"Yalanlar..."

Prof. Dr. Esra Engin yazdı...

"Yalanlar..."

İnsanoğlunun en sevdiği gerçek yalandır. Neden mi? Kutsal kitaplarda yazdığına göre cennetten de şeytanın yalanı yüzünden kovuldu Adem ile Havva. Şeytanın yalanına kandıkları için kendileri de aslında bir yalan sever olarak geldiler dünyaya. Önce kendilerine sonra da birbirlerine inandılar. Gerçeği ve doğruyu saptırmayı pek sevdiler. Dünyada da nesilleri bunu devam ettirdi. Bile bile bir çok şeyi inkar ederek yaşadılar. Türlü entrikalar çevirdiler tarih boyunca. Kendi menfaatleri için türlü türlü yalanlar söylediler.

Pek sevdi insanoğlu bu yalanı. Hatta ölümü bile yalanlayarak yaşadı hayatı. Sanki ölmeyecekmişçesine yalan söyledi kendisine. Bu nedenle hırslar yaptı. Bu nedenle evlat katili oldu. Bu nedenle savaşlar çıktı. Bu nedenle insanların hayatı karardı. Sanki ölmeyecekmişçesine erteledi bütün faydalı ne varsa yapacak kendisi ve çevresi için. Bu yalan yüzünden başına gelmedik kalmadı insanoğlunun ama yine de yalana devam etti.

En çok da kendisine yalan söyledi insanoğlu yalanı. Kaldı ki en tehlikelisi budur. Bir kez kendin inandın mı kendi yalanına, dünyanın en mağdur insanı da oluverirsin, en kahramanı da. Sicilimiz ezelden bozuk olduğundan birinin yalanına kanmaya hazırızdır hep. Yalanla yaşamayı pek severiz biz insanoğlu. Hatta bunun üzerine sözler de söylenmiştir çokça. Yalanın nasıl da pirim yaptığını anlatmak için, ”doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” demiş atalarımız. Yani şimdiki mesele değil anlayacağınız. Yüzyıllardır başımıza çorap ören yalanlarımız.

Aynı yerde aynı şeyi yaşamış birkaç insanın hikayeyi anlatma şekillerine baktığımızda, sanki o birkaç kişi aynı yerde değil, farklı şeyler yaşamışlar gibi hissedersiniz ayrı ayrı dinlediğimizde hepsini. Hepsi kendi yalanları ile süslemiştir çünkü hikayeyi. Olmasını istediği gibi, kendi inandığı gibi. O nedenledir ki bir durumu anlamak için, o durumu yaşayan herkesi dinlemek gerekir derler. Bazen o bile yeterli gelmez. Hepsinin anlatımı bile salt gerçeği yansıtmayabilir. Niye bunu yapar insanoğlu? Çünkü gerçekler çoğu zaman acıdır ya da dayanılması, sabredilmesi gereken bir durumu gösterir. Buna tahammülü ve isteği olmayan insanoğlu da kendisine yalan diye bir icat çıkarmıştır. Psikoloji bilimi buna inkar mekanizması adını vermiştir. Sizin anlayacağınız işimize gelmeyen durumları, duyguları, düşünceleri yok saymak, başkalaştırmak, çarpıtmak gibi değişik bir fantezi üretmişiz zamanla.

Ne işimize yaramış bu mekanizma? Hiç. Gelişmek ve değişmek, mutlu, sağlıklı olabilmek için, durumu inkar etmekten, en kısa sürede gerçekçi bir bakışa ve çözüme gitmeyi önerir konunun uzmanları. Birebir akıl sağlığı ile ilgisi vardır bir de yalanların. Yalanların dozu, şiddeti, süresi arttıkça hastalanmaya başlarız. Çok basit gibi gördüğümüz yalanlar bile, zaman zaman büyük sorunlara neden olabilir. Kendimizle ve çevremizle ilişkimizi bozabilir. Bir kereden bir şey olmaz dediğimiz birçok davranışımızın, aslında o öyle değil şöyle diye başlayan cümlelerimizin, benim suçum yok tamamen kandırıldım ifadelerimizin, benim sorunum değil gibi kaçışlarımızın, bana fırsat verilseydi şunu da yapardım gibi yakarışlarımızın hepsi külliyen yalandır.

Ne zaman ki insanoğlu kendine yalan söylediğinin farkına varır, o zaman değişim başlar. O zaman bireysel devrimimiz gerçekleşir. Ne zaman bireysel devrimlerimizi yapacak yürek ve cesareti bulursak, işte o zaman daha yaşanası bir dünyada var olma şansımız olur ki, bu da sağlıklı bir toplum yaratmak demektir.

Aynaya baktığımızda ne gördüğümüz önemli değil, bunu itiraf edecek yüreğimiz ve cesaretimiz olsun yeter. O zaman dünyanın bize gülmesini beklemek yerine, biz ona gülmeye başlarız.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER