banner51

Güzel ve Başarılı: AYÇE DİKMEN

O, kendini sadece sözleriyle değil, hayattaki duruşla da anlatan bir kadın. Yenilikler açık, öğrenmeye meraklı ve elini değdirdiği her işte başarılı, zarif bir İzmirli. Hep güler yüzlü, hep samimi…

Güzel ve Başarılı: AYÇE DİKMEN

BENAN BİLEK / BEN HABER

Her hafta sonu, değerli konuklarını ağırladığı Pazar Sohbeti ile tanıdım onu. Bir kalemi tanımak, o kalemin sahibini tanımakla eşdeğer benim için. Farklı sorularından, konuğuna zarif yaklaşımından, herhangi bir konuya ilişkin ilk haberleri onun röportajlarından okumaktan ileri gelen “ben bu kadını iyi tanıyorum hissim” vardı. Kurucu Başkanı olduğu Kültürpark Rotary Kulübü’nün“Aşkın Oscarları” konseptli bir yılbaşı balosunda yüz yüze tanışma imkanı buldum. Sahnede yaptığı ödül konuşması sırasında yazılarındaki zarif dilin kendi yansıması olduğunu anladım. İletişim sektörünün pek çok alanında çalışan Ayçe Dikmen’le Ben HABER için görüştük.

Mutlu olduğun işi bulana kadar neler yaptın?
 
Yaptığım her şeyin tek bir potaya ait olduğunu düşünüyorum. Farklı yönleri ve yöntemleri olsa da hepsi iletişimin bir parçası.
 
İzmir Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okudum. Astronomi-Uzay Bilimleri-Matematik bölümünü kazanıp analitik bir eğitim aldım. O zamanlar üniversitenin rektörü olan rahmetli Prof. Dr. Sermet Akgün, üniversiteyle ilgili her türlü organizasyonda bana sunum görevi vermişti. “karakteriniz kaderinizdir” derler ya, sanırım karakterim orada kendini göstermeye başlamış.
 
Analitik eğitimin avantajları mutlaka çoktur.
 
Evet, bu benim için çok büyük bir avantaj oldu. Sezgisel gücümle analitik bilgimin dengesi işimi yaparken yol ve yöntemler konusunda çok yardımcı oluyor. Keşke bu dengeyi yaşamın her anında kurabilsek.
 
Henüz üniversite yıllarında TRT ekranlarında sunuculuk yaptın ve TV programlarının da devamı geldi.
 
Çok kanallı televizyon hayatına geçişte gençlere yeni yeni yerler açılmaya başladı. İstanbul’dan güzel bir teklif almama rağmen aynı dönemde evlendiğim için İzmir’de kaldım. 2009 yılına kadar TRT1, TRT2, TRT INT gibi çeşitli kanallarda kadın, çevre, engelliler ve aktüel haber gibi birçok farklı alanda program hazırladım ve sundum. 
 
Ya gazete hayatı nasıl başladı?
 
TRT’ye ilk başladığım zamanlarda Hürriyet Ege’nin başında Hakan Tartan vardı; benimle ilk röportaj yapan kişi kendisidir. Röportajımın yer aldığı Milliyet Televizyon Dergisi’nde kapak oldum. Hiç unutmuyorum, görüşme yapmak için Hakan Tartan ve Bülent Katarcı annemin evine gelmişlerdi. Hâlâ da beni gördüğü yerde “seninle ilk röportajı ben yaptım” diye takılır bana. TRT’deki programım bittiği bir dönemde Hakan Tartan’la karşılaştık. En iyi yaptığım ve en mutlu olduğum işin röportaj olduğunu, söyledim ve kendisinden gazetede bir köşe istedim. O dönemde böyle bir uygulama yoktu. Tesadüfen birkaç ay sonra İstanbul’dan bir röportaj köşesi talebi gelmiş, Hakan Tartan da beni arayarak “Hadi bir görelim” dedi. 
 
Raşit Taha’nın İzmir’e geleceğini öğrendim ve onu Türkiye’ye getiren şirketle iletişime geçtim. Onlar da bana bir tek NTV ile beni röportaj için alacaklarını söylediklerinde heyecanımdan yerimde duramadım. Yaptığım röportaj Kelebek’te yani ulusalda çıktı. Şansımın çok büyük yardımı oldu gazete yaşamımda.
 
Röportajlarında çok samimi bir hava var; bunu nasıl başarıyorsun? 
 
Röportajda konuşmak, merak edilenleri sormak, konuşmanın akışına kapılmak harika. Konuklarım hep çok güzel şeyler anlatıyorlar. Ama sonra bu konuşmalardan bir yazı oluşturmak çok dikkat ve emek isteyen bir iş. Röportaj yapılan kişi için, o görüşmeyi yapanın verdiği sinyal çok önemli.
 
Ama yazmak, konuşmak gibi kolay değil. Yazmanın kendi disiplini var, kalıcı olacağı için yüklediği sorumluluklar var. Röportajda konuşmak çok keyif verici; uzun uzun anlatılıyor, konudan konuya geçiliyor; nasıl olduğunu anlamadan sen de kaptırıveriyorsun. Röportaj yaptığın kişinin içine geçiyor, onunla aynı şeyleri hissedebiliyorsun. Ben görüşme yaptığım kişinin özel hayatına saldırmıyorum, karşımdaki kim olursa olsun onun magazinsel yanıyla ilgilenmiyorum. Dekor olarak orada olmadığımı biliyor işimin gerektirdiği şeyleri yapmaya özen gösteriyorum. TRT’te de “gözümüzün içine bakarak konuyu dinleyen ve doğru sorular soran pek olmaz, sizin programınız çok akıcı” derlerdi ama şimdi bunları söyledim diye kendimle övündüğüm düşünülmesin lütfen. Her gün bir şeyler öğreniyoruz.

Öğrenmeye hep meraklısın; yengeç burcuydun değil mi?
 
Evet; 5 Temmuz doğumluyum ve tam bir yengecim. Tüm özelliklerini taşıyorum. Dışarıdan güçlü gözükmeme rağmen kırılgan ve duygusal bir yapım var. Bazen sert göründüğümü söyleyenler oluyor; aslında sert değilim, sadece kendimi korumaya alıyorum.
 
Belki büyük kırgınlıklar yaşamamak için kendimi korumaya almaktır bu. Duygularımı dengelemek için çaba gösteriyorum. Çoğu yengeç gibi iç dünyamla iyiyim; kendime dönüğüm ve çok ilgiliyim. Burç olarak da iyi yıllara girdiğimizi biliyorum. Kendimi güzel şeyler yaşamaya hazır hissediyorum.
 
Uzun zamandır Master of Ceremonies görevini de başarıyla yapıyorsun. Pek çok büyük organizasyonda adına rastlıyoruz. MC’lik işi nasıl başladı?
 
O da bir tesadüfle başladı aslında. TRT’de olduğum yıllarda opera Bale’de olan bazı arkadaşlarım Bianchi’nin bir gösterisinde görevliydiler. Onlara bildikleri bir sunucu olup olmadığı sorulmuş, benim ismimi vermişler. Gençliğin verdiği cesaretle gidip görüştüm ve sahne sunuculuğuna başladım.
 
Zamanla kendimi bu konuda yetiştirdim. Şu anda yaptığım MC’lik işi sadece sunuculuk değil aynı zamanda töreni de organize etmek ve yönetmek. Pek çok bakanın olduğu programda bu mesleği yaptım; konuşmaları bittiğinde göz ucuyla bana bakıp sahneden inip inmeyeceklerini soruyorlar. Sadece tören anında değil, projenin belli bir aşamasından itibaren konuya dahil oluyorum ki bence de olması gereken bu. Eğer bu işi yapan biri olmazsa organizasyon sırasında her şey karmaşık bir hal alır. Üstelik sahnede, mikrofonun sahibi kişi kimse töreni yönetmek de onun işi olmalı. Sahneye kim çıkacak, kim inecek, zamanlama, konuşma süreleri, plaket ne zaman nasıl verilecek; tamamen bu işi yapan kişiyle ilgili. Ben bu işi çok seviyorum çünkü gerçekten adrenalin içeriyor ve güzel söz söylemeyi, güzel görünmeyi gerektiriyor.

Adrenalin içeriyor mu dedin?
 
Evet evet, çok heyecan verici anların bütünü gibidir törenler. Hele ki resmi bir törendeyse işim, daha da heyecan verici oluyor. Elimde bir metin, vali gelirse bunu söyleyeceğim, milletvekili katılırsa söyleyeceklerim şudur. Katılmayacağını belirttiği halde bir organizasyona aniden gelen yöneticilere de rastladım; bir süre sonra programı nasıl gelen kişiye göre şekillendireceğini çözüyorsun. Ama içinde hep heyecan barındırıyor ve bu heyecan da beni besliyor.
 
İşin sahibiyle çok entegre olmak da gerekiyor bu işte sanırım.
 
Aynen öyle. Mesela Arkas’ın büyük bir organizasyonu vardı; plaket ve ödüller çok fazlaydı. Dolayısıyla sahneye iniş çıkış çok olacak, konuşmalar, kutlama ve sahne fotoğrafları da çok. O işte Berna Kumaş’la çok iyi organize olduk. Kısa sürede işime o kadar hakim olmuşum ki Lucien Bey bile ne zaman sahnede olup ne zaman ineceğine dair bana bakıyor. Dedim ya, olması gereken de bu.
 
Bu meslekle ilgili hedeflerin neler?
 
Sunumu İngilizce de yapabilmenin avantajları hedeflerimi büyütüyor doğal olarak. En son Türkiye’deki Rotary Zone’u iki boyunca İngilizce sundum. Bunun üzerine Mısır ve Abu Dabi’den teklif aldım. Kasım 2013’teki sunumu yine İngilizce olarak yapacağım. Bu da beni çok mutlu ediyor. Fransızca sunum da yapıyorum ama onu daha çok yazılı olarak. Doğaçlama için biraz daha geliştirmem lazım.
 
Sosyal medyayı iyi kullanıyorsun sanırım.
 
Sosyal medya hem paylaşım hem de bilinirlik açısından çok hızlı ve güçlü. Teknolojiyi seviyorum ve çok iyi kullanabildiğimi düşünüyorum. Her türlü teknolojiye de açığım ve mümkün olduğunca edinmeye çalışıyorum. Eskiden pek çok Amerikan yayınına sahip olmaya çalışıyordum; şimdi tüm bunlara ulaşmak çok kolay. Dolayısıyla kendimi geliştirmek, pek çok şeyden haberdar olmak için internet dünyası müthiş zengin. Facebook’a yüklediğim yazılarıma İstanbul’dan, Ordu’dan, Almanya’dan ve Azerbaycan’dan aynı anda yorumlar gelince olayın ne kadar büyüdüğünü ve yayıldığını anlayabiliyorsun.

Peki ya internet siten?
 
Paylaşım ve okunma oranlarının gün geçtikçe fazlalaştığını görünce yazılarımı bir sitede toplamaya karar verdim. aycedikmen.com profesyonel iş hayatımı anlatan bir site. Ama yeni bir çalışma var ve beni çok heyecanlandırıyor.
 
Psikolog Gülgün Sharafat’la beraber hazırladığımız video-blog tarzında bir sitemiz var. dersimizyasam.com’da bir konu üzerinde psikolojik çözümlemeler yapıyoruz.
 
Konular herkesi ilgilendirebilecek konular; çocuğunuzla bir probleminiz olabilir, işyerinde mobbing olabilir, öfkenizi kontrol edemiyorsunuzdur ya da yeni yılda yeni kararlar alma durumundasınızdır; bunları konuşup çekiyoruz ve sitemize aktarıyoruz. Videolar halinde olduğu için paylaşımı da kolay. 
 
Yenilikler seni çekiyor ve öğrenmeye doymuyorsun sanki…
 
Sevdiğim konularda öğrenci olmayı seviyorum. Hatta belki garip gelecek ama Oxford’un on-line eğitimine yazıldım. Ocak ayında eğitimim başladı. Beş aylık bir eğitim süreci için Politikanın Felsefesi diye bir derse yazıldım. İngilizce olarak ders görüyorum. Artık üniversitede eğitim almak için o üniversiteye gitmek gerekmiyor. Belli bir ücret kendini geliştirmek istediğin her türlü konu on-line olarak hizmetinde. Eskiden İstanbul’a gidememeye hayıflanırken şimdi dünyayı ekranımdan takip ediyorum. “Oxford vardı da gitmedik mi?” diye bir şey yok artık; eğer istersen Oxford da var Cambridge de.
Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2013, 16:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER