Kıymet bilmek

Prof. Dr. Esra Engin yazdı...

Kıymet bilmek

Evinizdeki en eski eşyaya bakın… Ne kadarlık bir geçmişi var… Bir biblo? Bir tabak? Masa? Yastık? Koltuk? Halı? Kazak? Saat? Ne zaman satın aldınız? Hediye mi? Yoksa bir yakınızı kaybettiniz de ondan hatıra mı kaldı? İyice bakın size ne anlam ifade ediyor? Neleri anımsattı? Neyi çağrıştırdı? O eşya ile birlikte neler yaşadınız? Bu eşyaya dikkatlice baktığınızda size ne söylüyor? Bu eşya ile bu kadar süredir birlikte olmak ne hissettirdi size?

Şimdi telefonunuza bakın. Tek tek isimlere göz atın. İsimlere bakarak kişileri anımsayın ve onlarla ilgili olan anılarınızı. Acı tatlı ne varsa. Bazıları ile hiç görüşmüyor olabilirsiniz. Bazıları hayatta bile olmayabilir. Bazıları ile sık sık görüşüyorsunuzdur. Tek tek isimleri kontrol ettiğinizde, gördükleriniz size neler çağrıştırıyor? Hafızanızda nasıl yer etmiş bu kişiler? Fotoğraflarınıza göz atın birde. Hangilerini saklamışsınız? Gerçi şimdi çoğu anlık ve sanal ortama kayıtlı fotoğraflar, ama olsun. İçlerinde silmedikleriniz ısrarla tuttuklarınız vardır elbette.

Aynaya bakın şimdi de… Kendinize… Gözlerinize… Yüzünüze… Aynadaki yansımanıza ne söylüyorsunuz? Ne hissediyorsunuz bu kişi ile ilgili? Arkadaş olabilmiş misiniz karşınızdaki sizle? Yoksa gözlerinin içine bakamıyor musunuz?

İşte böyledir kendinle yüzleşmek. Kimileri hiç eski eşya barındırmaz. Gereksiz der, atar. Kimileri her şeyi saklar gerekli gereksiz. Kimileri bir gün lazım olur diye, kimseyi silmez telefonundan. Kimileri özenle saklar isimlerini hiç görüşmese de. Kimileri kızmıştır dostuna silivermiştir en güzel anılarına ilişkin fotoğraflarını telefonundan aniden. Kimileri ne olursa olsun sevdiklerinin yanından ayrılmaz. Kimileri en ufak hata arar bırakıp gitmek için...

Mesele şu ki; aynaya baktığımızda, gözlerimizin en derinine tahammül edebiliyor muyuz kendimize? Geriye kıymet verecek bir şey bırakabilmiş miyiz? Yoksa bir kalemde silip atıvermiş miyiz birçok şeyi… Ömer Hayyam geliyor böyle zamanları düşününce aklıma "Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz, öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi “ diyor üstat. Tam da öyle yapıyoruz. Bir insan kendisine değer katan her hangi bir nesneyi ya da kişiyi göklere çıkarıp, sonra da ayaklar altına alıp çiğniyorsa yeterli kıymeti verememiştir. Seviyorum ama tahammül edemiyorum demek, zaten hiç değer vermemektir. Ama kime? Üzgünüm ama önce kendimize. Bizi biz yapan her şey kıymetlidir aslında. Çünkü bizim seçimimizdir hepsi.

Çok özeniriz ya Batılıya. İngiltere’ye, Fransa’ya. Bu insanlar gelişmişliklerini eskiye değer verme, kıymet bilmeye borçludur bir bakıma. İngiltere’deki Oxford Üniversitesi dünyanın en eski üniversitelerinden birisi ve bütün binaları yaklaşık 1000 yıldır korunuyor. Üniversite ilk eğitimi 1096 yılında başlatıyor. Fransa’nın Concorde Meydanı 1700’lü yıllardan beri pek değişmemiş. Şimdi bir de bizdeki duruma, yaşadığımız şehirlere bakın… Ben bakamıyorum. Çünkü bakınca üzülüyorum. Çünkü çocukluğum yok. Anılarım, beni ben yapan, belki şimdi hayatta olmayanlarla geçirdiğim vakitlere ait yerler yok.

Sözde kıymet veriyoruz. Ne kendimize, ne sevdiğimizi söylediklerimize, ne yaşadığımız yerlere, ne de geleceğimize. İnsan olabilmenin ve gelişmişliğin göstergesinin her ağacın, her fotoğrafın, özveri ile oluşturulmuş tüm değerlerin kıymetinin bilinmesi ile ölçüldüğü günlere uyanalım…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Şükrü  baş
Şükrü baş - 1 ay Önce

Harikasın doğru söze ne denir ki seni alnından öpüyorum kalemine kuvvet selam

Merve Kadagan
Merve Kadagan - 1 ay Önce

Çok güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık

Yağız
Yağız - 1 ay Önce

Harika bir yazı olmuş. Elinize yüreğinize sağlık.

Firuze
Firuze - 1 ay Önce

Her perşembe çok severek takip ediyorum, kaleminize yüreğinize sağlık.

Elif
Elif - 1 ay Önce

Çok güzeldi elinize sağlık. Yazılarınızın devamını bekliyoruz

Nadiye Tunç..
Nadiye Tunç.. - 1 ay Önce

Çok güzel dile getirilmiş... Sağolun. ✨

SIRADAKİ HABER