"En büyük derdimiz, bencilliğimiz"

Prof. Dr. Esra Engin yazdı...

"En büyük derdimiz, bencilliğimiz"

Kime sorsanız sevmeyi becerebildiğini söylüyor. Çocuğunu seviyor, eşini seviyor, işini seviyor, dostunu seviyor, arabasını, evini, parasını, itibarını…Sevmeyi becerebilmek… Dünyanın en çok ihtiyacı olan şey insanların kendilerini, birbirlerini, doğayı sevebilmeleri... Söylemesi en kolay uygulaması en zor eylemlerden birisidir sevebilmek…

Nasıl sevdiğimizi de çoğunlukla düşünmeden eyleme geçiyoruz. Çoğumuz sevdiğimizi sandığımız kişi ve durumları gerçekten seviyor muyuz? Yoksa sahip olmak mı hoşumuza gidiyor? Sıkça karıştırılan kavramlardan biridir sevmek ile sahip olmak. Oysa bütün aşk hikayelerinde aşıklar birbirlerine kavuşamamışlardır ama sevme eylemini sürdürmeye devam etmişlerdir. Çünkü sahip olmaya dair bir beklenti yoktur. Sevme eyleminin kendisi yeterince doyum vericidir.

Sevdiğimizi söylediğimiz insanlara kendileri olabilmeleri için ne kadar fırsat tanıyoruz? Onları oldukları gibi kabul edip özgür kalmalarına olanak tanıyor muyuz? Bunun en güzel örneğidir çocuk yetiştirmek. İnsanların çoğu soyunun devamı için çocuk yapmak ister. Bu durumun halk arasındaki ifadesi de çocuk sahibi olmaktır. Sanki bizler birer efendi çocuklarımız da kölelerimiz, yahut bir organımız, bir uzantımız gibidir.

Sahip olmak kelimesi bir insanın diğer insana verebileceği zararlardan birisidir. Oysa dilimize öyle yerleşmiştir ki, bir eşe sahip olmak, çocuk ya da çocuklara sahip olmak… Sahip olmak ile sevmek birbirlerinin karşıtı olan kavramladır. Sahip olduğunuz bir şeyi tüketirsiniz. Örneğin “şu kadar miktarda paraya sahibim”. Bunun anlamı ihtiyacım olduğunda bu parayı dilediğim gibi harcayabilir, tüketebilirim demektir. Bir arabaya, iki eve sahibim. Bu da istediğim gibi evi arabayı kullanabilir, kiraya verebilir, dilediğim gibi davranabilirim demektir.

Dil beynin aynasıdır. O nedenledir ki, sahip olmak ile aslında koşulsuz sevmiş olmayız. Sahip olduğumuzu söylediğimiz insanlardan da aslında bir şekilde bize hizmet etmesini bekleriz. Nasıl mı? Çocuğumuzun bizim istediğimiz gibi davranmasını, bizim bellettiğimiz gibi düşünmesini, bizim hayal ettiğimiz gibi bir yaşantısı olmasını, hatta başaramadıklarımızı başarmasını içten içe isteriz. Çocuk, ergen olduğunda, kendi kimliğini göstermeye çabaladığında ondandır sürtüşüp çatışmalarımız. Bizim olsun isteriz. Oysa çocuklarımız sadece hayata hazırladığımız, emek verdiğimiz, önemsediğimiz özgür varlıklardır. Anne baba olmanın kutsallığı da buradan gelir zaten. Beklemeden vermek, hayata hazırlamak, olduğu gibi sevebilmek…

Eşlerimiz, dostlarımız ve yakın ilişkide olduğumuzu söylediğimiz tüm insanlar ve canlılar için de geçerlidir bu. Bir kişiyi nitelerken, ona sahibim diyorsak, gerçekten onu sevip sevmediğimizi bir kez daha düşünmemiz gerekir.

İnsanoğlu maalesef bencildir. İlgi duyduğu her şeyi tekeline almak ister. Tüm derdimizin bencilliğimiz olduğunu anladığımızda insan olabilmeyi de becerebiliriz belki. Çünkü koşulsuz ve karşılıksız sevgi bize her şekilde güzelliklerle dönecektir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Serap Şenay Karslıoğlu
Serap Şenay Karslıoğlu - 13 ay Önce

Gerçek sevginin karşılıklı sevilme, ilgi görme, tonla beklentiye girmeyle alakası yoktur. Uzaktan, ve hatta sevilmediğini bile bile ve senin için hiçbir şey yapılmadığını göre göre de seversin. Bazılarının sevgi anlayışı bir bakıma muhasebedir. Gerçek sevgi eser miktarda enayilik barındırır..
Yazınız yine harika hocam..

Gökhan kandemir
Gökhan kandemir - 13 ay Önce

Sevgi dünyayı döndürür... “bana sahip çık! Sahibim olma!”.. sevgi ve saygıyla

SIRADAKİ HABER