banner51

'CHP Kan Kaybediyor'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için "Artık hiç kimse 'Gandhi' demiyor" ifadesini kullanan Prof. Dr. Tülay Özüerman, partide yaşanan gelişmelere tepki gösterdi.

'CHP Kan Kaybediyor'

Burak Cilasun / Ben TV

Kurultay sonrası tartışmaların bitmediği Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşananları ve beklentileri Prof. Dr. Tülay Özüerman akademisyen gözüyle Ben TV'ye değerlendirdi. İzmir'de Prof. Dr. Kayhan Kantarlı'nın ihraç edilmesiyle doruk noktasına ulaşan disiplin tartışmalarından, Mehmet Bekaroğlu'nun partiye etkisine kadar bir çok konuyu bu röportajda bulacaksınız.

 
Başta İzmir olmak üzere parti içinde Prof. Dr. Kayhan Kantarlı ismi üzerinden başlayan disiplin tartışmaları bireysel midir, yoksa bir fikre, bir düşünce bütünlüğüne karşı topyekûn bir tahammülsüzlük mü söz konusu?
 
CHP’de bir süredir dile getirilen disiplin tehditlerinin ciddi olduğunun kamuoyuna duyurulması için Kayhan Hoca’nın etkili bir isim olduğunu düşünüyorum. Kayhan Hoca; Kılıçtaroğlu rüzgarı ile demokratik bir yönetim düşleyerek arkadaşları ile birlikte CHP üyesi olduğunu her fırsatta dile getiriyor.  Gerçekten de medya desteği ile böyle bir hava yaratıldı. Ülkeyi saran karanlıktan çıkmak için CHP’de kadro değişiminin umut olacağı algısı yaratıldı. Oysa önemli olan kadroların yenilenmesi değil, tam da bu süreçte partinin temel felsefesini, kuruluş ilkelerini sürdürme ısrarlılığını göstermekti. Oysa ilkelerde ısrarlı olanların tepkilerinin artması üzerine ülkedeki  korku, baskı, telkin, tehdit atmosferini dağıtması gereken parti, aynı yöntemleri “disiplin” adı altında uygulamaya başladı.
 
CHP içinde bir eleştiri mekanizması hep vardı, tahammül de vardı. Ben Deniz Baykal’a gerçekten çok haksızlık edildi diye düşünüyorum bu manzaraya bakınca. Çünkü parti içi demokrasi isteyip, Baykal gitsin diyenler bu süreçte ses çıkarmaz oldular. Oysa o dönemi yaşamış birisi olarak, bugünkü ortamın giderek bizi CHP içinde de tek seçiciliğe sürüklediğini görebiliyorum. Tahammülsüzlük iki yönlü; CHP’nin ilkelerini özümsemiş olanlar “yeni” denilerek giderek bir tutam AKP, bir tutam HDP benzeri biçim almaya başlamasına tahammülsüz; parti yöneticileri de bu yapılanmaya tahammülsüzlüğe tahammülsüz… Siz süreçle ilgili toplumun algısını sorunuzda çok güzel özetlemişsiniz…
 
Partide özellikle yer yer sizin, sayın Kantarlı’nın ve Sayın Oktay Gökdemir’in isimlerinin disiplin ile anılması yönetimin akademik camiaya karşı bir hareketi olarak görülebilir mi? 
 
Önce bir yanlış anlaşılmayı düzeltmeliyim. Benim adım disiplin soruşturması ile anılmadı. Ben disipline verilen arkadaşlarımıza sahip çıkmam nedeniyle bana da bir soruşturma açılırsa, bunu muhatap almayacağımı söyledim.  Kayhan Hoca için hakaret etti deniliyor. Üslup farklılığını hakaret olarak görmek istemişler... “Üsluplar kişileri bağlar”, diyerek geçilmeliydi. Akademik camiayı hedef aldılar diyemem. İzmir’de Atatürkçü olarak bilinen ve tepki veren  isimler üzerinde dikkat yoğunlaşması var diyebilirim... Partinin temel felsefesinden kayanlar değil, temel felsefede ısrarcı olanlar hedefte… Kayhan Hoca’nın feryatları da bu doğrultuda olduğu için kendisini haklı buluyorum. Üslubunu sertleştirmesini de, kendisi gibi düşündüğü halde  giderek suskunlaşanlara bir tepki olarak okuyorum. Partiden atılmasını da çok manidar buluyorum, sonuçta O, partinin temel ilkelerinden sapmaya tepki koydu, etrafında sırtını sıvazlayanlardan ses çıkmadı. CHP yönetimi, resmen “Ben CHP’li değilim” diyen vekil ile ilgili bir süreç başlatmadı. Atatürk’e karşı söylemleri olan vekillerle ilgili disiplin soruşturması yok. Neymiş, Kayhan Hoca Parti Genel Başkanını eleştirmiş… Tezatı görebiliyorsak nedenleri de daha iyi kavrarız… Ayrıca, etrafımızda CHP’li olup her yerde Kayhan Hoca’dan daha ağır dille konuşanlar var. Hepsini mi atacaklar?!...   
 
İl Başkanı Sayın Ali Engin’in AK Parti İl Başkanı Bülent Delican ile son günlerde oldukça samimi duruşunun partiye etkisi nasıl olur?
 
AKP’nin telkin ederek, talep ettiği  gibi yeni bir muhalefet oluşuyor. Yeni anayasa yapacak bir meclis seçtirilecek Türkiye’ye. İdeolojide ayrışık gibi görünen ama içine aldıkları isimlerle birbirine yakınlaşan bir görüntü var artık. Şunu demek istiyorum. Muhalefetin ideolojisi, konjonktürün dayattıklarına uygun davranan  kişilerin sayısı arttıkça törpüleniyor; böylece temel ideolojiyi sahiplenenler bir şekilde etkisizleştirilmiş ve/veya bertaraf edilmiş oluyorlar.  Bir süre sonra sanki hepimiz aynı görüşte toplanmışız havası yaratılarak fiilen içinde olduğumuz başkancı sistemi resmileştirecek anayasa yapılacak. Öteden beri arzulanan “Küçük Amerika” ideali yaşama geçiriliyor. Türkiye’nin idari yapısı değiştirilmekte. Bu yeni yapıda yer alma, pay alma mücadelesinin -iktidar ya da muhalefet ayrımı gözetmeksizin- başladığını görmeliyiz.   Karşı aktörlerin yeni rolleri sahneye konuluyor; karşıtlıklar törpüleniyor gibi olumlu düşünebilirsiniz, ya da karşı olanlar teslim olup, Cumhuriyet giderek sahipsizleşiyor ve her geçen gün kendi içinden biraz daha kemiriliyor da diyebilirsiniz.
 
Cumhuriyet biçim, kabuk değiştiriyor. AKP’nin öteden beri stratejisi, karşı olduğu düşüncenin kendisini görünür kıldığı her alana sızmak, her simgeyi sahiplenmek, sahiplendikçe içlerini  boşaltmak…  Muhalefete görünür alan, değer, kişi ve simge bırakmamak… Buna karşı mücadele etmesi gerekenler el ele veriyorsa, demokrasi için endişelenmek gerek. Muhalefetin olmadığı yerde demokrasi yoktur. Demokratik Cumhuriyetten İslam Cumhuriyeti’ne doğru hızlı bir kayma var. Bunu anlatması gerekenler sürecin telkinlerine uygun davranıyorsa daha fazla endişelenmemiz gerek. 
 
30 Mart’ta CHP’nin Türkiye toplamında aldığı oyun 8’de 1’ini veren İzmir’in PM’deki üye sayısının 3’e inmesini ve MYK’daki temsilinin ise sona ermesini nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP İzmir’e dair genel bir değerlendirme yaptığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
 
İzmir’de parti içinde ekipleşme ve bunun mücadelesinin yansıması olarak görüyorum MYK’daki boşluğu. Büyükşehir Başkanı ve arkadaşlarının bazı isimleri İzmir karşı çıktığı halde zorla partiye transfer etmekteki inatları yerel seçimlerde oyları eritti. Bunları herkes biliyor ve konuşuyor, parti üst katmanları da nihayet bunu gördü ve bu ekipten birisine yer vermesinin rahatsızlık yaratacağını düşünerek boş bırakmayı tercih etti diye düşünüyorum. Ekipleşmeye karşı olanları güçlendirebilir miydi? Bunun yeni tartışmalara yol açabileceğini hesaplamış olabilirler. Ekipleşme kırıldı mı? Çok zor. Etkin yerlere yerleşmiş durumdalar. İzmir’in sahibi gibi davranıyorlar. Aynı isimler hala parti içinde diğerlerine öteki gibi davranmayı sürdürüyor. PM Üyesi iken bana yapılanları yaşayanların çoğaldığını görüyorum. Çok yadırgamıştım başlangıçta.  Sonra siyasetin bazılarının mesleği olduğunu ve kendilerinden kaynaklı özellikleri olmayanların birilerini yanlarında topladıkça güçlenebildiklerini, kendisini tek başına güçlü, yeterli bulan kişilerin bu kesimce dışlandığını gözlemledim.
 
Kendi ayağı üzerinde duranı değil, kendilerine bağımlı olanı tercih eden zayıflar koalisyonu daha etkin oluyor. Çünkü kendisi olmakta ısrar eden, kimseyi karşısında gibi görmediği için onlara karşı mücadele etmeyi düşünmüyor. Parti için doğru olanı yapmayı önceliyor. Partiyi ülkenin geleceği olarak görüyor, en azından ben siyaseti bu şekilde yaptım. Ekiplerin etkisi, bu tür düşünce çoğaldıkça kırılır. Ekipleşme İzmir’e zarar verdi ve vermeye devam ediyor. Aynı ekip seçiciliğe kalkışır ve buna izin verilirse, CHP,  İzmir’de genel seçimlerde de kan kaybedecektir.  İzmir’in hassasiyetlerine uygun olmayan isimlerle İzmir’de seçim kazanılamaz. 
 
Parti içinde yaşanan hareketliliğin 2015 seçimine olumlu ya da olumsuz bir yansıması olacak mıdır?
 
Önce şuna işaret edelim ki, Kayhan Hoca üzerinden okursak, “disiplin” dedikleri, partinin temel ilke ve prensiplerine sahip çıkan kişilerin partinin eksenini kaydıran kişi ve söylemlere karşı çıkmaları…  Bu paradoksun giderilmesi gerekiyor. Ben parti yöneticisi olsam, disiplini bu çerçevede çalıştırmam. Tam tersine, parti içinde partinin temel ilkeleri ve kurucusuna yönelik sözleri olanlara karşı işletilmesi gereken bir mekanizmadan olarak görüyorum disiplini… CHP kan kaybediyor. Bu yolla büyüyemez. Taban yoksa parti yok. Yeni taban oluştururuz, yeni kişilerle gelirler nasılsa diye düşünülüyorsa, büyük yanılgı. Bekaroğlu geldi diye kaç kişi oy verir? Oysa Bekaroğlu’nun gelişine tepkili olanlar çok fazla.
 
Siyaset ülke genelinde toplumu, tabanı, bireyi yok sayan biçimde yapılırken, buna dur demesi gereken kurumun da tavandan yönetilmesi ve tabanı tasfiyeye girişmesi Türkiye için biçilen yeni yapılanma senaryolarına uygun. Toplumun endişeleri de bu noktada toplanıyor. Tabanı tasfiyeye yönelik bir operasyona gidilmemesi gerektiğini, senaryoların parçası olmak yerine bu senaryoları bozacak çalışma gruplarının oluşturulmasını, partinin temel  felsefesine, kuruluş ilkelerine ters düşen kişileri önceleyip, sahip çıkanları dışlamaması gerektiğini görebiliyorum. Partide de görenlerin, gösterenlerin ve bunu yüksek sesle dile getirenlerin artması durumunda zaten disiplin mekanizması da işlevsiz kalacaktır. Böyle mi olacak? Gidişe bakılırsa hayır!... Herkes yerini koruma telaşında… 
 
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yeni disiplin operasyonları bekliyor musunuz? 
 
İzmir için dile getirdiğim endişelerimi ülke geneli için de düşünebilirsiniz. Parti kendi kimliğine dönse ve bu eksende siyaset yapsa yetecek. Cumhuriyetin başkalaşmasının kolaylaştırıcısı imajı yerine, Cumhuriyeti sahiplenen kurucu unsur olarak mücadele verecek isimler olmazsa, toplum tepkisini sandıkta verecektir. Ancak ülkede siyaset sandık hesabına göre değil, iktidar ya da muhalefet fark etmiyor, açılım politikaları doğrultusunda yürütülüyor ve toplum bu yöne sevk edilerek yönlendiriliyor. Siyaset yer bulma, yerini korumaya indirgendi. Temel sorunu buradan okumak gerekiyor. Neden Kayhan Hoca’ya parti içinde etkin konumda kimse yüksek sesle sahip çıkmadı sorusunun yanıtı da burada.
 
Davutoğlu iktidarındaki bir Türkiye’de yeni yönetimiyle nasıl bir muhalif CHP bekliyorsunuz?
 
Davutoğlu pek fena çıkışıyor Kılıçtaroğlu’na. Hepimiz görüyoruz, ağır eleştirilerde bulunuyor. Kayhan hoca için hakaret etti deniliyor ama en ağırları şu süreçte iktidar kanadından geliyor. Davutoğlu, kendisinden öncekinin söyleminden daha sert bir söylemle, daha otoriter, öncekinin yarım bıraktığı “türban” gibi konularda daha tavizsiz bir yol izleyeceği mesajını, sesini alabildiğince yükselterek yüklendiği muhalefet üzerinden veriyor. Muhalefete ya beni  her konuda desteklersin, ya da ben seni yok hükmünde sayarım mesajı tek bir başlıkta değil, çeşitli konularda veriliyor. Buna muhalefete ayar vermek de diyebilirsiniz. Bunu yandaş medya her gün her saat yapıyor. Sorunuzun en kestirme yanıtı ülkede giderek boşluğu hissedilen muhalefetin içinin doldurulduğu bir CHP istiyorum. AKP’nin otoriter uygulamalarının izdüşümü bir parti olmak ve parti içinde de korkuyu var etmek yerine, Kılıçtaroğlu’nun önceki söyleminde olduğu gibi “korku imparatorluğunu yıkan” bir parti olmalı diyorum. Dikkat edin artık hiç kimse “Gandhi” demiyor. Nasıl gelmişti, nasıl bir söylemin içine itildi.    
                  
 Pek çok yurttaş gibi ülkemiz için kaygılıyım. Çekildiğimiz bataklıktan çıkmanın girmekten daha zor olacağının da farkındayım. Ülkemiz hiçbir dönemde olmadığı kadar savaşa yakınken, içeride olup bitenler bizi oyalamaktan öte işlev görmüyor. Ağaçlara bakarken ormanı göremez oluyoruz. Yine Atatürk için ne büyük insandı diyeceğim. “Yurtta sulh, cihanda sulh” demişti. Barışın ve barış için bizim bölgedeki önemimizin altını çizmiş; hem bizler, hem bölgemiz, hem de dünya için izlenecek  akılcı politikanın özetini çıkarmıştı. CHP, eleştirenleri partiden çıkarmakla uğraşmamalı. Kendisine, ülkeye, bölgeye yönelik psikolojik harekata  ve olası savaşa karşı politikalarla uğraşmalı. Partinin eski/yeni kadrolarını küstürerek değil, herkesi kucaklayarak yapabilir bunu. Ülkenin sürüklenişini durduracak bir güce her zamankinden çok gereksinim varken, CHP enerjisini içeride harcamamalı. Büyük işler var yapılacak. Eleştirenler de bunları anlatmaya çalışıyor. Üsluplara takılmadan söylenenlere kulak verilmeli. 
Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2014, 15:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER