne kadar değil geceleri de yaşayan bir hale gelmesi lazım. Çok kolay bir iş değil ama imkansız da değil. Tekerleği yeniden icat etmiyoruz. Dünyadaki tüm örnekleri inceledik. Kim yapmış, nasıl yapmış, bunların hepsine baktık. TARKEM’i biz planlayıcı ve yönetici şirket olarak muhafaza edeceğiz. Kuracağımız TARKEM-1, TARKEM-2, TARKEM-3 gibi şirketler halka açık olacak. Önce orada yaşayan insanları, sonra İzmirlileri, sonra Türkiye’de yaşayan diğer insanları, ardından yurt dışında yaşayan Türkleri ve nihayetinde yabancıları buna ortak edeceğiz. Mahalli idareler, devlet ve kurumlar kendilerince çok iyi niyetli çalışıyor. Ancak bölük pörçük olmuyor bu işler. Biraz evvel dedim ki gençler, güvenlik, turizm… Kemeraltı esnafının bir şikayeti yok ve şu an hallerinden memnunlar. Olay bu değil. Olay orayı katma değer yaratan, onlar açısından daha da karlı, netice itibariyle herkesin rahatlıkla gezebildiği bir alan haline getirmek. Master plan çıktı.”

“İzmir’e kruvaziyerle gelenlerin yüzde 40’ı Kemeraltı’nı görmüyor”

Programın hemen başında İzmir Limanı’nın bilinçli bir şekilde yok edilmek istendiğini söyleyen Yüce, Erol Yaraş’ın sorusu üzerine bu ifadesini de şu sözlerle detaylandırdı;

“Erol Bey, konuşmuyoruz bu 1. İkincisi genç izleyicilere seslenmek istiyorum. İzmir bir liman kenti. İzmir’i İzmir yapan limanı. En basiti Efes nasıl bir kentti ve nasıl yok oldu buna bakalım. Liman özelliğini kaybettiği için Efes diye bir kent kalmadı. Ekonomik değerini kaybedince bitti. İzmir 1402’ye kadar bir liman kenti olarak bir hayli gelişmiş bir kent. Timur, Ankara Savaşı’nı kazanınca geliyor buraya ve 15 gün boyunca kaleyi alamıyor. Öyle olunca dışarıdan yardım gelmemesi için körfezi dolduruyor. 1800’lere kadar bu böyle sürüyor. Dünyada ticaretten, paradan ve ekonomiden en iyi anlayanlar Yahudilerdir. Nereye yerleşiyorlar? Tire’ye, Manisa’ya. Ne zaman İzmir’e geliyorlar? Liman geldikten sonra. Liman bu kente hayat kazandırıyor. Şimdi biz ne yapıyoruz? Körfezin derinliği artık büyük gemiler için yetmiyor. Yeni nesil konteyner gemileri 9 bin TIR’a denk geliyor. En az 16 metre derinliğinde bir kanal lazım. 2 Sene önce bütçeye 150 milyon dolarlık fasıl bile koyulmuştu. Şimdi diyorlar ki orası için kruvaziyer turizmi falan filan. Kruvaziyer turizmi çok hoş ama ne kadar bırakıyor? Yapılan turlar buraya mı kalıyor yoksa o şirkete mi gidiyor? İnsanların yüzde 40’ını Kemeraltı’na bile ulaştıramıyoruz. Kordon çevresinde 2 tur atıp gemiye dönüyorlar. Acaba bu insanlar İzmir’i tavsiye ediyorlar mı? Kruvaziyer turizmi çok iyi ama kent merkezi olarak o insanlara bir şeyler sunmanız lazım. Bakın antik tiyatroyu, kaleyi, tarihi bu insanlar görecek ki buraya gelecek, para harcayacak.  Sosyal medya muazzam bir değişiklik yarattı. Adam bir tweet atıyor ve milyonlara ulaşıyor. Sizin ne sunabildiğiniz çok önemli. Turist İzmir’den ne ister ne bekler? Turist tweet attığında İzmir için “Aman gidin görün mü der Sevilla gibi?” bu önemli.”

“20 ay geçmiş ÇED raporu verilmiyor”

Üç Gazeteci Bir Konuk’ta çarpıcı açıklamalarda bulunan Yüce, İzmir Körfezi için ÇED raporunun verilmemesine tepki gösterirken, şehrin de cezalandırıldığını söyledi.

“Liman bilerek unutturulmanın ötesinde, bu şehrin belediye başkanı bilim adamlarına bir proje yaptırıyor. Su İnciraltı’ndan giriyor, Halkapınar’da tıkanıyor. Karşıyaka’dan bir kanal açarsanız suyun sirkülasyonu hızlanacak. Adam ÇED için müracaat ediyor. 20 ay geçmiş ama devlet raporu hala vermiyor. Bu kasıtsız olabilir mi? Binali Bey gibi fevkalade takdir edilecek bir insan bile ESİAD toplantısında “Sizin limanınız artık Nemrut Limanı’dır.” diyor. Bu demek ki, burası artık bir emekliler şehridir demek. Bu demek ki bu şehir böyle cezalandırılıyor demektir. Algı yönetimi diye bir şey var. İzmir halkının dikkatini son derece tali ve fevkalade basit konulara yoruyorlar. Kabaca buna cambaza bak denir. İzmir’i başka bir mecraya doğru sürüklüyorlar. İzmir’e yapılabilecek en büyük kötülüktür en büyük ihanettir bu. Bunları ağzımdan kaçırdığım için değil bilinçli olarak söylüyorum. “

“17 vilayetin ekonomisi İzmir Limanı’na bağlı”

“Rahmetli Özal başbakan iken İzmir’e geldi ve bizi de yanına aldı. Bir serbest bölge yapılması gündeme geldi. Ben, “Sayın Başbakanım önümüzde bir Hong Kong var, Singapur var. 3 aksı keseceksiniz ve serbest bölge yapacaksınız.” dedim. Fakat rahmetli Özal hepimizin bildiği sebeplerden dolayı bizi biraz uzaktan severdi. Özal bunu yapabilecek cesarete sahip bir insandı. Liman için 2 ayrı kanaldan bahsediyoruz. Biri sirkülasyon için olan küçük kanal, diğeri de 16 metre derinliğinde olan ve gemilerin yolu olacak kanal. Bunun işleyişi durduruldu. Bilinçli olarak durduruldu. Tam 10 yıldır kararı alınmış bir şey uygulanmıyor. İzmir Limanı 17 tane vilayetin ekonomisinin bağlı olduğu bir liman.”

“Hükümeti akıl yoluna davet ediyorum”

Programda “İzmirliler neden sessiz kalıyor sorusuna, “Şöyle bir örnekle açıklayayım, Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden DEİK bir gece bir paragrafla devletleştirildi. Bir tek ben “Bu büyük bir haksızlıktır, hak gaspıdır.” dedim. Başka kimse ses çıkarmadı.” yanıtını veren Yüce, iktidar ve İzmir arasındaki ilişki için ise oldukça çarpıcı ifadeler kullandı.

“Şunu söyleyeyim, sözlerimiz kayıt altına alınıyor. Aklı başında bir adam bunu izleyebilir. Bir kere iktidar yanlış yapıyor. Akıl hocalarına sesleniyorum; yanlış yapıyorsunuz! Bu şehri ele geçirmek istiyorsanız öncelikle kalbimizi kazanacaksınız. Bizleri aptal yerine koymayacaksınız. O politika yanlış. Bakın yerel seçimde AK Parti’nin oyu yükseldi ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde düştü. Neden? Bakın Binali Bey akıllı bir adam. Olaylara yaptırmam ettirmemle değil de bakın İZBAN’a mani olmayarak uyumlu gözüktüğü için AK Parti’nin oyunu yükseltti. Annem 90 yaşında Adalet Partisi’nin 3 kurucusundan biri ama gidip Halk Partisi’ne oy veriyor. Biz hukukun üstünlüğüne inanan, demokrasiye gönül vermiş insanlarız. Sen İzmirliyi rahatlatmazsan hiçbir şekilde kazanamazsın. Binali Bey doğruyu yapıyordu. Akıllı bir adam. Ben de devleti ve hükümeti akıl yoluna davet ediyorum. Engellemekle olmaz. Bakın liman konusunda da ben sabaha kadar konuşurum ama Lucien Arkas’tan başka kimse bir şey söylemiyor. Onu da bu işin içinde olduğu için yeterince dinlemiyorlar. Benim limanla hiçbir alakam yok. Bu sahada şirketim yok kesinlikle şehri düşünüyorum.”

“Bugün susan İzmir var”

Hamdi Türkmen tarafından Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin “Bölge EXPO’su” söyleminin de sorulduğu Uğur Yüce, Zeybekçi’nin önerisine tepki gösterirken İzmirlilerin de artık sustuğunu söyledi.

“Son zamanda basında çok sık rastlıyorum. Bazı köşe yazarları zamanında Süleyman ve Turgut beylere çok haksızlık ettiklerini söylüyorum. Ben EBSO başkanıyken kendilerine kürsüden demediğimi bırakmazdım. Ne kadar demokrat insanlarmış. Bugün susan İzmir var. Hiçbir konuda konuşmayan. Bakan oyalıyor insanları. Ne demek bölgesel fuar, ne demek bölgesel EXPO efendim? Dünyada bölgesel örnekler zaten var. Bunlar palavra, bunlar boş laflar. Lütfen İzmir’deki serbest bölge sayısını arttıralım. Bir taraftan AB kapıları tekrar açılmaya çalışılırken şehir serbest bölge olamaz ama serbest bölge sayısı arttırılmalı. Bakın ileride birçok sektörde çok büyük açıklar ortaya çıkacak. Ortalama ömür 12 yıl artmış ve 2050’ye kadar bir o kadar daha artacak. Yaşlanan nüfusun da genç nüfusun da sağlığa ihtiyacı var. Herkes için sağlık doğru bir temaydı. 20 yıl oldu İYTE’yi kuralı. Niye büyük bir alan üstüne kuruldu? Teknoloji geliştirme üssü olsun diye yapıldı. Bilim insanları gittikleri yerlere rahat olduğu için gidiyorlar. İzmir tasarım kenti diyoruz. Nereden geliyor bu? Gelinlikten. Tasarımı kim yapıyor? Fransızlar… Biz aslında burada fasonculuk yapıyoruz. Kafasını kullanan Fransız, 15-20 bin terzi getirmiş bir bölgeye ve 2 bin Euro ödüyor. Türkiye’de ürettireyim adam 2 bin liraya elimi öpecek diyor. Yap buna benzer bir serbest bölge. Bu adedi 4’e, 5’e çıkaralım.

“Projelerin hepsi dünün”

Bizim istediğimiz şudur; ekonomiyi canlandırmak. Binali Bey’in 35, Aziz Bey’in 70 kusur projesi var. Allah aşkına bunların hepsi dünün projesi. Bir tanesi bile yarının projesi değil. Bu şehri 2050 yılına taşıyacak tek bir proje yok. Bu şehri İYTE taşır 2050’ye.”

“Ankara İzmir’in önünü kesiyor”

Ankara İzmir’in önünü kesiyor. Bu sadece son 12 senenin hadisesi de değil. İzmir’de iş yapmak isteyen insanlar var. Kocaoğlu’nu kendinden öncekilerle mukayase ettiğiniz zaman bilhassa altyapıya sahip çıkmış bir insan. Bunun 10’da birini yapan insanlar takdir edilirken Aziz Bey başarısızlıkla suçlanıyor. Trabzon Belediye Başkanı zamanında bana demişti ki; “Büyün kanalizasyon sistemini yaptım. Neticede kaybettim.” Aziz Bey de üst yatırımlara sıra gelmedi. Onlar devam ederse birkaç dönem daha devam eder. Namuslu adam, seviyoruz yani.

“İzmir’de bazıları için para fazla kıymetli”

Erol Yaraş’ın “İzmirliler ellerindeki değerleri satmaya çok meraklı, KİPA ve Kent Hastanesi bunların örnekleri. Neden İzmirli değerini büyütmüyor?” sorusuna Yüce dikkat çekici bir tespitle cevap verdi.

“Buna tamamen bir sosyolog tarafından cevap verilmeli ama olaya alaturka yaklaşacak olursam bunun birden fazla sebebi var. Birincisi İzmirlinin tuzu kuru. Kirli çıkın derler, gizli yan gelirler vardır. Kira, toprak vs.. İkincisi tutucu. Çok fazla riske girmek istemiyor. 10 milyon dolara ortak olmaz ama 100 bin dolara ortak olur. Az zarar görme düşüncesi var. Öyle bir tutucu toplum. Hırsları da hayli sınırlı bir topluma sahibiz. Çok ciddi bir şekilde para herkes için kıymetli ama ben İzmir’de bazıları için paranın daha kıymetli olduğunu düşünüyorum.”

“ENDA’da varlık içinde yokluk var”

Uğur Yüce, ENDA’ya yönelik “Zarar ediyor” söylemlerineyse sert tepki gösterdi ve saçmalık olarak nitelendirdi.

“ENDA’da varlık içinde yokluk var. İlk başta herkes çok mutluydu. 15-20 Megawattlık üretim vardı. Bunun için 240 ortağa ne ihtiyaç var dedik. Bunu son 6-7 senede 400 megawatta yükselttik. 20 misli büyüdük. Bunu yaparken içeriye kaynak koymanız gerekiyor. Dolayısıyla 400 megawatt’ın ki 400 milyon dolardan fazla bir parayı realize ediyorsunuz. Baktığınızda özkaynak yüzde 11. Bu şekilde sanayicilik olmaz. Yatırımlarının finansmanında ENDA özkaynak sıkıntısı çekiyor. Mecburen hidroelektrik santrallerimizden birini özkaynak yaratmak için sattık. ENDA kurulduğundan beri kar etmiyor ve sıkıntı gibi saçma sapan laflar söylüyorlar. Bakın 27 milyon lira kar açıklayacak ENDA.”

“Turisti Hisarönü’ne kadar götüremiyoruz”

İzmir için uzun yıllardır gündemde olan ancak hayata geçirilemeyen mega müze projesine de değinen Yüce, kruvaziyerle İzmir’e gelecek turistler içinse bir rota çizdi.

“Bizim bir ting tang’imiz var. Gönüllü olarak proje ve fikir üretiyoruz. Batı Anadolu Medeniyetleri Müzesi, ciddi ve dünyada güzel örnekleri olan bir müze fikridir. Bunun en iyisi Bilbao’dadır. Müzede hiçbir şey yok ama öyle bir mimari var ki yılda 1 milyon insan gidiyor. Bakın 30’u aşkın ürettiğimiz projelerden bir tanesinde, kruvaziyerler turizmiyle gelen turistleri Hisarönü’ne kadar götürebilmek. Bunu bile beceremedik. Bırakın mega müzeyi. Kruvaziyerden inecek, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ni tamamlayacak. Fransız Hastanesi’nin olduğu yerde yapılacak düzenleme sonrası Dominik Caddesi’nden devam edecekler ve Atatürk Lisesi’nin arkasından Şevket Özçelik Caddesi üstünden devam edecekler Mimar Kemalettin üzerinden Hisarönü’ne çıkacaklar. Fevkalade güzel bir proje her bakımdan. Bugün 20 tane kuruma gidelim İzmir’de, konservatuvar öğrencilerine 5’er bin lira isteyelim. Çocuklar para toplamak için değil şehre katkı için çalar hale gelsinler. Bakın Paris Metrosu’nda çalan çocukları gizli gizli Paris Belediyesi destekler.”

“Siyasetten nefret ettim”

Programın sonunda siyasete girip girmeyeceği sorusu üzerine Annesinin siyasetle ilişkisini anlatan Yüce, şunları söyledi;

“Belediye başkanlığı bir hizmet olsa da siyasettir. Bizim şöyle bir talihsiz olayımız oldu. Benim annem Türkiye’nin ilk kadın noteridir. Annem Adalet Partisi tüzüğünü hazırladı. Benim ailem siyasetin içinde olan bir aile fakat siyaset o kadar nankör ki, annem İzmir’den milletvekili olmak istedi, tuttular annemi çizdiler, İstanbul’dan Nuriye Pınar diye bir hanımefendiyi İzmir milletvekili diye yazdılar. Ben bunu görüp yaşadım ve siyasetten nefret ettim. Hep borçlu hissettiğimden kendimi dünya kadar sivil toplum örgütünde yer aldım. Bu yaşa geldim almaya da devam ediyorum.” 

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2014, 13:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER