banner9

Şişeye Hapsedilen Gözyaşları

Dünya tarihi boyunca yaşamış ne kadar insan varsa, bir o kadar da insan hikayesi vardır. Her hikayenin sonunda da mutlaka ağlayan bir kadın...

Şişeye Hapsedilen Gözyaşları

BURAK CİLASUN / BEN HABER

Aşkın ve sevginin karşılaşabileceği en acı durum nedir? Hiç şüphesiz ki ölümdür. Zira ayrılıklar, kavgalar ve araya giren onca zorluklar insanı bazen yıldırsa da her zaman bir kavuşma ümidi vardır ve tazeliğini korur. Peki ya ölüm? Ölümün ayırdığı aşklar yahut aile bağları, tamir olunmaz bir ayrılıktır. Kavuşma ümidini yalnızca dini inanışlar doğrultusunda başka bir dünyaya taşıyan ayrılık acısını bir düşünün. Bugün her birimiz kaybettiklerimizin fotoğraflarına ve videolarına bakarak teselli bulmaya çalışıp, onların suretlerini teknoloji sayesinde hafızamızda tutmaya çalışıyoruz. Peki ya geçmişte yaşamış olup, bu imkanların birine bile sahip olmayanlar? Onların anıları akılda tutma çabaları bize göre çok daha meşakkatli ve bir o kadar da hüzünlü. Bu zorlu yolculuğun başrolündeyse kadınlar var. 

Yasın en duru hali...

Tarih boyunca yaşanan savaşlar, trajediler, haksızlıklar ve vandallıkların ortaya çıkardığı acıyla birlikte yas tutma görevi hiç şüphesiz ki kadınlara verildi. Kimi zaman eşini yahut babasını, kimi zaman da evladını kaybeden kadınlar her devirde yaslarını farklı şekilde gösterdi. Coğrafyamız yürek dağlayan ağıtları da gördü, tanrıya yakarışları da. Ancak bunlardan bir tanesi var ki, acının muhafazası anlamını taşıyor. Gözyaşı şişeleri...

Milattan önce ortaya çıkan gözyaşı şişelerinin kullanımı ilişkin Frigler, Lidyalılar ve nihayetinde Romalılara kadar dayanmaktadır. Genel itibariyle Ege'den Suriye'ye uzanan Akdeniz havzasında bulunan gözyaşı şişelerinin ilk örnekleri topraktan olmakta birlikte daha sonra cam örnekleri de ortaya çıkar. Çoğunlukla maddi durumu iyi, aristokrat ailelerin kadınlarının bu yönteme başvurma gerekçeleriyse oldukça basit. Hayata ve insanlara karşı güçlü görünmek! Oldukça küçük ve şişe ağzının bir tarafı gözün altına gelecek şekilde yassı olan bu şişelere gözyaşlarını akıtan Egeli kadınlar, şişeleri genellikle vefat eden yakınlarının gömülmesi sırasında onların naaşlarının yanına bırakırlarmış. Bu nedenle bugün bile ortaya çıkarılan Frig mezarları kazıldığı zaman mutlaka yanından birkaç gözyaşı şişesi çıkmaktadır.

Her şişe ayrı bir hikaye

Çağlar öncesinde Egeli kadınların başvurduğu bu yöntemin bugün günümüze bıraktıkları çok sayıda örnek mevcut. Her bir şişenin bir hüzün taşıdığını bilmekse, acı hikayelerin aslında genetik kodlamamıza bıraktığı hasarın sarsıcı bir tezahürü. Çoğunluğu toprak olan bu şişeleri bugün koleksiyoncular ve arkeologlar topluyor olsa da, birçoğunu gün yüzüne çıkaranlar ne yazık ki defineciler oluyor. Çoğu zaman içinden bir şey çıkabileceği ümidiyle kırılan toprak şişeler hem definecileri hayal kırıklığına uğratıyor, hem de tarihe düşülecek yeni notların önüne geçiyor.

Osmanlı'da da vardı

Gözyaşı şişelerinin insanlıkla tanışma hikayesi bugün yok olmuş olan milletlere dayanıyor olsa da, Osmanlı döneminde dahi yer yer kullanıldığı söylenir. Bir rivayete göre savaştan yaralı olarak dönen Mezamorta Hüseyin Paşa'nın eşi Hanife Hatun, şişeye biriktirdiği gözyaşlarını Hüseyin Paşa'nın ayaklarının önüne döker ve hasretini göstermek ister. Bunun üzerine Paşa, şişede kalan bir damla gözyaşını eşinin yanağına damlatıp öper ve 'Allah senin hasretini bir daha göstereceğine şu damlaya muhtaç bıraksın razıyım' der. 

Şarkılara bile konu oldu

Gözyaşı şişeleri, taşıdığı anlam nedeniyle kullanımının üstünden yaklaşık yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen bu toprakların evlatları tarafından unutulmadı. Ars Longa'nın Gözyaşı Şişesi adlı parçası, bunu en canlı örneğidir.

Bir not: 17-18 Mayıs tarihlerinde İzmir'de Gözyaşı Şişeleri Sempozyumu yapılacak. Şimdiden ilgilenenlerin dikkatine diyelim.
 

Güncelleme Tarihi: 01 Mart 2018, 11:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER