banner9

İzmir'de Sendikalılaşma Marmara'nın Gerisinde Kaldı

60'lı yıllardan itibaren hayatımızda yoğun bir şekilde yer alan sendika kavramı bugün de tartışmaların odağında ve istenilen oranda sağlıklı işlemiyor. İşin özüyse şu; sendikalar mı popülist, yoksa patronlar mı daha kapitalist?

İzmir'de Sendikalılaşma Marmara'nın Gerisinde Kaldı

BURAK CİLASUN / BEN HABER

Sendikalaşma çalışanların haklarını alma adına en büyük örgütlenme biçimi. Sendikalaşma da haliyle ucuz emek sömürüsüne son veren, işçilerin sosyal, ekonomik politik durumlarını en iyi düzeye çıkaran bir örgütlülük biçimidir. Buna karşın sınıfsal ayrılıklara karşın sendikalar emeğin gücünden çok siyasetle anılınca kaybeden yine emek oluyor. Peki sendika algısı neden bu kadar tartışılıyor? Masanın her iki tarafında oturan insanlar birbirlerine nasıl bakıyor? DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı ve Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanlığı da yapmış olan TARKEM Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Yüce cevapladı.

“MİLYONLARCA İNSAN BU HAKTAN MAHRUM”

Öncelikle Türkiye'de sendikalılaşmada geldiğimiz nokta nedir?

Türkiye'de toplam çalışan sayısının ne yazık ki yüzde 11'i sendikalı. Yüzde 11'i sendikalı olan bir toplumda emek sömürüsünün olduğunu görmek zor değil. 60 Anayasası ile örgütlenme özgürlüğü önündeki yasaklar kısmen de olsa kalkmıştı. 40-45 milyonluk bir nüfusa sahip olduğumuz o dönemde yüzde 30-40 arasında bir sendikalılaşma oranı vardı. Bugün gelinen noktadaysa Türkiye sendikalılaşma oranında Avrupa'da 38. sırada. İskandinav ülkelerine baktığınızda sendikalılaşma oranıysa yüzde 95 oranında.

Türkiye'de sendikalılaşma neden orta ve küçük ölçekli işletmelere nüfuz edemiyor?

6356 sayılı iş kanununda en az 30 kişilik iş yerlerinde örgütlenilebileceği yazıyor. 30'un altında olunan yerlerde zaten örgütlenme yapılamıyor. Üstü olunca da çalışanların bir kısmı aynı işverene bağlı başka bir şirket üstünden sigortalandığı için milyonlarca insan sendikalı olamıyor.

İzmir sendikalılaşmada geri mi kaldı?

İzmir'de 10 yıl öncesine kadar büyük fabrikaların bir kısmı devlete aitti. Özelleştirme buralarda çalışan sendikalı işçileri yok etti bir. Hükümetin teşviklerde İzmir yerine Manisa'yı tercih etmesi, sanayinin buraya gitmesine neden oldu iki. Özel sektör İzmir'e yalnızca OSB'lerde kaldı. İstanbul, Bursa, Kocaeli gibi şehirlere göre oransal olarak sendikalılaşmada gerideyiz. Özellikle de özel sektörde. Hükümet gerçekten insanların sosyal ve ekonomik olarak güçlenmesini istiyorsa, sendikalara karşı duran patronlara yaptırım uygulamalı. Bakın her yıl Türkiye'de kayıt dışı çalışma oranları açıklanır ve bu yüzde 60 seviyesinde çıkar. Eğer sendika yoksa patron işçiyi kayıt dışı çalıştırabilir ve buradan devleti vergi kaybına uğratabilir. Patronlar sendika yoksa işçinin maaşını asgariden gösterip üstünü elden vererek yine devleti kayba uğratabilir. Buna karşın sendikanın olduğu yerde kayıt dışı bir kuruş bile olmaz. Doğal olarak devlet de bu maddi kayıptan kurtulmuş olur. Sendikalaşma bir ülkenin gelişmesinde en büyük etkenlerden biridir. 

İşverenler, sendikaların talep ettikleri maaş artışını karşılayamayacaklarını söylüyor. Sizce öyle mi?

Değil. Bunu kâr hırsıyla söylüyorlar. Bakın sendikanın olduğu yerde kaliteli üretim vardır. İşçi sendikal haklarını kaybetmemek için daha iyi çalışır. Kayıt dışı çalışmalardaysa verim daha düşüktür. Mesele şu ki kâr hırsından bir parça vazgeçmeleri gerek. Kâr marjıyla övünen şirketlerde çalışanların kazançlarına bakın. Hem kazancınla zirvede yer alacaksın hem de çalışanına asgari ücret ya da çok az fazlasını vereceksin. Kendi yaşamları için en lüksünü seçenler, o yaşantının devamını sağlayan çalışanlarına düşük ücretleri reva görüyor. Yok öyle şey. 

Fabrikalarda örgütlenme yaparken hangi sıkıntıları yaşıyorsunuz?

Başta patron baskılarını görüyoruz. İşverenler kendi fabrikalarında bir sendikal örgütlenme çalışması olduğunu duyunca o insanları işten çıkarmakla tehdit ederek bastırmaya çalışıyor.  Kimi patronlar da kendi dünya görüşüne yakın sendikayla çalışmak istiyor. Neticede kimse dişli bir sendikayla karşı karşıya kalmak istemiyor. Çok basit bir örnek vereyim. Bugün Türkiye'de 3 işçi konfederasyonu var. Eğer Soma'da DİSK örgütlenmesi engellenmeseydi yüzlerce işçinin canına mal olan facia yaşanmazdı.

İşverenlerle ilişkilerinizde kendinize özeleştiriniz var mı?

12 Eylül öncesinde Türkiye'ye yeni gelmiş sol düşüncenin hızlı bir biçimde nüfuz edişi sırasında algılamada eksiklikler yaşandı. Örneğin grev yapan işçinin fabrikayı koruma altına alması gerekirken bazı yerlerde makinalara zarar verilmiştir. Hakça adilce sendikacılığın eksikliklerini yaşadık. DİSK'e yönelik 12 Eylül öncesinden kalan korkular var. 

İzmirli iş adamlarına dair izlenimleriniz neler?

İzmir'de DİSK'in artık fabrikalara üretim ilişkileri içinde baktığını, sağlıklı bir örgütlenme istediğini karşı tarafa aktarabildiğimizi düşünüyorum. İzmir'deki fabrikalar, kamu kuruluşları ve üniversitelerde DİSK'in örgütlendiğini görebilirsiniz. Yine de kamu sektöründe sendikalılaşmada artış varken, özel sektördeyse aynı artıştan söz edemeyiz. Bunun nedeni de ekonomik darboğaz. Bugün İzmir'de tüm sendikaların 120 bin kişi kadar bir örgütlülüğü var. Olması gerekense en az 400 bin olması gerekiyor. 

“EMEK DÜNYASINDA POLİTİKANIN NE İŞİ VAR?”

İşçi ve işveren ilişkilerinde siz yıllarca masanın işveren kısmında oldunuz. İki taraf arasında nasıl bir ilişki var?

Bir kere sendika, işçi, işveren demeden önce şunu bilmemiz lazım ki öncelikle hepimiz insanız. Tabii her birimiz eşit yaratılmamışız. Yaratılıştan doğan birtakım farklılıklarımız, hayat, tesadüfler derken birçok faktör bizi farklı rollere itmiş. Farklı rollerde olmamız hepimizin öncelikle insan olduğu gerçeğini, denk olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. İşçiyle işveren arasındaki ilişkiler kanunlar, birtakım yönetmelikler ve elbette aracılarla düzenleniyor. Bu aracıların adına sendika denmiş. 

İlişkilerde devletin rolü nedir?

Sendikalar mutlak surette olmalı. İnsanların ferdi olarak ve üstelik maddi gücü elinde olan ve bu nedenle yönetimin her kademesinde güçlü olan insanlara karşı mutlaka örgütlenerek haklarını arama imkanı var. Onun için sendika son derece gerekli ve doğru bir şey ama o sendikaların da adil olmasını sağlayacak ve regüle edecek olan devlettir. Devlette bir sıkıntı olduğu zaman bileşik kaplar teorisindeki gibi sendikalarda da sıkıntı ortaya çıkıyor.

Sizce sendikalarda ideoloji mi, yoksa emek mi daha önce?

ideoloji önde bir, menfaat önde iki. Yani içlerinde gerçekten idealist, düzgün insanlar olduğunu biliyor ve tanıyorum ama çok azınlıkta kaldılar. İşi kuran ve yöneten insan eğer temel prensipte birlikte çalıştığı insanları bir aile gibi görüyorsa ve temel amacı en azından o insanların refah ve mutluluğuysa sendika istemeden haklar verilecektir. Bakın mesela kimi iş yerlerlerinde sendikanın talep ettiği haklar öylesine fazlasıyla veriliyor ki, oraya sendika zaten giremiyor ve ihtiyaç yok. Tabii her insanın bu kadar özverili olmasını bekleyemeyiz ve dolayısıyla düzenleyici kurumlara ihtiyaç var.  Bu kurumlar ilişkileri regüle ederken, devlet de bu kurumları sıkı denetleyecek. Örneğin sendikaların politize olmasına izin vermeyecek. Emek dünyasında politikanın ne işi var yahu? Emekte herkes eşit ve insan. 

İzmir'de sendikalılaşma oranının Marmara'ya göre düşük olmasının nedeni nedir?

Burada hatalar karşılıklı. Türkiye'de siyasi partiler ve birtakım oluşumlar sendikaları çok ciddi politize ettiler. Mesela DİSK... Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu... Devrim kelimesi nasıl kullanıldı bu ülkede? Mevcut iktidarı ve rejimi yıkmak için kullanıldı. O kadar çok yanlışlarımız var ki, genç demokrasilerin kaderidir bu. 

İşveren ve sendika masaya oturduğunda işverenin önyargısı nedir?

Patrondan patrona değişir. Her bir patronun kültürü, yetişmesi çok farklı. 

İşçiyle ilişkilerde sendika mı daha popülist, patron mu daha kapitalist?

Her ikisi de... Maalesef sendika çok popülist, patron da çok kapitalist. Devlet dediğin şey dengeyi kurmakla görevlidir. Dengeyi kurmadan, oy kaygısıyla, insanları politize ederek süreci yönetemezsiniz.

İzmirli patronlarla diğer patronları terazinin iki kefesine koyunca ne görüyorsunuz?

İzmir'deki insanın devlete daha saygılı, daha çekinen ve korkan yahut vergisini daha muntazam bir şekilde ödeyen bir topluluk olduğunu görüyorum. Bunu vergi tahsilat oranlarından çıkarıyorum. Bu memleket bir hayali ihracat furyası yaşadı. İzmir'de iki vaka çıktı ama ikisi de İzmirli şirket değildi. İzmirli iş adamları ama dürüst, ama korkak oldukları için çok daha namuslu. 
 

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2018, 11:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER