Sudan'da Bir İzmirli Doktor

Sudan'ın Güney Darfur eyaletinin başkenti Nyala'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla inşa edilen Sudan-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev alan Üroloji Uzmanı Op. Dr. Deniz Arslan, 9 ay boyunca Afrika’da yaşadıklarını Ben HABER’e anlattı.

Sudan'da Bir İzmirli Doktor
OP. DR. DENİZ ARSLAN / BEN HABER
 
Türkiye’de doktor olmanın artık çekilmez boyutlara geldiğini düşündüğüm bir anda Sağlık Bakanlığı’ndan bir telefon aldım. Darfur’da bir hastane açtıklarını söylediler ve “Siz de görev almak ister misiniz?” diye sordular. “Tabii ki” dedim. “Neden olmasın.” Daha önce de gönüllü olarak gitmiştim. Hatta kendi cebimden para vermiştim. Başlangıçta görev süresinin 3 ay olduğunu öğrendiğimde bana çok uzun bir süre gibi gelmişti. “Bu çok uzun benim taksitlerim var. Param falan kesilmesin” dedim. Öğreniyorum ki bırakın kesintiyi bana orada kaldığım her ay başına 4 bin dolar civarında bir para verilecekmiş. Para olmasa da ben zaten kararımı vermiştim, gidecektim. Türkiye’nin birkaç kentinden 7 tane doktor yola koyulduk. Atatürk Havalimanı’nda buluştuk. Elazığ’dan bizim ekibe katılan arkadaş başlangıçta çok heyecanlıydı. İnanılmaz bir zekaya ve tarihsel birikime sahip biri. ‘Kanuni Sultan Süleyman ne tarz don giyerdi?’ diye sorsanız, ‘aslında başlangıçta uzundu sonra kısaya döndü’ diye cevap verebilecek kadar çok bilgili… İşte o arkadaş, havaalanında ilk karşılaştığımızda bize çatışma bölgesine gittiğimizi söylemişti. Biz tabii Darfur’un adını daha önce haberlerden duymuştuk. Çatışma olduğunu da biliyorduk. Ancak Türkiye’de doktorluk yapmaktan o kadar çok sıkılmıştım ki çatışma bölgesi olmasını hiç önemsememiştim. Yeter ki bir nefes alayım dedim… Oraya giderken başlangıçta çok korkmuştum. Sonuçta ne göreceğimizi bilmiyorduk. Uçaktan ilk indiğimizde etrafımızda bir sürü siyahi insanla karşılaştık. Havaalanının çıkışında Birleşmiş Milletler’in ağır silahlar taşıyan 2-3 tane zırhlı aracı vardı. Korkumuz ikiye katlandı.
 
EVİMİZDE BÖCEKLER VARDI
 
Hastaneye vardığımızda beklentimizin çok üstünde bir yapıyla karşılaştık. 10 dönüm alan üzerine kurulmuş çok modern bir hastane. 150 yataklı Nyala-Sudan Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi… 2006 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Sudan’a geliyor ve kamplardaki insanların halini görünce “Biz buraya ne yapabiliriz?” diye sormuş. Tabii oradaki en önemli eksikliğin sağlık hizmetleri olduğunu öğrenince buraya bir sağlık tesisi kurulması talimatını vermiş. Hastane, en modern cihazlar kullanılarak tamamlanmış ve bu haliyle Afrika kıtasının en büyük ve modern hastanesi olmuş... Hastanedeki çalışma alanlarımızı görünce gerçekten çok şaşırmıştık. Açıkçası hiç böyle bir şey beklemiyorduk. Küçük, tek katlı, 2 kişilik binalarda kaldık. Kaldığımız yerde böcekler, kertenkeleler vardı ancak Afrika orası, aksi düşünülemezdi… 
 
Hastanenin çalışma sistemi şu: Fakirlere tamamen ücretsiz hizmet veriyor, ekonomik imkanı olan insanlardan da çok az, sembolik bir ücret alınıyor. Türkiye oraya hastaneyi ilk yaptığında elbette devlet desteği alıyor ama temelde hastanenin ileriki yıllarda kendi kendini döndürmesi üzerine kurulmuş bir sistem hedefleniyor. Yani döner sermaye.
 
ÇATIŞMADA YARALANAN BİZE GELİYORDU
 
Biraz da Darfur’dan bahsetmek gerekiyor sanırım. Darfur, Sudan’ın batı bölgesine düşüyor. 2011 yılında ayrılan Güney Sudan’ın hemen üzerinde bulunuyor. Çad ile Orta Afrika’ya komşu olan sorunlu bir bölge. Çünkü Darfurlular uzun yıllardan beri Sudan’ın eski hükümetiyle anlaşamadıklarını söylüyorlar. Merkezi hükümetin onlara ayrımcılık yaptığını, yeterli hizmeti vermediği, para aktarımı konusunda sıkıntı yarattığını düşünüyorlar. Bu nedenle bazı ayaklanmalar olmuş orada. Tabi merkezi hükümet de bastırmaya çalışmış, gücünün yetmediği yerlerde de hükümetin deyimiyle, “milliyetçi ve ülkesini seven” kabileleri silahlandırmış. Onlar da ayrılıkçı kabilelere karşı kullanılmış. O dönem içerisinde orada birçok insan hayatını kaybetmiş. Bizim bulunduğumuz bölgede herhangi bir çatışma yoktu ancak bizim bölgemizin dışında çatışmaların devam ettiğini söylüyorlardı. Biz bire bir çatışmaya şahit olmadık fakat çatışmada yaralananlar bize geliyordu.  
 
 
4 BİN 500 HASTAYA BAKTIM
 
Biz oraya ilk gittiğimizde hastanede o ana kadar hiç ameliyat yapılmamıştı. Biz ayrıldığımızda ise ayda 450 ameliyat yapılabilecek pozisyona gelmişti. Örneğin ben 9 ayda 4 bin 500 hasta baktım toplamda.  450 tane büyük ameliyata girdim. Sünnetleri ve lokal operasyonları saymıyorum bile… Orada sağlık personeline ciddi anlamda ihtiyaç var. Çünkü orada doktor yok! Mesela 1 devlet, 1 polis, 1 asker hastanesi ve 1 de özel hastane var. Bu hastanelerdeki toplam doktor sayısı 24... Sadece bizim hastanemizde ise 17 tane doktor vardı. Oradaki insanların minnettarlığını ya da duygularını ifade etmek mümkün değil. Türkiye’ye o kadar çok dua ediyorlar ki… Mesela bize son dönemde Orta Afrika’dan, Çad’dan, Kamerun’dan hastalar geliyordu. Örneğin başkent Hartum’da 95 tane özel hastane var, bizim hastaneye tedavi olmaya geliyordu insanlar. 
 
 
YETİMHANELER VE KAMPLAR
 
Darfur’da o kadar çok yetimhane var ki… Hükümet bakamıyor, bölgenin ileri gelenleri bakıyordu çocuklara... Yetimhanelerdeki çocukların durumu gerçekten çok kötüydü. Sanırım bu noktada hükümetin evlat edinmek isteyen ailelere biraz kolaylık sağlaması gerekiyor. Evlat edinmek konusunda, deveye hendek atlatmak kadar zor bir sürü prosedür uyguluyorlar. Çocukları dışarıya vermek istemiyor hükümet. Bir sağlık memuru arkadaşımız bir çocuğu evlat edinmek istedi. Orada gerçekten çok tatlı çocuklar var ve onları o şekilde kötü durumda görmek insanın canını acıtıyor. 3 yaşındaki çocuk da 13 yaşındaki çocuk da aynı koşullarda besleniyor. 350 bin kişi kamplarda bir arada yaşıyor. Küçük poşetlerden oluşan, içerisine bir kişinin zor sığacağı sofalarda kalıyorlar. Fakir olanlar günde 2 öğün yemek yiyor. O yüzden kilolu bir insan gördüğünüzde onun zengin olduğunu anlayabiliyorsunuz. Küçücük çocuklar, bir avuç baklayı hamur gibi yapıyorlar, o mideye oturuyor, bütün gün onları tok tutuyor. Zaten Türkiye’den oraya giden herkes kilo veriyor.
  
 
KEÇİDEN SÜT EMEN İKİZLER
 
Benim nöbetimde bir gece ikiz bebekler dünyaya geldi. Çocuklar gayet sağlıklıydı ancak annenin sütü gelmedi, iyi beslenemediği için. Ben de doğum sırasında ikiz bebeklerinden birini kaybetmiş bir babayım ve bu duruma kayıtsız kalamadım. Aramızda para topladık gittik keçi aldık. İkizler, keçiyi emdiler ve şu an çok sağlıklılar.
 
 
EN ÇOK POLAT ALEMDAR’I SEVİYORLAR
 
Afrika’daki insanlar Türkiye’yi çok büyük bir ülke olarak görüyorlar. Amerika ile eşdeğer tutuyorlar. Türkleri zaten çok seviyorlar. Orada hepimize pop star muamelesi yapıyorlar. Bir Türk gördükleri zaman hemen “Polat Alemdar” diyorlar. İkinci bir Türkiye gibi orası. Orada birçok çocuğun adı Özer ya da Hatice… Kadın Doğum Uzmanımız ve ebe hanımın ismi… Afrikalı birçok bürokrat ile de konuştuğumda anladım ki; onların bizden tek beklentisi onlara önderlik etmemiz ve yol göstermemiz. Çünkü Avrupalılara çok fazla güvenmiyorlar. Türkiye’nin kaybettiği pozisyonu Çin alıyor orada. Çin şu anda her deliğe girmek istiyor. Afrika gerçekten her anlamda inanılmaz bakir. Sudan’dan 2 büyük nehir geçiyor ve topraklar o kadar verimli ki senede 2 ürün alabiliyorsunuz. Mesela hiç domatesin, portakalın eksildiğini görmedik biz. Tarım alanı açısından bu bölge dünyayı doyurabilecek kadar verimli… Her şey var… Toprak, hava, su, insan… Sadece tek şey eksik: Yönlendirici güç. Bir bölge var mesela. Gidiyorsun, yürüyorsun, ayağın takılıyor. Sen taş sanıyorsun, bir bakıyorsun altın… Darfur bölgesinin, dünyanın en büyük uranyum kaynaklarına sahip olduğu söyleniyor. Hatta sürekli bu yüzden oranın karıştırıldığı iddia ediliyor. Örneğin Türk malları, Çin mallarına göre daha güvenilir bulunuyor ve daha çok satılıyor. Ama yine de burada Çin bizden bir adım önde. Çünkü petrolü ve suyu Çin yönetiyor. Türkiye bu anlamda çok geri kalmış durumda. Avrupa’ya yüzümüzü döneceğiz diye çok şey kaybediyoruz bence. 
 
 
KALBİM HALEN ORADA
 
Başlangıçta Darfur’a 3 aylığına gitmiştim ama kendimi orada o kadar faydalı gördüm ki yeniden doktor olmanın hazzını yaşadım orada. Hasta insanlara hizmet etmenin hazzını yaşadım. Ben 19 yıldır bu mesleğin içerisindeyim, Darfur bölgesinde elde ettiğim manevi hazzı daha önce başka hiçbir yerde hissetmedim. O yüzden 3. ayın sonunda kalış süremizi uzatmaya karar verdik. Sonra 6 ayı doldurduk… 6 ay da bize yetmedi. Ama 9. ayda oğlumu artık çok fazla özlediğime kanaat getirdim. Darfur’da bulunduğum süreç içerisinde çok ağır bir hastalık da geçirdim. Bir ara gerçekten öleceğimi zannettim. En azından ölmeden önce oğlumu son bir kez görmek istiyorum dedim. Şu anda döndüm ama kalbim halen orada… 
 
Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2015, 10:43
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER