Biz Sevmeyi Ondan Öğrendik; Vatanı da, Kadını da

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk sık sık askerliği ve siyaset adamı oluşuyla gündemimizde yer alıyor. Bu yazıdaysa, tarihe geçen yönlerinden biraz sıyrılalım ve Mustafa Kemal’in gönül yolculuğuna bir göz atalım.

Biz Sevmeyi Ondan Öğrendik; Vatanı da, Kadını da
BURAK CİLASUN / BEN HABER
 
Mustafa Kemal Atatürk ve aşk kelimelerini yan yana getirdiğimiz zaman hiç şüphesiz ki ilk olarak akla vatan aşkı gelir. Trablusgarp’tan Conkbayırı’na, Samsun’dan İzmir’e uzanan ve bir ömre mal olan bu vatan aşkı, vatanın yetiştirdiği gençlerde de karşılık bulmuş ve o büyük kurtarıcıya büyük bir minnete dönüşmüştür.
 
Her ne kadar cepheden cepheye bir hayat hikayesi mevzubahis olsa da, mutlaka bir de özel yaşantılar, gönülde birikenler var. Atatürk’ün ömrü boyunca Mustafa Kemal’i de sevenler var, Mustafa Kemal Paşa’yı da… Hiç şüphesiz bir de onun sevdikleri var.
 
Gençliğinden günümüze akıllarda son dönem popüler kültürünün de etkisiyle Atatürk ve aşk dendiği zaman akla Fikriye ve Latife hanımlar gelir. Kurtuluş mücadelesinin en yoğun günlerini ve yeni Türkiye’nin inşa sürecini kapsayan bu sürece değinmeden önce mutlaka kıyılarda kalmış ve yeterince tanınmamış kadınlara şöyle bir göz atmak gerekir.
 
 
Onlar Atatürk’ü, Atatürk de onları sevdi
 
Örneğin Mustafa Kemal’in evlenmek istediği; ancak bu isteğini gerçekleştiremediği kadınlar vardır. Atatürk onları, onlar da Atatürk’ü severler ama bu kızları aileleri Mustafa Kemal’in Türk olması, asker olması gibi nedenlerle vermezler. Bunlardan bir tanesinin de hikayesi bugün Makedonya’nın bir şehri olan Manastır’da geçer.
 
Atatürk’ün eğitim gördüğü askeri okuldaki anı odasında herkes askerlik sanatıyla ilgili yayınlar ve bu yönde materyaller beklerken, çok daha farklı bir şekilde, bir aşk mektubu yer alır. Atatürk’ün hayatına ilk giren kadınlardan ve bir Rum iş adamının kızı olan Eleni’nin yazdığı hazin bir aşk mektubu ziyaretçilerle buluşur. İki genç birbirlerini severler, öyle bir aşktır ki bu, Zübeyde Hanım da bu ilişkiye ikna edilir ancak, kızın babası, Mustafa Kemal’i Türk olduğu için istemez ve kızını kahyasıyla evlendirmeye kalkar.
 
 
Tarihin akışını değiştiren ret!
 
Elbette imkansız aşklar silsilesinin ne ilk ne de son halkasıdır Manastırlı Eleni… Gerçekleşmesi durumunda tarihin akışının belki de yeniden yazılacağı ancak gerçekleşmeyen bir başka evlenme isteği ise doğrudan Osmanlı’yı ilgilendirir, çünkü Mustafa Kemal Padişah Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’ı istemektedir!
 
Kimilerine göre politik bir şekilde gerçekleşen bu evlenme isteğine yönelik yıllar sonra Sabiha Sultan şu sözleri söyleyecektir; “ Kendilerini bir defa görmüş ve hoşlanmıştım. Gayet yakışıklı idiler. Ateş gibi gözleri vardı, alev alev yanıyorlardı. Ama evlenemezdim, zira Faruk ’u seviyordum” (Bahsi geçen kişi, son Halife Abdülmecit Efendi’nin oğlu Ömer Faruk Osmanoğlu’dur ve Sabiha Sultan ile 1948 yılına dek evli kalmışlardır)
 
Yine Sabiha Sultan’ın Mustafa Kemal’in evlilik teklifini reddetmesinin ardında emsal olarak gördüğü başka bir evliliğin yattığı da iddialar arasındadır. İddiaya göre her ne kadar dillere destan bir aşk hikayesi olsa da Enver Paşa ve Naciye Sultan’ın evliliğindeki uzak düşmekten kaynaklı problemler de Sabiha Sultan için caydırıcı etken olmuştur.
 
Sofya günleri hızlı geçer
 
Mustafa Kemal’in aşk hayatının belki de en hızlı olduğu dönem ise Sofya’ya ateşemiliter olarak görev yaptığı 1913-1914 dönemi olur. Burada, daha sonra milli mücadele ve milli mücadele sonrasında da omuz omuza çalışacağı arkadaşlarından Fethi Okyar ile birlikte görev yapan Atatürk’ün hayatına, Bulgar yönetimindeki üst düzey görevlilerin kızları arka arkaya girecektir. Bunlarsa Bulgar Başbakanının kızı Nicolina Radoslavof, Bulgar Harbiye Nazırının kızı Dimitrina Kovaçev ve milletvekili Dino Akçof'un kızı Elena Akçof isimleridir. Mustafa Kemal bu isimlerle Sofya’da düzenlenen balolarda tanışır. Özellikle güzelliği dillere destan bir genç kız olan Dimitrina ile olan ilişkisi Sofya sosyetesinin bir süre ana gündemi bile olur.
 
Her biriyle kısa süreli yakınlaşmalar yaşansa ve hatta Dimitrina Kovaçev’in babası Mustafa Kemal’e kızını Türk olduğu için vermese de Atatürk’ün karşısına bu kızları unutturacak başka bir kızın çıkması çok da uzun sürmez. Bölgenin önde gelen ailelerinden Vidinli Kurtbey ailesinin kızı olan Nazmiye’ye gönlünü kaptırır.
 
Nazmiye Hanım’ın hatıralarına göre Osmanlı İmparatorluğu’nun hızla yükselen subaylarından Sofya Ateşemiliteri Mustafa Kemal, henüz daha ilk görüşmede kendisine evlenme teklif eder. O yıllarda üniversite eğitimine başlayacak olan Nazmiye Hanım, hem böyle bir düşüncede olmamasından dolayı hem de Mustafa Kemal’in teklifindeki bir ayrıntıdan dolayı bu teklifi geri çevirir. Nazmiye Hanım bu ayrıntının nikahın kıyılması ile ilgili olduğunu ve Atatürk’ün kendisiyle imamın kıyacağı bir nikah ile değil, Fethi Okyar’ın kıyacağı bir nikahla evlenmek istediğini dile getirir. Hal böyle olunca da bu evlilik fikri de gerçekleşmeyecektir.
 
Atatürk’ün yaşadığı aşklara dair çeşitli kaynaklarda başta ilk aşkı olarak Müjgan, ilk sevgilisi olarak Hatice, Romen kızı Fani, Şevki Paşa’nın kızı Emine ve Hilda Christianus gibi az miktarda bilgiyle söylenen pek çok isim olsa da milli mücadele dönemiyle birlikte hayatında yer eden 2 ana karaktere geçmekte fayda var.
 
Fikriye ve Latife hanımlar
 
Atatürk’ün özel hayatı gündeme geldiğinde Fikriye ve Latife hanımların yeri ise çok daha farklıdır. Haklarında pek çok kitap yazılan bu iki kadın, hiç şüphe yok ki bundan yıllar sonra bile konuşulacak isimler olarak hafızalara kazınmışlardır. İki ismi birbirinden ayıran pek çok nokta olsa da sevgi hususuna dair şu söylenir; Fikriye Mustafa Kemal’i, Latife ise Mustafa Kemal Paşa’yı sevmiştir!
 
Fikriye ve Latife hanımlardan birlikte bahsetmek gerekirse, aralarında çok da öne çıkmayan, hatta çoğu zaman atlanan; ancak bir erkeğin gözünde fark olarak görülebilecek noktalardan bir tanesi yaşlardır. Fikriye’nin 1887 yılında doğmasına karşılık olarak Latife Hanım ise 1898 yılında doğar ve aralarında tam 11 yaş fark vardır.
 
Fikriye evlilik hayalleri kurar
 
Atatürk’ün bu iki isimden ilk olarak tanıdığı Fikriye Hanım, milli mücadele döneminin en ağır ve gergin günlerini Ankara’da Mustafa Kemal’in yanında geçirir. Zaman içinde gerçekleştirilen toplantılarda ve yaşanan olaylarda Atatürk’ten etkilenmesi o denli artar ki, ortada adeta bir kara sevda oluşur; ancak birçok büyük aşk gibi sonu hazin biter.
 
Türk ordusunun zafere ilerlediği ve İzmir’e girdiği süreçte Fikriye oldukça mutludur ve savaş sonrasında Atatürk ile evleneceğini düşünmektedir. 
 
İzmir’deyse işler çok farklı gelişir!
 
Mustafa Kemal, uzun yıllar boş olan gönlünü İzmir’de doldurur. Türk ordusunun İzmir’e girmesinin ardından şehrin önde gelen ailelerinden Uşakizade ailesinin köşkünde konaklar. 16 günlük misafirliği boyunca etrafında pervane olan Latife Hanım, Mustafa Kemal’i oldukça etkiler. Sourbonne mezunu oluşu ve 4 dil bilmesi de bu etkileyişin önemli unsurlarındandır. Avrupai bir tarzı olan Latife Hanım, doğrudan doğruya Atatürk’ün gözündeki modern Türk kadını profiline uymaktadır. 
 
Nikah ve intihar
 
İzmir ziyaretinden sonra annesi Zübeyde Hanım’ı Latife Hanım’ın yanına yerleştiren Atatürk, Zübeyde Hanım’ın ölmesinden çok kısa bir süre sonra İzmir’de Kazım Karabekir ve Salih Bozok’un nikah şahitlikleriyle Latife Hanım ile dünya evine girer. Bu sırada hasta olan Fikriye ise Münih’te tedavi altındadır. Zaman zaman Atatürk’ten haber alsa da bir süre sonra Mustafa Kemal’in evlendiğini öğrenir. Haberi alır almaz Ankara’ya dönen Fikriye, Mustafa Kemal ile görüşemez. Hatta bu görüşmeyi Latife Hanım’ın engellediği öne sürülür. Sevdiği adamla görüşemeyen Fikriye, Atatürk’ün kendisine hediye ettiği tabanca ile intihar eder.
 
 
Latife Hanım’ın kaprisleri bitmez
 
Fikriye’nin ölümüyle birlikte kendini daha da rahat hisseden ve ulaşılmaz gördüğü Gazi Paşa ile evli olduğu için kendisini daha farklı bir havaya büründüren Latife Hanım’ın tavırları değişmeye başlar. Mustafa Kemal’in askerlerle zaman geçirmesi ve devlet meseleleriyle ilgilenmesi, “İhmal ediliyorum” hissiyatını verdikçe Latife Hanım bunu tartışma konusu haline getirir. Farklı noktalarda o dönem yadırganacak şekilde Atatürk’e askerlerin ve kurmaylarının yanında “Kemal” diye hitap etmesi ve yaşanan kavgalar sonunda evliliğin süresi de çok uzamaz. 5 Ağustos 1925’te gerçekleşen boşanmayla birlikte Atatürk’ün 2,5 yıllık evlilik hayatı da sona erer. 
 
Millet aşkı ağır basar
 
1925’te gerçekleşen boşanma, Mustafa Kemal için yalnızca bir evliliğin bitmesi anlamını taşımaz. Ulu Önder o tarihten sonra gönül işlerini de yalnızca millet sevgisine göre dizayn edecek ve bir daha ciddi bir ilişki yaşamayacaktır. Onun aşkı artık yalnızca millettir!
 
Eleni’nin Atatürk’e yazdığı mektup
 
“Çok seneler geçti, ben halen her gün senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla. Kağıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt.
 
Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat, balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum.
 
Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağladım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı.
Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi. Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Babam beni hiç bir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim.
 
Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, Eleni Karinte’n.”
Güncelleme Tarihi: 14 Şubat 2015, 10:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER