"Çelişkiler"

Prof. Dr. Esra Engin yazdı...

"Çelişkiler"

Zaman zaman hepimizin kendimize “Ben nasıl bunu yapabildim? Nasıl oldu da böyle bir şey yaşadım? Nasıl böyle bir seçim yapabildim?” dediğimiz durumlar vardır. Nasıl böyle bir hataya düştüm? Şimdiki aklım olsaydı böyle olmazdı dediklerimiz. Tümü insanca, tümü insana dair şeylerdir.

Sevdiklerimiz, sevmediklerimiz. Kabul ettiklerimiz, reddettiklerimiz. Sebeplerimiz, sebepsiz kaldıklarımız… Beynimizde dönüp duran sorular. Çoğu hata yapmamak için kıvrandığımız durumlar. Hata yapmak istemedikçe yaptıklarımız. Vicdanlı davranmaya çalışarak incittiklerimiz. Kırmayayım diyerek mahvettiklerimiz. Daha çok da inat ettiğimiz ama yine yaptıklarımız. Önce karar verip sonra pişman olduklarımız. Karar veremeyip pişman olduklarımız. Yüreğim başka aklım başka söylüyor dediklerimiz.

“Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler” diyor Sezen Abla. Verselerdi o yılları geriye acaba yaptıklarımız, aldığımız kararlar değişecek miydi? Acaba o kararları almasaydık, o seçimleri yapmasaydık şimdiki biz olur muyduk? O sıkıntıları yaşamasaydık güçlü olur muyduk? Hiç hasta olmasaydık örneğin sağlığın değerini bilir miydik? Hiç aç kalmasaydık yediklerimizin tadını alır mıydık? Ağlamasaydık gülmenin keyfine varır mıydık? Yaşlanmasaydık gençliğin değerini bilir miydik?

Kaybetmeseydik kazanmak için çabalar mıydık? Sonunda ölüm olmasaydı yaşamın kıymetini anlar mıydık?

Hayatın hemen hemen tamamı bu çelişkilerle dolu ve biz kendi kendimizle kavga içindeyiz. Kendi kendimize ihanet ederek yaşıyoruz. Sanki insanoğlunda hiç kötü bir özellik olamaz gibi davranıyoruz. Sonrasında melek olmayı beklerken canavar çıkıyor içimizden. Ya da kahraman olmaya çalışırken en korkak halde buluyoruz kendimizi. Bu yaşama dair bir paradoks. Neyi abartıyorsak tam zıt olanı ile karşı karşıya kalıyoruz.

Ne zaman ki en uçlardaki duygu, düşünce, davranışlarımızı kabul ediyoruz. Ancak o zaman dengeye ulaşıyor organizma. Sakinliyor ,duruluyor ne istediğini, ne yapacağını biliyor. Ne istediğini bilen insanların yolu buradan geçiyor. Kendi içsel çelişkileri ile barışanlar, kendilerini tanımaya ve sakinleştirmeye başlıyor. Bu başlangıç hayatta daha doyumlu ilişkilere de yer açıyor. İnsan kendi içsel dünyasının paradoksunu keşfetmeden, bir üst düzeye yani sağlıklı ilişki düzeyine geçemiyor. Çünkü kendini tanımayan ne istediğini, neyi nasıl yapabileceğini keşfetmeyenler bir türlü sakinleşemiyor. Kendini sakinleştiremeyen organizmanın da diğerine faydası dokunamıyor. Ne eşine, ne dostuna, ne de ailesine ve onların dünyasına dokunamıyor.

Bir insanın en değerli hissettiği an bir diğer insan tarafından yansız ve objektif olarak anlaşıldığını hissettiği zamandır. Bir insanın diğerinin duygusunu anlayabilmesi için de önce kendi duygu tanımlamasını gerçekleştirmesi gerekiyor. Tüm çelişkileri, en uçta hissettiği ve düşündükleri ile yüzleşebildiği oranda dinginleşiyor.

Sakin ve dingin bir hayat, sabah ve akşam, siyah ve beyaz, iyi ve kötü gibi zıtlık ve çelişkilerin elele olabildiği anlarda saklı… Neyi bekliyorsunuz… Gidip yakalayın hayatınızı…Henüz kaçmadan, kaçırmadan…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nadiye Tunç
Nadiye Tunç - 3 ay Önce

Değerli yazınız için teşekkürler...

Zehra Kırkuşu
Zehra Kırkuşu - 3 ay Önce

Herşeyin şekillenmesinde temelde yatan duygu sevgi bence Esra, Yazın harika olmuş,evet herkes öncelikle yaratılış mizacını keşfetmiş ve kabullenmiş olmalı ki çelişkiye yer açılmasın ,nezaket kuralları çerçevesinde herkes önce kendine ve başkalarına karşı dürüst olsa daha az zaman ve sevgi kaybı yaşanırdı,bize verlen hayat bir tane değil mi ,yaşayabilmek marifet ,sevgiyle kal,teşekkür ederim..

Şükrü baş
Şükrü baş - 3 ay Önce

Doğru söze ne denir ki nice perşembelere

SIRADAKİ HABER